🦋🤖 Robo-Spun by IBF 🦋🤖
浪🧩📞 LACAN DERSLERİ 浪🧩📞
(Turing Makinesi ve Lacan: Yazma ve Durma)

1. Giriş: Hesaplama ve Psikanalizin Kesişimi
Bilgisayarların matematiksel temelleriyle Jacques Lacan’ın psikanalitik kuramı ilk bakışta birbirinden oldukça farklı disiplinler olarak görülebilir. Bir yanda mantık ve matematik denklemleriyle ifade edilen, soyutlama düzeyinde “evrensel” kabul ettiğimiz Turing makinesi (TM); diğer yandaysa bilinçdışı işleyiş, özne, arzu ve dil gibi kavramlarla operasyona sokulan psikanalitik düşünce. Ancak yazmak ve durmak (ya da yazmayı bırakmak) temaları üzerinden bu iki alanı bir araya getirdiğimizde, ortaya son derece çarpıcı bir kesişim alanı çıkar.
Turing makinesi, bir bilgisayarın soyut ve evrensel modeli olarak, bant üzerindeki simgeleri okuyup yazabilen, önceden belirlenmiş bir dizi kuralla yönetilen ve belirli koşullarda durması (sonlanması) beklenen bir mekanizmadır. Lacan ise “yazmak” ve “durmak” fiillerine yepyeni anlamlar yükleyerek, gereklilik, imkan, imkansızlık ve olumsallık gibi kavramları yapılandırmıştır. İkisi arasındaki benzerlik —ya da daha doğru ifadeyle, birbirinin içine geçen, ‘içli dışlı (extimate)’ bir ilişki— sadece teknik bir benzerliğin ötesinde, insanın eylemleri ve bunların ardındaki bilinçdışı dinamiklerle ilgilidir.
Bu metinde, Turing makinesi (TM) teorisinden başlayarak, Lacan’ın bahsi geçen dört temel kategorisine (gerekli, mümkün, imkansız, olumsal) uzanacağız. Ardından bu kavramları yazılım geliştirme, böcek (bug) ayıklama, sosyal medya siyaseti ve nihayetinde cinsel ilişkinin imkansızlığı tartışmalarıyla örneklendireceğiz. Sonuçta ortaya çıkacak tablo, sadece “teknik” ve “psikanalitik” deyip geçemeyeceğimiz kadar karmaşık ama bir o kadar da büyüleyici bir alanı gözler önüne serecektir.
2. Alan Turing ve Bilgisayarların Doğuşu
Öncelikle Alan Turing ve onun 1930’ların ortalarında geliştirdiği Turing makinesi kavramını biraz daha derinlemesine ele alalım. Turing, “On Computable Numbers, with an Application to the Entscheidungsproblem” (1936) başlıklı çalışmasında, hesaplanabilirlik ve algoritma kavramlarını en temel düzeyde yakalamaya çalışmıştır. O dönemde David Hilbert’in ortaya attığı “Entscheidungsproblem” (karar problemi) ve Kurt Gödel’in eksiklik teoremleri gibi büyük matematiksel keşifler, matematiğin mutlak temellerine dair derin şüpheler yaratmıştı. Turing, tam da bu iklimde, herhangi bir hesaplama sürecini temsil edebilecek evrensel bir makine fikrini öne sürmüştür.
Turing makinesi, sonsuz bir bant üzerindeki simgeleri (örneğin 1 ve 0) okuyup yazabilen bir “okuma-yazma kafası” ve bir dizi “durum” (state) aracılığıyla çalışır. Verilen bir program, bu makinenin hangi simgeyi gördüğünde nasıl tepki vereceğini ve bir sonraki aşamada hangi duruma geçeceğini belirler. Bu kurallar seti yeterince genelse, makine herhangi bir hesaplanabilir fonksiyonu yerine getirebilir. Turing’in devrimci fikri, her özel problemi çözebilecek ayrı makine tasarlamak yerine, tek ve evrensel bir makineyle tüm hesaplamaları temsil edebileceğimizdir. Bugün bilgisayarlarımızın çalışma mantığı tam olarak bu “evrensel makine” fikrine dayanır: Donanım, üzerine yüklenebilecek her türlü yazılımı (programı) çalıştırabilecek şekilde tasarlanmıştır.
Bu muazzam buluş, modern bilgisayar çağını başlatan en önemli adımlardan biri olarak kabul edilir. Fakat Turing’in en ünlü keşfi belki de “Sonlanma Problemi”dir (Halting Problem). Bu problem, bir Turing makinesi üzerine tanımlanmış herhangi bir programın, verilen bir girdiyle çalışmaya başladığında “sonlanıp sonlanmayacağını” (yani durup durmayacağını) belirlemenin genelde mümkün olmadığını söyler. Turing, herhangi bir genel algoritmanın bu durma sorununu çözemeyeceğini, başka bir deyişle “kararlaştırılamaz” olduğunu ispatlamıştır.
3. Lacan ve Dört Temel Kavram
Şimdi sahneyi Lacan’a açalım. Jacques Lacan, Sigmund Freud’un kurucusu olduğu psikanaliz alanına dilbilim, felsefe ve yapısalcı teorilerle yeni bir soluk getirmiştir. Lacan’ı anlamak, sadece bilinçdışı, arzu ve cinsellik düzeyinde kalmaz; o, insanın toplumsal ve sembolik yaşantısını da incelemiştir. Lacan’ın en temel sloganlarından biri “Bilinçdışı, dil gibi yapılanmıştır” ifadesidir. Bu ifade, bilinçdışının bir nevi yazı, iz, kayıt biçiminde örgütlendiğini, tıpkı bir metin gibi çözümlenebileceğini anlatır.
Lacan yazmaya ve durmaya (durdurmaya) dayanan dört kavram tanımlar:
- Gerekli (nécessaire): “Durmadan kendini yazar.”
- Mümkün (possible): “Kendini yazmayı bırakır.”
- İmkansız (impossible): “Durmadan kendini yazmamayı sürdürür.”
- Olumsal (contingent): “Kendini yazmamayı bırakır.”
Bu formüller belki ilk başta şaşırtıcı gelebilir. Fakat Turing makinesinin çalışma dinamiklerine baktığımızda, “yazma” eylemiyle “durma” eylemi arasındaki ilişki, tam da Lacan’ın sözünü ettiği bu dört ayrı sahneyi anımsatır. Bir Turing makinesi, bant üzerinde simgeleri yazmaya devam ediyorsa ya da yazmayı bırakarak duruyorsa, ya da hiç durmadan sonsuz bir döngü içinde kıvranıyorsa, Lacan’ın dört kavramı çerçevesinde okunabilecek farklı modlara bürünmüş olur.
4. Gerekli ve Mümkün: Yazılımın Akışında Bekleyen Kullanıcı
TM üzerinde çalışan her programın öngörülen sonuca ulaşabilmesi için bir dizi kural tanımlanır: Program girdiyi okur, işlem yapar, sonuçları (çıktıyı) aynı banta yazar ve en sonunda durur. Lacan’ın “gerekli” dediği, “durmadan kendini yazar” formülü, bilgisayar açısından bir programın hâlâ çalışmakta olma ve bitmek bilmeyen işlemler yapma durumudur. Hepimizin bilgisayar ekranlarında beliren kum saati (ya da dönen küçük çark/daire animasyonu) bu durumu sembolize eder. Program “gerekli”dir, çünkü kullanıcı onun bitmesini beklemek zorundadır; çıkışa (mümkün’e) ulaşmak için bu yazma sürecinin usulünce tamamlanmasını beklemek gerekir.
Mümkün ise “kendini yazmayı bırakan” olarak tanımlanır. Gerçek hayattaki karşılığı, bilgisayar programının sonunda başarıyla sonlanması ve çıktıyı üretmesidir. Program durur ve kullanıcı sonuçla etkileşime geçebilir. Bu “mümkün”, kullanıcıya bir kullanım alanı açar. Fakat gözden kaçmaması gereken nokta, bu mümkün’ün çoğu zaman “iğdiş edilmiş” olmasıdır. Zira kullanıcı, programın ne zaman duracağını, durup durmayacağını veya nasıl duracağını tam olarak kontrol edemez; sadece bekleyebilir, kabul eder, “Devam et”e tıklar. Programın buyruklarına sıklıkla itaat eder. Modern arayüzlerde “Kabul Ediyorum”, “İleri”, “Tamam” gibi butonlara tıklamamız, programın hükmünü defalarca onayladığımız anlamına gelir.
Buradan çıkarılabilecek önemli bir sonuç, programın “gerekli” işleyişinin asla “iğdiş edilemeyeceği”dir. Çünkü kod çalıştığı sürece işleyişi tamamen kendi kurallarına tabidir; kullanıcının buna müdahale etme imkanı genellikle sınırlıdır. Bu da kullanıcı ile bilgisayar (ya da program) arasında asimetrik bir ilişkiye yol açar.
5. İmkansız: Sonsuz Döngü ve Böcekler
Ne var ki, Turing makinesinin en büyük keşiflerinden biri, her programın mutlaka duracağının garantisi olmadığıdır. İşte bu noktada “sonsuz döngü” (infinite loop) gibi durumlar ortaya çıkar. Program takılı kalır, bant üzerinde aynı veya benzer eylemleri durmadan tekrarlar. Lacan’ın “imkansız” dediği formül, “durmadan kendini yazmamayı sürdürür.” Yani program asla beklenen sonuca (durmaya) ulaşmaz, “yazmama” (ya da durmama) halini daimi bir şekilde sürdürür. Bu, Turing’in halting probleminde kararlaştırılamaz olduğunu ispatladığı senaryonun doğrudan bir yansımasıdır.
Buraya “böcek” (bug) kavramını da dahil edebiliriz. Herhangi bir yazılımda programcının istemediği, beklenmedik, “uygunsuz” işleyişler, sonsuz döngülere veya yanlış sonuçlara yol açabilir. Programcı, bu gibi hatalı davranışların peşine düşerek onları düzeltmeye çalışır. Yazılım geliştirme süreçlerinde “debugging” (böcek ayıklama) faaliyetinin merkezinde tam da bu “imkansız” —asla tam olarak kavranamayan, belki sürekli tekrar tekrar ortaya çıkan— hatalar yatar. Programcı, tıpkı bir avcı gibi, “durmadan kendini yazmamayı sürdüren” bu uygunsuz kod parçalarını avlamaya çalışır.
6. Olumsal: Hata Mesajlarıyla Gelen Kurtuluş
Programcının, programın içine eklediği “debug direktifleri” veya “log” satırları, böceği meydana çıkaracak ipuçları üretir. Bu ipuçlarının belirdiği an, “imkansız”ın aniden ifşa olduğu, böylece “kendini yazmamayı bıraktığı” bir duruma işaret eder. Lacan bu radikal değişimi “olumsal” olarak tarifler: “Kendini yazmamayı bırakır.” Yani “yazılmayan” ve gizli kalan şey, bir anda görünür hale gelir, “yazılmaya” başlar.
Tipik senaryoda, böcek tespit edilip düzeltildiğinde, bu ek log satırları veya direktifler, koddan tekrar çıkartılır. Dolayısıyla “olumsal” bir ifşa gerçekleşmiştir; böcek yakalanmış ve ortadan kaldırılmıştır. Sonrasında ise “gerekli” onarım devreye girer: Program tekrar çalışır, mümkün olan çıktıyı üretir, artık eskisi gibi sonsuz döngülerde kaybolmaz. Böylece sistemin yazma-durma döngüsü yeniden “normal” seyrine oturur.
7. Debugging ve Avcılığın Lacancı Değeri
Böcek ayıklamak, sadece teknik bilgi birikimi ve sabır işi değildir; aynı zamanda Lacan’ın psikanalitik çerçevesiyle benzeşen bir “avcılık” eylemi barındırır. Lacan, 19. seminerde avlanma metaforunu kullanır. Avlanma eyleminde, dışarıdan bakıldığında “etkin” görünen avcı, aslında avın ortaya çıkışını sabırla bekleme anlamında “edilgen” bir pozisyondadır. Programcı da, konsolda veya log dosyalarında belirecek o kritik bilgi kırıntısını, hata yığınını, istiflenmiş istisna (exception) mesajını ya da kayıp bir değişkenin izini bekler. Gerçekte avcı, bu bekleme halinde av tarafından sürprize uğratılmaya açıktır.
Freud’un erkekleri “etkin” ve kadınları “edilgen” konumda tarif ettiği klasik psikanalitik kurguya gönderme yapan Lacan, bu tasnifin tekinsizliğine dikkat çeker. Çünkü aslında avcı da avın insafına kalmıştır. Yazılım böceğini yakalamaya çalışan programcı, günlerce, haftalarca aynı döngülerde dolanabilir. “İmkansız” olan her an yeniden geri dönebilir.
8. Kod ve İnsanın Kendi Parapraksisi: İçten (Intimate) ve Uzakın (Extimate)
Böcek ayıklamanın bir diğer yönü de son derece “içten” (intimate) bir süreç olmasıdır. Yazılan kod, çoğu zaman yazarının “bilinçdışı” eğilimlerini, hatalı varsayımlarını, belki duygusal dalgalanmalarını dahi barındırır. Bazen bir noktada dikkatsizlikle bırakılan “;” (noktalı virgül) eksikliği, bazen mantıksal bir döngüde yapılan ufak bir terslik, insanın kendi düşünsel patikalarından kaynaklanır. “Böcek”in görünür olmayışı, aslında programcı için bir uzakınlığa (extimacy) denk gelir. İçsel olanla dışsal olan arasında bir yerde konumlanır.
Kod, her ne kadar dışarıya yazılan bir metin olsa da, programcının zihin akışının izlerini taşır. Bu yüzden “böceği” düzeltmek aynı zamanda kendi kod yazma pratiklerini, alışkanlıklarını, düşünce kalıplarını da sorgulamayı gerektirir. Programcı, kendi “parapraksis”ini —Freud’un “lapsus” olarak adlandırdığı dil sürçmelerine benzer şekilde— kod içinde avlayıp ortaya çıkarmaya çalışır.
Böceğin “imkansız” formüle oturmasının bir diğer nedeni, Lacan’ın “cinsel ilişki yoktur” (il n’y a pas de rapport sexuel) önermesiyle bağlantılıdır. İmkansız, her zaman simgesel düzende geri dönüp kendini dayatır ve hiçbir zaman tam onarılamayacak bir boşluk yaratır. Kodda da böceklerin tamamen yok edilemeyeceğine dair bir “karanlık” inanç vardır: Her zaman başka bir yerden, başka bir şekilde yeniden ortaya çıkabilirler.
9. Gerekliliğin Kumsaati ve Radikal Siyaset
Gelelim bu kavramların siyasal yansımalarına. “Gerekli” figürü olarak “kumsaati” (veya dönen çark) imgesinin radikal siyasette kullanıldığı anları düşünelim. Örneğin, bir protesto, “Bekleyin, sistem çökecek” diyen söylemler, ya da “Şu veriler açıklansın, her şey değişecek” şeklindeki beklentiler, siyasal bir kumsaati metaforu gibi çalışır. Burada “tamamlanma” fikrinin ötesinde, beklemenin kendisi politik bir duruş da olabilir.

10. Wikileaks: Assange’ın Hacker Değil, “Böcek Avcısı” Olması
Bu imgeyi daha somut bir örnekle genişletmek için Wikileaks’i düşünelim. Julian Assange, bu platformla dünya siyasetindeki “böcekleri” (yani gizli ve çürümüş işleyişleri) ifşa etmeye soyundu. Lacan’ın “olumsal” dediği, “kendini yazmamayı bırakan” o radikal ifşalar, sızdırılan belgeler ve kayıtlar yoluyla ortaya döküldü. Bu belgeler, sistemdeki “imkansız”ı —devletlerin, orduların, şirketlerin sırlarını— görünür kıldı, bir nevi kamuoyunun önüne serdi.
Wikileaks, logosu olarak kumsaati şeklinde tasarlanan dünyayı kullandı: Tıpkı bir Turing makinesinde çalışan program gibi, “gerekli” bir bekleme halini ve bilginin akışını sembolize ediyordu. Assange’ın hamlesi, mevcut siyasal düzenin “imkansız” kodlarını açığa çıkarmak ve bunu “olumsal” belgelerle kanıtlamak üzerine kuruluydu. Ancak bu girişim, tıpkı Turing makinesinde sonsuz döngüye giren veya böceklerle boğuşan bir program gibi, beklenmedik bir biçimde cinsel saldırı suçlamalarına ve başka siyasi manevralara dönüştü. Assange’ın “cinsel ilişkinin imkansızlığı” metaforuna çekilmesi (ya da sürüklenmesi), bu mücadelenin zorluğunu gözler önüne serer.
11. Sosyal Medyada “İmkansız”ın Silahlaştırılması
Benzer bir durum, sosyal medyada (özellikle Twitter’da) siyaset arenasında da geçerlidir. “Kadın” tanımı, cinsiyet kimliği, toplumsal roller üzerine yapılan tartışmalar keskin kutuplar oluşturur. Lacan’ın “kadın yoktur” önermesi, yanlış anlaşılmaya oldukça müsaittir ancak temelinde cinselliğin dilsel kaydıyla ilgili bir açıklığı (boşluğu) ifade eder. İnternetteki ateşli tartışmalar, durmaksızın birbirini boşa çıkarma, sonu gelmeyen kavga döngüleri, “imkansız”ın nasıl sürekli yeniden üretildiğini gösterir. Twitter’daki kullanıcılar, bir nevi “sonsuz döngü”de kendi “böcek ayıklama” çabalarını sürdürür; ancak çoğu zaman bu çabalar yeni çatışmaları doğurur ve hiçbiri gerçek bir “mümkün” (uzlaşma) ile noktalanmaz.
12. “Kadın” Tanımı ve “Cinsel İlişki Yoktur” Bağlamı
Lacan’ın ünlü sözü “La femme n’existe pas” (Kadın yoktur), cinsiyetin simgesel düzende bütünlüklü bir karşılığının olmayışına işaret eder. Diğer bir deyişle, cinsel kimlikler dilde tam manasıyla temsil edilemez. Bu tez, günümüzdeki trans-aktivistler ve gender-critical feministler arasındaki hararetli tartışmalarda da görünür. Her iki taraf da, karşıtını “yanlış” ifşa etme, “böcek” muamelesi yapma peşindedir. Fakat “imkansız” olan bu konuda nihai bir birleştirici tanım bulmak, teknik olarak “durmayan bir program” gibidir. Her yeni tanım, yeniden aşındırılabilir.
13. Hiçlik ve Yeni Sistem Kurma Gerekliliği
Böyle durumlarda bazen alan tamamen yok olur, tartışma toptan çamura saplanır. Sembolik düzende bir tür çöküş yaşanır. Bu, tıpkı programcıların bazen “Bu projeyi sıfırdan yeniden yazmak lazım” demesine benzetilebilir. Sosyal medyada ya da siyasi arenada da aynı ruh hali ortaya çıkar: “Buradan bir uzlaşma çıkmaz, baştan başlayalım!” diye düşünülebilir. Bu “baştan inşa” fikri, belki yeni bir diskurun (söylemin) veya bambaşka bir platformun “gerekli” adımıdır.
14. Turing Makinesiyle Lacan’ı Bir Araya Getirmenin Önemi
Turing makinesi ve Lacan arasındaki bu beklenmedik ilişki, hem teknolojiyi hem de insanın bilinçdışı süreçlerini anlamamıza yardımcı olur. Bilgisayarlar salt mantıksal sistemler değildir; onlarla etkileşime giren kullanıcılar, kendi arzu ve kaygılarıyla bilgisayarın “yazma-durma” döngüsüne bağlanırlar. Öte yandan, psikanalizin “gerekli, mümkün, imkansız, olumsal” gibi formülleri, tek başına soyutlanmış kavramlar olarak kalmaz; bu kez bilişim alanında, kod satırlarının arasına sızan “böcek”ler, sonsuz döngüler ve istenen çıktıya ulaşabilme umudu üzerinden somutlaşırlar.
15. Sonuç: İnsanın Arzusu, Kodun Arzusu
Son kertede, Turing makinesi bir araçtır: sembolik işlemleri gerçekleştirir, girdi-çıktı ilişkisini düzenler. Lacan ise insanoğlunun en derin arzu ve korkularını, “yazılma” ve “yazılamama” kavramlarıyla ele alır. Bu ikisi birleştirildiğinde, varlığımızın hem teknik hem de psikanalitik boyutlarda “yazma”ya ve “durma”ya nasıl sabitlendiğini görürüz. Yazmak ve durmak, yalnızca kod satırlarında değil, rüyalarımızda, ilişkilerimizde, siyasal mücadelelerimizde ve hatta cinsel kimlik kavgalarımızda da karşımıza çıkar.
- “Gerekli”, durmadan çalışan bir süreçtir: Bitmek bilmez, biz de onu bekleriz.
- “Mümkün”, beklenilen sonun gelmesidir: Program sonlanır, kullanıcı rahatlar; ama bu rahatlama daima eksiktir.
- “İmkansız”, asla yakalanamayan, durdurulamayan döngüdür: Böcekler, hatalar, siyasal kavgalar, cinsel ilişkinin imkansızlığı…
- “Olumsal”, saklı kalan bir şeyin aniden görünür olması, “görülemez”in ifşa edilmesi ve dolayısıyla nihai bir dönüşümdür.
Her program yazılıp çalıştırıldığında, bu dört kavramın izlerini sürmek mümkündür. Her siyasal ifşa, her toplumsal kavga, her “böcek avı” da aynı dört kavrama işaret eder. Böylece Turing’in matematiksel modeliyle Lacan’ın psikanalitik kuramı, insanın bilgisayarla kurduğu modern ilişkiye dair derin bir içgörü sağlar. Kullanıcı tıklamalarının, sonsuz döngülerin, hata mesajlarının, ifşa edilen belgelerin ve toplumsal cinsiyet savaşlarının altında, hep aynı “yazma ve durma” meselesi vardır.
Ve belki de en nihayetinde, bu mesele, her zaman bir “imkansız” (asla tam çözülemeyen) gerilimi içinde devam edecek; yeni “olumsal” hamleler, yeni ifşalar, yeni böcek avlarıyla zenginleşecektir. Tıpkı bilgisayarların sonsuz güncellemeleri, yamanmaları ve yeniden başlatılmaları gibi, insanın da sonsuz arzusunun yeni formlara bürünmesi kaçınılmazdır.
Son Söz
Turing makinesi ve Lacan’ın dört kavramı, teknikle psikanalitik olanı, hesaplama süreçleriyle insani arzu ve eksikliği aynı düzlemde düşünmeye davet eder. “Yazmak” ve “durmak” fiilleri, hem kodun hem de arzunun özünü oluşturur. Kodda durmayan bir döngü varsa, insan dünyasında da durmayan bir arzu ya da durmayan bir çatışma olabilir. Her iki alanda da “imkansız” bir tür geri dönüşle kendini hatırlatır. Bu imkansızın ifşası “olumsal” anlara gebedir. Sonra “gerekli” onarım gelir, “mümkün” bir sonuca ulaşılır; ama her zaman bir başka güncelleme, bir başka bug, bir başka çatışma kapıyı çalar.
Böylelikle, Turing makinesinin bandında yazılan her 1 ve 0, aslında insanlığın yazma/okuma/bozma/düzeltme çabalarının bir metaforuna dönüşür. Öyleyse, bilgisayar başında geçirilen her an, kim bilir, belki de kendi bilinçdışımızı ve toplumsal ilişkilerimizi daha yakından tanıma fırsatı sunuyordur. Zira “gerekli”, “mümkün”, “imkansız” ve “olumsal” döngüler, yalnızca kodda değil, hayatın kendisinde de sonsuza dek dönmeye devam edecektir.
Notlar ve Referanslar
- Lacan ve Av Metaforu: “Ava çıkan erkek en hoş yanını erdemle/görceyle (virtuous) sergiler, yani edilgen oluşunu.” Lacan, 19. Seminer’de Freud’un etkin-erkek/edilgen-kadın modeline gönderme yapar; ancak avcılığın beklemeye ve “av”ın hamlesine açık olmaya dayanan edilgenliği vurgular.
- Fidaner bu bağlamda “Virtue, Erdem, Görce” ilişkisini vurgulayarak, bilmek yerine bilmemeyi üstlenmeyi gündeme getirir.
- Sosyal Medyada Siyaset: Özellikle Twitter, Lacan’ın üç kayıt (sembolik, imgesel, gerçek) düzlemindeki çatışmaların hızla ve pervasızca yansıtıldığı bir arenadır.
- Fidaner, “Social media and the three registers” adlı metninde sosyal medyanın bu üç kayıt üzerinden nasıl işlediğini irdeler.
- “Kadın yoktur”: Lacan’ın 20. Seminer (Encore) döneminde sıklıkla yinelediği, “La femme n’existe pas” şeklinde formüle ettiği önermedir.
- Bu söz, toplumsal cinsiyet kavgalarında sıkça yanlış anlaşılır; oysa Lacan burada “kadın”ın simgesel bir Bütünlüğe sahip olmadığını, dilde eksik temsilini vurgular.
- Fidaner, “Cinsiyet Üzerine Çatışma” metninde bu konunun güncel feminizm ve trans tartışmaları bağlamında yeniden değerlendirildiğini söyler.
- Turing ve Hilbert: Alan M. Turing’in 1936 tarihli makalesi, hesaplanabilirlik kuramının temellerini atar ve Hilbert’in karar problemini (Entscheidungsproblem) çözümsüz kıldığını kanıtlar.
- Halting Problem (Sonlanma Problemi): Turing, bir TM’nin belirli bir girdiyle çalıştırıldığında sonlanıp sonlanmayacağını belirleyecek genel bir algoritmanın var olmadığını ispatlar.
- Böcek (Bug) Kavramı ve Tarihçesi: Yazılımda hata anlamına gelen “bug” kelimesinin, 1940’larda Mark II bilgisayarında bir röleye sıkışan gerçek bir böcekten (güveden) kaynaklandığına dair bir anekdot ünlüdür. Ancak kavram daha eskiye dayanır ve mantıksal ya da mekanik hataları ifade eder.






























Geri bildirim: Turing Makinesi ve Lacan: Yazma ve Durma — Işık Barış Fidaner | 🦋🤖 YERSİZ ŞEYLER
Geri bildirim: Lacan’a giriş — özel sayfa | 🦋🤖 YERSİZ ŞEYLER
Geri bildirim: LEGOLUGAT 🧩🧱📖 | 🦋🤖 YERSİZ ŞEYLER