Punctum’daki yazısında Kant-Foucault hattını izleyen Murat Erşen, Aydınlanmacı eleştirinin “sınırların analizi” olduğunu söyler [1]. Bu tabloda üçlü bir yapı belirir:
Biz, analiz, sınırlarımız: Biz sınırlarımızı analiz ediyoruz.
Biz’in “olgunlaşmak” için ileri atılımlar yapan bir tarihsel fail sayıldığı anımsanırsa burada çizilen tablonun popülizme epey elverişli bir kılıf olduğunu algılamak pek zor olmayacaktır:
Biz (yani esas kahraman, Kolektif Ego, Halkımız) sınırlarımızı (yani onları, içimizdeki ve dışımızdaki başkalarını, yabancıladığımız herşeyi, Kendinde-Şeyleri) analiz ediyoruz (yani kategorize ediyoruz, tanımladığımız sınıflara ayırıyoruz, bilgimizi inşa ederken kullanıyoruz).
Biz’in Onlar karşısında “olgunluğunu” ispatlama macerasına dönüşen bu kavramlaştırma şu hatalı varsayımlara dayanır:
1) Sınırlarımız analizimizin nesnesidir.
2) Bizse analizin öznesiyiz.
Bu varsayımlar hatalıdır çünkü Freudcu hattı izlersek:
1) Sınırlarımız bilinçdışıdır, onları yalıtıp nesneleştirme gayretimiz obsesyonel savunmamızdır.
2) “Bilinçli Biz” hayali bir Kolektif Ego’dur, onu “özgür özne” zannetmemiz büyük bir yanılgıdır.
Esasen:
1) Sınırlar analizin nesnesi sayılamaz çünkü analizde dokunduğunuz her sınır ileri/geri kaymış olacaktır.
2) Biz kendimizi analizin bilinçli öznesi zannetsek de analizin asıl öznesi bizim bilinçdışı sınırlarımızdır.
Hegelci hattı izleyerek “sınır”ın özneleşmiş haline “sınırlama” diyelim. Analizin nesnesi sınırlar değildir ama analiz öznesi sınırlamadır: Analiz öz-sınırlamadır. O halde Aydınlanma eylemini de “sınırların analizi olarak eleştiri” yerine “öz-sınırlama olarak analiz” ile tanımlamak çok daha isabetli olacaktır.
Buradaki temel problem “Bilmeye cüret et!” düsturunun takip edildiği güncel sosyal medyatik kanalizasyon sistemlerinde “her Ego’dan bir ses çıkması / hesabı olanın konuşması” neticesinde bizi aklın kamusal kullanımlarında ortaklaştırabilecek hiçbir asgari müşterek kalmamasıdır. Sanal Egolar halinde kalmayıp gerçek anlamda özneleşmek istiyorsak şu sloganları öne çıkarmalıyız:
Asıl: Bilebilmeye cüret et!
O halde: Bilmemeye de cüret et!
Yani: Sen önce bir cehaletini ikrar et! [2]
Işık Barış Fidaner doktoralı (Boğaziçi Üniversitesi) bir bilgisayar bilimcidir. Yersiz Şeyler‘in Admini, Žižekian Analysis’in Editörü, Görce Yazıları‘nın Küratörüdür. Twitter: @BarisFidaner
Notlar:
[1] Bkz “Aydınlanma ve Eleştiri: Şimdiki Zamanın Ontolojisi” Murat Erşen
[2] Bkz “Bilgi ve Bilebilgi: Bilen Bilemez Ancak Bilmeyen Bilebilir”, “Doğruyu Bilme İsteği ve Sahiyi Bilebilme Arzusu”, “Sanal Anayurt Savunmasını Amayurt Savunmasına Çevirelim: Bilen Özneden Bilebilen Özneye”






























Geri bildirim: Öğrenç — derleme | YERSİZ ŞEYLER
Geri bildirim: Punctum Contra Punctum — derleme | YERSİZ ŞEYLER
Geri bildirim: Punctus Contra Punctum — derleme | YERSİZ ŞEYLER
Geri bildirim: Sapkın Kılavuz İdeoloji: İkinci Toplantı | YERSİZ ŞEYLER