Üç Lacancı Sahi Seçim — Işık Barış Fidaner

Lacancılar genelde İmgesele kıyasla Simgesele (Gerçeğin imgesel dışavurumuna kıyasla simgesel dışavurumuna) ayrıcalık tanırlar: İmleyenlerin Simgesel ifadesiyle yabancılaşmak daha elverişlidir çünkü İmgesel yanlış-tanımayla yabancılaşmak hep saldırganca hasımlaşma tehlikesi barındırır [1]. Simgesel düzen annenin arzusunu Nam-ı Pir ile ikame ederek kurulduğuna göre bu seçim dişile kıyasla erile ayrıcalık tanır. “Doğa” mefhumundaki naifliği aşmak üzere dişil karışıklığa karşı eril ayrımın değerini vurgular [2].

Öte yandan Lacancılar Simgesele kıyasla Gerçeğe de (İmgeselin simgesel aşımına kıyasla gerçek aşımına da) ayrıcalık tanırlar: Gerçek Simgesel ifadenin sınırını çizmesi hasebiyle Simgeselin ana gövdesinden daha güçlüdür. Gerçek ayrım simgesel ayrımdan daha iyidir (etkilidir) [3]. Simgesel düzenin sınırları histerik sorgulama ve dişil öznellikle çizildiğine göre bu ikinci seçim erile kıyasla dişile ayrıcalık tanır. “Tanrı” mefhumundaki naifliği aşmak üzere eril karışıklığa karşı dişil ayrımın değerini vurgular.

Şimdi gelin üçüncü bir Lacancı seçim ekleyip bu çemberi kapatalım: Gerçeğe kıyasla İmgesel (Simgeselin gerçek aksamasına kıyasla imgesel/hayali aksaması) daha iyidir (etkilidir). Simgesel düzen açısından o düzenin Gerçek sınırı onun öncephesini çizmesi ve onu ileri itmesi hasebiyle muazzam bir değer taşır. Ama Simgesel düzen topyekün çöktüğü zaman (psikozdaki gibi) Gerçek dayanaklarını yitirir ve korkunç bir felakete dönüşür; işte o zaman insan acilen tutunacak İmgesel/hayali bir inşaya gerek duyar. İnsanın Simgesel inşayı yeni baştan başlatması ancak İmgesele/hayallere geçici bir gerileme/regresyon yaşayarak mümkün olur, aynı bir devrimin bir Ütopyayla körüklenmesi gibi. Bu üçüncü seçim dişil ile eril arasında gerçekleşmez; bu seçim gerçekliğin eril dayanağının çöküşüyle yüzleşen dişil özneye aittir tamamen. Dolayısıyla bu seçim farklı feminizmler arasındadır: Fallus’u tamamen reddeden bir feminizme karşı Fallus’u kateden bir feminizmi seçmektir [4].

Bu üç seçime verilen Lacancı cevaplar sahi olanlardır [5]. Tam olarak en doğru seçimler olmayabilirler ama en isabetle sahi olan seçimler onlardır. Lacan’ın Encore seminerinde sayfa 90’daki okları takip ederler.

sema3k

Şimdi gelin Lacan’ın (şemada gösterilen) üç temel tutkusunu tartışmaya katalım: Sevgi tutkusu (sahiliğe dayanır) İmgesel ile Simgesel arasında sahnelenir, bilmezlik tutkusu (suretlere dayanır) Simgesel ile Gerçek arasında sahnelenir, nefret tutkusu (gerçekliğe dayanır) Gerçek ile İmgesel arasında sahnelenir.

İmgesele karşı Simgeseli (Gerçeğin imgesel dışavurumuna karşı simgesel dışavurumunu) seçmek esasen sevgiyle ilgilidir, bilmezlik ile nefret arasında bir seçimdir. İmgesel saldırgan hasımlaşma bilmezlik nefretini körükler (“cahillerden” nefret etmek), o da herşeyi bilme obsesyonu yaratır, o da sevgiyi soğurur. Bu sorunun çözümü onu nefret-bilmezliğe dönüştürüp bilginin histerik sorgulamasına yol açarak sevgi yaymak ve Simgesel dile gelişi tetiklemektir [6]. Bu seçim alenen (Simgeselde) dişil düzene karşı eril düzeni seçse de örtük olarak (Gerçekte) eril tutuma karşı dişil tutumu seçer. Diğer terimlere başvurursak, suretin gerçekliğine karşı gerçekliğin suretini seçer: Salt imgesel suretler kendi başına bir gerçeklik tanımlayamaz, bu suretlerin ait olacağı bir simgesel gerçeklik inşa edilmelidir.

Simgesele karşı Gerçeği (İmgeselin simgesel aşımına karşı gerçek aşımını) seçmek esasen bilmezlikle ilgilidir. Önceki seçimde ayrıcalık tanınan bilmezlik şimdi artık egemen olmuştur ve tutkular arasında yeni bir kavşak noktasına varırız: Nefret mi sevgi mi? Nefretin gerçekliğinden tamamen kaçınmak mümkün olmadığı için bu noktada alenen sevgiyi seçmek ister istemez nefret-sevgisine vardıracaktır (love-to-hate). Simgesel düzenin ana gövdesi Esas-İmleyen’e ilan-ı aşk etse de Bir olana duyulan bu sevgi her zaman “diğerlerine”, “onlara”, Gerçek Şeyi cisimleştiren Komşuya duyulan nefreti sevmeye dayanır (love-to-hate). Dolayısıyla bu noktada alenen nefreti seçmek şarttır, böylece Simgesel düzenin sınırlarındaki küçük a nesnesine duyduğunuz nefreti sevebilirsiniz (hate-to-love). Bu ikinci adım önceki adımda iş başında olan dişil histeriyi yoğuşturur. Diğer terimlere başvurursak, gerçekliğin sahiliğine karşı sahiliğin gerçekliğini seçer: Kabul edilmiş görünür gerçekliğin ardında saklanan bir sahiliğin/hakikatin peşine düşmez; onun yerine gerçekliğin tamamını onun varoluşunu sınırlandıran sahiliklere dayandırır.

Gerçeğe karşı İmgeseli (Simgeselin gerçek aksamasına karşı imgesel/hayali aksamasını) seçmek esasen nefretle ilgilidir. Önceki adımda seçilen nefret şimdi artık egemen olmuştur ve yeni kavşak noktası sevgi ile bilmezlik arasındadır. Artık Simgesel düzeni imha eden nefretle harfiyen yüzyüze geldiğimiz için bilmezliği seçme lüksüne sahip değiliz, eğer öyle yaparsak sevgi-bilmezliği seçmiş oluruz ve tüm olası Simgesel yeniden inşaların yolu kapanır. Alenen sevgiyi seçmeliyiz ve bir Ütopya farzetmeliyiz ki o da eninde sonunda daha yansız bir bilmezlik sevgisine dönüşebilsin ve bizi Simgesel düzenin yeniden inşasına hazırlayabilsin. Diğer terimlere başvurursak, sahiliğin suretlerine karşı suretlerin sahiliğini seçeriz: Şu veya bu sahilikle/hakikatle yetkilenecek bir suretin gelmesini beklemeyiz; onun yerine bizzat suretlerin kendi imgesel/hayali sahiliğine tutunuruz.

(İngilizcesi)

Işık Barış Fidaner doktoralı (Boğaziçi Üniversitesi) bir bilgisayar bilimcidir. Yersiz Şeyler‘in Admini, Žižekian Analysis’in Editörü, Görce Yazıları‘nın Küratörüdür. Twitter: @BarisFidaner

Notlar:

[1] Bkz “İmgesel Yabancılaşma (Tamlık Taslama) ile Simgesel Yabancılaşma (Tamamlık Taslama)”

[2] Bkz “Yetki-Beden Kompleksi”

[3] Bkz “Simgesel Ayrılma ile Gerçek Ayrılma”

[4] Bkz “Fallus’un Katedilmesi”

[5] Taş, kağıt, makas cinsinden: İmgesele karşı simgeseli seçmek “makas kağıdı keser” demektir, simgesele karşı gerçeği seçmek “taş makası kırar” demektir, gerçeğe karşı imgeseli seçmek “kağıt taşı sarar” demektir. Bkz “Gerçekliğin Taşı, Sahiliğin Kağıdı, Suretlerin Makası”

[6] Bkz “Bilinçdışının bileşimsel dünyadışını geçirgen kılmak”

4 Yorum

Filed under Şey