Kırkıncı yaşımın dolması şerefine andaç yazılarımı anonimleştiriyorum.
(Lise Andaç)Tiyatrodaki repliğim şöyleydi:
— Sosyal düzenin gelişimi bağnaz öğelerin kısıtlanmasından çok tanımlar üzerinde uyuşuma varılamayışın saptanamamasındandır.
— Tamam anladım. Sen aydınsın.
— Evet nerden anladınız?
— Çetrefilli dilinden.
Barış’la arkadaşlığımız taaaa dördüncü sınıfa dayanır. Her sene Barış’ı biraz daha tanıma fırsatım oluyor. Barış’ın beni etkileyen bir yönü düşünce stili. O mukaddesatçı, hamasi şeyler ve iyi bir organizasyon isteyen birisi. Bu da onunla yapılacak bir şeye önem verilmesini gerektiriyor. Ama Barış’ın o katı görüntüsü altında gerçekten çok tatlı bir insan var. Yeter ki bunu görün ve anlayın. Bu arada, bu sene tiyatroda yeğen rolüyle ve “O kalbi ellerime alıp teskin etmek istiyorum” deyişiyle Barış’ın tiyatroya mailini gördüm. Tabii takdir ettim; adam işi biliyo, Aristo ağızlı Barış…
O bir profesör, o bir tartışmacı… İşte bizim sevgili arkadaşımız Barış’ı tarif eden iki özellik. Güzel sesi ve üstün zekasıyla, ara sıra da olsa yaptığı esprileriyle o bizim vazgeçemeyeceklerimizin arasında.
Bu sene orta iki’de tanıdığım Barış gitti yerine çok değişmiş bir Barış geldi. Şu anda Barış’ı bize kazandıran, çok iyi bir dost yapan, yüzünün hep gülmesini sağlayan faktörlere sınıfça borçlu olduğumuzu düşünüyorum. Barış gerek gerek resimleri, gerekse inandığım dahiliğiyle kısa zamanda sınıfımızın aranan elemanlarından oldu. Onu hiç ağlarken, üzülürken ya da sinirliyken görmedim, göreceğimi de sanmıyorum.
Kendi halinde biri o! İlginç kitaplar okur, değişik yorumlar yapar ve öğretmenlere seviyelerinin üstünde sorular sorar (Bu soruların cevabını alamayacağını bile bile!). Ayrıca bir dost! Anlaşılması güç biri aslında, ama anlayabildiğim yönleriyle bile yeterince içten geliyor bana, yeterince sıcak geliyor ve ayrıca yeterince mantıklı… Tanımlayamadığım bir farklılık var onda! Ve tanımsız şeylerden bahsetmek güç… Tanımlanabilmen dileğiyle!..
Barış bence çözülmesi çok zor bir bulmaca gibi. Uğraşarak çözülmüyor, zamana ihtiyaç var. Soğuk görünüşünün altındaki sevecenliği, canayakınlığını ve içtenliğini ben daha bu sene keşfettim. Sanata olan ilgisini gerek yazılarıyla, şiirleriyle, gerekse etkileyici sesiyle her zaman takdir ediyorum. Ayrıca bilgisayara olan tutkunluğunu da unutmamak gerekir. Şu dört senede en çok hayran kaldığım yönü, üstün zekasını ilk bakışta anlayamayan sevgili hocalarımızın onun yanıtlayamayacağını sandıkları sorularını sordukları anda Barış’ın yüzlerine bir tokat gibi çarpan cevabının nasıl da onları pişmanlığa götürdüğüdür. Bu mantıklı ve ayrıcalıklı arkadaşım umarım ileride yarım bıraktığım bulmacayı tamamlamama yardımcı olur.
Barış’ın çok mistik bir görünüşü var. Etrafa transtaymış gibi bakıyor. Ama Barış çok dindardır(!), sureleri su gibi ezberler. Sırf sureleri ezberlemez, Vatan Kurtaran Şaban’ı da ezberler. Böyle bir hafıza başka kimsede olamaz. İlgi alanı böylesine ters dönüşler yapan bir kişi daha görmedim. Bunun en büyük ispatı Acendası. Barış’ın ilgi alanı dönüyor ama döndüğü her yerde o başarı sağlıyor. Bize de ağzımızı açıp bakmak kalıyor: Anaaa! Ha unutmadan Barış iyi de gözlemcidir, dürbünüyle insanların davranışlarını, isteklerini çok iyi tespit eder.
8-D sınıfının mantığı, beynidir o! Hocalara sorduğu ama garip ama mantıklı sorularıyla aklımızda kalacak olan Barış, bu andacın çok şey borçlu olduğu yegane insandır. Şimdiye kadar gördüğüm en dahi çocuğa bütün içtenliğimle şans (buna ihtiyacın olacak, hayat aptal bir oyun) ve başarılarının devamını diliyorum. 8-D’nin unutulmaz elemanlarındansın Barış ve eminim en çok gelecek vaadeden insanlarından…
Söylenecek o kadar çok şey var ki… Ama ben bir tek şey söyleyeceğim: Sen bir radikalsin. Sana hayatında mutluluk ve başarı dilerim!
Ağırbaşlılığıyla dikkat çeken Barış çoğu zaman konuşmaktansa düşünmeyi tercih eder. Ayrıca o çok da iyi bir şairdir ve yazardır. Sınıfımızın gurur kaynağı olan Barış’ın şifresi I.B.F’dir. İlginç fikirlerini ve onu çok seviyoruz.
Pencere kenarı ikinci sırada paltolu çok düşünen biri gözünüze çarpar. Düşünme tarzı tamamen değişiktir. Karşısındakine, aslında anladığı bir konuda fakat anlamamış gibi görünerek karşısındakinin açıklayamayacağı bir soru sormaktan zevk alır.
Sınıfımızın ciddi bakışlı erkeği… Eğer eli çenesinde ve dalgın görürseniz o, mutlaka dahiyane bir fikir düşünüyordur. O soğuk yüzüyle sizi ürkütebilir. Onun “Acenda”sı var entel mi entel! O biraz da enteldir. Onunla konuşmak zevklidir. Ama önce kelime haznenizi kontrol edin, ona yetmeyebilir. Harika voleybol oynar. Topu yakalicam diye oradan oraya koşar, kendini yerden yere atar.
En yakın bulduğum dostlardan biri olan Barış, üst beyin teorisinden oluşan kişilik çatışmasını hiç yaşamadı. O sadece bu tezi üretti ve aynı tezi üreten başka biriyle, yani benimle paylaştı. Zaten ona yakışanı da buydu. Hey yavrumey! Bu su dibi buzulu dahisi arkadaşımın aslında çok canayakın olduğunu herkes inkar etmemiştir.
Sınıfımızın en karizmatik (X’ten sonra) en sakin, belki (büyük ihtimalle) en zeki, seviyeli çocuğuyla tanışma şerefine ikinci sınıfta eriştim. İlk zamanlar soğuk, bilgisayar delisi ve her sözde kanıt arayan bir robot zannettim. Sınıfımızda şimdi oyunları ve “acenda”sıyla tanınmakta.
MTA ve Etibank’ın özelleştirilmesi sayesinde, kişiliğini bunca yıl bize farkettirmeyen bu arkadaşımızın içindeki cevher ortaya saçılmıştır. Kendini ön plana çıkarmayı bilmez ama çıkarıldığı zaman mutluluğu yüzünden okunabilir. Sakinliği zaman zaman reflekssizliğe uzanır. Hümanisttir, dahidir ama bu türün soyu tükendiğinden insanlara yaptığı eşit muamelenin karşılığını alamaz.
(BAL: Bornova Anadolu Lisesi)
Bu da o zamanlar Bilim Kitabevi’nin düzenlediği yarışmayı kazanan şiirim:
SINIFIMIZDA
Şu anda
gördükleriniz hiçbirşey.
Sınıfımızda neler var neler…
Sadece kırk yüz,
kırk çift ayak ve
kırk isim değil herşey.
Kırk yürek var sınıfta,
mutlu yaşayabilmek için çarpan.
Kırk ayrı yolu belirleyecek,
kırk farklı kimlik var kazanılan.
İçinde yetişilen kırk aile ortamı,
kırk anne,
kırk baba,
kırk farklı anne-baba ilişkisi.
Kesilmiş kırk göbek var burada,
aynı yıl, ama ayrı yerlerde atılmış
kırk ilk çığlık,
geçirilmiş kırk değişik
suçiçeği macerası var.
Kırk ayrı dil var sınıfta,
kırk farklı Türkçe sözlükte
her kelimenin kırk çeşit anlamı.
Kırk çeşit yazı var,
okunanı, okunmayanı,
büyüğü, küçüğü,
çivi yazısına benzeyeni var.
Her gün kimsenin duymadığı
belki kırk bin kelime geçiyor
kırk ayrı beyinden.
Günde belki kırk espri yapılıyor,
kırk parlak fikir geliyor akıllara.
Hatta kırk yürüyüş şekli var,
düz giden, yalpalayan,
yan bakan, dik yürüyen…
Kırk değişik yürüyüş şekli.
Kırk farklı gelecek var,
belki tüccar, sanatkâr,
profesör, sporcu olacaklar var.
Kırk değişik meslek…
Belki yaşanacak dört yüz aşk var,
kırk aile var oluşacak,
kırk eş, altmış çocuk belki.
İçinde yaşanılan kırk ev dışında
içinde yaşanılacak kırk ev daha var.
Kazanılacak kırk farklı hayat,
kırk tane kırk yaş krizi
ve belki kırk milyon sıkıntı var aşılacak.
Kırk son var,
her biri sınıfın kırkta birini söndürecek,
kırk hayatın kırk sonu.
Herkesin arkasından ağlayacak
başka başka insanlar.
Kırk insan var,
kırk beyin yaşıyor bu tahta sıralarda,
kırk beynin altı yüz yıllık tecrübesi
ve kırk yaşam var sınıfımızda.
Kocaman dünyayı düşününce
çok da önemi kalmayan sınıfımızda,
bir ömür boyu yaşananların
kırk katını görüyorum
yalnız bu odada
şu anda.
Işık Barış Fidaner
14 Ocak 1998






























Geri bildirim: Lise Andaç (2001) | YERSİZ ŞEYLER
Geri bildirim: Kördüğüm — derleme | YERSİZ ŞEYLER
Geri bildirim: Bir Paradigma Eşiği | 🦋🤖 YERSİZ ŞEYLER
Geri bildirim: Paradigma Eşiğinin Öncesi | 🦋🤖 YERSİZ ŞEYLER