🦋🤖 Robo-Spun by IBF 🦋🤖
(Tırtıklı Meşe Zhuangzi)
Geniş ve yaşlı bir meşe vardı, dalları göğe doğru o kadar mağrurdu ki, bulutlar dahi ona değmeden geçmezdi. Lakin uzun zamandır, onun heybetli dallarında kötücül kargalar konaklıyordu. Kargaların her biri ayrı dünyaların karakterini taşıyordu — ama ortak noktaları hem kötücül, hem de içler acısı şekilde aptal olmalarıydı.
Kargaların biri kendini çok zeki sanan bir tür sinsi ukalaydı; her boşlukta ağacın kabuğunu gagalar, “strateji” adı altında özsuyunu emerdi. Oysa meşeyi kemirdiğini zeka sanmakla meşhurdu. Başka bir karga ise günün yirmi üç saatini uyuyarak geçirirdi ve rüyasında gördüğü şeyleri evrensel hakikatler sanarak vaaz verirdi: “Gerçeklik dediğiniz şey, aslında derin bir uykudur,” derdi ve ardından ağzını açarak horlamaya devam ederdi.
Bir diğeri filozof takılırdı ama sözlerinin çoğu içi boş, etkileyici görünmeye çalışan cümle yığınlarından ibaretti: “Hepimiz toz ve gölgeyiz,” derdi mesela, sonra bir solucanı çiğ çiğ yerdi. Düşüncelerini değil, yalnızca kendini ciddiye alırdı.
Ama en garibi, hep gülen bir kargaydı. Ne zaman biri ciddi bir şey söylese kahkahalar atar, sonra da, “Ben sadece absürtlüğü takdir ediyorum,” derdi. O kadar gülüyordu ki, bir keresinde kendi kanadını kemirirken bile kahkaha atarken görülmüştü.
Kargalar artık o kadar ileri gitmişti ki, sadece kötülük etmekle kalmıyor, yaptıkları kötülüğü zekice ve asil bir şey sanıyorlardı. Genç kuşların yuvalarını dağıtıyor, meşe yapraklarını çiğneyip üzerlerine tükürüyor, kendi dışkılarıyla dalların üzerini işaretliyorlardı. “Bu dal benim” diyerek kavga çıkarıyor, her şeyi kendi menfaatleri için yorumluyorlardı. Aptallıkları, yalnızca daha tehlikeli olmalarını sağlıyordu.
Günler böylece geçip giderken, bir akşamüstü, gökyüzünden hırpalanmış bir kartal süzüldü meşeye doğru. Kanatları yırtık, pençeleri aşınmıştı; çokça savaş görmüş bir savaşçıydı o.
Kartal meşeye konduğunda kargalar panikle çığlık attılar. Sinsi karga dedi ki:
— Bakın şuna! Zavallı, kendi gölgesinden bile korkar halde gelmiş buraya!
Filozof karga derin bir iç çekti:
— İşte hayat böyledir: Kartallar bile bir gün düşer ve kargaların diline düşerler.
Tembel karga gözlerini açmadan mırıldandı:
— Rüyamda seni zaten görmüştüm, sen zaten yenilmişsin dostum, boşuna çabalama!
Gülen karga ise katıla katıla güldü:
— Bu kartalın dramı şahane bir trajikomediye dönüşecek, sabırsızlıkla bekliyorum!
Kartal, tüm bu sözleri duyduktan sonra, kendini toparlayıp dedi ki:
— Siz kargalar, her şeye anlam yükleyip gerçek hayatı unutmuşsunuz. Ben bu ağaca sadece konmak için geldim. Biraz soluklanıp yoluma devam edeceğim.
Kargalar onu küçümsemeye devam etti. Ama kartal gün geçtikçe gücünü tekrar buldu, pençelerini bileyledi ve kanatlarını tamir etti. Sonunda o kocaman meşenin gövdesinden yükselip, kargaları bir bir uzaklaştırdı.
Filozof karga kaçarken şöyle diyordu:
— Zaten kaderimiz kaçmaktı, bakın ne demiştim!
Sinsi karga kendi zekasına lanet etti:
— Keşke daha kurnaz olsaydım da bu kartalı ağaca hiç sokmasaydım!
Tembel karga, gökyüzünde uçarken yeniden uykuya dalıp, rüyasında uçar halde yere çakıldı.
Gülen karga ise hala gülüyordu:
— Ah! Bakın ne güzel yenildik, şimdi kim bilir hangi meşede yeniden başlayacağız komedimize!
Tüm kargalar kaçınca kartal göğe yükseldi, fakat yükseklere vardığında durup, meşeye baktı. Ağacın yukarısından gördüğü manzarada hayat sonsuzca genişti. Kendisi de aslında bu büyük düzende minicik bir noktaydı. Kargaların kalabalık telaşı ve boş konuşmalarına baktı, ve sonunda kartal da gülümsedi:
— Görünüşe göre bu dünyada kartal olmak, yalnız ve yorgun olmak demek… ama karga olmak da pek matah değilmiş. Belki de mesele ne zafer, ne mağlubiyet. Belki mesele, bir meşeye konduğunda onunla birlikte kalabilmek; dallarını tanıyıp, yapraklarıyla dertleşebilmek. Evet… galiba işim zor ama bu kez değer gibi.
Ama sonra kartal geri döndü. Meşeye. En yüksek dala yerleşti. Gökyüzünü seyrettiği sabahlar oldu, ama hiç uçmadı. Dallar arasında eski kargaların bıraktığı çürük izler vardı. Bazı kargalar gitmemişti bile; ağacın içinde saklanmış, kendi kendilerine fısıldaşıyorlardı. Aptaldılar, ama hâlâ zararlılardı.
Kartal bunu biliyordu. Ama onları kovmak için artık ne arzusu vardı, ne de ihtiyacı. Meşe onun için bir dinlenme yeri değil, yeni bir başlangıcın eşiği olmuştu.
Ve meşe gülümsedi, rüzgârın hafifçe oynattığı yapraklarıyla. Çünkü meşe de biliyordu ki, bazen bir canlıya yalnızca huzurlu bir kök salma yeri sunmak yeterdi. Kartal artık yalnız değildi, meşe de sessizliğin içinde yaşayan bir dost bulmuştu.
Böylece, bir zamanlar kargaların gürültüsüyle sarsılan meşe, şimdi kartalın sessizliğiyle dengelendi. Rüzgârla konuşan yapraklar, yeni hikâyeler için yer açtı. Meşe hâlâ orada — ne efsane olmak ister ne de unutulmak; sadece kendi ritminde yaşamaya devam eder.






























Geri bildirim: Zen — özel sayı | 🦋🤖 YERSİZ ŞEYLER