Hepimiz Türkoyuz: İstanbul’da bekleyecek o seni — Işık Barış Fidaner

Barış Aydın Punctum’daki yazısında Tanıl Bora’nın kitabından hareketle Türkiye tarihinde linçlerin “haklı öfke” sayıldığını anlatır [1]. Bu vesileyle American Dream (Amerikan Rüyası) tabirinden yola çıkarak ülkemiz Türkiye hakkında üç temel soruyu soralım:

1) Turkish Trauma, haklı bir travma mıdır?
2) Turkish Drama, hakkını veren bir drama mıdır?
3) Turkish Dream, hak edilmiş bir rüya / hayal / ülkü / ideal midir?

Bu sorulara otomatikman olumsuz yanıt verip tarihten deliller saymadan önce sakın unutmayınız ki öyle ya da böyle bu sorulara olumlu yanıtlar verebilmemiz bir ülke ve toplum olarak bir arada durmamız için şarttır.

1) Turkish Trauma, haklı bir travma mıdır?

Türklerin veya Türkiyelilerin travmaları deyince aklınıza neler geliyor? Yüzyılın başından itibaren birçok hadise sayılabilir. Sevr Antlaşması gibi milli tarihsel travmaların yanısıra 1980 darbesi veya AKP dönemi gibi ülkeyi saran toplumsal travmalar da bu kapsamda sayılabilir. Turkish Trauma’nın haksızlığına delil gösterilen “daha haklı travmalar” arasında da geleneksel Kurdish Trauma ve son zamanlarda öne çıkan Refugee Trauma sayılabilir.

Türklük sünnilik veya erkeklik gibi başka kimliklere yaslandığında ise Alevilerin Daha Haklı Travması veya Kadınların Daha Haklı Travması gibi çeşitli aktörler ve aktrisler tarih sahnesinde boy gösterirler, ki onlar da zincirleme tepkimelerle Ofansif Komedyenlerin Pek Haksız Olmayan Travması veya Transgenderların En En Haklı Travması gibi daha güncel oyunculara vesile olabilmişlerdir.

İşte Turkish Trauma bütün bu “haklı ve daha haklı ve en haklı travmalar” zincirinin en başında durur ve ister ikrar edin ister kabul edin ister inkar edin, o zinciri popüle eden halkalarımızın / halklarımızın tamamı, birbirleriyle veya Türklükle ne kadar kavgalı olurlarsa olsunlar, baştan aşağı Turkish Trauma’nın “haklı öfke” rengine boyanmışlardır.

O halde travmamızın ne kadar ve ne bakımdan haklı olduğundan daha mühim mesele, travmamızı silkeleyecek dramanın hakkını verebilmemizdir.

2) Turkish Drama, hakkını veren bir drama mıdır?

Türklerin “drama queen” durumuna düşmesi Türko terimiyle ifade ediliyor. Zincirleme tepkimelerle ürettiği bütün tezat belirlenimlerle birlikte Turkish Trauma içinden çıkılmaz bir çorbaya dönmüştür. O yüzden artık bu meseleyi biraz basitleştirmemiz lazım.

Türkler Kürtler karşısında Türkodur belki ama Türkiyeli Kürtler de dünya karşısında Türkodurlar. Benzer şekilde: Erkek kadın karşısında “kırılgan erkeklik” durumuna düşer belki ama kadınların daha haklı mücadelesi de transgender aktivizminin en haklı mücadelesi nezdinde “kırılgan cislik” durumuna düşer.

Türkler biraz cinstir belki ama Suriyeliler ve Afganlar da ayrı bir cinstir, erkekler çok cins olsa da kadınlar onlardan daha bile cinstir, hele ki translar aramızda en cins olanlarımızdır.

Sonuç olarak cinsleşip “drama queen” olmaktan kaçamamak anlamında hepimiz Türkoluk ortak paydasında buluşuruz. Turkish Drama bu ülkeye ayak basan hepimizin az çok pay sahibi olduğu ortaklaşa histerimizdir, Türkiye hamamına giren herkesin döktüğü his terleridir [2]. Hepimiz ayrı bir değişik olsak da ülkemiz vatandaşı hemşehrilerimizin dünyada temsil ettiği değişiklik vasfı hepimize aittir.

3) Turkish Dream, hak edilmiş bir rüya / hayal / ülkü / ideal midir?

Türklerin veya Türkiyelilerin ortak rüyasından / hayalinden / ülküsünden / idealinden söz edemiyoruz belki ama Turkish Dream gibi muhatabı belli olmayan muğlak bir ifadeyi belki biz Türkoların ortak yüceltim alanı olarak kullanabiliriz.

Güzel canlar (beautiful soul) olarak kendi tertemiz sicilimizi “pis Türkler”den ayrı tutmaya çalışmamız boşunadır. Bir noktada artık “olan olmuş” demek zorundayız, Fatih Sultan Mehmet Konstantinopolis’i fethetmiş ve biz de istesek de istemesek de onun ardıllarıyız.

Konstantinopolis’in Fethedilmesinin 500’üncü yıldönümünde (1953) bestelenen şarkıda Belki Devdirler grubunun dediği gibi [3]:

İstanbul Konstantiniyye’ydi
Artık İstanbul, Konstantiniyye değil
Uzun zamandır yok Konstantiniyye
Artık Türk eğlencesi mehtaplı gecesi

Konstantiniyye’de kadınların hepsi
İstanbul’da yaşar, Konstantiniyye’de değil
Haliyle buluşacaksanız Konstantiniyye’de
İstanbul’da bekleyecek o seni

Geri götürsene beni Konstantiniyye’ye
Yok, geri dönemezsin ki Konstantiniyye’ye
Uzun zamandır yok Konstantiniyye
Niye işi bitmiş Konstantiniyye’nin?
Başka kimsenin değil o iş Türklerin

Işık Barış Fidaner doktoralı (Boğaziçi Üniversitesi) bir bilgisayar bilimcidir. Yersiz Şeyler‘in Admini, Žižekian Analysis’in Editörü, Görce Yazıları‘nın Küratörüdür. Twitter: @BarisFidaner

Notlar:

[1] Bkz “Yerli ve Milli Bir Spor Olarak Türkiye’de Linç” Barış Aydın

[2] Bkz “Alın Teri, Ecel Teri, His-teri”

[3] Bkz “İstanbul (Konstantiniyye değil)” They Might Be Giants

Ketli topraklar üzerinde
Payidar! darbe!
Payı dar… dar be…

8 Yorum

Filed under Şey