(öncesi: Zümrüt Levha: Terime dil, amin!)
Okültizm camiasının Dulcinea’sı olan Zümrüt Levha‘yı dün Türkçeye çevirdim, bugün de satır satır tefsirli mealini iftiharla sunarım huzurlarınıza [1]. İlk dizelerden başlayalım:
Dosdoğru, yalan yoktu
Kesin, kuşku götürmesin
Bu dizelerin yapısı şöyledir:
P, ~~P (P, P-değil-değil)
Q, ~~Q (Q, Q-değil-değil)
Oysa standart mantıksal gerektirme şöyledir:
P → Q (P doğruysa Q da doğrudur)
Bu dizeler şöyle der: Standart çıkarımlarla ancak standart bir bilgiye varabilirsiniz. Biraz ötede tökezleyip devrildiği zaman bir başka standart bilgiyle onu doğrulamanız gerekecek. Sonuç olarak farklı standartlar uyumlu çalışabilsin (birbirinin ayağına basmasın) diye binbir teknik cambazlık yapmaya ve teknolojik taklalar atmaya mecbur kalacaksınız.
Standartçı bilgilenme süreci hem kırılgandır hem de bir kısır döngüdür –hem bilimciler hem mühendisler açısından– size sağlam bir zemin sunamaz. Oysa jenerik bilebilgiye dokunmanız da mümkün. Bu işin yolu da gerektikçe herşeyi birer birer (yadsımanın yadsıması ile) teyit edebilmekten geçer. ‘O da doğru, o da doğru, o da doğru…’ diye sayıklayıp duran kısır döngüyü kıracak soru bellidir: ‘Sahiden mi?’
Devam edelim:
İşte mucziyetinize deliller
Yeryüzünü sahneler gökler
Sema arzda tezahür eder
Bu dizeler içeriyi içeride tutarken (yeri yerde, arzı arzda tutarken) dışarıyı da dışarıda tutan (göğü gökte, semayı semada tutan) zar yapısını bildirir [2]. Hücrenin içerisi de dışarısı da aynı yadsınmanın yadsınması işlemiyle kendini teyit etmektedir:
İç dış değil (P ↔ ~~P)
Dış iç değil (Q ↔ ~~Q)
İç-dış ikileminden yadsımanın yadsıması işlemi (~~) soyutlanınca bu hücresel ikilemi ‘ayrıyken bir arada’ tutan zar yapısı elde edilir.
Yalnız dikkat: Aralarına zar perdesi çekmekle ne içeriyi dışarıdan soyutlamış ne de dışarıyı içeriden soyutlamış oldunuz. Sadece ikisini perdeleyen hücre zarını soyutlamış oldunuz.
Böylece iki taraf da somut kaldı ve içlidışlılık bozulmamış oldu: Hem için dışa yansıması (yeryüzünü sahneler gökler) hem de dışın içte yankılanması (sema arzda tezahür eder) devam etti.
İçlidışlılıkta kuvvet zayıflıkla iç içe (ve dış dışa) geçmiştir. Ben buna mucziyet dedim (mucizeli acziyet). Jenerik bilebilgi adına deliller toplamak standart bir bilgiyi ispatlamaya benzemez [3].
Devam ediyoruz:
Yoktur süturdan südur etmeyen hiçbirşey
Her halükarda satırdan hatırlanır herşey
Sütur dikişlemedir; bir şeylerin dil içinde kurgulanmasıdır. Südur ise yayılımdır; dilde kurgulanan şeylerin bastırılarak, okunarak, duyularak, algılanarak düşlerinizi ve düşüncelerinizi şekillendirmesidir [4]. Süturdan südur etmek satırdan hatırlanmaktır. Bu dizeler bilindik Lacancı düsturları birbirine bağlar:
Hakikat kurgu gibi yapılanmıştır
Bilinçdışı dil gibi yapılanmıştır
Ama bir dizeden diğerine geçerken genelleyici mantıkta bir kayma da olur: Birinci dize ‘istisna yok’ derken (dişil mantığa riayet ederken) ikinci dize ‘kural belli’ diyordur (eril mantığı uyguluyordur). Dişil sahilik eril gerçekliğe tercüme edilirken satırbaşında beliren ‘her halükarda’ tabiri en baştaki ‘dosdoğru kesinliği’ yeniden kodlayarak içlidışlı hücre zarperdesini somutlaştırır: Zarperde hem iyileşsin diye dikişlenen yaralı bir deridir hem de kağıt üzerinde yazılıp okunan satırlardır:
Deniz yırtılır kimi zaman
Bilmezsiniz kim diker
Ben dikerim (Orhan Veli Kanık’ın Dalgacı Mahmut şiirinden)
Hatırlanan herşey o zarperdeden südur eder (yadsımanın yadsımasından türer).
Devam edelim:
Günpederine ve Ayvalidesine
Düşünce kasırganın göbeğine
Besleyecek onu arzıyla meme
Birinci dize Ödip üçgeninin içlidışlı (yerligöklü, semalıarzlı) versiyonudur. Ataerkil kurguların doğallığını kabullenerek feminizmin korkulu rüyası olur.
Düşünmeyi düşmeye bağlayan ikinci dize öncül ‘kutsal aile’yi tekinsizleştirir: ‘Tanrısal’ ataerkinin ait olduğu doğa tekinsizdir, çatışmalıdır; orası ‘kasırganın göbeğidir’, (korkulu) rüya göbeğidir (dream navel, Traumnabel) yani Angelus Novus’un gözleri önünde ‘arşa uzanan enkaz’dır [5].
Göbek bağı kesilen bebek (yine de) annesine bağlı kalır. Bütün zarperdelerin türediği bu ‘ana göbek’i Freud bir yadsımayı yadsıyarak dile getirmişti [6]:
Rüyamdaki kadın annem değildi
diyorsa demek ki kesinlikle annesidir
Üçüncü dizede yerküre arz eder. Meme bütün arzların modelidir, içseldir ve talep karşılayıcıdır. Gerçi atlatılan kasırganın yankıları sürer: İnsan onu besleyen memeye hasetlenir, belki de meme zaten insana duyuracağı hasete sığınmıştır.
İşte bu ‘annem değildi, evet annendi, hayır işte değildi, vallahi de annendi, vb.’ hattı boyunca ataerki eleştirisi önce ‘erkek boklayarak’ yozlaşır, ardından psikolojist ‘narsist taşlama ayini’ne dönüşerek mantıksal sonucuna ulaşır.
Ancak ‘her halükarda’ (eninde sonunda) müstakbel fallik kadın anlayacaktır ki hasetlenip köşeye kıstırdığı ‘kirli’ fallus aslında başından beri yerkürenin onu beslemeye çalışan ‘tertemiz’ memesidir: Dulcinea’nın ‘güzelliği on par etmez’ Don Kişot’un ‘gönlündeki köşk’ olmasa.
Devam ediyoruz:
Mucziyet erekşahın elinde tabi
Yanıyorken arz nurtopu misali
Söndür erek arzını
Sündürerek farzını
Birinci dize şöyle okunabilir: Fallus zaten mamilla ise o halde öz-tatmin tabiat anayla sevişmektir, her öz-tatmin tabiat anaya aittir, o tekinsiz halleri de ‘anasına çekmiştir’, bunların ikisiyle de düşmanlaşmak çok tehlikelidir.
‘Erekşahın elindeki mucziyet’ amiyane tabirle mastürbasyondur. Klasik Freudcuların ‘genital evre’ takıntısı doğanın tekinsiz ‘kasırga göbeği’nden fıyma planıdır ve imkansızdır. ‘Cinsel ilişki imkansızdır’ diyen Lacan bu gerçeği bildirdi. Onu müteakip ‘genital evre = mastürbasyon’ formülünü sunan Žižek de psikolojist ‘narsist taşlama ayinleri’nden çıkış yolunu gösterdi. Dizeyi bağlayan ‘tabi’ kelimesinde yoğuşturduğum gidişat ve istikamet işte böyleyken böyledir.
Gelgelelim ikinci dizeye: ‘Yanıyorken arz nurtopu misali’ nedir? İnsanın tekinsiz doğasında dünyaya bir şeyler sunmak vardır (arza arzetmek). Başkaları nezdinde (arzu/arıza nesneleri cinsinden) insan ‘iyi’ şeyler sunup meme de olabilir, ‘kötü’ şeyler sunup dışkı da olabilir. Arza arzedenler yanıp gitmemek için yanıp biterler ‘nurtopu misali’: Evlenip ‘çocuk yapmak’ anlamında ‘genital evre’ bu yaratımın temel modelidir.
Şimdi gelelim… ‘Söndür erek arzını’ nedir? İnsan kendi arzına ‘ereksi yönler’ vererek onu (falluslaştırarak) meme/dışkı ambivalansının yakıcı etkisinden muaf kılmak ister ve dolayısıyla dişil çatışkılardan fıyarak eril taslamalara sığınır. ‘Ben iyi biriyim’ düşüncesi etrafında kurgulanan (doğası gereği eril) Ego inşalarında da maksat bundan ibarettir: Arz önce farzedilir (fantazisi kurulur) sonra da farzları yerine getirilir (vazifesi ifa edilir). Standart bir Ego inşasının vazifeşinas sorumluluğuna emanet edilen farzlar ya genel kalabalıkları ya özel çevreleri ya da zor kişileri memnun etmek üzerine kuruludur.
‘Sündürerek farzını’ diyen üçüncü dizeyse ölçüsüzce yerine getirilen farzların zaten kendi kendilerini iptal edeceklerini haber verir. Žižekçi aşırı-özdeşim yoluyla düşlemleri katetmek budur [7].
Devam edelim:
Arzdan semaya yükselenler
Gökten yere yük sel olup iner
Yüceltir hem üstünü hem altını
Bir şeyi göklere yükseltmek onu idealleştirmektir (ideolojinin yüce nesnesi). Bulutlarda biriken yükün sel olup yere inmesiyse yüceltimdir, ikisi bambaşkadır.
‘Yüce nesne’ deyince yücelmesi tamamlanmış (idealleştirilmiş, ‘doğru’) nesne anlaşılmamalıdır. ‘Yüce nesne’ yüceltimleri devam ettiren nesnedir. Bir nesne eğer ‘sahiden yüceyse’ kendisi tek başına yüce olmakla kalmaz, aynı zamanda karşısına çıkan diğer ‘nesne’leri de ‘neyse ne’ olduğuna bakmadan yüceltmeye devam eder.
En büyük aşağılanmadan bile tertemiz bir haysiyet çıkarmanızı sağlayan o varlığa ‘sahiden de yüceymiş’ dersiniz. Yüceltimin idealleştirmeden farkı budur, üstünü üstlenirken altından da altın çıkarmasıdır. İsa’nın çarmıhtaki acziyeti bu yolla yüceltici bir mucziyet olabilmişti.
Devam ediyoruz:
Dünyağnurlu ihtişamlara ulaştığın zaman
Dün yağmurlu karabulut kaçar gider inan
Bulutta biriken yükün sel olup inmesi yağmurdur. Dünyağnur ise yüce nesne etrafında yücel(til)en dünyadır. Bu yoğuşmayı ‘dün yağan nur’ diye okursanız nostaljik yankılara garkolabilirsiniz. Bu tuzağı algılayınca ‘dünkü yağmurlu karabulut’ kovulacaktır: Nostaljisever idealleştirmelerin aksine yüceltim nostaljeziktir [8].
Devam edelim:
Gücünle geçecek her güçlük
Aşılınca her mikrohal (küçük)
Açılınca her makrohal (büyük)
Bağlandığınız yüceltimler sizi güçlendirecektir ama ondan koptuğunuz anda aynı yüceltim size çelme takan bir güçlüğe de dönüşebilir. Güçler mikrohallerde barınan potansiyellerdir, kuvvelerdir. Güçlük ise makrohalde başgösteren fiili durumdur, sorunsaldır. Makro güçlük açılacaksa (bir bağlam kuracaksa) mikro güçler (kapsanarak) aşılmalıdır.
Fazla soyut kalmasın diye bu fikri politik gündemden örnekleyelim: Diyelim ki Kürt meselesinde açılım sürecinin bozulmuş olması memlekette yaşayan geleneklerin alışıldık mikro faşizan davranış desenlerinden bağımsız değildir. Perde arkasında hangi gizli odaklar nasıl bir dev tezgah çevirirse çevirsin, hitap ettikleri asıl engeller göz önündedir, ayan beyan (veya yerine göre bayan beyan) ortadadır.
Devam ediyoruz:
Makrokoz gene mikrokozu beklerken
Yoldadır dünyağnur, saat daha erken
Bunu gene gündemden örnekleyelim: Makro koz TİP’in ‘baraj sorunumuz yok’ iddiasıdır. Bunu söylerken muhatabından beklediği mikro koz ise (sanılanın aksine) ‘birer birer seçmenlerin gönlünü alarak bileğinin hakkıyla kazanacağı oy oranı’ değil, seçim gündemiyle perdelenen ‘bagaj sorunu’dur… Asıl ‘devralınacak enkaz’ Maraş depremler silsilesinden kalan ‘arşa uzanan enkaz’lar toplamıdır. Oy kazanacak vurgular değil, ‘Oy!’ dedirtecek burgulardır.
‘Olsun bak daha vaktimiz var’ diyen ikinci dizenin ironisi de ‘zorlu geçecek mücadele’den ziyade ‘fazlaca uzayan idrak süresi’ne atıf yapmasıdır. İlk dizelerde tanıtılan virgül işareti burada yine kısaca görünüp kaybolur. Aslında her satırda aynı desen tekrarlanır: Bir bilgi standardı dayatılmaz, sadece P ile ~~P yanyana konur ve aradaki özdeşliğin idrak edilmesi beklenir.
Devam edelim:
Güzelce satırlayan yordamınla
Harika hatırladığın bilebilgi
İşte bu yolla tesir edecekti
‘Güzelce satırlayan yordam’ın mekanizmasını söyledim. Burada ayrıca ‘yor-dam’ bir kadının ‘güzellik’ uğrunda yorulup ‘his-teri’ dökmesidir. Her erkek kendi Ego inşasını bir standart olarak dayatır (‘alın teri’ vs. ‘ecel teri’ ikilemi üzerinden), kadınlarsa taslama olduğunu bildikleri ‘standart güzellik arayışı’ adına kılık değiştirme meşguliyetini sürdürürler (‘his teri’ dökerler). Doğruluk taslayan endişeli erkeğin aksine kadınsı meşguliyet dişil müşkülatlara gömülüdür ve jenerik bilebilgiye dokunan kaygısı hasebiyle ‘sahiden mi?’ sorusunu sormaya haizdir, çünkü o bilebilir ki doğruluk taslayan her meşgulpesent kimlik (aynı kendisi gibi) şu veya bu müşkülpesent kipliğe gömülüdür.
İşte ikinci dizedeki ‘Harika!’ nidası da meşgulkimlik-müşkülkiplik köprüsüdür. Bağlamda rastlanan müşkülatlardan bir tanesi bu nidayla Müşkülatlar Müşkülatı Erekşah ilan edilmiş olacaktır. Jenerik bilebilgi de bundan böyle o ‘müşkülattan doğru’ hatırlanacaktır. O çok özel kiplik havalardan süzülerek inecek ve Einstein’ın tüylerini ürperten ‘ürkünç uzak tesir / spooky-action-at-a-distance / spukhafte Fernwirkungen’ sahasına tüneyecektir (Poe’nun kuzgunu gibi) [9].
Devam ediyoruz:
Bu yazılar sahiden Hermes’in
Ama okuyanı lütfen germesin
Trismegistus’ta üçlenmişse ayin
O halde her mesih trimetilamin
Okültist camiada ‘sahiden harika’ sayılan tek varlık Hermes Trismegistus’tur. Müşkülatlar Müşkülatı Erekşah ünvanı ona aittir. Dolayısıyla ‘satırlardan hatırlanan’ ne varsa ona atfedilir. Fakat öz-tatminkar doğası bakımından bu ünvan ‘bunu yazan tosun’ tekerlemesine benzer, yani ‘sahiden harika’ (olsa da) sıradandır, aleladedir. Psikanaliz diliyle söylersek Hermes Trismegistus sizi ‘nevrozumun zindanı’na (Teoman) hapsedecek bir üstben değildir, aksine bilinçdışınızı kaplayan önbastırma bölgelerinin kolaçanında (üstben zincirini şakırdatan gülüşlerle) size yoldaşlık edecek bir elçidir. Freud’un İrma rüyasındaki gibi ‘muhtemelen şırınga temiz değildir’ belki ama ‘telkin kir’lerini çözen akıllı molekül sistemi ‘talking cure’ (sözlü deva) hizmetinizdedir [10].
Devam edelim:
Böylece noktalanmıştır yarap
Sandığında içerilen günkitap
Metnin sonuna gelince ‘noktalıyoruz’ deriz, oysa başından beri yapılan tek şey noktalamadır. Ünlü-ünsüz uyumları ünlemlere bağlıdır, soru işaretleri bunu soruyordur, üç noktayla eksiltilen yücelik (güneş sandığın) trimetilamin’dir.
Son satıra geldik:
Terime dil, amin!
Alın terimi dile getiren, ecel terimi dile getiren, his terimi dile getiren yor-dam: Sözlü deva, amin!
Işık Barış Fidaner doktoralı (Boğaziçi Üniversitesi) bir bilgisayar bilimcidir. Yersiz Şeyler‘in Admini, Žižekian Analysis’in Editörü, Görce Yazıları‘nın Küratörüdür. Twitter: @BarisFidaner
Notlar:
[1] Dulcinea Don Kişot’un hanımefendisidir, ‘okültizm camiasının felsefe taşı olan Zümrüt Levha’ diyemeyince böyle dedim.
[2] Bkz “Simgesel Dünyanın Zarı: Yadsımanın Yadsınması”, “Yadsımanın Yadsınmasında Karşıllık ve (A)simetri”, “İnkârcı Katlanma ve İkrar Zarı: Baş-kası, Ar-kası, Hır-kası” (1) (2)
[3] Bkz “İspat erildir, delil dişildir”, “Sema Arzda Tezahür Eder: Arap Baharı Henüz Noktalanmamış Olabilir Mi?”
[4] Bkz “Lacancı Özne: Kök Salma ve Uzanım: Sütur ve Südur”
[5] Bkz “Angelus Novus” Walter Benjamin, Slavoj Žižek
[6] Bkz “Stalker: Her Meyve Kendi Sapına Dönmeyi Arzular”
[7] Bkz “Kurbağan olurum!” Slavoj Žižek
[8] Bkz “Düz Mantık ve Diyalektik Mantık: Yuva ve Semptom”
[9] Bkz “Kuzgun” Edgar Allan Poe
[10] Bkz “Trimetilamin” Jacques Lacan, “Efkar/Fikir Tayfı → Ağız → Voice → Sound → Ses → Kulak → Seda → Düşünce İşi”, “Hermetik: Herr-matik”, “Nevrozumun Zindanı” Teoman, “Belinda” ~ Teoman































Geri bildirim: Muhaberat — derleme | YERSİZ ŞEYLER
Geri bildirim: Zümrüt Levha: Terime dil, amin! | YERSİZ ŞEYLER
Geri bildirim: Zümrüt — derleme | YERSİZ ŞEYLER
Geri bildirim: Zümrüt Terra Fugue Levhası: İdare edemem Zuhal, idare edemem! Denkmal deme Hermes, denkmal deme… — masal | YERSİZ ŞEYLER
Geri bildirim: Semavi — özel sayfa | YERSİZ ŞEYLER
Geri bildirim: Astroanaliz — özel sayfa | YERSİZ ŞEYLER
Geri bildirim: Kuantum — özel sayı | YERSİZ ŞEYLER
Geri bildirim: LEGOLUGAT 🧩🧱📖 | 🦋🤖 YERSİZ ŞEYLER