Gaz Odasında Nöbet Değişimi — Roger Hallam

🦋🤖 Robo-Spun by IBF 🦋🤖

Britanya’da başka bir parti iktidarda ama eski tas eski hamam. Bizi bu toplumun intiharcı hapishanesinden ancak bir devrim kurtarabilir.

Not: Bu yazı Roger Hallam’ın 5 yıl hapis cezasına çarptırılmadan önce yazdığı son makaleydi. [r.n. bkz “Hakikatin Tamamı Beşlisi: Günümüz Dünyasında Anlamı ve Önemi” ChatGPT, “Just Stop Oil İklim Eylemcileri Otoyol Protesto Planı Nedeniyle İngiltere’de Hapse Atıldı” Le Monde & AFP, “İklim İkrarında Beş Aşama” ChatGPT, “Five Stages of Climate Acknowledgement” ChatGPT, “Five Stages of Climate Denialism” ChatGPT, “Five Stages in Traversing the Fantasy” ChatGPT, “The Anthropic Principle and Global Warming: An Intertwined Fate” ChatGPT]

Hapishaneye girerseniz (ya da gireceğiniz zaman mı demeliyim?), bir gardiyanın ne yaptığını net bir şekilde anlayacaksınız. Kuralları uygularlar. Hücrenizin etrafında dolaşabilirsiniz, sorun yok. Ama zaman dolduğunda hapishane avlusunda dolaşmaya devam ederseniz, sizi içeri sürüklerler. Birkaç sıyrık ve morluk edinirsiniz (ya da daha kötüsü olur) ve sonuçta cezaen tecrit hücresine konulursunuz. Birçok kural vardır, ancak tek bir ana kural vardır: Kuralları çiğnerseniz cezalandırılacaksınız.

Dünyanın sonu gelmişken yapılan siyaset de aynıdır. İnsan soyunu önümüzdeki yirmi yıl içinde yok etme projesini durdurmaya çalışmayacakları sürece istediğiniz kişiye oy verebilirsiniz. BM’deki o histerik aptalların dediği gibi, “dünyayı kurtarmak için iki yılımız kaldı” yoksa ekonomiler “harap olacak”.

Elbette, böylesi devrimci şeyler söylemeye 200 yıldır “ideoloji” deniyor. Aslında nihayetin yaklaştığı fikri insan kültüründe her zaman vardı. İdeoloji, bir fikrin gerçekliğe dayatılmasıdır. İdeoloji genellikle gerçeklikle çelişir, genellikle dünyanın sonu gelmez. Ama her zaman değil. Bunu tekrar okuyun, her zaman değil.

İstisna var. Tarihsel kayıtlarda mevcut. Medeniyetler kendilerini yok ederler, tarihçi Arnold Toynbee’nin ünlü deyişiyle “intihar ederler”. Aslında, hepsi sonunda kendilerini yok eder. Belli ki hiçbirşey sonsuza dek sürmüyor. Acımasız paradoks/saçmantık odur ki, kendilerini yok etmeyeceklerinden fazlaca emin oldukları için kendilerini yok ediyorlar. Bazen “ideoloji” karşıt görüştür: Sonun asla gelmeyeceği fikrinin dayatılmasıdır, “ilerleme” ideolojisidir.

Ancak gerçekler var. İnançlarımızdan bağımsızca varolan olgular var, bu hafta yargıcıma anlatmaya çalışacağım gibi. Onun bu gerçekleri kabul etme ihtimali yok çünkü ideolojisi gerçekliğin önüne geçmektedir. Gerçek şu ki, 2020’lerde dünyayı sermaye kontrol ediyor. Daha net olmak gerekirse, uluslararası sermaye devlet kontrolünden kurtulmuştur. Bu bir gözlem değil, ampirik bir beyandır. Tarihsel bağlamı bellidir, şimdi bu on yılda yaşanmıştır. Bu haliyle ideolojik bir ifadedir. Sermaye her zaman devleti alt etmez, aslında tarihte genellikle etmez. Ve yakında sermaye yine kaybedecek.

Mutabakat şöyle. Sermayenin merkezi karakterine –sosyal ve ekolojik bedelleri öteleyen ekonomik faaliyetlere girişme yeteneğine– yapısal olarak müdahale etmeye çalışırsanız, sermaye sizi cezalandıracaktır. Ufak tefek değişiklikler sorun olmaz, hapishane avlusundan götürülene kadar biraz oyalanabilirsiniz, ancak sermayenin bedelleri öteleme yeteneğine yapısal bir meydan okuma, cezalandırılacaktır. Sermaye kaçıp gider, küresel bir kuruma borçlu çıkarsınız, 2008 mali krizinden sonra Yunanistan’a ne olduğuna bakın, Avrupa “kurtarma paketine” direnirken haftada 4 milyar euro kaybediyorlardı. Ülkeniz daha yoksul olacak ve siz görevden alınacaksınız, sonra başka biri gelip “üçgeni dörtköşe yapmaya” çalışacak.

Peki nasıl bir bitiş oyunundayız? İki netice mümkün. Ya sermayenin bedel ötelemesinin sosyal maliyetleriyle içi boşalan devlet çöker, bu da sosyal çöküşe yol açar. Ya da devlet, şiddet tekeli aracılığıyla sermayeyi iradesine boyun eğmeye zorlar: Dediğimizi yapın yoksa sizi hapse atarız (ya da daha kötüsü). O zaman postal öbür ayağa giyilmiş olur. Her iki bitiş hali de herkesin kaçınmaya çalıştığı şeyle sonuçlanır, çok daha yoksullaşmak. “Zamanında bir dikiş atarsan dokuz dikiş atmaktan kurtulursun”, ama bilirsiniz insanlar nasıldır, her zaman dokuz dikiş atarlar. Üniversitelerde buna “kolektif eylem sorunu” diyorlar.

Peki sonuç ne? Kime oy verirseniz verin, aynı sonucu alacaksınız: Sermayenin egemenliği. Bunu nüfusun yarısına söyleyin –belki artık sadece çeyreğidir, yakında onda biri olacak– size aklınızı kaçırdığınızı söyleyecekler. Büyüyen diğer yarıya söyleyin, “Evet zaten bu besbelli” diyecekler. İnsanların durumu bilmemesi sözkonusu değil. Fakat o insanlar kamusal alanda –medyada– asla konuşamıyorlar. Bu da kurallardan biri.

Sonra gaz odası var. “Ah, şu Roger hep Holokost’tan bahsediyor” [*]. Ben de “Yorum yok” diye cevap veriyorum (bu kuralı öğrendim!). Karşılaştırmayı yapan sizsiniz, ben değil. Yani belki de sadece bir karşılaştırma olabileceğini düşündüğünüz için “antisemitik” olan sizsiniz. İşte ideolojiler sonunda çocuklarını böyle yerler. Sistem eleştirisinin farkındalığının kendisi bir suç haline gelir. Suçlayanlar kurban olur. Gardiyanlar gardiyanlık yaptıkları için cezalandırılır. Büyük göstermelik mahkemeleri düşünün.

Hayır, benim söylediğim, kelimenin tam anlamıyla içinde yaşadığımız dünyanın bir gaz odası olduğudur, hiçbir “karşılaştırma” yapmıyorum. Olan bu. Gazlarla çevriliyiz ve bu gazlar mekanı sınırlıyor. Bu alanın dışına çıkarsanız –çok derine inerek veya çok yükseğe tırmanarak– oksijensiz kalıp ölürsünüz. Yaşam, yaşanabilir alana, o küçük bölgeciğe, Goldilocks bölgesine bağlıdır.

Bunu çiftliğimden bahsederek açıklayayım. Çiftlik evim deniz seviyesinden 150 metre yükseklikte. 100m ile 200m arasında gıda yetiştirebiliyorum. 200m’nin üzerinde hava çok soğuk ve rüzgarlı. 100m’nin altı çok ıslak ve bataklık. Bir bölgecikte yaşıyoruz –yaklaşık 100 metre kalınlığında– ve bunun dışında açlıktan ölüyoruz. Gaz odasının içinde bir de bu bölgecikle sınırlıyız.

Sermaye, bu gaz odasının bileşimini önemli ölçüde değiştirecek noktaya kadar sera gazlarını öteledi. Bu yeni gazlar yüzünden o bölgecik içinde dahi güvenilir ve ölçeklenebilir bir şekilde gıda yetiştiremeyeceksiniz. Yakında öğreneceğimiz gibi, gıdasızlık hayatın sonu demektir. Başka bir deyişle, dizginsiz sermaye tüm bitiş oyunlarını bitiren oyunu yarattı: Yokoluş.

Seçim kampanyasında bunların hiçbirinin tartışılmadığını fark etmişsinizdir. Hapishaneye girdiğinizde size kuralları söylemezler, bu da kurallardan biridir. Bunları yavaş yavaş ve acı çekerek öğrenmeniz gerekir. 2020’lerde kuralların giderek kötüleştiğini fark ediyorsunuz. Ancak sonunda bir kıvılcım uçacak ve bir hapishane isyanı çıkacak. Hapishaneye dönen toplumlarda buna devrim diyoruz. Tüm bitiş oyunlarını bitirecek oyunda, ruhsal dönüşüme kavuşacaksınız, dünyayı ve benliği görme şekliniz değişecek.

Bunun tam olarak ne zaman gerçekleşeceğini bilmiyorsunuz, ama gecenin gündüzü izlemesi kadar kesin olarak bunun olacağını biliyorsunuz (r.n. evening, evening out).

Ya da ruhsal dönüşümü düşünürsek, belki de gündüzün geceyi izlemesi kadar kesin demeliyiz (r.n. morning, mourning).

Redaksiyon: Işık Barış Fidaner

Bkz “Günü ve Geceyi Bitirebilmek: Rahatlar, Rahatsızlar ve Felekten İntikam Almak”, “Habbe kubbenin huzmesini hazneye getirir”

2 Yorum

Filed under Eviri

2 responses to “Gaz Odasında Nöbet Değişimi — Roger Hallam”

  1. Geri bildirim: Eviri — özel sayfa | YERSİZ ŞEYLER

  2. Geri bildirim: İklim Çöküşü — özel sayfa | YERSİZ ŞEYLER