Bütün yollar ‘bıraktığı izleri silmesiyle’ tanımlanan öznenin kaydına çıkar. Meselenin özgün boyutunu duyurabilmek için ‘bıraktığı izleri silerek imza atan’ diyelim öznenin sınır haline.
Bildiğiniz gibi özneyi oluşturabilmek için imzadan öyle çok bir şey beklenmez: Başvuran kişi okuryazar değilse bir çarpı atması, yani çiziğine çizik atması, yani bıraktığı izi silmesi yeter, meselenin en net hali budur. Siz önce bir işaret koyduysanız, sonra da bir şey gelip onu iptal ettiyse, zaten imzanızı atmışsınız demektir.
İmza işleminin herkeste aynı olması, eylemleri yetkilendirmesi gerçeğini değiştirmez, Yasa Berisinde tam anlamıyla özne sayılan birinin mevcudiyeti tanınmıştır… ne altında ne üstündedir tanımlamaya çalıştığım seviyenin, elbette onu mutlaklaştırmak için değil ama bağlılıklarını işaretleyebilmek için.
Çünkü yeniden işaretleme (remark) burada başlar. İmleyen kendi izlerinin silinişinden doğar. Nedir peki bunun neticesi? Silinen izlerin ancak başka izlerle sistemleşerek kaydadeğer oluşudur, benzerliklerine ve aynılıklarına göre. Tipik kapsamlar dilde ancak sistemleşen diğer izler yoluyla kurulur.
Tam da o silinen izlerdir, kabul edilenler. Peki kim tarafından kabul edilenler? İşte burada yine ayak üstü düşeriz: Öznenin tanımı gereği bir imleyen tarafından bir başka imleyene temsil edilmesi gibi, kim tarafından kabul edilenler? Cevap: Diğer izler tarafından.
Seminer 16’dan
Türkçesi: Işık Barış Fidaner






























Geri bildirim: Histrionik — derleme | YERSİZ ŞEYLER