Bilimsel jestin özü belki de parçayı bütünden ayrıcalıklı tutmaktır, molar yerine moleküler olana öncelik tanımaktır. Bilime sorarsanız molar bütünlük (mesela gündelik bir nesne) aslında moleküler parçalarının (fiziki yapıtaşlarının) toplaşmasıdır. Gündelik bir nesnenin tamamlığı bilimsel değildir ve hayalidir (katılık veya homojenlik gibi yerel süreklilikler haricinde), onu oluşturan bileşen-nesneler ise bilimseldir ve gerçektir.
İşte bu tamamsız parçaların toplaşması (“asamblajı” değil) mikrohali oluşturur. Ama mikrohal hem gözlenemezlik anlamında erişilmezdir hem de kuantum belirsizlik ve yerelsizlik gibi kimi acayiplikler barındırdığı anlaşılır [1]. İşte bu yüzden bilim ister istemez mikrohalden ödün vererek makrohalde gözlenebilen parametrelerle (basınç, hacim, sıcaklık, vb.) uğraşmaya razı gelir, bu parametreler simgesel ara zemin işlevi görür: hayali molar bütünlükler ile onların gerçek moleküler parçaları arasında dolayım kurar.
Peki psikanalizin kökeninde, Freud’un rüyaları yorumlamasında bu bilimsel jest gözlenebilir mi?
İlk bakışta uyanık yaşantıdaki (“gerçek dünya”daki) nesnelerin kusursuzluğu göze çarpar, rüyaların düşlemsel dünyasını dolduran nesneler ise olsa olsa bu “gerçek dünya” nesnelerinin kusurlu nüshalarıdır. Mesela bir insanın “gerçek dünya”da varolan tam ve kusursuz bedeni, rüyaların simgesel dilinde burun, göz, el, parmak, cinsel organ gibi bileşen-nesnelerce kusurlu bir tarzda temsil edilmektedir.
Freud tam da bu değerlendirmeyi tersine çevirerek bilimsel jeste riayet etmiş oldu: Kişinin “gerçek dünya”daki tam bedeni rüyadaki nesnelerden daha hayali sayılmalıdır çünkü o bedenin “kusursuz görünüşü” sentetiktir; asıl gerçek ise düşlerdeki bileşen-nesnelerdir, bu gerçeklik-kırıntıları (peu du réel) bilimsel amaçlara daha uygundur çünkü onlar tamlık veya kusursuzluk sergilemek için değildir, analiz edilmek ve yorumlanmak içindir.
Öncelikle rüyaların “gerçek dünya” nesnelerinin kusurlu nüshalarından oluştuğunu kabullenmeliyiz. Hemen ardından yapılması gereken bilimsel jest ise şunu öne sürmektir: Rüyalar uyanık yaşantıdan daha gerçektir çünkü parçalar bütünden daha gerçektir. Beyine (veya nörona) atfedilen “işlevsel tamlık”, rüya ve düşlemlere saçılmış parça ve kırıntıların utandırıcı gerçekliğini perdelemeye yarayan nörolojik bir fetiştir. “İşlevsel tamlıklara” dair hayali fetişler yerine rüya kırıntılarının tamamsız toplaşmalarına dikkat ederseniz nüshalamanın aksi yönde de işlediği netleşir: “Gerçek dünya” da rüyaları nüshalamaktadır, hem de rüyaların “gerçek dünya”yı nüshalamasından çok daha temel bir anlamda. İki dünya da nüshaların nüshalarıdır ama farklı anlamlarda: “Gerçek dünya” olsa olsa sentetik bir nüsha nüshasıdır, rüya ise analitik bir nüsha nüshasıdır. Böylece düşünmekle düşlemek arasındaki denklik vurgulanır ve “gerçek dünya”nın hem düşünce hem de imgeleme niye bu kadar inatla direndiği anlaşılır.
Kendini bütünsel tarzda algılayıp inşa edip sentezleyen “gerçek dünya” hayal meyal bileşen-nesnelere direnir ve onları dışlar (bastırır veya inkar eder). Lacancı psikanalize göre bu hayal meyal gerçeklik kırıntıları Ötekinin eksikliğini belirtir: S(Ⱥ). Bu özel imleyen psikanalizin bilimsel yapıtaşıdır, nöroloji veya psikolojideki “-loji” yerine “-analiz” denmesini gerektiren farktır. S(Ⱥ) “ontolojik tamamsızlığa” (Žižek) müsaade eden bir tür ontoanalizin temeli sayılabilir (aynı zamanda hontoanaliz: “une honte / yazık!” [2]).
Filmler de aynı rüyalar gibi analitik nüsha nüshaları olduğu için S(Ⱥ) örnekleri filmlerde bulunabilir [3]. Rüyalara dair öne çıkan filmlerden Başlandırı (Inception, 2010) Ötekinin eksikliğini mükemmelen cisimleştiren bir nesneye başvurur: topaç. (Belki de sicimleştiren demeliyiz, semptomatik düğümler attığı için.) Filmin kahramanı topacını döndürerek “gerçek dünya”da mı yoksa rüyada mı olduğunu sınayabilmektedir: Eğer topacın dönmesi durursa “gerçek dünya”da olduğunu anlar. Eğer topacın dönmesi durmazsa, hâlâ rüyada olabileceğini düşünür. “Hâlâ dönüyor” demek “hâlâ rüyadayım” yani “rêve encore” demektir [4]. Filmin bir yerinde topacın oyun zarıyla ikame edilebileceği söylenir (bu cisimlere totem denmektedir). O halde bu iki nesneyi onların özelliklerini bileştiren üçüncü bir nesneyle ikame etmemiz akla uygundur: dreidel.
+
=
Dreideli aynı topaç gibi döndürebilirsiniz ama dreidel yavaşlayıp durduğu zaman aynı zar gibi bir simge gösterir. Böylece ikisindeki çağrışımları bileştirir:
1) Aynı topaç gibi dreidelde de “hâlâ dönüyor” (rêve encore) Ötekinin eksikliğini belirtir: S(Ⱥ). Onun yanar dönerliği ruhtan “dürtülenen” bir gerçeklik kırıntısıdır. O “gerçek dünya”nın inşasını aynı anda hem sağlayan hem de engelleyen paradoksal (saçmantıklı) “yapıtaşı”dır.
2) Aynı zar gibi dreidelin de sonuçta gösterdiği simge Esas-İmleyeni belirtir: S1. Bu imleyen “tek hamlede” (özgül unsur, unary trait) özneyi dikişler (siler) ve temsil eder (kayıt düşer, nakışlar) ve böylece “gerçek dünya”ya hayali-sentetik tutarlılığını verir.
Dreidelin durup bir simge göstermesi ayrıca kuantum mekaniğindeki dalga fonksiyonunun çökmesinin bir mecazı gibidir. Münhasır fiziki olaylara ait ayrık ihtimallerin işleyişi Esas-İmleyenlerin rekabetine benzer. Ama “gerçek dünya” ancak kaçınılmaz “tam ihtimal = 1” kendi imkanını edindiğinde (şayet edinirse!) mümkün olur, o da ancak dreidelin dönmesi durunca (şayet durursa!) olur. İşte bu yüzden “hâlâ dönüyor” (rêve encore) asla muhtemel olamayacak tuhaf bir mümkünatın adıdır, aynı cinsel ilişki gibi (Kayıp Otoban: “Asla senin olmayacağım.”). Ötekinin bu eksikliğine şu adlar verilebilir: (1) muhtemel olmayan mümkünat, (2) imkansız mümkünat, (3) saf mümkünat, (4) görcül mümkünat (olası mümkünatlardan ayrı olarak) [5].
“Hâlâ dönüyor” akademik bilimin huzurunu kaçırır ve sabrını taşırır. O aceleyle ve telaşla “özneyi dikişlemeyi” yani yayına makale göndermeyi tercih eder, Üç Mahpustan biri gibi “kapıya doğru koşmayı” tercih eder.
Işık Barış Fidaner doktoralı (Boğaziçi Üniversitesi) bir bilgisayar bilimcidir. Yersiz Şeyler‘in Admini, Žižekian Analysis’in Editörü, Görce Yazıları‘nın Küratörüdür. Twitter: @BarisFidaner
Notlar:
[1] Bkz “Mikrohal yoktur”
[2] Bkz “Utançtan ölmek: Saf işaretin ayıplığı” Jacques Lacan:
Otoanaliz imkansızdır ama ontoanaliz mümkündür!
hontoanaliz: “une honte!” “yazık!”
ontoerotizm, hontoerotizm
ontizm, hontizm, hauntism
ontistik, hontistik, hauntistic
Outie stick!
[3] Semptomunun Keyfini Çıkar! (1991) kitabında Slavoj Žižek filmlerden ve operalardan birçok S(Ⱥ) örneği verir:
İşte bu ödenmemiş borç boyutunda harfiyet/mektup rolünü üstlenen bir nesne özneler arasında dolaşır ve böylece onları kapalı bir öznelerarası topluluğa çevirir. Hitchcockçu nesnenin işlevi budur: bednam MacGuffin değildir ama “yersiz” kalarak (çalınarak vb.) hikayeyi ilerleten “gerçek kırıntısıdır”: Şüphenin Gölgesi‘ndeki yüzük, Trende Yabancılar‘daki çakmak, hatta Çok Şey Bilen Adam‘da iki çift arasında dolaşan çocuk böyledir. Bu nesne “istikamete varınca” yani haklı sahibine ulaşınca hikaye sona erer: Guy çakmağı geri aldığı an (Trende Yabancılar‘ın son sahnesinde ölen Bruno’nun eli açılıp çakmak düşünce), kaçırılan çocuk Amerikan çifte geri döndüğü an (Çok Şey Bilen Adam‘da), vb. Bu nesne Ötekinin eksikliğini yani simgesel düzeni teşkil eden tutarsızlığı cisimleştirir/sicimleştirir, onu madden var eder: Claude Lévi-Strauss bir olgu olarak mübadelenin Simgeselde belli bir yapısal kusura, dengesizliğe şahitlik ettiğine dikkat çekmişti; işte bu yüzden bu nesnenin Lacancı mathemi S(Ⱥ)’dır, Ötekinin eksikliğinin imleyenidir. Böylesi bir nesnenin muhteşem bir örneği Richard Wagner’in Nibelung Yüzüğü operasındaki yüzüktür, simgesel mübadelenin dengesizliğini sahneleyen muazzam bir dramadır bu. Hikayenin başında Alberich yüzüğü Rhine kızlarından çalar, artık yüzük her kimdeyse onu lanetlemektedir; hikayenin sonunda ise yüzük Rhine’daki haklı sahiplerine geri atılır, lakin bu çözümün bedeli Tanrıların alacakaranlığı olur, çünkü onların varoluş dayanağı bir borcun ödenmeden kalmasıydı.
[4] “Hâlâ dönüyor” ayrıca “durmadan kendini yazmamayı sürdüren” Lacancı imkansızı da belirtir. Bu tam olarak cinsel ilişkinin imkansızlığıdır. O aynı zamanda bilgisayar bilimindeki sonsuz döngüler ve Sonlanma Problemiyle (Halting Problem) de alakalıdır. Bkz “Turing Makinesi ve Lacan: Yazma ve Durma”. Tabi Eppur si muove‘yi de unutmayalım.
[5] Bkz “Olasılık ve Görcüllük” Slavoj Žižek

































Geri bildirim: Ontoanalysis: Inception’s spinning top is the lack in the Other — Işık Barış Fidaner – Žižekian Analysis
Geri bildirim: Utançtan ölmek: Saf işaretin ayıplığı — Jacques Lacan | YERSİZ ŞEYLER
Geri bildirim: Azar Azar Arzula(la)tan İdealizme Karşı Fırıl Fırıl Dön-Dür(tüley)en Maddecilik — Slavoj Žižek | YERSİZ ŞEYLER
Geri bildirim: Herr-matik — derleme | YERSİZ ŞEYLER
Geri bildirim: Tezahürriayet: İhtizaz ve İhtisar — Işık Barış Fidaner | YERSİZ ŞEYLER
Geri bildirim: Eriyor olacağım! Sigmund Freud ve Nasreddin Hoca: Kazanmaya inanıyorsun da kaybetmeye neden inanmıyorsun? — Işık Barış Fidaner | YERSİZ ŞEYLER
Geri bildirim: Astroanaliz — özel sayfa | YERSİZ ŞEYLER
Geri bildirim: Sinem Atik — özel sayfa | YERSİZ ŞEYLER
Geri bildirim: Perde — özel sayfa | YERSİZ ŞEYLER
Geri bildirim: Eppur si muove: Bir teori çevirdim hâlâ dönüyor — Slavoj Žižek | YERSİZ ŞEYLER
Geri bildirim: Solaraks (Solaris): Umman Mürşit (Uhm man more shit?) — Stanislaw Lem | YERSİZ ŞEYLER
Geri bildirim: Cool’a Cool’luk edene Ja-Zug’lar olsun ~ Orhan Gencebay | YERSİZ ŞEYLER
Geri bildirim: Alaylı ve Halaylı Analiz — Sigmund Freud | YERSİZ ŞEYLER
Geri bildirim: Üç Ruh Bilmecesi | YERSİZ ŞEYLER
Geri bildirim: Kuantum — özel sayı | YERSİZ ŞEYLER
Geri bildirim: IBF ile robo-söyleşi | 🦋🤖 YERSİZ ŞEYLER
Geri bildirim: S1: Arzu-Artığının Bilgiye Dikilmiş Auralı Kesmesi | 🦋🤖 YERSİZ ŞEYLER