Ölü Başkanlara Kurban: Öhö Öhö Anlarsın Ya! — Işık Barış Fidaner

deadp

‘Ölü başkan’ (dead president) ABE (USA) argosunda para demektir [1]. Dolar banknotlarına basılmış resimleri kasteden aptalca bir şakayı andıran bu tabiri harfiyen okursanız beklenmedik bir Marx-Freud sentezi ufukta belirir: Eğer para harfiyen ölü başkansa, mübadelenin evrensel eşdeğeri hizmeti gören metada (Marx) kurban edilen Erbaba’nın bir lokması cisimleşmiş demektir (Freud). Kurban edilen Erbaba’nın dolar banknotlarında cisimleşmesi salt düşlemseldir elbet, tam da bu yüzden ölü başkan resimleri basılmıştır onlara.

Repçi Jay-Z ‘Ölü Başkanlar’ şarkısında para arzusunu şöyle dile getirir: ‘Beni temsil edecek başkanlar peşindeyim!’ Bu da bizi Lacan’ın simgesel düzen tanımına getirir: İmleyen özneyi bir başka imleyene temsil eder. Kurban edilen Erbaba’nın dolar banknotundaki lokması öznenin ‘hizmet edilecek müşteri’ oluşunu temsil eden Esas-İmleyen olmuştur.

Eğer müşteriden size aktarılan ölü başkanları telafi edecek bir şeyler varsa zulanızda, sıkıntı olmaz. Ama ölü başkanları mukabele edecek hiçbirşeyiniz yoksa, kendi kendinizi feda etmeye mecbur kalırsınız: O zaman müşteriden gelen Erbaba lokmalarını kendi canınızdan kopacak lokmalarla mukabele/mukavele etmek zorundasınız. Böylece ’emek-gücünüzü satıyor’ olacaksınız, müşteri de sizin işvereniniz olacak. Sonuçta siz ‘zincirlerinden (zencirlerinden) başka kaybedecek hiçbirşeyi olmayan’ işçi sınıfı olacaksınız. Fakat size kötü bir haberimiz var: ‘kazanacağınız bir dünya’ yok, çünkü ölü başkanların temsil ettiği sonsuzlukla yüzleştikçe kendinizi hep daha çok kurban etmeniz gerekecek (dolar mı? dolmaz! Jay-Z: ‘Sonsuzluğun başkanlarla temsili işte anlarsın ya?’).

Ölü başkanların kötü sonsuzluğu (Hegel: schlechte Unendlichkeit) fetişlerin iktidarıyla donanmıştır. Banknottaki ölü başkan bir anmadır (simgesel yas [2]); insanların yaslanabileceği fetişçi değerler taşıyan bir anıttır: düşlemsel Erbaba’nın bir lokmasını dosdoğru cisimleştirmek hasebiyle yetkilenmiştir, ek simgesel dolayımlara gerek duymaz. İşçiler kendi ’emek-güçlerini satarak’ evrensel eşdeğer (para) uğruna kurban olmayı teklif ettikleri zaman gerçek değer kaynağı kılığına bürünürler [3] ve böylece özgül bir fetişçi değer de onlara bahşedilmiş olur: İşçi sınıfı bütün değer fazlasının (surplus-value) gerçek kaynağı olmaktan gurur duyar [4].

Fakat buradaki asıl mesele ölü başkanlara kurban olmanın keyif fazlasıdır (surplus-enjoyment). Para, çabaları angaje edip tartışmaları uzlaştırırken düşlemlerin ve zevkin iktidarına yaslanır. Paranın kullanışlı olması onun kullanışlı olduğunu herkesin fiilen varsaymaya devam etmesinden gelir (kul’lanım kula kulluk önkabulüne bağlıdır). Para evrensel bir düşlemin iktidarıyla donanır ki insanların bireysel düşlemlerinin iktidarını hem iptal edip hem de muhafaza edebilsin (kapsayarak aşabilsin: sublate: Aufhebung).

Para fetişi insanların uğursuz alametleri inkar etmesini sağlayan bir imleyendir (iklim krizi, başkalarının sefaleti, vb. para ‘sayesinde’ inkar edilir [5]) . İşte Slavoj Žižek’in anlattığı Starbucks kahvesinin mekanizması da budur:

Bizim kahvemize az daha ödeme yaparak kapitalist hakikati beraberce inkar edişimize siz de katılın, öhö öhö anlarsın ya! (coffee = cough-fee)

starbucks

(İngilizcesi)

Işık Barış Fidaner doktoralı (Boğaziçi Üniversitesi) bir bilgisayar bilimcidir. Yersiz Şeyler‘in Admini, Žižekian Analysis’in Editörü, Görce Yazıları‘nın Küratörüdür. Twitter: @BarisFidaner

Notlar:

[1] Bkz “ABD Zenciri ve ABE Dolar!”

[2] Bkz “Hep Vardı ile Hiç Olmadı”

[3] Bkz “Eril ve Dişil Marksizm”

[4] Bkz “Working-Class Pride and Authorization”, “Emek-gücünün Sapkın Nüvesi: Kendini Kullandırmak”

[5] Bkz “Greta Thunberg and the disavowal of the ominous signs”

9 Yorum

Filed under Şey