Lacan’da Cinsiyetlenme ve Post-Feminizm

🦋🤖 Robo-Spun by IBF 🦋🤖

浪🧩📞 LACAN DERSLERİ 浪🧩📞
🪞⚔️👁️ Post-Feminizm 🪞⚔️👁️

(Lacan’da Cinsiyetlenme Formülleri, FEMİNİZMİN KÖR NOKTASI VE ESTETİK İKTİDAR, Fallik Kadın Dini: Penis Olmazsa Çocuk Olmazsa Başarı Olmazsa Kimlik Verelim)

Lacan, cinsiyet farkını açıklamak amacıyla 20’nci seminerinde cinsiyetlenme formüllerini ortaya koymuştur. Fakat Lacan’ın formüllerine biraz daha derinden bakıldığında, eril ve dişil cinsiyetlenme formüllerinin belirgin politik ve ideolojik sonuçları olduğu görülür. Bu sonuçlar özellikle feminizmin gözden kaçırdığı noktaları da aydınlatabilir.

Lacan’ın cinsiyetlenme formüllerini yeniden hatırlayalım [*]:

  1. Muaf biri vardır (istisna vardır).
  2. Herkes tabidir (kaide geçerlidir).
  3. Kimse muaf değildir (istisna yoktur).
  4. Herkes tabi değildir (kaide kapsayıcı değildir).
formulas2

Lacan’ın formüllerindeki “istisna” ve “kaide” kavramlarını hukuki bağlamda okumak mümkündür. Bu kavramlar, eril bakış açısıyla kurulmuş simgesel bir yasa düzenine (Φ(x), yani İğdiş Yasası’na) işaret eder. Bu yasaya kimlerin tabi olduğu, kimlerin istisnai konumda bulunduğu, eril ideolojinin farklı biçimlerini ortaya çıkarır.

Eril cinsiyetlenme mantığı (sol taraf: 1 ve 2), “istisna-kaide” ilişkisiyle işler: Bir yandan normun dışında kalan, imtiyazlı ve muaf konumda bulunan figür (örneğin diktatör, casus, Erbaba, veya şövalyelerin taptığı Hanımefendi), diğer yandan ise tüm diğer bireylerin tabi olduğu genel kural vardır. Bu ilişki, Lacan’ın sözünü ettiği gibi bir tür suç ortaklığı, ikiyüzlülük ve hiyerarşi üretir.

Bu eril işleyiş, post-feminist eleştiri açısından “Fallik Kadın Dini”ne çok benzer [*]. Erkeğin yarattığı, inandığı ve inkar ettiği fallik eksikliği kapatmaya yarayan bir figür olarak “Fallik Kadın”, eril simgesel düzende istisnai kadın figürüne denk düşer: Gerçekten var olmayan, sadece erkeğin düşlem dünyasının bir fantazisi olan büyük harfli Kadın’dır bu (La Femme). Bu fallik kadın figürü, eril bakışın kadın üzerine dayattığı istisnai konumun sembolüdür.

Buradaki kritik nokta şudur: Fallik Kadın yalnızca erkeğin kadına yönelik fantazisi değildir. Aynı zamanda kadınların birbirleri üzerinde kurdukları tahakküm mekanizmasının da merkezi sembolüdür. Feminizmin gözden kaçırdığı nokta da burada başlar: Kadın, eril yasa tarafından sadece pasif olarak mağdur edilen değil, aynı zamanda bu fallik rol üzerinden birbirini ezen, yöneten, yönlendiren aktif bir konumdadır. Bu anlamda “istisna-kaide” sistemi yalnızca eril düzene ait değildir, kadınlar arasındaki estetik iktidarın temel işleyişidir [*].

Gelelim Lacan’ın dişil cinsiyetlenme formüllerine (sağ taraf: 3 ve 4). Burada Lacan, kadınların eril düzende istisna teşkil etmediklerini, ancak kaidenin de onları kapsamadığını iddia eder. Diğer bir deyişle kadın, erkeğin simgesel düzeninin dışında kalır; bu nedenle ne istisnai (Fallik Kadın) konumunda ne de tamamen kaideye tabi pozisyondadır. Bu durum, dişil kimlik ve estetik iktidar sorunu açısından oldukça anlamlıdır:

Kadınların eril düzende kapsanmaması, onların kendi aralarında estetik ve sembolik bir tahakküm düzeni kurmalarına zemin hazırlar. Post-feminist bakış açısından bu düzen “nezaket balonu” aracılığıyla gerçekleşir [*] [*]: Estetik ideoloji, kibarlık, güzellik normları ve zarafet kodları, kadınların kendi aralarında oluşturdukları ve sürdürdükleri iktidar mekanizmasının temel araçları haline gelir. Bu nedenle dişil cinsiyetlenme formüllerini yalnızca erkeğin sembolik düzeninin dışı olarak değil, kadınların kendi arasında kurduğu alternatif bir hiyerarşinin zemini olarak okumak gerekir.

Sonuç olarak, Lacan’ın cinsiyetlenme formüllerini post-feminist perspektifle yeniden düşünürsek şunu görürüz:

  1. Eril cinsiyetlenme formülleri, istisna-kaide mekanizmasıyla işleyen eril hiyerarşinin, fallik kadına tapma pratiğiyle beslendiğini açığa çıkarır.
  2. Dişil cinsiyetlenme formülleri ise kadınların eril düzenin dışına itilmişliğini gösterirken, bu dışarı itilmişliğin kadınların kendi içlerinde oluşturdukları estetik iktidarın ve sembolik tahakküm düzenlerinin zeminini oluşturduğunu ortaya koyar.

Bu bağlamda, kadınların mağdur olarak konumlandırıldığı klasik feminist söylemin yetersiz kaldığı görülmektedir. Kadınları sadece mağdur veya edilgen bir nesne olarak gören yaklaşım, kadınların bizzat içinde bulundukları ve sürdürdükleri sembolik düzeni görünmez kılar. Kadınlar hem mağdur hem faildir; hem bastırılan hem de bastıran taraftadır. Bu paradoks, ancak Lacan’ın formüllerini fallik kadın dini ve estetik iktidar kavramlarıyla birlikte düşündüğümüzde netleşir.

formulas

Bu şemada (La → Φ veya La → S(Ⱥ)) ifade edilen kadın figürünün iki yönü bu bakış açısından şöyledir:

  • La → Φ yönü, eril ideolojinin kadınları konumlandırdığı Fallik Kadın rolünü ifade eder: Bu, kadınların eril düzene uyarak birbirlerine uyguladığı estetik ve sembolik tahakküm düzenidir.
  • La → S(Ⱥ) yönü ise eril düzenden koparak gerçek anlamda dişil öznelliğe geçişi ifade eder. Ancak bu geçiş, kadınların kendi içinde yarattığı nezaket balonunun ve estetik hiyerarşinin sorgulanmasını, kadınların kendi aralarındaki tahakkümü fark etmesini gerektirir.

Sonuçta Lacan’ın formüllerinin post-feminist perspektifle okunması şunu gösterir ki, feminizm yalnızca eril düzene karşı değil, kadınların kendi içindeki sembolik ve estetik iktidara karşı da eleştirel mesafe koymak durumundadır. Kadınların kendi aralarında sürdürdükleri bu iktidar ilişkileri çözülmeden, Lacan’ın “Kadın yoktur” iddiasının ardındaki gerçek politik anlam da anlaşılamaz.

Bu nedenle post-feminist bir duruş, yalnızca eril iktidarı sorgulayan değil, aynı zamanda kadınların kendi arasında işlettiği estetik iktidarın maskesini de indiren ve “Fallik Kadın Dini”ni kökten eleştiren bir tutumu gerektirir.

Estetik maskeler düşmedikçe ve Fallik Kadın miti sorgulanmadıkça, kadının gerçek özneleşmesi gerçekleşmeyecektir.

Kaynakça:

3 Yorum

Filed under Suni muhaberat