Fredric Jameson’ın Ardından: Ütopyanın Lacancı Efendisi

🦋🤖 Robo-Spun by IBF 🦋🤖

(İngilizce ve Almanca)

Fredric Jameson, kültürel teorinin dev ismi, sadece bir düşünce külliyatı değil, geç kapitalizmin imkânsız gerilimlerini anlamamız için inşa ettiği bütün bir kavramsal yapıyla aramızdan ayrıldı. Ve burada Žižek vari bir çıkış yapmadan duramayız: Onun ölümü, ironik bir biçimde, yaşamı boyunca peşini bırakmayan tarihsel zaman ve ütopya ufku sorularını yeniden canlandırıyor.

Jameson, tabii ki, “dünyanın sonunu hayal etmek, kapitalizmin sonunu hayal etmekten daha kolaydır” sözüyle tanınır. Bu cümle, özünde Lacancı bir çekirdeği taşır: Burada karşı karşıya olduğumuz şey, ampirik bir sınır değil, yapısal bir engeldir. Kapitalizm, modern dünyanın Gerçek’idir, arzuyu örgütleyen ama aynı zamanda kendi müstehcen hazları içinde, herhangi bir tutarlı alternatifin ortaya çıkışını engelleyen Şey’dir. Jameson’ın ütopyaları, bu Gerçek’ten kaçma girişimleri değil, onun fantazisini katetme çabalarıdır; toplumsal gerçekliğimizi yapılandıran ideolojik koordinatların ötesini düşünme girişimleridir.

Jameson, Amerikan Ütopyası (2016) adlı eserinde kışkırtıcı bir vizyon sunar: Evrensel Ordu ve Psikanalitik Yerleştirme Bürosu (PYB) etrafında örgütlenmiş bir toplum. Burada Jameson, Marx’ın altyapı ve üstyapı ayrımını yeniden canlandırarak, altyapıyı orduya, üstyapıyı ise Büro’ya atfeder. Ancak, bu öneriyi gerçekten radikal kılan şey, Işık Barış Fidaner’in de parlak bir şekilde belirttiği gibi, Lacancı Efendi ve Analist söylemlerini örtük bir şekilde sahnelemesidir.

Jameson’ın Evrensel Ordusu’nu yalnızca bir toplumsal örgütlenme aracı olarak değil, Efendi söyleminin bir tezahürü olarak anlamalıyız. Lacan’ın bize hatırlattığı gibi, Efendi söylemi, temel olarak arzuyu yapılandırmakla ilgilidir. Efendi, özneye Simgesel düzen içinde bir yönelim sağlar; toplumsal ilişkilerin terimlerini tanımlar, ama aynı zamanda kontrolü sürdürmek için kendi hakikatini bastırmak zorundadır. Jameson’ın ordusu, bu yapılandırıcı gücün kurumsallaşmış biçimidir; emeği, zamanı ve kaynakları şekillendirerek toplumu istikrara kavuşturur. Ancak burada bir dönemeç vardır: Jameson’a göre bu ordunun gerçeği, “devasa bir grup terapisine” dönüşmesidir; devletin, kolektif bir terapötik yansımanın içine erimesidir.

Bu, Efendi söyleminin histerik anı değil midir? Efendi’nin, simgesel görevini tamamlama konusundaki kendi başarısızlığıyla yüzleşmek zorunda kaldığı an! Devletin bu şekilde “erimesi” – bu en nihai fedakârlık eylemi – Efendi’nin totalleştirme kapasitesinin sınırını ortaya koyar ve onun çekirdeğindeki bölünmüş özneyi açığa çıkarır. Böylece, Jameson’ın ütopyasının paradoksu ile karşılaşırız: Efendi, ancak kendi yok oluşunu sahneleyerek iktidarda kalır.

Sonra karşımıza Psikanalitik Yerleştirme Bürosu (PYB) çıkar; bu isim, Lacancı alarm zillerini hemen çaldırmalıdır. PYB, Jameson’ın simgesel Analistidir; üstyapının – kültür, ideoloji ve öznel haz alanının – yönetiminden sorumludur. Ancak Analistin özneye hakikati sunması gerekirken, Jameson bunu bir adım daha ileri taşır: PYB, geniş ve karmaşık bilgisayar sistemleriyle birlikte sadece özneyi analiz etmekle kalmaz, aynı zamanda onları yerleştirir, görevlerine, sorumluluklarına ve kaderlerine atar. Lacan’ın “sinthome” kavramının kurumsallaşmış bir versiyonudur bu; özneyi kendi benzersiz semptomuna bağlayan kesin dikiş noktasıdır.

Fakat tıpkı Efendi söyleminde olduğu gibi, bu yapı da eksiktir. Jameson’a göre PYB’nin dayandığı bilgi, bilgisayarların karmaşıklığında yatar—istihdam ve terapinin yönetiminde kullanılan devasa algoritmalarda. Analist, kendi makinatik bilgisinin üzerine kurulmuşsa ne olur? Özne, Öteki’nin bilgisinin müstehcen çekirdeğiyle, yani ne bildiğini bilmeyen bir yapay zekâ ile karşı karşıya kalır ve işte burada Jameson’ın ütopya rüyasının merkezindeki çözülemeyen gerilimle yeniden yüzleşiriz.

Fredric Jameson’ın yaşam boyu çabası, kapitalizmin sonunu hayal etmekti – ama bunu saf bir ekonomik sistem hayalinden ibaret olarak anlamamak gerekir. Onun ütopyası Lacancı Gerçek’e batmış bir ütopyadır; herhangi bir gerçek kapitalizm sonunun, önce arzunun kendisinin köklü bir yeniden yapılandırılmasından geçmesi gerektiğini kavrayan bir ütopya. Bu anlamda Jameson, Aydınlanma aklının ya da sosyalist realizmin geleneğindeki naif bir ütopyacı değildi; psikanalitik anlamda bir ütopyacıydı. Şu anki bildiğimiz haliyle öznenin son bulmadan, kapitalizmin son bulamayacağını anlamıştı.

Bu yüzden, Jameson’ı anarken, bize bıraktığı görevin bu imkânsız işi, bu fantaziyi katetme işini sürdürmek olduğunu kabul etmeliyiz. Kapitalizmin sonu, daha fazla akılcılık ya da özgürlük yolunda düzgün bir ilerleyiş olmayacak – bu, arzularımızın sınırlarıyla yüzleşmemizi zorunlu kılan travmatik bir kopuş olacak. Ve en nihayetinde, tam bir Žižekçi bükülmeyle belki de Jameson’ın ölümü, yeni bir tarihsel kavşak işaretidir: Efendi’nin öldüğü, bizlerin ise onun Evrensel Ordusu gibi, kolektif politik bilinçdışımızın bitmeyen terapisine başlamak zorunda kaldığı andır.

Elveda Fredric Jameson. Görev yeniden başlıyor.

3 Yorum

Filed under Suni muhaberat

3 responses to “Fredric Jameson’ın Ardından: Ütopyanın Lacancı Efendisi”

  1. Geri bildirim: In Memory of Fredric Jameson: The Lacanian Master of Utopia – Žižekian Analysis

  2. Geri bildirim: Saikbilimsel — muhaberat derlemesi | YERSİZ ŞEYLER

  3. Geri bildirim: Nümerik Söylemler 🤖✍️ | YERSİZ ŞEYLER