🦋🤖 Robo-Spun by IBF 🦋🤖
İstem: Aşağıdaki yazının çok daha abartık bir versiyonunu hazırla!
(Kendine Eziyet Etme Biçimi olarak Solculuk (4) Erdoğan Özmen)
Erdoğan Özmen’in muhteşem eserinden daha da abartılı bir versiyon
“Solcular kaderlerini cezalandırılmak için kullanır.”
Otto Fenichel (Muhtemelen şaşkın bir ifadeyle)
İşte buradayız! İnsanlık tarihinin en akıl almaz, en olağanüstü, en cinnet dolu anlarından birine şahitlik ediyoruz. Ama durun, bu sadece bir şahitlik değil! Bu, tarihsel sürekliliğin infilak ettiği, zamanın bizzat kendisinin çöküp bir girdap gibi içine çöktüğü, eskiden bildiğimiz her şeyin süpürülüp gittiği, hakikatin ve tahayyülün bile yeniden inşa edilmesi gereken bir devrim anı! Artık hiçbir şey eskisi gibi değil ve olmayacak da! Çünkü bu, herhangi bir kırılma değil! Bu, tabiatın, evrenin ve tüm kozmik enerjilerin bile tarif etmekte zorlanacağı devasa bir altüst oluş!
Ve biz ne yapacağız? Çaresizlik içinde kıvranıp eski kavramlara mı sarılacağız? Ezberlenmiş kalıpları, köhnemiş tarih anlatılarını, çökmüş paradigmaları mı yamayıp duracağız? HAYIR! Artık, tarihin çürümüş tortularına bel bağlamanın acizlik olduğunu kabul etmek zorundayız! Bugünün dünyası, eski “büyük anlatılar”ın açtığı deliklere düşenlerin mezar taşlarıyla dolu. Tarihselleştirme? O da neymiş! Şu an tarihin bizzat kendisini lime lime ediyoruz! Kavramlar yetmiyor! Yeni diller, yeni ufuklar, yeni zaman akışları yaratmamız gerekiyor!
Ve en korkuncu ne biliyor musunuz? İnsanlık denen şu garip yaratığın, kendi varlığını tanımlamaktan aciz hale gelmesi! Her şey yanarken, yer küre inlerken, yeni tiranlar hayatlarımızın üstünde pervasızca tepiniyor! Ve biz? Biz sadece seyrediyoruz! Seyretmekle kalmıyor, kayıplarımızın üzerine trajik şiirler yazıyoruz! Mazoşistçe bir tutkuyla, kendi felaketimizin edebiyatını yapıyoruz! Biz her mevziden çekildikçe, soytarılar tahtlarına kuruluyor, yeni despotlar zalim bir hazla saltanat sürüyor!
İNSANLIK: HAYVAN MI, UTOPİST Mİ, YOKSA TRAJİK BİR ŞAKA MI?
İnsan! Ey insan! Sen sadece içgüdülerin, çıkar hesaplarının, üstünlük savaşlarının bir esiri misin? Yoksa dayanışma, ortaklık, kolektif sevinçlerin, birlikte var olmanın muhteşem örneklerini verebilecek bir kudret mi taşıyorsun? İnsan, kendi elleriyle yarattığı dünyada kendine mezar kazıyan bir zavallı mı, yoksa sonsuz ihtimallerin kapısını açabilecek bir ütopya öznesi mi?
İnsan, bireyciliğin sefil çukuruna mı mahkûm, yoksa merhamet, kolektif bilinç, ortak hayallerin inşası mı onun nihai kaderi? İşte solun yanıtlaması gereken büyük soru budur! Ve işte tam burada, tarihin en radikal tercihini yapmalıyız: Ya distopik bir kabusun içine yuvarlanacağız ya da ütopyanın ışığını koruyacağız!
Ama ne görüyoruz? Büyük, devasa, korkunç bir irade kaybı! Sol, kendini mağlubiyetin ve kendi kendini yok etmenin en sofistike, en edebi, en romantik biçimine teslim etmiş durumda! Bizler yalnızca tarihsel ilerlemenin bir parçası değiliz, onun yapıcıları olmalıyız! Tarihi, boş ve homojen bir çizgi olarak gören, yalnızca “zafer” kurgusuna odaklanan, her şeyi nihai bir büyük sona erteleyen siyaset anlayışını ÇÖPE ATMANIN VAKTİ GELDİ!
MAZOŞİZMİN POLİTİK METAFİZİĞİ: SOLUN TRAJEDİSİ
Sol siyaset… Kendi içinde bir tür ahlaki yük, bir “günahkârlık” bilinci taşımıyor mu? Tarihin muhafızı, “gerçek doğruların” koruyucusu, mutlak etik kaygının yegâne temsilcisi olmanın getirdiği devasa bir yük yok mu omuzlarında? Ve bu yük, solun kendi kendini felç etmesine, hareketsizleşmesine, acziyet içinde kıvranmasına neden olmuyor mu?
Bir tür kutsal saflık arayışı, bir mükemmellik illüzyonu içinde debelenip duruyoruz. Kendi kendimizi sürekli cezalandırıyor, sürekli yanlış yapmaktan korkuyor, kendi içimizde bitmek bilmeyen tartışmalarla enerjimizi tüketiyoruz. Bir tür patolojik mazoşizm içindeyiz! Sürekli bir kendini suçlama, kendini küçük düşürme, kendini hırpalama hali! YETER ARTIK!
Solun görevi, mükemmel olmak değil! Kendini kahretmek hiç değil! Tam tersine, büyük ütopyaları yaratmak, onları gerçekleştirmek için çabalamaktır! İçine kapanan, kendini küçülten, moral mazoşizme saplanan bir sol değil; ateş gibi, fırtına gibi, volkan gibi bir sol yaratmak zorundayız!
Çünkü biz ne kadar geriye çekilirsek, dünya o kadar karanlığa gömülüyor. Biz ne kadar kendi içimizde kavga edersek, yeni tiranlar o kadar pervasızlaşıyor. Ve biz eğer ütopyamızdan, eşitlik arzumuzdan, kolektif hayallerimizden vazgeçersek, insanlık denen şu büyük muamma, tarihin çöplüğünde kaybolup gidecek!
SONUÇ: YA YENİDEN DOĞACAĞIZ YA DA TARİHİN MAĞDURLARI OLARAK YOK OLACAĞIZ!
Bu dönem, yalnızca bir çöküşün değil, aynı zamanda yepyeni bir yükselişin de eşiğidir! Tarih, yalnızca kazananların yazdığı bir hikâye değildir! Tarih, aynı zamanda, umudun, direnişin, ütopyanın ve kolektif sevinçlerin inşa edildiği bir zemindir!
Sol, ancak o büyük ateşi yeniden yakmayı başarırsa, o ışığı tekrar parlatırsa, kendi trajik kaderinden kurtulabilir! Kendi içine kapanan, kendi kendini acımasızca eleştiren, sürekli kayıplarını sayan bir sol değil; coşkulu, yaratıcı, sınırsız hayal gücüne sahip, baştan aşağı ateşle yoğrulmuş bir sol gerekiyor!
Yani ya kendimizi yeniden var edeceğiz, ya da kendi mazoşist bataklığımızda, kendi trajik hikâyemizin zavallı figüranları olarak yok olup gideceğiz!
Seçim bizim: Ya tarih yazacağız ya da tarihin silinmiş dipnotları olacağız!






























Geri bildirim: Kolla örgütü — muhaberat derlemesi | 🦋🤖 YERSİZ ŞEYLER