Histeriye obsesyonel freakshow bakışı nasıl kurgulanır? Bu fantazi janrının yarı-düşünümlü bir aktarımı Psikesinema yazarı Caner Fidaner’in Kalem Kutusu (2014) kitabındaki ‘Sepya Öyküler’ bölümünde bulunur [1].
Daha ilk sayfada ‘Râkım Çelebi’ ismini görünce zaten seviyenin düşeceği hissedilir. Nitekim eğlencebaz Alman ahbap ‘Hans’ yardımıyla Frengish ‘cambazhane’ye ‘duhul’ eden Râkım Çelebi orada para için oynatılan bir ‘acayip mahlûk’a bittabi derhal aşık oluverir.
Denizkızı kılığına sokularak kalabalık eğlendirmek maksadıyla sergilenen bu küçük hanım da elbette çok geçmeden ‘cambazlık’ paketinden çıkarak (meta fetişizminden kendini sıyırarak) Râkım Çelebi’nin kapısına varacaktır… Neyse ki ne mutlu ki sonradan anlaşılır ki çaresizlikten cambazlık kariyerine tenezzül eden bu tertemiz kızcağız zaten aslında Odesa nüfuslu Sofia namlı bir Eisenstein meleğidir (meta fetişizmini aşmıştır).
Bu iç rahatlatan müjdeyi işittiği saniyeler içinde imana gelip hidayete eren Râkım Çelebi bir tirad çekiverir (gerçi söze başlarken ‘bismillah’ demeyi ihmal etmesi dikkatli gözlerden kaçmaz) [2]:
Ailemizden tevarüs ettiğimiz en müessir miras onların bize koyduğu isimdir. Neden? Çünkü o isimdir ki bize yol gösterir, ne olmamız icap ettiğini söyler. Hayatımızı onun peşine takar gideriz. (s. 16)
Simgesel düzenin hakimiyeti ilan edildikten sonra ‘Râkım Çelebi’ artık mecazlarla yetinmeyip fiziki seviyesini de düşürerek ‘köşkün bahçesindeki’ kuyuya inecektir, neden mi? Validesi vefat ettiği için!
Bu haberi duyuran kişi de elindeki makasla ‘köşkün bahçesinde’ yetişen bitkilerin, çiçeklerin, ağaçların, dalların, otların ‘en doğru seviyesini’ ayarlayan (köşk çeperinde büyüyen anomalileri iğdiş etmekle görevli) bahçıvandır.
Şimdi gelin annesini kaybedip depresyonlara garkolmak suretiyle gitgide aşağılara çekilen bu kurgusal kahramanı biraz daha yakından tanıyalım: Babasının ‘mühendis olsun’ diye Frengistan’a yolladığı Râkım oğul onun yerine ‘İslav Literatürü’ (?) öğrenip geri gelmiştir, buna ek olarak ‘boyu boyundan uzun’ Eisenstein meleği Odesalı Sofia’yı da koluna takmıştır.
Annesi öldükten sonra seviyeyi düşürdükçe düşüren hayırsız oğul ‘iyi kız’ Sofia/Safiye dururken (gerçi Eisenstein/Osmanlı melekleri zaten onun ‘boyunu aştığı’ için) bula bula yeraltında bir ‘yılan kadın’ Şahmaran bulup (göz göre göre) gidip onunla şaapar [3]. Bu gayrimünasip izdivaçtan doğan ‘Ecder’ (Ejderha) adlı yılan çocuk da konuşmak yerine tıslayan orjinal mizacıyla sonu gelmeyen ‘acayip mâhluk’lar serisine eklenmiş olur bu sayede.
Ayrıca ne enteresandır ki (bahçıvanın ‘köşk kapsamındaki iğdiş yetkisi’ne dayanarak ağız tadı ve gönül rahatlığıyla sulanabildiği) Habeşli hizmetli (zenci kadın) ile kuyuda yaşayan Şahmaran (yılan kadın) fi tarihinde beraberce tek paket halinde kardeş kardeş köşke varmışlardır… Fakat yanlış anlaşılmasın! Köşke bir arada gelmeleri sadece ve sadece Kabe’yle ilgilidir (‘Hacca gittim’ yalanı için babanın topladığı delillerdir). Zenci ve yılan kızların hayırsız oğulla beraber çektirdikleri fotoğrafta beliren ‘kalkık kuyruk’ (fallus) da pek titiz bahçıvanın gözünden kaçmaz tabi.
Gitgide daha da ilginçleşen (soraklandıkça soraklanan) [4] bir başka gelişme de müteveffa Hayrettin Efendi’den miras kalan gizemli bavuldan fırlayarak ‘insanı gerçekten hayret ettiren’ uçsuz bucaksız ucubeler kataloğudur:
Gemi boyunda ahtapotlardan adam yiyen ağaçlara, ev büyüklüğünde kaplumbağalardan aralarında insan gibi konuşan maymunlara kadar neler neler görmüşler [boru değilmiş yani!]. (s. 30)
Tenezzülcü fantazi borularının tahammülünü adım adım zorlayarak şişirip patlatan bu freakshow taşkınlığı en sonuncu öyküde postmodern bir dikişleme ile zaptedilmek istenir (araştırmacı gazeteci Çetin Abi ve motosikletine attığı güzel foto muhabir Gülsüm acaba bu katalogdan ne anlayacaklardı aman tanrım!) ama bu nesnelimsi yalıtım tesisatı da mevzubahis gidişatı noktalamaya yetmez.
İşte ‘İslavoj’ Žižek’in Sapkın Kılavuz Sinema‘da adım adım analiz ettiği düşlemler salgını budur. The Conversation filminde kanlanan klozete oturan Žižek seyircilere şunları anlatır [5]:
Sinema sanatının işi arzu uyandırmak ve arzuyla oynamaktır. Bir yandan da arzuyla aranızdaki mesafeyi korumaktır, onu evcilleştirmek, ele avuca sığdırmaktır. Seyirciler sinema salonuna oturup perdeye baktığında film yansımadan önce perde kapkaradır, sonra o perdeye ışık düşürülür. Aslında o seyirci bir klozete bakıp bir şeyler fırlamasını bekliyor değil mi? Perdedeki gösterinin büyüsü de seyirciye aslında dışkı seyrettiğini inkar ettirmeye gayret eden aldatıcı bir yem, tuzak değil mi?
Genç bir hanım Şahmaran’dan
Kobrasıyla hemhal olduğundan
Sordular: ‘Nasılmış kaçmadan
Kobrayla adak taşına uzanman?’
Dedi ‘erkek gibi ama doğrudan’
‘Sepya Öyküler’e verilecek yanıtı biz gene en iyisi ‘öldüğünü bilen anne hayaleti’nin o sayfalarda beliren tezahürüne bırakalım [6]:
Valide hanım bir iki hafta boş boş bakmaya ve kimsenin anlayamadığı sesler çıkarmaya devam etti, sonra ruhunu teslim etti. Kuyuya inme hadisesi aynı gün, merhumenin cenazesi henüz defnedilmemiş iken cereyan etti. (s. 18)
Işık Barış Fidaner doktoralı (Boğaziçi Üniversitesi) bir bilgisayar bilimcidir. Yersiz Şeyler‘in Admini, Žižekian Analysis’in Editörü, Görce Yazıları‘nın Küratörüdür. Twitter: @BarisFidaner
Notlar:
[1] Bkz “Hepsi kesin ama… yoksa dil mi?”
[2] Bkz “Zanla Telafi: Oku Baban Gibi Eşek Olma”, “Hermetik: Herr-matik”
[3] Bkz “Şahmaran: Kaza Geliyorum Dedi” (fıkra), “Ejderhane: Dil Sesle Eşleşen Örgütlü Düşüncedir” Ferdinand de Saussure
[4] Bkz “Sorak: Endişesiz Merak”, “Dürtüsel montaj” Jacques Lacan
[5] Bkz “Slavoj Žižek: Sapkın Kılavuz Sinema” (47’nci dakika)
[6] Bkz “Öldüğünü Bilen Anne veya Doğa Hayaleti”, “Gaia kuyusu” geçen yazılar
Finaldeki simgesel sahne, filmin özeti gibidir. Reklam filminin konusu, bir anlamda sahibi olan Belinda markalı şampuanın dev şişesi, bir robot gibi Serap’ın üstüne gelir, onu korkutur; ama hemen ardından şişenin kendi kendine yürümediğini, bunun bir oyun olduğunu anlarız. Aslında bu dev şampuan şişesinin, insanların üstüne yürüyen, onları korkutan bütün yanılsamaları simgelediği rahatlıkla söylenebilir. Günlük yaşantımızda giderek önemi artan yanılsamaları bir düşünün. Acaba bunların kaçta kaçının yanılsama olduğunu farkediyorsunuz? Belki bundan daha önemlisi, zaman içinde bu oranın artıp artmadığıdır. (Belinda’nın Büyüsü, Korkma Evladım)































Geri bildirim: (İğ)diş Geçirmek: Hayırdır? İzaha Muhtaç, Haysiyete Muhtaç, Bilgiye Muhtaç, Öğüt, Nasihat, Telkin, Eleştiri — Işık Barış Fidaner | YERSİZ ŞEYLER
Geri bildirim: Beşli Medeniyet Saçmantığı: Narenciye Serabı Hulusinatif Suratlar Taksimatında: Sizi Vurana Öbür Yanağınızı Dönün — Işık Barış Fidaner | YERSİZ ŞEYLER
Geri bildirim: Belinda — derleme | YERSİZ ŞEYLER
Geri bildirim: Hayri’nin Hayrını Gör! Kızılçamın Psikozalak Tohumları — Işık Barış Fidaner | YERSİZ ŞEYLER
Geri bildirim: Sinem Atik — özel sayfa | YERSİZ ŞEYLER
Geri bildirim: Sine Mat — özel sayfa | YERSİZ ŞEYLER
Geri bildirim: Ceyda’nın Millet Bahçesine Fedai Ruh Gerek — Işık Barış Fidaner | YERSİZ ŞEYLER
Geri bildirim: PSİKO-HADSİZ — Işık Barış Fidaner | YERSİZ ŞEYLER
Geri bildirim: Aksi Gibi: Bölük, Yekpare, Sisli — Işık Barış Fidaner | YERSİZ ŞEYLER
Geri bildirim: Hayırsız oğul sen bak işine — Kansas | YERSİZ ŞEYLER