Agesilaus Santander — Walter Benjamin

(Versiyon 1)

Ben doğduğumda ana-babam yazar olabileceğimi düşünmüşler. Yahudi olduğumu herkes hemen farketmese iyi olur diye, çağrıldığım ismin yanına iki olağandışı isim daha eklemişler. Onları açıklamak istemiyorum. Kırk yıl önce ana-babalar için ferasetin zor zanaat olduğunu söylemem yetsin. Uzak bir ihtimal saydıkları durum gerçek oldu. Ama onların feleğe karşı aldıkları tedbirleri ilgili zat hükümsüz kılmıştır. İki müstakbel ismi yazılarında halka bildirmek yerine ilgili zat onları kendi içine kilitlemiştir. Nasıl ki eskiden Yahudiler çocuklarına verdikleri saklı isimlere bekçilik ederlerse o da öyle yapmıştır. Bir çocuk reşit olacağı güne kadar kendi saklı ismini bilmezdi. Gerçi tek ömürde birden çok reşitlik olabilir ve saklı isimler değiştirilebilir, yeni bir reşitlikte saklı isim de değişmiş olabilir. Değişti diye can kuvvetlerini barındıran isim olmaktan çıkmaz, o kuvvetleri yetkisiz unsurlardan koruyan bir çağrı olmaktan çıkmaz.

Gerçi bu isim onu taşıyan zata hiçbir zenginlik katmaz. Ona çok şey kaybettirir, onu eskisi gibi bütünleşik görünme ihsanından eder. Son barındığım odada o zat eski ismini terk edip ışığa çıkmadan önce çerçevesi ve zırhıyla resmini mekanıma astı: Nevmelek. Kabala der ki Tanrı her an sayısız melek yaratırmış, öyle ki onların tek amaçları, hiçlikte eriyip gitmeden önce, bir anlığına Onun huzurunda Onu methetmekmiş. Benimki o işten alıkonulmuştu; insana benzeyen hiçbir tarafı yoktu. Diğerleri gibi o da iş üstünde rahatsız edilmenin acısını benden çıkardı. Zuhal burcunun altında dünyaya gelmiş olmamdan istifade ederek (Zuhal yavaş dönen gezegendir, gecikme ve tereddüt yıldızıdır) kendi dişil biçimini gönderdi, resmedilmiş eril biçiminin ardından, en uzak ve ölümcül dolambaç yoluyla… Oysa ikisi komşuydu, epey yakındılar birbirlerine [nevmelek (eril) ve diğerleri (dişil)].

Nevmelek bilmiyordu belki ama bu yolla iddialaştığı zatın sağlamlığını vurgulamış oldu. Zira hiçbirşey benim sabrımı taşıramaz. Bu adamın kanatları da nevmeleğin kanatları gibidir, kararlıca yüzleştikleri şey karşısındaki kıpırtısız hallerini koruyabilmek için o kanatları bir iki dürtmeniz yeterlidir. Pençeleri ve bıçak gibi kesen kanatları nevmeleğe benzese de, nevmelekteki tehditkar haşin bakışlar onda yoktur. Eşini nasıl görüş menzilinde kapsayacağını nevmelekten öğrenir, sonra dura kalka bata çıka sürekli ürün verir. Çekip sürükler eşini, ilerlemiş olduğu geleceğe doğru. Ondan hiçbir yenilik ummaz, onu menzilinde tutmak ve onunla yüzyüze kalmaktan başka.

İşte ben de seninle seyrüsefer ettim, seni ilk gördüğüm andan beri, geldiğim yerden geriye doğru.

Ibiza, 12 Ağustos 1933

(Versiyon 2)

Ben doğduğumda ana-babam yazar olabileceğimi düşünmüşler. Yahudi olduğumu herkes hemen farketmese iyi olur diye, çağrıldığım ismin yanına iki isim daha eklemişler, öyle ki bunlar bir Yahudi’ye sonradan verilemeyecek ya da önceden ait olamayacak kadar istisnai isimler. Kırk yıl önce hiçbir ana-baba onlar kadar ferasetli olamazdı. Uzak bir ihtimal saydıkları durum gerçek oldu. Yalnız onların feleğe karşı aldıkları tedbirleri ilgili zat rafa kaldırdı. Yani bunu yazılarında halka bildirmek yerine, Yahudiler çocuklarının saklı kalan ek isimlerine ne yapıyorlarsa ilgili zat da aynısını yaptı. Çocuklar sahiden reşit oldukları zaman isimlerinden haberdar edilir. Gerçi tek ömürde birden çok reşitlik olabilir ve saklı isimler ancak imanlı olanların gözünde hiç değişmez, yeni bir reşitlikte saklı isim ansızın değişebilir. Bende de böyle oldu. Sonuçta can kuvvetlerini buluşturup sıkıca bütünleyen isim oydu ve yetkisiz unsurlardan korunmalıydı.

Gerçi bu isim adlandırdığı zata hiçbir zenginlik katmaz. Aksine ismi duyulan zat suretinin çoğunu kaybeder. Özellikle de insanvari gözükme ihsanını kaybeder. Berlin’de barındığım odada o zat ismimi terk edip ışığa çıkmadan önce çerçevesi ve zırhıyla resmini duvara astı: Nevmelek. Kabala der ki Tanrı her an sayısız melek yaratırmış, öyle ki hepsinin tek amacı, hiçlikte eriyip gitmeden önce, bir anlığına Tanrı’nın huzurunda Tanrı’yı methetmekmiş. Nevmelek de bunların arasına karışırdı, kendini adlandırabilinceye kadar. Ama korkarım ben onu ilahilerinden fazlaca alıkoydum. Diğerleri gibi o da bunun acısını benden çıkardı. Zuhal burcunun altında dünyaya gelmiş olmamdan istifade ederek (Zuhal en yavaş dönen yıldızdır, dolambaçlar ve gecikmeler gezegenidir) kendi dişil biçimini gönderdi, resmedilmiş eril biçiminin ardından, en uzak ve ölümcül dolambaç yoluyla… Oysa ikisi aslında –birbirlerini tanımasalar da– komşuydu, epey yakındılar [nevmelek (eril) ve diğerleri (dişil)].

Nevmelek bilmiyordu belki ama bu yolla iddialaştığı zatın sağlamlığını azamileştirdi: Onu bekleterek. Bu adam rastlaştığı meftun edici kadının ömür yoluna derhal pusu kurmaya karar verirdi ve bittabi onun hastalanıp, yaşlanıp, eskimiş giysilerle kollarına düşmesini beklerdi. Yani hiçbirşey bu adamın sabrını taşıramazdı. Kanatları da nevmeleğin kanatları gibidir, yalnız bırakmamaya karar verdiği varlık karşısında kıpırtısız hallerini uzun süre koruyabilmek için o kanatları bir iki dürtmeniz yeterlidir.

Fakat nevmelek ayrılmak zorunda kaldığım herşeye benzer: Zatlara, özellikle de şeylere. Artık elimde olmayan şeylerde nevmelek barındığı zaman o şeyler şeffaflaşır ve hepsinin ardında kimin için oldukları belirir gözümde. İşte bu yüzden hediyecilik işinde kimse benim elime su dökemez. Belki de nevmeleği çeken şey zaten tam da hediyeleri dağıtıp eli boş dönen bu adamdır. O adamın pençeleri ve bıçak gibi keskin uçlu kanatları nevmeleğe benzese de nevmeleğin haşin bakışları onda yoktur. Gözünü eşine diker, emindir, uzun süre bekler, sonra dura kalka bata çıka sürekli ürün verir. Neden? Gelmiş olduğu geleceğe doğru eşini yanında çekip sürüklemek için; o geleceğe öyle hakimdir ki orayı katederken hiç arkasını dönmez ve seçtiği eşi hep menzilinde tutar. Mutlanmak ister: Çatışmada kendinden geçen şey biriciktir, “bir defa”dır, yenidir, henüz tanışmamıştır “bir kez daha”nın –yaşanmışlığın– saadetiyle. İşte bu yüzden (yeni bir insanı yanında getirdiği) eve dönüş yolundan başka hiçbir yolda ummaz yeniliği. İşte ben de seni ilk gördüğüm andan beri seyrüsefer ettim seninle, geldiğim yerden geriye doğru.

Ibiza, 13 Ağustos 1933

Türkçesi: Işık Barış Fidaner

Bkz “Nevmelek, Bir Nevi Melek? Nüve Melek ve Neon Melek”, “‘Fallik keyfiyetten başka bir keyfiyet’in meleklenen tuhaf yatağı”

2 Yorum

Filed under Çeviri

2 responses to “Agesilaus Santander — Walter Benjamin”

  1. Geri bildirim: Bitişme — derleme | YERSİZ ŞEYLER

  2. Geri bildirim: Semavi — özel sayfa | YERSİZ ŞEYLER