Yıkım — Massimo Recalcati

🦋🤖 Robo-Spun by IBF 🦋🤖

🪞⚔️👁️ Post-Feminizm 🪞⚔️👁️

Annenin Elleri kitabından Claude ile evirildi

Yıkım, yıkıcı olmasına rağmen değil, tam da yıkıcı olduğu için kendini asla tüketmeyen bir bağı ifade eder. Lacan bir keresinde nefretin “sınırsız bir meslek” olduğunu söylemişti. Bu, validevi mirasın başarısız olduğu noktadır.

Ana-çocuk ilişkisi (Freud’un çalışmalarında olduğu gibi) ensest eğilimi etrafında yapılanmış ve dolayısıyla yasaklanmış olsa da, kız çocuğun validevi hazzın yıkıcı sarmallarına düşme tehlikesi yüksektir. Bu nedenle Freud, kız çocuğu Ödip müşkülatından çıkarken anasına olan primer bağlılığın muhakkak izler bırakacağını hatırlatmıştır. Kızı anasına bağlayan yoğun münasebet aslahan tükenebilemez. Bir kız katiyen anasından hepten ayrılmaz; ilk aşk nesnesi olan anne için yası asla kesin bir sonuca ulaşmaz. “Ana kız hikayesi bitebilemez,” der Eva melankolik bir şekilde Sonbahar Sonatı‘nda.

Bu primer anne bağının izi, kızın tüm varoluşu boyunca uzama eğilimindedir. Çözülmesi için gereken zaman genişlemiş, askıya alınmış, hatta imkansız görünür. Freud bunu anneye “Ödip öncesi” bağlılığın bir kalıntısı sayarken, Lacan yıkım terimiyle her kızda anasıyla bağının simgesel çözümünü sağlayabilecek yasın işlenmesinde özel bir zorluk olduğunu ve bu bağın kalıcı doğasının her zaman fazlasıyla ikircikli bir tutku yarattığını vurgulamak ister: çocuk anasından ayrılmayı talep eder ama anasının varlığı olmadan yaşayamaz.

Bir kızın validevi figürün gölgesinden kurtulmasını bu kadar zorlaştıran nedir? Yıkım, hayal kırıklığına uğramış bir bekleyişten kaynaklanır: anne kızına bir kadının gerçekte ne olduğuna dair beklediği cevabı vermemiş, kadınlığın gizemine erişmek için gereken anahtarı sağlamamıştır. Bu nedenle yıkım, ergenlik döneminde patlama eğilimindedir; kız bir kadın olurken anne (kendi narsisizminin canlanmasını sağlayan) kızının artık kendisinin olamayacağını, artık kızıyla kendi hayatını tatmin edemeyeceğini keşfeder çünkü kızda doğan kadın, validevi kontrolü gevşemeye zorlar. Burada iki simetrik yanılsama vardır, ortak paydaları sevgi talebinin boşa düşmesidir.

Anne kızın beklediği özü, arzuyla ve kadınsı hazzın gizemiyle ilgili o özü nasıl vereceğini bilmez. Mesela genç bir danışan annesinin çekmecesinde seksi iç çamaşırları ve ergenken yaşadığı birçok cinsel deneyimi yazdığı eski bir günlük bulduğunda annesini inatla suçlamıştı: “Beni kandırdı, kendini tamamen ailesine adamış bir azizeymiş gibi davrandı; özgürlüğümü elimden aldı, aslında sadece bir fahişeydi!”

Annedeki kadının ortaya çıkışı tolere edilmez. Simone de Beauvoir ölmekte olan annesinin çıplak cinsel organlarıyla karşılaştığında da aynısı olur:

Annemin çıplaklığının görüntüsü beni sarsmıştı. Benim için hiçbir beden daha az var olmamıştı: hiçbiri daha çok var olmamıştı. Çocukken onu çok sevmiştim; ergenken beni huzursuz edici bir tiksintiyle doldurmuştu: ve bunlar tamamen olağan seyrindeydi, bedeninin ikili doğasını koruması, hem itici hem de kutsal olması –bir tabu olması– makuldü.

Danışanımın hikayesinde anne, kızının özgürlüğünü fiilen engeller (sadece cinsel değil) ve onu bir tür mahkum, “cam fanusta yakalanmış bir balık” gibi hissettirir. Bir rüyada hasta hapishanededir ve annesine bu hapishaneden nasıl kaçacağını sorar. Anne ona bunun basit bir hapishane olmadığını çünkü vahşi köpekbalıklarıyla çevrili bir adada bulunduğunu ve kaçma girişiminin boşuna olacağını açıklar. Bu kadın annesiyle olan ilişkisini fiilen şöyle yaşar: ondan şiddetle nefret ettiğini hissetmesine rağmen ondan ayrılmak imkansızdır. Annesinde affetmediği aldatmaca, arzusunu, eksikliğini gizlemiş olması, bir kadın olmanın ne anlama geldiği hakkında hiçbirşey söylememiş olması, onu kız konumunda hapsetmiş olması, dünyanın geri kalanından kopuk, isteği dışında bir adada köpekbalığı ağızlı anne tarafından gözetim altında tutulmuş olmasıdır.

Anne-kız ilişkisindeki yıkım, kadın arzusunun özneleşme sürecinde doğuştan gelen zorluktan kaynaklanan öfkeli bir tepkidir. Fallik-eril özdeşleşmenin biçimleri kolayca izlenebilir. Erkeklerin psiko-cinsel gelişimine rehberlik eden Ödipal çözüm, kadınınkinden daha doğrusal/lineer görünür.

Erkek için, (ensest) hazzın yolundaki engel olan baba, Ödip müşkülatının solmasıyla birlikte aynı babayla idealize edilmiş bir özdeşleşmeye dönüşür ve ailenin kapalı ufkunun ötesinde çocuğun hayatına rehberlik eden pusula haline gelir. Bu anlamda erkekler her zaman pederane matrisle şekillenen bir özdeşleşme “üniforması” giyerler. Diğer cinsle erotik alışverişe erişim, oğulun anne üzerindeki her türlü sahiplenme iddiasından vazgeçmesi karşılığında babanın oğula aktardığı eril simgelerin üstlenilmesi yoluyla gerçekleşir. Cinsel organlarının dışarıda ve görünür olması bunu doğrular. Cinsel aşkın nesnesi ve özdeşleşmenin nesnesi baştan beri ayrı, ayrık, kopuk görünür. Babanın fallik üniformasıyla özdeşleşme, arzu nesnesine (ikame yoluyla) erişim sağlar; bir kadın annenin yerini alır.

Pederene miras oğulun babayla idealleştirici özdeşleşmesi süreci yoluyla çözülse de, validevi miras gerçek bir kadının ne olduğunu aktarmanın imkansızlığıyla karşılaşında durma noktasına gelmiş gibi olur. Erkekteki Ödipal çözüm babayla özdeşleşmenin güçlenmesi ve annenin metaforik olarak başka bir kadınla ikame edilmesiyle sonuçlanırken, kadın Öteki’nin ötekiliğinin en güçlü, en anarşik, en kararsız ve üniformasız bedenlenişlerinden biri olarak kalır, yönetilmesi veya ölçülmesi imkansızdır. Kendi cinsel organları görünmez, temsil edilmeye meydan okur, gizlidir. Fallik ispattan kaçınırlar. Bu nedenle Freud, “kadınlığın reddinin” sadece erkekleri değil, kadınları da etkilediğinde ısrar etmiştir. Lacan’ın cesurca ifade ettiği kadının evrensel özünün var olmaması (“Kadın yoktur, sadece kadınlar vardır”), kızı anasına sabitler, kadın olarak kendini oluşturmak için gerekli biçimleri aradığı kaynak orası olarak kalır.

Sorun, bu özdeşleşmenin ancak kısmen yapılanabilmesidir, çünkü Kadın evrensel anlamda var olmaz, her biri, birer birer, kadın arzusunun gizemine kendi yanıtını bulmalıdır. Bu ölümcül yanılsamadan, kadınlığa tatminkar erişimi mümkün kılmamakla suçlu bulunan anneye yönelik intikamcı nefret ve suçlamalar ortaya çıkabilir; bu suçlamanın partnere kaydırılması da nadir değildir. Erkeklerle umutsuz bağlar, kadınlar için sıklıkla anneleriyle olan ilişkilerini şekillendiren derin ikirciğin tekrarı olabilir. Bu nedenle Freud bilgece, bir kadın için ilk evliliğin validevi bağla ilgili yıkımı miras alma eğiliminde olduğunu, ikincisinin ise daha kolay bir şekilde annenin gölgesinden kaçmasını sağlayabileceğini vurgulamıştır.

Anne-kız ilişkisinin yıkıcı boyutu annenin eksikliğini kabul edemez, oysa bir kızın mirası her zaman, iyi ya da kötü, annenin eksikliğinden geçer. Yıkım, kadın mirasının başarısızlığı olarak tanımlanabilir: kız çocuk anasından kadınlığa erişmek için gereken anahtarı talep eder, ancak anne, her anne, bu anahtardan yoksundur. ‘O Kadın’ var olmadığı için ‘bir kadın’ olmanın ne anlama geldiğini aktaramaz, ve o esnada fallik annenin gönüllerde yaşatılması, sahiden de annede bir cevap olduğu yanılsamasını sürdürür.

Mesele şu ki, kızın kendi annesi bile bir kadın olmanın ne anlama geldiğini bilmez. Kadınlık gizeminin çözümü her zaman modelsiz kalır; biriciktir, evrensel karşıtıdır ve inanılmaz derecede özeldir.

Redaksiyon: Işık Barış Fidaner

3 Yorum

Filed under Eviri