Lacan üç önemli terimi 4’üncü seminerde tanıtır:
iğdiş: hayali nesnenin simgesel eksikliği
hüsran: gerçek nesnenin hayali eksikliği
yoksunluk: simgesel nesnenin gerçek eksikliği
İğdiş ile yoksunluk karşıttır, hüsran da istikrarsız ara terimdir.
Peki hüsranın karşıtı nedir? Nesneyi edinince alınan tatmin midir? Hayır, hüsranın karşıtı daha ziyade tatminsizliktir, çünkü nesne hep hayal kırıklığı getirir. Şimdi bu dört terimi karmaşık semptom düzlemine yerleştirelim [1]:
İlk karşıtlık hüsran ile tatminsizlik arasındadır: Fallus eksikliği hüsran yaşatır, oysa fallusu fiilen edinseydiniz de tatminsiz kalacaktınız (yine de ayrıcalıklı olacaktınız).
Bu karşıtlığı sezgiyle anlamak için hüsranı alt sınıfların yüzleştiği “gerçek dünya sorunları” gibi düşünün, tatminsizliği de o kadar alt olmayan sınıfların yaşadığı “birinci dünya sorunları” sayılan konular gibi düşünün (dünya geneli için orta sınıflardan bahsetmek abartı olur).
Hüsran ile tatminsizliği nasıl işlediğinize göre, ya yoksunluğu ya da iğdişi elde edersiniz.
1) Eğer hüsran ile tatminsizliği kayıtsızca yan yana koyup ikisinin ortak özelliğine odaklanırsanız, yoksunluğu elde edersiniz. Yoksunluk ya dünyanın ya da benliğin ya da başka bir şeyin yersizliğini, çığrından çıkmışlığını adlandırır (semptom budur). Bu dengesizliğin temel tabiatı hep aynı kalsa da, sizi ona vardıran iki farklı rota vardır:
hüsran × hüsran = yoksunluk
Bu formül olağan yoksul kalabalığın, muhtaçların, en alt sınıfın, mülksüzlerin, toplumsal düzenden cebren dışlanıp sonra bazılarına “entegre” olup kapitalistlerce sömürülme ayrıcalığı teklif edilenlerin çığrından çıkmışlığını dile getirir.
tatminsizlik × tatminsizlik = yoksunluk
Bu formül zengin kalabalık da denen diğer kalabalığın çığrından çıkmışlığını dile getirir [2], onlar da toplumsal düzenin dışına düşerler ama ötelendikleri için değil, emek-zaman harcamak veya planlı “üretken” enerji sarf etmek gibi bilindik anlamlarda çalışmalarına gerek kalmadan gereksinimleri karşılandığı için. Olağan sömürücü anlamda zengin olmaları gerekmez, nesneyi edinebildikleri için tatminsiz kalma lüksüne erişebilmeleri yeterlidir. Zengin kalabalığın en gevşek tanımı akademisyenlerin yanısıra sanatçıları ve profesyonel aktivistleri de içerebilir.
Yoksul kalabalık için yoksunluk hüsrana uğratan bir eksikliktir, zengin kalabalık içinse yoksunluk tatminsiz bırakan bir fazlalıktır. İki rotanın da yoksunluğa varması eksiklik ve fazlalığın aynı madalyonun iki yüzü olduğunu gösterir.
2) Eğer hüsran ile tatminsizliği ilişkilendirirseniz iğdişi elde edersiniz. Simgesel borç anlamında iğdiş, hüsran ile tatminsizlik arasında bir tür takas, mübadele veya mutabakattan doğar.
İşçi, iş sözleşmesinde, kapitalistin tatminsizliğine hizmet etmek için bir miktar hüsran yüklenmeyi kabul etmiştir. İşçi, boş zamanlarında tatminsiz kalma lüksüne erişebilmek için iş saatleri boyunca hüsran yaşamayı kabul etmiştir. Hakim özgürlük idealleri harfiyen böyle tarif edilir, ister modası geçmiş giysilerle ister sağlıksız beslenmeyle ilgili olsun.
İşte iğdiş formülü [3]:
tatminsizlik × hüsran = iğdiş
Şimdi yoksunluk yaşayan iki tür kalabalığın yüzleştiği sorunları ayrıştırabiliriz. Yoksul kalabalık da zengin kalabalık da iğdiş olmayı beceremez ama farklı şekillerde.
Yoksul kalabalık elinde hüsranla kalakalır ve onu tatminsizlikle takas etmeyi beceremez. Mesela “orta sınıflara” hasetlenen ve aynı onlar gibi tatminsiz kalabilmek isteyen birisi olabilir, veya gösterişçi hakim kültürden iğrenen ve ona mesafeli kalmak isteyen birinin elverişli başarısızlığı da olabilir. Birinci örnek sömürü sistemine “entegre” olmaya gayret eden bir mülteci olabilir. İkinci örnek hüsranlarını “proletarya partisi” gibi bir eksende örgütlemek isteyen politik bir işçi olabilir.
Zengin kalabalık elinde tatminsizlikle kalakalır ve hüsran yoluyla ona toplumsal değer yüklemeyi beceremez. Mesela kendi fedakarca hüsranını dile getiremeyen veya onu geçerleyecek şahitler bulamayan birisi olabilir, veya hüsranı varoluşsal anlamda yabancılayan birisi de olabilir. Birinci örnek “O kadar çalıştım, ne acılar çektim ama kimse eserlerimin kıymetini bilmiyor” diyen bir sanatçı olabilir. İkinci örnek “pratik uygulamaları” asla dert etmeden teorilerini döktürmeyi kesintisizce sürdüren bir filozofun faydacılığa aykırı çalışmaları olabilir.
Işık Barış Fidaner doktoralı (Boğaziçi Üniversitesi) bir bilgisayar bilimcidir. Yersiz Şeyler‘in Admini, Žižekian Analysis’in Editörü, Görce Yazıları‘nın Küratörüdür. Twitter: @BarisFidaner
Notlar:
[1] Bkz “Karmaşık Semptom Düzlemi”
[2] Yoksul ve zengin kalabalıklar hakkında bkz: Less Than Nothing (2012). Tam formüller şöyledir (bkz [1]):
hüsran × hüsran = (-φ)2 = (-i)2 = i2 = -1 = a = yoksunluk
tatminsizlik × tatminsizlik = φ2 = i2 = -1 = a = yoksunluk
[3] Tam formül:
tatminsizlik × hüsran = φ(-φ) = i(-i) = -i2 = -(-1) = 1 = Φ = S1 = iğdiş































Geri bildirim: Tezahürriayet — derleme | YERSİZ ŞEYLER
Geri bildirim: Frustration and Dissatisfaction, Privation and Castration — Işık Barış Fidaner – Žižekian Analysis
Geri bildirim: Arayadsıma ve Konyadsıma — Işık Barış Fidaner | YERSİZ ŞEYLER
Geri bildirim: Rastyönel Satırlama — Işık Barış Fidaner | YERSİZ ŞEYLER
Geri bildirim: Adım ve Atım: Adım atımın atımıdır, Atım imletimdir — Işık Barış Fidaner | YERSİZ ŞEYLER
Geri bildirim: Psiko-eleştirel Bilgelik Psikanaliz Değildir — Işık Barış Fidaner | YERSİZ ŞEYLER
Geri bildirim: Tepkisel Sütur ve Tepkisel Südur — Işık Barış Fidaner | YERSİZ ŞEYLER
Geri bildirim: Düşmedeniyet ve Dilmedeniyet — Işık Barış Fidaner | YERSİZ ŞEYLER
Geri bildirim: Aktarıma Müdahalenin Aktarımı | 🦋🤖 YERSİZ ŞEYLER
Geri bildirim: IBF ile robo-söyleşi | 🦋🤖 YERSİZ ŞEYLER
Geri bildirim: LEGOLUGAT 🧩🧱📖 | 🦋🤖 YERSİZ ŞEYLER