1995 yılında Cartel, “Kan Kardeşler” adlı parçayla Türkiye ve Almanya’da büyük yankı uyandırdı. Türkiye’de henüz rap kültürünün çok yeni olduğu bir dönemde, bu şarkılar bir “mahallenin çocuklarının” hikayesinden çok daha fazlasını anlatıyordu. Ancak ne yazık ki, Almanya’daki “Türkler” ya da “gurbetçiler” diye bilinen işçi sınıfının bu hikayesini, Türkiye’deki dinleyiciler tüm derinliğiyle anlamakta zorlanıyordu. Bu anlaşılamamanın altında yatan sebepler ise, Almanya’daki sosyal dinamiklerin ve yabancı düşmanlığının Türkiye’de pek karşılık bulmamasıydı.
Almanya’da “Türk” Olmak Ne Anlama Geliyordu?
O dönemde Almanya’da, Nazi dazlakların yabancı düşmanlığı zirveye ulaşmıştı ve “Türk” kelimesi, yalnızca Türkiye’den gelenleri değil, tüm göçmen işçileri ifade etmek için kullanılan bir tür argo, hatta aşağılayıcı bir tanımdı. Yani, Almanya’da bir göçmen iseniz, Sırp, Rus ya da Afrikalı olmanız fark etmezdi; Almanya sokaklarında “Türk” olarak adlandırılırdınız. Bu aşağılayıcı kullanım, aslında Cartel’in “Türk” kelimesini kullanırken kast ettiği anlamla örtüşüyordu.
“Defol dazlak dedik, b*ku da yedik; ‘Biz Türküz’ deyince faşist bilindik” dizelerinde, Cartel üyelerinin yaşadığı toplumsal baskı ve karşılaştıkları ayrımcılık anlatılıyor. Nazilerin, göçmenlere yönelik artan saldırganlığına karşı bir tür meydan okuma bu. “Türk” demek burada sadece bir etnik kimlikten çok, sosyal bir pozisyonu ve direnişi simgeliyor. Almanya’daki göçmen gençler, kendilerini Nazi dazlakların karşısında, “Türk” olarak tanımlayarak bir kimlik inşa ediyorlardı; bu kimlik, onların ayakta kalmasını sağlıyor, aynı zamanda faşist düşman karşısında birleşmelerine vesile oluyordu.
Cartel’in Sosyal Kompozisyonu ve “Biz” Kavramı
Cartel grubu, Almanya’da bir araya gelen farklı kökenlerden bireylerden oluşuyordu. İçlerinde Kürt, Laz, Afrikalı, Alman ve diğer birçok etnik kökenden üyeler vardı. Ancak grubu bir araya getiren en büyük bağ, göçmen kimliğinin yarattığı dışlanmışlık hissiydi. Bu dışlanmışlık ve yabancı düşmanlığına karşı, Almanya sokaklarında kendilerini koruma dürtüsüyle bir araya gelmişlerdi. Özellikle grup üyelerinin kimisi Kürt, kimisi Laz, kimisi farklı etnik kökenlere sahipti ve tam da bu nedenle, “biz” kavramı Cartel’in müziğinde önemli bir rol oynuyordu. Yani, Cartel sadece bir müzik grubu değil, yabancı düşmanlığına karşı duruş sergileyen ve göçmen kimliğini sahiplenen bir ses olarak doğdu.
Türkiye’den bakıldığında bu kavramın anlaşılması zordu çünkü o dönemde Türkiye, Almanya’daki “ghetto” kavramından, sokaklardaki “dazlak terörü”nden ya da göçmenlerin yaşadığı katliamlardan çok uzaktaydı. Hatta Türkiye’de o yıllarda Kürt-Türk ayrımı ve çatışmaları gündemdeydi. Bu nedenle, Cartel’in bir “Türk” kimliği üzerinden yükselttiği söylem Türkiye’deki dinleyiciler tarafından yanlış anlaşılabiliyordu. Türkiye’de bu müziğe bakanlar, Cartel’in faşist ya da milliyetçi bir kimlik benimsediğini zannedebiliyordu, oysa gerçek hiç de böyle değildi.
“Kan Kardeşler”deki “Kan”ın Anlamı
“Kan Kardeşler” parçasında kullanılan “kan” kelimesi de sıradan bir kan bağı ya da milliyetçi bir bağ anlamında değil, bir tür “öteki” kimliği olarak ortaya çıkıyordu. “Karakan” ismindeki “kara” ifadesi bile bu “öteki”liği sembolize eder. Tıpkı ABD’deki “black” kavramının sadece fiziksel özelliklerden öte, bir toplumsal statüyü temsil etmesi gibi, Almanya’daki “kara” da “siyah koyun” ya da “öteki” anlamında kullanılıyordu. Yani bu “kan” herhangi bir milletin kanı değil; bir aidiyet, bir mağduriyet ve aynı zamanda bir direnişin simgesi olarak varlık buluyordu. Bu noktada “Kan Kardeşler” ifadesi, benzer acıları ve dışlanmışlığı yaşamış olanların, bu durum karşısında dayanışma ve koruma için birbirine bağlanışını anlatıyor.
Almanya’daki Göçmen Gençlerin Kimlik Mücadelesi ve Cartel’in Rolü
Almanya’da 90’ların başında göçmen gençlerin, Alman toplumu içinde kendilerini var etmeye ve korumaya çalışırken yaşadıkları çatışmalar, Cartel’in müziğinde güçlü bir şekilde yankı buldu. Almanya’da iki toplumun arasında sıkışıp kalmış gençler, hem Almanya’da yabancı kabul ediliyor hem de Türkiye’de tam olarak “bizim çocuklarımız” olarak görülmüyordu. Bu nedenle kendilerine en yakın kimliği Almanya’da “Türk” olarak kabul ettikleri bu kavram üzerinden oluşturuyorlardı. Ancak buradaki “Türk” algısı Türkiye’deki “Türk” kimliğinden oldukça farklı bir anlam taşıyordu. Tüm göçmenleri kapsayan bu kimlik, onları Alman toplumunda “öteki” olarak tanımlayan ayrımcılığa karşı da bir başkaldırıydı.
Bu dönemde, Alman toplumu içinde çeşitli ayrımcılık ve dışlanma süreçlerinden geçen bu gençler, kendilerini koruma refleksi geliştirdiler. Yaşanan katliamlar ve dazlak saldırıları karşısında savunmasız kalan göçmenler, Alman devleti ya da Türk devletinden herhangi bir koruma görmedikleri için, kendi kendilerini savunma yoluna gittiler. Dolayısıyla Cartel’in “Biz Türk’üz, nedir derdin peki?” söylemi de bu dışlanmaya karşı bir meydan okumaydı.
Türkiye’deki Yanlış Algılar ve Cartel’in “C” Harfinin Anlamı
Türkiye’de, Cartel’in müziğinde kullanılan “Türk” ifadesi zaman zaman milliyetçi bir kimlikle ilişkilendirildi ve yanlış algılandı. Ancak grubun asıl niyeti bu değildi. Cartel’in logosundaki “C” harfinin hilale benzer bir şekilde tasarlanmış olması bile provokatif bir etki yaratmak için seçilmişti. Bu bilinçli seçimler, Almanya’daki göçmen gençlerin kendilerini var etme çabasının bir yansımasıydı ve bir aidiyet, direniş simgesi olarak öne çıkıyordu. Ancak bu simgeler Türkiye’de “milliyetçi” ya da “faşist” bir algıyla yan yana getirildiğinde, Cartel’in gerçek anlamda ne anlatmaya çalıştığını gözden kaçırmak kolaydı.
Sonuç Olarak: Cartel’in Mirası ve Almanya’daki Göçmen Kimliği
Cartel’in “Kan Kardeşler” ve diğer parçaları, Almanya’da var olma mücadelesi veren göçmenlerin sesiydi. Cartel, Nazi dazlaklarının göçmenlere karşı uyguladığı zulme ve dışlanmaya karşı bir direniş çağrısı yapıyordu. Bu nedenle “Türk” kavramını kullanırken, Almanya’daki göçmenlerin toplumdaki “öteki” konumunu vurguluyorlardı. Almanya’nın o dönemde yaşadığı sosyal sorunlar, yabancı düşmanlığı, gettoların doğuşu, göçmen gençlerin yaşadığı kimlik bunalımları, Cartel’in müziğinde birleşmişti.
Kısacası, Cartel’in “Kan Kardeşler” gibi parçaları, Almanya’daki “öteki”lerin yaşadığı acıları, dışlanmışlıkları ve aynı zamanda dirençlerini dile getiriyordu. Türkiye’de Cartel’in bu anlamının anlaşılması zaman alsa da, bugün geri dönüp bakıldığında, Cartel’in 90’lı yıllarda ortaya koyduğu bu güçlü mesajların göçmen kimliğinin ifade edilmesinde ne kadar önemli olduğu daha net görülüyor.
Vicdan Şaşmaz, 1974 yılında Bursa’da doğdu. İstanbul Üniversitesi Sosyoloji Bölümü’nden mezun olduktan sonra, toplum ve kültür üzerine yaptığı çarpıcı çalışmalarla dikkatleri üzerine çekti. Çalışmalarında ironiye sıkça yer vererek, toplumsal normların baskısı altındaki bireylerin çelişkilerini gözler önüne serdi. “Kendi Gibi Olmanın Buhranı,” “Ayna Tuttukça Çatlayan Hayatlar” ve “Toplumsal Roller Tekerlemesi” gibi kitaplarıyla geniş bir okuyucu kitlesine ulaştı. Şaşmaz, eserlerinde mizahi bir dille Türk toplumunun sosyal yapısını ele alırken, gündelik hayatın sıradan gerçekleriyle okurları yüzleştirme konusunda ustadır. Ayrıca böyle birisi aslında yoktur.
Hazırlayan: Işık Barış Fidaner & Fatoş İrem & ChatGPT 4o
Cartel und die Bedeutung von “Türke sein” in den 90er Jahren in Deutschland sowie die tieferen Bedeutungen des Tracks „Kan Kardeşler“
1995 sorgte Cartel mit dem Song „Kan Kardeşler“ in Deutschland und der Türkei für großes Aufsehen. Zu einer Zeit, als die Rap-Kultur in der Türkei noch sehr jung war, erzählten diese Lieder weit mehr als nur die Geschichten von „Kindern aus der Nachbarschaft.“ Leider war es für das Publikum in der Türkei schwierig, die Geschichte der sogenannten „türkischen“ oder „Gastarbeiter“-Arbeiterklasse in Deutschland vollständig zu verstehen. Ein Grund für dieses Missverständnis lag in den sozialen Dynamiken in Deutschland und der dortigen Fremdenfeindlichkeit, die in der Türkei keinen direkten Vergleich fand.
Was bedeutete es, in Deutschland ein „Türke“ zu sein?
In jener Zeit hatte die fremdenfeindliche Gewalt von Nazi-Skinheads in Deutschland ihren Höhepunkt erreicht. Der Begriff „Türke“ wurde nicht nur für Menschen aus der Türkei verwendet, sondern auch als abfälliger Begriff für alle Migrantenarbeiter verwendet. Das bedeutete, dass es egal war, ob man aus Serbien, Russland oder Afrika stammte – man wurde auf den Straßen Deutschlands als „Türke“ bezeichnet. Diese abfällige Verwendung des Begriffs „Türke“ entsprach der Bedeutung, die Cartel ihm beimaß.
In den Zeilen „Defol dazlak dedik, b*ku da yedik; ‘Biz Türküz’ deyince faşist bilindik“ (sinngemäß: „Haut ab, Skinheads, sagten wir, und bekamen die Prügel dafür; wenn wir ‘Wir sind Türken’ sagten, hielt man uns für Faschisten“) beschreibt Cartel den gesellschaftlichen Druck und die Diskriminierung, denen sie ausgesetzt waren. Hier zeigt sich eine Art Herausforderung gegenüber der zunehmenden Aggression der Nazis gegen Migranten. „Türke“ bedeutet hier nicht einfach eine ethnische Identität, sondern steht für eine gesellschaftliche Position und den Widerstand. Junge Migranten in Deutschland bauten, wenn sie sich als „Türken“ gegenüber den Nazi-Skinheads identifizierten, eine Identität auf, die ihnen half, sich zu behaupten und sich gegen einen gemeinsamen Feind zusammenzuschließen.
Die soziale Zusammensetzung von Cartel und der Begriff „Wir“
Die Mitglieder von Cartel setzten sich aus Menschen verschiedener Herkunft zusammen, die in Deutschland zueinander fanden. Darunter waren Kurden, Lasen, Afrikaner, Deutsche und Menschen vieler anderer ethnischer Hintergründe. Das größte verbindende Element der Gruppe war jedoch das Gefühl, als Migranten ausgeschlossen zu sein. Dieses Gefühl der Ausgeschlossenheit und die zunehmende Fremdenfeindlichkeit auf deutschen Straßen führten dazu, dass sich diese jungen Menschen zusammenschlossen, um sich zu schützen. Einige Mitglieder der Gruppe waren Kurden, andere Lasen oder hatten einen anderen ethnischen Hintergrund, weshalb das „Wir“-Gefühl in Cartels Musik eine große Rolle spielte. Cartel war somit nicht nur eine Musikgruppe, sondern eine Stimme, die sich gegen Fremdenfeindlichkeit stellte und die Migrantenidentität bejahte.
Aus der Türkei betrachtet, war dieses Konzept schwer zu verstehen, weil in der Türkei zu jener Zeit das Konzept der „Ghettos“ in Deutschland, die Skinhead-Terroranschläge oder die Massaker, denen Migranten zum Opfer fielen, sehr fremd waren. Die Türkei war zu dieser Zeit außerdem durch Konflikte zwischen Türken und Kurden geprägt. Daher missverstanden türkische Zuhörer Cartels Botschaft, die sich über eine „türkische“ Identität ausdrückte, häufig als nationalistisch oder faschistisch, was jedoch keinesfalls zutraf.
Die Bedeutung von „Blut“ in „Kan Kardeşler“
Das in „Kan Kardeşler“ verwendete Wort „Kan“ (Blut) symbolisiert keine einfache Blutsverwandtschaft oder einen nationalistischen Zusammenhalt, sondern repräsentiert eine Art „Andere“-Identität. Der Ausdruck „kara“ (schwarz) im Namen „Karakan“ steht ebenfalls für dieses „Anderssein“. Ähnlich wie der Begriff „black“ in den USA mehr als nur ein physisches Merkmal darstellt und stattdessen eine gesellschaftliche Position symbolisiert, bedeutete „kara“ hier „schwarzes Schaf“ oder „Anderer“. Dieses „Blut“ ist also kein Blut einer bestimmten Nation, sondern ein Symbol für Zugehörigkeit, Leid und gleichzeitig Widerstand. Die Bezeichnung „Kan Kardeşler“ steht also für die Solidarität und den Schutz derjenigen, die ähnliche Schmerzen und Ausgrenzung erfahren haben.
Der Identitätskampf der Migrantenjugend in Deutschland und die Rolle von Cartel
In den frühen 90er Jahren suchten Migrantenjugendliche in Deutschland nach einer Möglichkeit, sich innerhalb der Gesellschaft zu behaupten und zu schützen, was sich in Cartels Musik stark widerspiegelte. Die zwischen zwei Gesellschaften gefangenen jungen Menschen galten sowohl in Deutschland als „Fremde“ als auch in der Türkei nicht als vollständig „unsere Kinder.“ Deshalb nahmen sie die Identität an, die ihnen am vertrautesten schien – in Deutschland akzeptierten sie die Bezeichnung „Türken.“ Doch das Bild des „Türken“ hatte hier eine völlig andere Bedeutung als in der Türkei. Dieser Begriff umfasste alle Migranten und war eine Herausforderung gegenüber der Diskriminierung, die sie in der deutschen Gesellschaft als „Andere“ definiert.
Zu dieser Zeit entwickelten die Migrantenjugendlichen, die innerhalb der deutschen Gesellschaft verschiedene Formen der Diskriminierung und Ausgrenzung erlebten, einen starken Selbsterhaltungstrieb. Da sie in den katastrophalen Angriffen und Massakern der Skinheads oft schutzlos waren und weder der deutsche noch der türkische Staat sie unterstützte, gingen die Migranten dazu über, sich selbst zu verteidigen. Die Aussage „Biz Türküz, nedir derdin peki?“ (sinngemäß: „Wir sind Türken, was ist dein Problem?“) von Cartel war daher eine Art Herausforderung gegenüber dieser Ausgrenzung.
Missverständnisse in der Türkei und die Bedeutung des „C“ in Cartel
In der Türkei wurde die Verwendung des Begriffs „Türke“ in Cartels Musik manchmal als nationalistisch fehlinterpretiert. Aber das war nie die Absicht der Gruppe. Das „C“ im Logo von Cartel, das wie ein Halbmond gestaltet ist, sollte vielmehr eine provokative Wirkung erzeugen. Diese bewussten Entscheidungen spiegelten den Versuch wider, eine Identität und ein Widerstandssymbol der migrantischen Jugend in Deutschland zu schaffen. Doch als diese Symbole in der Türkei mit „nationalistischen“ oder „faschistischen“ Begriffen in Verbindung gebracht wurden, ging die eigentliche Botschaft von Cartel leicht verloren.
Fazit: Cartels Vermächtnis und die Migrantenidentität in Deutschland
Die Lieder von Cartel wie „Kan Kardeşler“ waren die Stimme der Migranten, die in Deutschland um ihren Platz kämpften. Cartel rief zum Widerstand gegen die Unterdrückung und die Fremdenfeindlichkeit durch Nazi-Skinheads auf. Die Verwendung des Begriffs „Türke“ symbolisierte hier die „andere“ Position der Migranten in der Gesellschaft. Die damaligen sozialen Probleme Deutschlands, die Fremdenfeindlichkeit, die Entstehung der Ghettos und die Identitätskrisen der Migrantenjugend fanden in Cartels Musik einen starken Ausdruck.
Zusammengefasst sind Cartels Stücke wie „Kan Kardeşler“ Ausdruck des Leidens, der Ausgrenzung und gleichzeitig des Widerstandes der „Anderen“ in Deutschland. Obwohl in der Türkei die Bedeutung von Cartel erst später verstanden wurde, ist heute mit dem Rückblick klar, wie wichtig Cartels Botschaften in den 90er Jahren für die migrantische Identität waren.
Cartel’s “Turk” Identity in 1990s Germany and the Deep Meaning of “Kan Kardeşler”
In 1995, Cartel made a big splash with the track “Kan Kardeşler” in Turkey and Germany. During a time when rap culture was still very new in Turkey, these songs told a story that went far beyond the tales of kids from the “neighborhood.” Unfortunately, the story of Germany’s “Turks” or the working-class migrants wasn’t easy for listeners in Turkey to fully grasp. This gap in understanding was due to the lack of awareness of the social dynamics and xenophobia faced by Turkish migrants in Germany at the time.
What Did It Mean to Be “Turkish” in Germany?
Back then, xenophobic attacks from Nazi skinheads were on the rise in Germany, and the word “Turk” was used as a kind of slang—derogatory even—to refer not only to people from Turkey but to all foreign workers. In other words, if you were a migrant in Germany, it didn’t matter if you were Serbian, Russian, or African; on the streets of Germany, you would be called a “Turk.” This derogatory use of the word mirrored the intent behind Cartel’s use of the term “Turk.”
In the lyrics, “Defol dazlak dedik, b*ku da yedik; ‘Biz Türküz’ deyince faşist bilindik” (We said ‘get lost, skinhead,’ and paid the price; because we said ‘we are Turks,’ we were labeled fascist), Cartel’s members talk about the social pressure and discrimination they faced. This was a kind of challenge to the growing hostility against immigrants from Nazi skinheads. Saying “we are Turks” here symbolized not only an ethnic identity but a social stance and resistance. Young migrants in Germany, facing attacks from Nazi skinheads, began to build a sense of identity around being “Turk.” This identity allowed them to stand together in defiance of their fascist enemies.
Cartel’s Social Composition and the Idea of “Us”
Cartel was a group composed of people from various backgrounds who had come together in Germany. The members included people of Kurdish, Laz, African, German, and other ethnic origins. But the most significant bond between them was the sense of exclusion they felt as immigrants. This shared feeling of being marginalized by xenophobia in Germany was what united them. Some of the members were Kurdish, others were Laz, and there were other ethnic origins as well, so the concept of “us” played a crucial role in Cartel’s music. In other words, Cartel wasn’t just a music group; it was a voice for those embracing the immigrant identity and resisting xenophobia.
From Turkey’s perspective, this concept was difficult to grasp because, at the time, Turkey was far removed from concepts like “ghettos,” “street violence,” or the “Nazi terror” that took lives. In fact, Turkey was dealing with issues related to its own internal conflicts between Turkish and Kurdish communities. For this reason, the “Turk” identity that Cartel used to build its message was sometimes misinterpreted by listeners in Turkey. They thought Cartel was adopting a nationalist or fascist identity, while the reality was far from this.
The Meaning of “Kan” in “Kan Kardeşler”
The word “kan” (blood) in the song “Kan Kardeşler” (Blood Brothers) also had a meaning beyond kinship or nationalistic ties; it was a symbol of “otherness.” Even the word “kara” (black) in the name “Karakan” symbolized this “otherness.” Just as the term “black” in the U.S. transcends physical features to represent a social status, the word “kara” in Germany represented an “outcast” or “the other.” So, the word “kan” here was not just the blood of a single nation; it was a symbol of belonging, victimhood, and at the same time, resistance. In this context, the term “Kan Kardeşler” represents those who share similar pain and exclusion, coming together in solidarity and protection.
The Identity Struggle of Migrant Youth in Germany and Cartel’s Role
In early 90s Germany, young immigrants were caught in a conflict as they struggled to establish and protect their identity within German society. They were excluded in Germany as foreigners, yet weren’t entirely seen as “one of our own” in Turkey either. So, they embraced an identity around the “Turkish” concept in Germany, which, in their case, went far beyond Turkey’s typical “Turkish” identity. This label of “Turk” encompassed all immigrants and became a symbol of resistance against the exclusion they faced in German society.
During this period, these young immigrants, who were experiencing various forms of discrimination and exclusion within German society, developed a self-defense reflex. With massacres and violent attacks from skinheads on the rise, migrants were left defenseless, receiving no support from either the German or Turkish state. Therefore, Cartel’s question, “We’re Turks, so what’s your problem?” was a challenge to the discrimination they faced.
Misinterpretations in Turkey and the Meaning of the “C” in Cartel
In Turkey, the use of the term “Turk” in Cartel’s music was sometimes associated with nationalism and was misunderstood. But that was far from their true intent. Even the way the “C” in Cartel’s logo was designed to resemble a crescent was a form of provocative choice. These conscious decisions reflected the effort of young immigrants in Germany to assert themselves and served as a symbol of identity and resistance. But when viewed from Turkey, these symbols were mistakenly categorized as “nationalistic” or “fascist,” missing the true essence of what Cartel was trying to convey.
In Conclusion: Cartel’s Legacy and the Migrant Identity in Germany
Cartel’s “Kan Kardeşler” and other songs were the voice of immigrants fighting to survive in Germany. Cartel was calling for resistance against the cruelty and exclusion imposed on migrants by Nazi skinheads. So, when Cartel used the word “Turk,” they were emphasizing the “othered” position of immigrants in society. At a time when Germany was experiencing intense social issues, xenophobia, the formation of ghettos, and the identity crises faced by young migrants, Cartel’s music brought all these together.
In short, Cartel’s tracks like “Kan Kardeşler” voiced the pain, exclusion, and at the same time, resilience of “the others” in Germany. While it took time for Cartel’s message to be understood in Turkey, looking back today, it’s clearer than ever how powerful Cartel’s message was in expressing the migrant identity during the 90s.
Geri bildirim: Kendi Gibi Olmanın Buhranı — Vicdan Şaşmaz derlemesi | YERSİZ ŞEYLER
Geri bildirim: Haymatlos | 🦋🤖 YERSİZ ŞEYLER
Geri bildirim: Eşik, Mark ve Elem: Cem Karacalı Almanya Belgeselinde Cartel’in İsyankar Entegrasyonu Nasıl Havaya Karıştı | 🦋🤖 YERSİZ ŞEYLER
Geri bildirim: Adı Kim Verir? Laibach, Rammstein, Cartel ve Bastırılan Türk-Almanyalı | 🦋🤖 YERSİZ ŞEYLER
Geri bildirim: Who Gives the Name? Laibach, Rammstein, Cartel, and the Repressed Turkish-German – Žižekian Analysis