Kayıp memleketten köklenen hiçlik parçalarını içermek — Slavoj Žižek

Platonov’un büyük şaheserlerinde odaklandığı devrim sonrası ahvalde yeni Komünist iktidar göçebe grupları Komünist mücadeleye katmaya çabalıyordur: her eser “aynı politik meseleden yola çıkar: komünizm nasıl inşa edilecek, komünizm ne demektir ve komünist fikir devrim sonrası toplumsal gerçekliğin somut şartlarını nasıl karşılayabilir?” [1]

Platonov’un bu soruya yanıtı paradoksal/saçmantıklıdır, alışıldık muhaliflerin Komünizm reddiyesinden uzaktır. O olumsuz bir sonuca varmıştır, onun yazdığı her öykü bir düşüş öyküsüdür, Komünist projenin yerinden edilmiş göçebe gruplarla ‘sentezi’ her seferinde hükümsüz kalır; proleterler proleter-bile-olamayanlarla birlik olamaz. Gezgin organik aydınlar gezgin kitlelerin, sınıfların ve toplulukların eklentileridir ve hepsinin göç hareketine hayvanlar, bitkiler ve doğal çevre eşlik etmektedir.

Can‘ın kahramanı Türkistanlı Nazar Çagatayev parti göreviyle memleketine geri gönderilir: Can denen kayıp göçebe ulusu bularak hem kendi köklerine dönecek hem de sosyalist bir düzen kuracaktır. Bu eserde bilindik Platonovesk ütopik grup mevcut olsa da –’ulus’ denen çöl topluluğu yaşama iradesini yitirmiş marjinallerden oluşur– bu seferki kahraman Moskova’da okumuş bir Stalinci hocadır; çöle geri dönüp ‘ulus’a bilimsel-kültürel ilerlemeleri tanıtarak onların yaşama iradesini onaracaktır.

Elbette Platonov kendi muğlaklığına sadık kalır: romanın sonunda kahraman başkalarına hiçbirşey öğretemeyeceğini kabullenmek zorunda kalır. Platonov’un betimlediği köklü kopuş ‘spontan’ proleter kalabalık ile örgütlü Komünist kuvvetler arasında değildir; bizzat proleter kalabalığın iki veçhesi, iki toplumsal ‘hiçlik’ arasındadır: bir yanda kapitalizmden türeyen çağdaş işçilerin tam anlamıyla proleter ‘hiç’liği vardır, öte yanda sisteme (içkin olumsuzluk olarak bile) entegre olamayanların ‘hiçten az’lığı vardır, Çevengur‘daki bir konuşmada bu ikilik açıkça dile gelir:

“Kimleri getirdin bize?” diye sordu Çepurni Prokofi’ye… “Proleterleri ve diğerlerini” dedi Prokofi. Çepurni rahatsız olmuştu: “Hangi diğerleri? Kalıntı domuzlar tabakası mı gene?” … “Diğerleri işte. Hiçkimse. Proletaryadan da beter olanlar.”

Gerçi ‘proletaryadan da beter’ olan bu ‘diğerleri’ (klasik Marksist anlamda değer fazlası üretimiyle sömürülmeyenler) günümüzde sürüsüne berekettir, kadınların ücretsiz emeğinden piyasa uğruna yaşam alanları mahvedilen aborijinlere, ülke ülke dolaşan mültecilerden ‘göçebe ülkesi’nden (nomadland) başka ülkesi olmayan güvencesiz işçilere kadar.

Bu bağlamda mühim ayrımlar yapılmalı. Işık Barış Fidaner (şahsi muhaberede) öznel duruş bakımından proletaryanın eril, prekaryanın dişil olduğunu bildirdi [2]: eylem tarzlarını kıyaslarsanız, proleter aslında acelesi olmayan bir obsesyonel gibi davranır (özellikle acelecilik gösterisi takındığında bile) çünkü Üstadının ölmesini (kapitalizmin bozunmasını) bekliyordur, preker ise sahiden acele etmeye sevkedilen bir histerik gibi davranır (özellikle tam bir sabır küpü olduğunda bile) çünkü Üstadı besbelli ki çoktan ölmüştür.

Bu karşıtlık günümüzde sömürülen iki grubun tezatlığını kusursuzca dile getirir: nispeten stabil halinden emin olabilen proleter (en azından Batılı gelişmiş ülkelerde) çalışma güvencesi altında emekliliği bekler; preker ise sürekli baskı altında yaşar, gevşemeyi göze alamaz.

Ayrıca Hegel’e dönersek bu ‘diğerleri’ bir yadsımanın yadsınması vakası değil midir? Proletarya mevcut düzenin yadsınışını cisimleştirir, bu düzen altında yadsınanlardır, cevhersiz öznelliğe indirgenenlerdir, cevherleri içermekten alıkonulanlardır (yani mülk edinmekten), ‘diğerleri’ ise ‘daha beter’dir yani hiçten azdır, ‘kalıntı domuzlar tabakası’dır, terk etmek istemedikleri kalıntı parçalar içermek onları lekelemiştir: kayıp memleketin ‘bölünemez kalan’ında köklenen hiçlik parçalarını içermek onları lekelemiştir.

Literatürde bu hamlenin timsalleri yurtdışına taşınarak memleketleri İrlanda’nın birer imgesini yaratan Joyce ve Beckett’tir. Demek ki ait olmanın ve hudut çizmenin farklı şekilleri vardır, merkezi devletin karşısına göçmenleri koyabileceğiniz gibi bitkilerin karşısına hayvanları da koyabilirsiniz. Bitkiler(in çoğu) belli bir yerde köklenmiştir, hayvanlar(ın çoğu) ise çevrede dolaşır ve zaman zaman kendi hudutlarını seçer, inşa eder veya işaretler (in, yuva).

Özgürlük: Devasız Bir Hastalık
Ek 8: Küresel Çağımızda Bir Memleket Nasıl Sevilir

[1] Maria Chehonadskih, “Soviet Epistemologies and the Materialist Ontology of Poor Life: Andrei Platonov, Alexander Bogdanov and Lev Vygotsky” (basılmamış elyazması).

[2] ç.n. “özellikle … bile” ifadesi “even/especially” saçmantığını iletmek içindir.

Türkçesi: Işık Barış Fidaner

Bkz “Lacancı Özne: Kök Salma ve Uzanım: Sütur ve Südur”, “Yuva-havuç peşinde koşan tavşan ile ev-semptomu dinleyen kaplumbağa”, “Dijitalleşme yayıldıkça bildiği varsayılan özne kaybedilir” Slavoj Žižek

4 Yorum

Filed under Çeviri

4 responses to “Kayıp memleketten köklenen hiçlik parçalarını içermek — Slavoj Žižek”

  1. Geri bildirim: Yasa — derleme | YERSİZ ŞEYLER

  2. Geri bildirim: Mikoriza — özel sayı | YERSİZ ŞEYLER

  3. Geri bildirim: Dijitalleşme yayıldıkça bildiği varsayılan özne kaybedilir — Slavoj Žižek | YERSİZ ŞEYLER

  4. Geri bildirim: Saikbilim — özel sayfa | YERSİZ ŞEYLER