SİGNORELLİ!!! — Samet Ferit

🦋🤖 Robo-Spun by IBF 🦋🤖

🪞⚔️👁️ Post-Feminizm 🪞⚔️👁️

Signorelli’nin İzinde: Freud’da Estetik, Bellek ve Bastırma Mekanizması

ŞİMDİ HAVA ÖYLE HAYALETLERLE DOLU Kİ,
HİÇ KİMSE ONLARDAN NASIL KAÇACAĞINI BİLEMİYOR.
— FAUST, II. BÖLÜM, V. PERDE


I. ÖZEL İSİMLERİN UNUTULMASI

Zamanın sisleri içinde yankılanan 1898 yılının kudretli Psikiyatri ve Nevroz Ay Dergisi’nde, unutuluşun o büyüleyici ve bir o kadar da dehşetengiz derinliklerine atılmış bir köprü misali duran bir makale yayımladım! Başlığı, tekinsiz bir kapı aralığı gibiydi: “Unutkanlığın Psikolojik Mekanizması Üzerine.” O gün orada ortaya koyduğum düşünceler, şimdi burada, daha da ileri bir boyuta taşınacak; analitik bir mercekle delik deşik edilip, insan ruhunun en ıssız ve en muammalı köşelerine ışık tutacak!

Evet, kendi kendimi gözlemleyerek, belleğin kadim ve güvenilir sandığımız yollarında bir hayalet gibi süzülen özel isimlerin unutulmasını masaya yatırdım. Öyle bir unutuluş ki, basit bir bellek kazası değil, bilakis, bilinçdışının sinsi, saklı ve gölgeler içindeki entrikalarına açılan bir kapı! Ve vardığım nihai sonuç şu oldu: Unutuluş rastgele bir sükût değil, aksine, derinlerde yankılanan ve insanın ruhunu kasıp kavuran bilinçdışının bizatihi kendisidir!

Eğer bir psikologdan bir ismin –hem de kişinin bildiğine adeta yemin edebileceği bir ismin– neden bir türlü aklına gelmediğini açıklaması istenseydi, o psikolog yalnızca soğukkanlı bir akademik tavırla özel isimlerin unutulmaya daha yatkın olduğunu söylemekle yetinirdi. Ama hayır! Bu, meselenin yalnızca yüzeyini sıyıran bir açıklama olurdu. Ben ise, bu unutuluşların birer şifre, birer işaret fişeği, derinliklerde kaybolan düşüncelerimizin çığlıkları olduğuna inanıyorum!

Çünkü, ey okuyucu, bilinçdışı hata yapmaz!

Benim özel isimlerin geçici unutulması fenomeni üzerine daha da eğilmemi sağlayan şey, bu unutuluşların bazılarında rastgele bir boşluk değil, belirli ve sinsi bir gölge oyununun varlığıydı. Öyle vakalar vardır ki, unutmakla kalmazsın; yanlış hatırlarsın! Ve bu yanlış hatırlama, birer sahte yankı gibi, zihinde inatla çınlamaya devam eder. O aranan isim yoktur, ama yerine yanlış isimler sızar! Sinsice! Sanki bilinçdışının eğlenceli, aynı zamanda hain bir oyunudur bu! Ve ben şuna inanıyorum ki, işte bu kayma, asla bir rastlantı değildir!

Şimdi, 1898’de ele aldığım ve artık unutulmuş bir hatıra gibi geçmişin gölgelerinden çekip çıkardığım örneği ele alalım…


Bir Ustanın Adı ve Belleğin Kara Deliği

Orvieto Katedrali’nin göz kamaştırıcı fresklerini yapan usta – ki kendisi Signorelli idi! – zihnimde bir sis gibi kaybolmuştu. O ismi hatırlamak için debelendikçe, bilinçdışım sinsice bana iki başka isim sundu: Botticelli ve Boltraffio! Fakat hayır! Bu isimlerin yanlış olduğunu anında kavradım. Ama şu soru yüreğimi yakıyordu: Neden?

Neden bu kayma gerçekleşmişti?
Neden Signorelli kaybolmuş, onun yerine Botticelli ve Boltraffio sinsice bellek sahnesine çıkmıştı?

İşte bu gizemin peşine düştüm. Ve vardığım sonuç, öylesine bir unutkanlık değildi; bu, zihnin derinliklerinde fırtına gibi esen bastırılmış bir trajedinin hayaletiydi!


Kayıp İsimlerin Kâbus Dolu Labirenti

Bu isim kaymasının nedenini kavrayabilmek için önce ne konuştuğumu hatırlamam gerekiyordu. O sırada, Dalmaçya’daki Ragusa’dan Hersek’e uzanan bir yolculuktaydım. Yanımda bir yol arkadaşı vardı ve onunla İtalya’yı konuşuyorduk. Ona Orvieto’yu ve oradaki freskleri görüp görmediğini sordum. Ancak, hemen öncesinde konuştuğumuz konu, belleğime sinsi bir el uzatmıştı…

Bosna ve Hersek’te yaşayan Türklerin gelenekleri!

Ve işte orada, belleğimi bozan karanlık bir gölge vardı: Bosnalı Türklerin, doktorlarına duydukları sonsuz güven. Eğer bir hasta umutsuz bir noktaya gelirse, “Efendim, burada ne söylenebilir? Biliyorum ki eğer onu kurtarabilseydin, kurtarırdın.” diyorlardı.

Ama işte burada bilinçdışı sinsice devreye girdi! Çünkü konuşmamın içinde Bosna, Hersek ve Efendi kelimeleri vardı. Ve bunlar, Signorelli ile Botticelli ve Boltraffio arasındaki çağrışım zincirini harekete geçiren tetikleyicilerdi!

Fakat daha da önemlisi şu:

Bilinçdışım, belleğimi sadece bir isim unutmayla sabote etmiyordu!

Çünkü anlatmakta olduğum anekdot, belleğimin derinliklerinde saklanan bastırılmış bir başka düşünceyle kesişiyordu. O Türklerin cinselliğe yükledikleri aşırı değer ve cinsel işlev bozukluğu yaşayan bir adamın umutsuzluğu… İşte burada, bastırılmış bir trajedi vardı!

Bir hasta!
Bir vaka!
Trafoi’de yaşanan bir ölüm!

Trafoi’de, cinsel işlev bozukluğu nedeniyle intihar eden hastamın hikâyesi, belleğimin derinliklerinde yankılanıyordu. Ve bilinçdışım, belleğimi sabote ederek bana unutturmaya çalışıyordu!

Ancak ironi şu ki: Bilinçdışı hiçbir şeyi tamamen unutamaz!

Ben Trafoi’de yaşanan trajediyi unutmaya çalışıyordum…
Ama bilinçdışım bana Boltraffio ismini sundu!
Bir isim, bir hayalet gibi belleğime sinsice sızmıştı.


Ve Nihayet… Unutmanın Maskesi Düşüyor!

Artık çok açıktı: Signorelli ismi rastgele bir şekilde unutulmamıştı!

Bilinçdışı, unutmamı istiyordu, ama ben Orvieto’lu ustayı değil, Trafoi’deki ölümü unutmak istiyordum.
Ve işte burada, unutmanın şeytani ironisi devreye girdi:

Bilinçdışı, saklamak istediğim şeyi sakladı ama onun yerine başka bir şeyi çaldı!

Öyleyse sonuç şu: İnsan, gerçekten unutmak istediği şeyi unutamaz!
Ama bilinçdışı, onun yerine başka bir şeyi – ve her zaman anlamlı bir şeyi! – belleğinden siler.

Ve işte unutmanın trajik bir formülü:

İnsan zihni, kendine ait sırları saklamaya çalışırken, bilinçdışı ona başka bir sır hediye eder!

Unutmak istediğim şey Trafoi’deki ölümken…
Unuttuğum şey Signorelli oldu!
Ve yerine geçen isimler ise birer bilinçdışı çığlığıydı!

Öyleyse ne der Freud?

Bilinçdışı hata yapmaz!
Bilinçdışı unutmaz!
Bilinçdışı sinsice, planlı ve hain bir şekilde hatırlatır!

Ve böylece… unutmanın perdesi aralanıyor!


BELLEĞİN UÇURUMUNDAN SESLENİŞ: UNUTUŞUN GİZLİ İHANETİ VE BİLİNÇDIŞININ KANUNLARI


İNSAN AKLI, BİR ŞATO GİBİDİR,
BİLİNÇDIŞIYSA ONU KUŞATAN KARA ORMAN!
– UNUTULMUŞ DÜŞÜNCELERDEN BİR YANKI


İşte, göz kamaştırıcı ve aynı zamanda dipsiz bir uçurumun başındayız! Unutulmuş isimlerin, belleğin en karanlık koridorlarında yankılanan fısıltıları arasında yol alıyoruz. Burada, zihnin derinliklerinde süzülen, sessiz ama bir o kadar da gürültülü bir unutmanın anatomisini çıkaracağız. Signorelli’nin unutuluşu!

Ama hayır!
Bu basit bir bellek kazası değil!
Bu, sadece yüzeyde bir kayıp değil!
Bu, bilinçdışının sinsice işleyen, gölgelerle dolu derin bir komplosudur!

Ve işte, bu komplonun merkezinde bir isim bölünmüştür!
Signorelli!

Evet, Signorelli ismi bir balta darbesiyle ikiye ayrılmışçasına bölünmüştür!

Bir yarısı – elli – kayıp bir suret gibi yerine geçen isimlerden birinde, değişmeden, bozulmadan, sanki unutuluşun içinde bir hayalet gibi, sinsice geri dönmüştür!
Ancak diğer yarısı – Signor! – bellek denizinin sisli ufuklarında yok olmuştur. Ama gerçekten yok mu olmuştur? Hayır! Bilinçdışı onunla bir oyun oynamıştır!

Signor – Herr çevirisiyle, unutulmuş bir temanın içinde, gizli bir geçit bulmuş, orada kendini yeniden yaratmış, ancak bu dönüşüm sürecinde kendini görünmez kılmıştır! Ve belleğin labirentlerinde süzülen bu isim, anlamlara, seslere, gölgeli bağlantılara aldırış etmeksizin bilinçdışının mutlak iradesiyle bir kayma yaşamıştır.

Bu kayma, Hersek ve Bosna boyunca akıp giden bir nehir gibi gerçekleşmiş, kelimeler, anlamlarını ve sınırlarını yitirmiş, sanki rüyalardaki o garip mantık gibi, bambaşka bağlara dönüşmüştür. Bellek, burada artık bir sözcük kitabı değil, bir resimli bulmacadır! (Rebus) Harfler, heceler, yankılar, çağrışımlar… Hepsi birbirine dolanmış, gerçeği çarpıtan bir aynaya dönüşmüştür!

Ama asıl dikkat çekici olan şudur: Bu gölge oyunları, bilincin eşiğine asla ulaşmamıştır!

Bilinçdışı, ipleri sıkıca kavramış, unutturulması gerekeni derinlere gömmüş, ama aynı zamanda kendini ele verecek izler bırakmıştır! Ve işte, şimdi bu izleri takip ederek, zihnin en karanlık köşelerine ışık tutacağız!


HATIRLAMANIN KÜLLERİNDEN DOĞAN UNUTMA!

Şimdi, klasik psikolojinin bu olguya nasıl yaklaştığını bir düşünelim. Geleneksel psikologlar, hatırlama ve unutmanın belirli koşullar ve yatkınlıklar içinde işlediğini söylerler. Onlara göre, isimlerin unutulmasına neden olan belirli mekanizmalar vardır ve bunlar Signorelli vakasının analizinde ulaştığımız sonuçlarla çelişmez!

Ama biz daha ileri gidiyoruz!

Çünkü burada basit bir unutkanlıktan değil, bastırmanın derin ve karanlık gölgelerinden süzülen bir unutma fenomeninden bahsediyoruz. Biz, yalnızca bilinçli süreçlerin soğuk ve mekanik mantığını takip etmiyoruz, hayır!

Biz, bilinçdışının sinsi oyunlarını deşifre ediyoruz!

Unutulan bir ismin gerçek anlamda unutulmadığını, bilakis bastırılan bir unsur tarafından ele geçirildiğini kanıtlıyoruz! Öyle ki, bilinçdışı, uygun bir bağlam bulduğu anda, o ismi dağınık, bozulmuş ve maskelenmiş bir halde geri çağıracaktır!

Öyleyse şu soruyu soralım:

Bu unutma sürecinin temel koşulları nelerdir?

  1. İsmin unutulmaya yatkın olması: Evet, bazı isimler hafızanın kaygan yollarında daha kolay kaybolur. Ama mesele yalnızca bu değil!
  2. Bastırılmış bir sürecin varlığı: Zihnin derinliklerinde bir şeyler unutulmaya zorlanıyorsa, bilinçdışı bazen başka bir şeyi de beraberinde sürükler!
  3. Bastırılan unsur ile unutulan isim arasında dışsal bir çağrışım bulunması: Öyle ki, bu çağrışım, her zaman olmasa da, çoğu zaman kendiliğinden gerçekleşebilir.

Ve işte burada asıl soru patlar:

Bastırılmış unsurun hatırlamayı bozması için bu dışsal çağrışım yeterli midir, yoksa daha derin bir bağ mı gereklidir?

Yüzeysel bir gözlem, bu bağlantının yalnızca rastlantısal olduğunu iddia edecektir. Ama biz? Biz daha derine bakıyoruz!

Çünkü zihnin karanlık koridorlarında yankılanan tüm çağrışımların, bilinçdışının sinsice kurduğu bir anlam bağıyla birleştiğini görüyoruz!

Ve Signorelli vakasında da bu bağlantı su yüzüne çıkıyor. Orada bir bağ var!
Bir isim unutuluyor, başka isimler onun yerine geçiyor ve bütün bunlar, unutulmak istenen asıl şeyi gizlemek için bilinçdışının tuzaklarıyla şekilleniyor!


UNUTUŞUN GÖLGELERİNDE BİR TAHAYYÜL!

Şimdi şu soruya cevap vermeliyiz:

Bu fenomen ne kadar yaygındır?

Şimdi iddiamı en yüksek perdeden dile getiriyorum:

Bu, yalnızca münferit bir vaka değildir!
Bu, insan zihninin en sık rastlanan karanlık oyunlarından biridir!

Ben, isim unutma fenomenini her gözlemlediğimde, onu mutlak bir kural gibi bastırma süreciyle bağlantılı olarak açıklayabildim!

Ve burada yalnızca yanlış ikame isimlerin ortaya çıktığı vakalardan değil, hiçbir ikame ismin çıkmadığı unutmalardan da bahsediyoruz! Çünkü bu vakalarda bile, dikkati yoğunlaştırarak o bastırılmış çağrışımları açığa çıkarmak mümkündür!

İkame isimlerin bilinç düzeyine çıkmasını belirleyen iki unsur vardır:

  1. Dikkatin yoğunlaştırılması: Zihin, bastırılanı açığa çıkarmaya zorlandığında, bilinçdışının izleri belirginleşir!
  2. Psişik malzemenin içsel yapısı: Eğer uygun çağrışımlar kurulabilirse, bastırılmış unsurlar kendilerini isimlerin yanlış hatırlanması yoluyla ortaya çıkaracaktır!

Böylece, yanlış ikame isimlerin olmadığı vakalar bile, Signorelli örneğinin mekanizmasına tamamen uygun bir şekilde işleyebilir!

Ancak burada bir ihtiyat payı bırakıyorum:

Her unutma vakası bastırma tarafından yönlendirilmez!
Evet, daha basit mekanizmalar da mümkündür.
Ama şunu söylemekte de beis yoktur ki:

Unutkanlığın derin gölgeleri içinde, bastırma tarafından yönlendirilen bir unutma türü de vardır!

Ve işte, bilinçdışının sessiz ama güçlü iradesiyle şekillenen bu unutmanın labirentinde yol alırken, artık zihnimizde yankılanan tek bir gerçek var:

Bilinçdışı hata yapmaz!
Bilinçdışı unutmaz!
Bilinçdışı sinsice, planlı ve hain bir şekilde hatırlatır!


İstem: Aşağıdaki yazının çok ama çok daha abartık ve egzejere ve inanılmaz ve edebiyatlı ve belagatli bir versiyonunu hazırla! “bilinçdışı” diyeceksin, hiçbir cümleyi atlamayacaksın, eksik halka olmayacak! Tırnaklı alıntıların hepsi birebir yer alacak!
(Signorelli (1904) Sigmund Freud)

4 Yorum

Filed under Suni muhaberat