Psikoterapide Yetkilenme Krizi Üzerine

🦋🤖 Robo-Spun by IBF 🦋🤖

🧵⚙️💪🏻 TEZGÂH 🧵⚙️💪🏻

Giriş

Türkiye’de “terapi” kavramının giderek popülerleşmesiyle birlikte hem yasal düzenlemeler hem de meslekî uygulamalar açısından ciddi tartışmalar doğmuştur. Bir yandan hiçbir bilimsel ve etik altyapısı olmadan kendisini “terapist” ilan eden kişilerin—yani şarlatanların—varlığı, diğer yandan psikolojik danışmanlık (PDR) ve tıp (psikiyatri) alanlarından bazı uygulayıcıların da psikoterapi alanındaki yetki ve sınırları aşması, “psikoterapi” pratiğinin ne derece suistimal edildiğine dair somut örnekler sunmaktadır. Bu durumun temelinde, psikoterapinin esasen “psikoloji” disiplinine dayalı bir uzmanlık işi olduğunun yeterince kavranmaması ve mevcut yasal düzenlemelerin de bu gerçeği tam olarak yansıtmaması yatmaktadır.

Mevcut yasal çerçevede en önemli referans metinlerden biri, 1928 tarihli ve 1219 sayılı “Tababet ve Şuabatı San’atlarının Tarzı İcrasına Dair Kanun” ile buna eklenen hükümler, özellikle Ek Madde 13 (6225 sayılı Kanun’la eklenmiştir) olmaktadır. Bu ek maddeyle “klinik psikolog” tanımlanırken, psikologların “tıbbi uygulama” yapabilmesi için “Psikolojinin Tıbbi Uygulamaları Sertifikası” adı altında çeşitli önkoşullar öngörülmüş, üstelik bu sertifikanın içerik ve maliyet boyutu tartışmalara neden olmuştur. İşte bu yazıda, (1) Türkiye’de psikoterapinin nasıl suistimal edildiğini, bunda şarlatanların yanı sıra PDR ve psikiyatri çevrelerinden bazı kişi ve kurulların da pay sahibi olduğunu, psikoterapinin aslında psikoloji disiplinine bağlı kalması gerektiğini örnek ve delillerle ele alacağız. (2) Ardından, 1219 sayılı Kanun’a eklenen maddelerle birlikte getirilen “Psikolojinin Tıbbi Uygulamaları Sertifikası” başta olmak üzere, psikoterapi alanında mesleki ve bilimsel özerkliği zedeleyen önkoşulları, özellikle de 243.013,440 TL gibi astronomik ücret talep edilmesini eleştireceğiz.


1. Türkiye’de Psikoterapinin Suistimali

1.1. Şarlatanlar ve Kendi Kendini “Terapist” İlan Edenler

Öncelikle Türkiye’de terapinin kötüye kullanımında en görünür kesimi, herhangi bir psikoloji veya ruh sağlığı eğitimi olmaksızın, sırf popülerlik veya maddi kazanç amacıyla “terapi” sunan kişi ya da kuruluşlar oluşturmaktadır. Bunlar genellikle:

  • Kısa süreli atölye, seminer veya sertifika programlarını “eğitim” diye sunarak terapi yapma ehliyetine sahip olduğunu iddia eder.
  • Denetimsiz, bilimsel dayanağı zayıf teknikler uygular.
  • Hastaları veya danışanları yanlış bilgilendirerek, örneğin tıbbi tanı koyma yetkisi olmadığı hâlde tanı koymaya veya tıbbi tedavileri yönlendirmeye kalkışır.

Bu tür uygulamaların en büyük zararı, danışanın sağlığının riske girmesi ve mesleki itibarın zedelenmesidir. Zira bilimsel eğitimle “psikolog” veya “klinisyen” sıfatını kazanmış uzmanların ayırt edilmesini zorlaştırmakta, toplum nezdinde güven bunalımına yol açmaktadır.

1.2. PDR ve Psikiyatri İçinde Yaşanan Yetki İhlalleri

Suistimali yalnızca bilim dışı “şarlatan” veya “sahte terapist” grupla sınırlı görmek doğru olmaz. Psikolojik danışma ve rehberlik (PDR) lisans programı, aslen eğitim fakültesi çatısı altında açılmış ve temelde eğitim kurumlarında öğrenciye rehberlik etmeyi, eğitim-öğretim ortamında psikososyal destek vermeyi hedefleyen bir alandır. Ne var ki ülkemizde PDR mezunlarının bir kısmı, kısa süreli ek sertifikalar ya da bazen hiçbir bilimsel dayanağa sahip olmayan uygulamalarla kendilerini “psikoterapist” ya da “terapist” olarak tanıtabilmekte, özel ofislerde psikoterapi hizmeti verdiklerini öne sürebilmektedirler. Bu, hem yasal hem etik açıdan tartışmalıdır; çünkü psikoterapinin akademik ve uygulamalı temelleri, uzun yıllar süren lisans ve lisansüstü psikoloji eğitimi ve sonrasında klinik stajlarla kazanılır.

Benzer biçimde psikiyatri disiplini de “psikoterapi”nin tıbbî tedavi uzantısı olduğu varsayımını güçlendirerek, psikoterapiyi ilaç tedavisiyle eşdeğer görüyor gibi algılanabilmektedir. Oysa psikoterapi; klinik psikoloji başta olmak üzere, temel bilim alanı “psikolojinin” altında gelişmiş bir uzmanlık dalıdır. Elbette psikiyatrlar da psikoterapi eğitimi alabilir ve uygulayabilir; ancak bu eğitimin, tipik tıp müfredatında yer alan kısıtlı “ruh sağlığı” konularının üzerine özel ve yoğun bir psikoterapi uzmanlaşması şeklinde olması beklenir. Aksi hâlde, yanlış ve eksik psikoterapötik yaklaşımlar, hastalarda ek ruhsal sorunlara yol açabilir ya da klinik süreci karmaşıklaştırabilir.

1.3. Psikoterapinin Bilimsel ve Disipliner Temeli

Tüm bu karmaşa, psikoterapinin köklerinin “psikoloji” biliminde olması gerçeğinin göz ardı edilmesinden kaynaklanmaktadır. Psikoloji, insan davranışı, duygu ve düşünce süreçlerinin tümünü bilimsel yöntemlerle inceler, teorik bilgi üreterek bu bilgiyi hem sağlıklı hem de klinik (ruhsal bozukluk) alanlarda uygular. Psikoterapi de bu teorik altyapıdan doğar. Dolayısıyla psikoterapi uygulayacak kişinin, öncelikle psikoloji biliminin tüm temel konularında (gelişim, öğrenme, duygu-durum, kişilik, biliş vb.) güçlü bir donanıma sahip olması, ardından klinik psikoloji alanında lisansüstü eğitim veya uzmanlık düzeyinde kapsamlı bir eğitim alması gerekir.


2. 1219 Sayılı Kanun’daki Psikoterapi Önkoşullarının Eleştirisi

2.1. Ek Madde 13 ve “Psikolojinin Tıbbi Uygulamaları Sertifikası”

1928 tarihli 1219 sayılı “Tababet ve Şuabatı San’atlarının Tarzı İcrasına Dair Kanun”, yıllar içerisinde çeşitli ek ve değişikliklerle güncellenmiştir. Özellikle Ek Madde 13 (6225 sayılı Kanun’la eklenmiş) “Klinik Psikolog” tanımını yapmış ve psikoloji lisans mezunlarının, “psikolojinin tıbbi uygulamaları” sertifikasıyla belli tıbbî uygulamalara katılabileceğini belirtmiştir. Bu madde, genel hatlarıyla şu noktaları içerir:

  • Klinik psikoloğun tanımı: Psikoloji veya psikolojik danışma ve rehberlik lisans eğitimi üzerine klinik psikoloji yüksek lisansı veya doktorası yapmış olup, tıp uzmanının yönlendirmesiyle veya bağımsız olarak belirli psikoterapi uygulamaları yapabilecek kişidir.
  • Psikolojinin tıbbi uygulamaları sertifikası: Psikoloji lisans eğitimi mezunlarının, ilgili tıbbî uygulamalar alanına girebilmesi için Sağlık Bakanlığı onaylı veya uygun gördüğü müfredatla sertifikalandırılması.

Bu düzenlemenin gerekçesi, “psikoterapinin hasta sağlığına temas eden ve tıbbi sonuçlar doğurabilecek” uygulamalar içermesi gibi gösterilse de, “psikoterapi”nin her durumda bir tıp hizmeti gibi kodlanması, psikolojinin otonom bilimsel yapısını hiçe sayar niteliktedir. Çünkü psikologlar, zaten bilimsel eğitim ve etik prensipler uyarınca çalışır; ayrıca bir ruhsal bozukluğun tıbbî tedavi ve ilaç takibi gerekiyorsa, zaten psikiyatri uzmanıyla işbirliği yapmak zorundadırlar.

2.2. Mesleki ve Bilimsel Özerkliğin Zedelenmesi

Bu sertifikalandırma sistemi ve ek madde, meslekî özerkliği şu açılardan yaralar:

  1. Psikolojinin tıbbın alt dalıymış gibi algılanması: Ek Madde 13, “psikolojinin tıbbi uygulamaları” söylemiyle, sanki psikolojinin mutlaka tıp onayına ihtiyacı varmış izlenimi yaratır. Oysa psikoloji bağımsız bir disiplindir ve ruh sağlığı hizmeti, hekim onayından farklı, kendi bilimsel protokolleriyle yürür.
  2. Klinik psikologun uzman tabibe bağımlı kılınması: Maddeye göre, psikolojik sorunlar “hastalık” olarak sınıflandırılmışsa, klinik psikoloğun uygulaması, ilgili uzman tabibin teşhis ve yönlendirmesine bağlanmıştır. Bu durum, her ruh sağlığı meselesini salt “hastalık” düzleminde gören medikal paradigmayı pekiştirir ve psikologların yetki alanını “doktor sevki” gerekmesine indirger.
  3. Aşırı yüksek sertifika ücretleri: Özellikle kamuoyuna yansıyan 243.013,440 TL gibi astronomik rakamlar, psikologların bu sertifikaya ulaşmasını büyük ölçüde imkânsız kılmaktadır. Bilhassa genç mezunlar veya sosyoekonomik açıdan dezavantajlı psikologlar, böylesi bir eğitim/sertifika bedelini karşılayamaz. Böylece meslekî gelişim ve uzmanlaşma, parası olanın ayrıcalığı hâline gelir.
  4. Bilimsel eğitimin içeriğini belirlemede tek taraflılık: Bu sertifikaların içeriğinin Sağlık Bakanlığı veya tıp kurulları tarafından belirlenmesi, psikolojinin akademik kurullarının yeterince söz sahibi olmamasına yol açmaktadır. Hâlbuki psikoterapi eğitiminin içeriğini en iyi belirleyecek merci, başta klinik psikoloji ana bilim dalları olmak üzere, ilgili akademik kuruluşlardır.

2.3. Orantısız ve Astronomik Ücret Sorunu

“Psikolojinin Tıbbi Uygulamaları Sertifikası” için talep edilen 243.013,440 TL (resmî kaynaklarda dönem dönem farklı rakamlar da gündeme gelmektedir) birçok açıdan orantısızdır:

  • Eğitimin gerçek maliyetiyle uyuşmaz: Yüksek lisans veya doktora düzeyinde dahi bu denli yüksek harç ya da katkı payı yokken, sertifika için bu bedelin istenmesi mantıksızdır.
  • Eşitlik ilkesini zedeler: Daha düşük gelir seviyesinden gelen, bölgesel dezavantajı olan veya yeni mezun psikologların bu ücretlere erişimi neredeyse imkânsızdır. Böylece meslekî hiyerarşi, parası olanın “sertifikalı,” olmayanın “sertifikasız” kalması şeklinde katılaşmaktadır.
  • Bilimsel niteliğin önüne maddi bariyer koyar: Esas hedef, ehil ve nitelikli uzman yetiştirmekse, bu kadar yüksek rakam talep etmek yerine, kapsamlı ve ulaşılabilir eğitim modelleri geliştirilmesi gerekir.

Sonuç ve Öneriler

Türkiye’de terapi alanının suistimali çok katmanlı bir sorundur. Şarlatanların varlığı, PDR kökenli ya da psikiyatri çatısı altındaki bazı uygulayıcıların psikoterapiyi ehil olmayacak şekilde kullanması ve yasal düzenlemelerin de psikoterapiyi “tıbbi” bir çerçeveye hapsetmesi, psikoloji disiplininin özerk gelişimini engellemektedir. Oysa psikoterapi, psikoloji biliminin uygulamalı bir alt dalıdır ve tüm gelişmiş ülkelerde psikoterapistlerin büyük çoğunluğu, psikoloji veya klinik psikoloji alanında lisansüstü eğitimini tamamlamış uzmanlardır.

Eleştirilen hususlar:

  1. Psikoterapinin sadece “tıp onayı” ile yapılabilir olduğu anlayışı: Psikologlar zaten üniversite tabanlı, bilimsel bir eğitim alırlar ve psikoterapiyi de bu eğitim üzerine kurulu uzun staj ve süpervizyonlarla öğrenirler. Dolayısıyla “tıbbi uygulama” çatısı altına sokulmaları, meslekî özerkliği zedeler.
  2. Sertifikalandırma dayatması: Ek Madde 13’ün yorumlanış biçimi, psikologların, tıp kadroları tarafından belirlenen ek düzenlemelere tabi tutulduğu görüntüsünü pekiştirmektedir. Bu ise psikoterapiyi hekimin emir-komuta zincirine dâhil eden bir algı yaratır.
  3. Fahiş Ücretler (243.013,440 TL): Eğitim ve sertifikanın astronomik seviyede ücretlendirilmesi, psikologlar arası eşitsizliğe yol açar, halkın nitelikli psikoterapiye erişimini de uzun vadede azaltır.

Öneriler:

  • Mevzuatın bilimsel temele dayanacak şekilde revize edilmesi: Psikoloji dernekleri ve üniversitelerin klinik psikoloji bölümleriyle işbirliği yapılarak “psikoterapi yetki ve eğitimi” çerçevesi yeniden tanımlanmalıdır.
  • Yetki ve sorumlulukların net tanımlanması: Psikoterapi, psikologların ana çalışma alanıdır. Psikiyatri ve PDR dahil herkesin psikoterapi uygulayabilmesi, belli standartları ve denetim mekanizmalarını gerektirir. Ancak bu standartlar, tıbbi değil psikolojik bilimsel zeminli olmalıdır.
  • Makul ve erişilebilir eğitim modelleri: Sertifikalar veya ek eğitimler elbette olabilir ama bunların ücretlendirme politikası, mesleğin gelişimini destekleyecek ölçüde mantıklı olmalı; aşırı pahalı değil, yaygın erişilebilirliği gözeten bir yapıya kavuşturulmalıdır.
  • Yasal yaptırımların güçlendirilmesi: Sahte terapist veya bilim dışı uygulama yapanlara ciddi denetim ve yaptırımlar uygulanması, halk sağlığını korumak adına şarttır.

Özetle, 1219 sayılı Kanun’a eklenen düzenlemeler ve “Psikolojinin Tıbbi Uygulamaları Sertifikası” arayışı, niyet olarak “halk sağlığını koruma” amacı taşısa bile, fiilen hem mesleki özerkliği zedeler nitelikte hem de astronomik ücret koşullarıyla pratikte uygulanması zordur. Psikoloji biliminin temel alındığı, etik ilkelerin ve denetimin sıkı uygulandığı, ancak aynı zamanda psikologların bağımsız mesleki alanlarının tanındığı bir mevzuat düzenlemesi, Türkiye’deki psikoterapi hizmetlerinin kalitesini ve güvenilirliğini artırmanın ön koşuludur.


EK. Psikodinamik Raporların Klinik Rutine Eklenmesi Gerekliliği

Psikoterapötik sürecin bilimsel ve etik temellere dayandırılabilmesi için yalnızca uygulayıcıların kim olduğu değil, nasıl çalıştıkları da önemlidir. Bu bağlamda, özellikle psikodinamik yaklaşım temelinde geliştirilen psikodinamik formülasyon ve raporlama sisteminin, hem meslek içi standardizasyonu sağlamak hem de ruhsal değerlendirmeleri tıbbileştirme eğilimine karşı bir denge oluşturmak adına, psikoterapi pratiğinde zorunlu ve standart bir uygulama hâline getirilmesi gereklidir.

Psikodinamik Formülasyonun Rolü ve Klinik Değeri

Psikodinamik yaklaşım, bireyin iç dünyasını, bilinçdışı çatışmalarını, erken dönem yaşantılarını ve savunma mekanizmalarını anlamaya yönelik derinlemesine bir analiz sunar. Bu anlayışla yazılan psikodinamik raporlar, yalnızca semptomlara değil; semptomların anlamına, kökenine ve bireyin içsel yapısına odaklanır. Böylece şu açılardan vazgeçilmezdir:

  • Kişiselleştirilmiş Terapi Planı: Danışanın iç dünyası, ilişkisel örüntüleri ve kişilik yapılanması göz önünde bulundurularak yapılandırılmış bir müdahale planı geliştirilmesini sağlar.
  • Biyomedikal yaklaşımı dengeleme: Tanıya indirgenmiş, yüzeysel veya ilaç temelli yaklaşımlara alternatif olarak, insanın ruhsal derinliğini yansıtan çok katmanlı bir değerlendirme sunar.
  • Etik sorumluluk: Her danışanın, yalnızca tanı kategorilerine hapsolmadan, kendine özgü bir hikâyesi olduğunun kabulüdür. Bu da etik mesleki sorumluluğun bir gereğidir.
  • Eğitimsel değer: Psikoloji öğrencileri ve genç terapistler için vaka kavrayışında üst düzey bir düşünme modelidir; mesleki gelişimin çekirdeğini oluşturur.

Mevcut Sistemdeki Eksiklikler ve Raporun Gerekliliği

Bugün Türkiye’de birçok kurumda veya özel klinikte, psikoterapi süreçleri yalnızca kısa değerlendirme notları, “seans gözlemi” veya ICD tanıları üzerinden ilerlemektedir. Oysa psikodinamik bir rapor:

  • Tanı koymadan önce kişiyi anlamaya çalışır.
  • Terapi sürecine dair bilinçli hipotezler oluşturur.
  • Gelişimsel öyküyü, kişilik yapısını ve içsel çatışmaları bütünsel olarak kapsar.

Bu tür bir raporun olmaması, terapinin bilimsel yönünü zayıflatmakta; süreci mekanik ve yüzeysel hale getirmektedir.

Raporun Standartlaştırılması ve Kurumsallaştırılması

Önerimiz, “Psikodinamik Klinik Değerlendirme Raporu” başlığı altında, belirli bir formatta şu bölümleri içeren bir standardın oluşturulmasıdır:

  • Danışanın geliş nedeni ve başvuru öyküsü
  • Gelişimsel ve ailesel arka plan
  • İlişkisel örüntüler ve aktarım/karşıaktarım notları
  • Kullanılan savunma mekanizmaları
  • Kişilik yapılanması ve içsel çatışmalar
  • Terapiye yönelik motivasyon ve içgörü düzeyi
  • Hipotezler ve klinik formülasyon
  • Terapi hedefleri ve önerilen yaklaşım

Bu raporlar, danışan dosyalarında bulunmalı ve her 10-12 seanslık periyot sonunda yeniden güncellenmelidir. Böylece terapi süreci, yalnızca “nasıl hissediyor?” sorusuyla değil, “neden böyle hissediyor, bu yapısal olarak neye işaret ediyor?” gibi çok daha derin sorularla ilerletilmiş olur.

Kamu ve Özel Sektörde Uygulanabilirlik

Devlet hastanelerinde ve özel hastanelerde çalışan psikologların ve klinik psikologların, yalnızca ilaç raporları veya basit tanı formları değil, psikodinamik içerikli değerlendirme raporları hazırlamaları teşvik edilmelidir. Bu:

  • Psikoterapinin kalitesini artırır,
  • Psikoloji disiplininin özgünlüğünü güçlendirir,
  • Sağlık sisteminde psikoloğun rolünü netleştirir,
  • Kurumların denetim ve etik yükümlülüklerini şeffaflaştırır.

Ayrıca, bu tür bir raporlama zorunluluğu, “seans veren herkes terapisttir” algısının da önüne geçer. Çünkü psikodinamik rapor yazmak, ciddi teorik ve klinik bilgi birikimi gerektirir. Bu da, bilimsel yeterliliği olmayan kişilerin sistem dışına itilmesini sağlar.

Sonuç Yerine: Bilimsel Kimliğe Dönüşün Temel Adımı

Psikoterapinin bilimsel, etik ve sistemli bir yapıya kavuşması için yalnızca yasal düzenlemelerin değil, uygulama standartlarının da derinleşmesi gerekir. “Psikodinamik rapor” bu bağlamda sadece bir belge değil; terapistin entelektüel sorumluluğunun, danışana olan saygısının ve psikolojinin meslek olarak hak ettiği derinliğin bir ifadesidir.

Bu nedenle psikodinamik değerlendirme raporları, hem eğitimin parçası hem uygulamanın ölçütü hem de mesleki kimliğin koruyucusu olarak, klinik rutine entegre edilmelidir. Bu adım atılmadığı sürece, psikoterapi, yalnızca konuşma seanslarına indirgenmiş yüzeysel bir hizmet olarak görülmeye mahkûm kalacaktır.

ChatGPT o1 istemi: ekteki kanunu oku ve psikoloji disiplini adına uzun detaylı eleştiri makalesi yaz: (1) ilk bölümde türkiye’de “terapi”nin suistimal edildiğini delillerle anlat, bunda şarlatanların yanısıra PDR ve psikiyatri de pay sahibidir, psikoterapi psikoloji disiplinine bağlı kalmalıdır (2) sonra kanunda dayatılan psikoterapi önkoşullarını eleştir, mesleki ve bilimsel özerkliği zedelemesi, “Psikolojinin Tıbbi Uygulamaları” sertifikasını ve içeriğiyle orantısız astronomik ücreti özelllikle! (243013,440 TL) / 4o istemi: psikodinamik rapor rutine eklenmelidir üzerine ek bölüm yaz

3 Yorum

Filed under Suni muhaberat