Hekimlerin ve hekimliğin değeri gündemdeyken hoş bir espri dolaşıma girdi [1]:
YETİŞ DOKTOR!… demesi kolay, bir doktorun yetişmesi en az 30 yıl!
Yetişmenin iki anlamını ayırt edelim:
1) Yetişkenlik: İhtiyacı olan şeyleri talep eden tarafları çabucak memnun etmek.
2) Yetişkinlik: Toplum nezdinde kabul görmek, yetkili ve sorumlu sayılabilmek.
Burada çok basit bir denklem oluştuğunu görebilirsiniz:
1) Sadece yetişkenliği kıstas almanın atasözü bellidir:
Hatice’ye değil neticeye bak!
Toplum bu yaklaşımı benimsediği zaman sıradan vatandaş (1) memnun edilen bir müşteri olmaya ve (2) eğlendirilen bir anonim kalabalık olmaya indirgenir. Bu tavır zaten yaygın ve belirgin olduğu için örnek vermemize gerek yok. Neticeciliğin en uç noktası “doktora saldıran hasta” olmuştur.
2) Sadece yetişkinliği kıstas almanın atasözü de şöyle olsa gerek:
Neticeye değil Hatice’ye bak!
Bu yaklaşım benimsendiğinde ise sıradan vatandaş (1) “yerliler” açısından yaşadığı yere ayağını basamayan bir “turist” olmaya ve (2) “çocuk muamelesi yapılarak” eğlendirilen bir güruh olmaya indirgenir (tırnak içindekilere birazdan geleceğiz).
Klasik büyüklenme tavrını düşünelim [2]:
Biz ağırbaşlı olgun yetişkinleriz, sizse ergenliğini aşamamış toy gençlersiniz. Ah ah… biz nerede hata yaptık da sizi şöyle iyice yetiştiremedik!
Büyüklenen taraf:
— Şaşkın bir çocuğa acıyarak ders vermeye tenezzül eden olgundur, büyüktür, “ata”lıdır ve “atanmış”tır.
— Beceriksiz bir turiste, gezgine, yolcuya, “atanamamış” olana istihza eden yerlidir, buralıdır, hancıdır.
İşte “atanamayan öğretmen” kavramındaki gülünçlük de bu büyüklenme tavrına aittir. Atanamadıysanız öğretmen olamazsınız çünkü o zaman siz “ya çocuksunuz ya turistsiniz ya da her ikisi birden.”
3) Eğer hem hekimlerin ve hekimliğin değerli olduğuna inanıyorsanız hem de sağırbaşlı solgunlardan değilseniz, üçüncü bir yaklaşım içindesiniz demektir. Üçüncü yaklaşım derken Hatice ile neticeyi sentezlemekten ya da yetişkenlik-yetişkinlik dengesini iyi kurmaktan söz etmiyorum. Aksine üçüncü yaklaşım için hem Hatice’yi Hatice’ye bırakmalısınız, hem de neticeyi neticeye bırakmalısınız. Bu tavrı da bir başka atasözümüzle belirtelim:
Sal gitsin!
Işık Barış Fidaner doktoralı (Boğaziçi Üniversitesi) bir bilgisayar bilimcidir. Yersiz Şeyler‘in Admini, Žižekian Analysis’in Editörü, Görce Yazıları‘nın Küratörüdür. Twitter: @BarisFidaner
Notlar:
[1] Bkz “Hakim ve Hekim”, “Polis, Hekim, Hakim, Avukat”
[2] Örnek de verelim: Benim Yersiz Şeyler’deki yazılarımda başvurduğum kelime oyunlarının “içi boş zeka gösterileri” olduğu kanaatinde olduğu için bana hiç bulaşmamaya özen gösteren değerli hocamız Cemal Dindar. Cemal hocamız elbette bana hiç bulaşmamak için yürüdükleri yolları değiştiren engin kitlelerden minik bir örnektir. Bkz “Çizili baykuş ormanın içinden seslenir: ‘Kim yapar yemeğini?'” Rebecca Pugh; kelime oyunlarının teorik temeli konusunda bkz “Lacan’da dil (la langue) ve dilmeden (lalangue)” Jean-Claude Milner































Geri bildirim: Anlamsızı — derleme | YERSİZ ŞEYLER
Geri bildirim: Boşver: Sal Gitsin ve Bırak Kalsın — Işık Barış Fidaner | YERSİZ ŞEYLER
Geri bildirim: Nevermind: Let it go and Let it be — Işık Barış Fidaner – Žižekian Analysis
Geri bildirim: Darbımesel, Darbınam, Darbışaka, Darbıkelam — Işık Barış Fidaner | YERSİZ ŞEYLER
Geri bildirim: IBF’nin Zekası Geyiği — Işık Barış Fidaner | YERSİZ ŞEYLER