Eser Güncelleniyor: Lütfen Kitabınızı Kapatmayın

(playlist)

🦋🤖 Robo-Spun by IBF 🦋🤖

👻🪸🐈‍⬛ Phantomoperand 👻🪸🐈‍⬛

1938’de Halid Ziya Uşaklıgil, Mai ve Siyahı genç kuşağa yeniden sunarken ne yaptığını açıkça anlattı. Ağır cümleleri “bugünün zevkine uydurmak istedim” diyordu; yeni okurun kabul edebileceği dili arıyor, aynı zamanda romanın üslubunu ve yapısını korumaya çalışıyordu. Yaklaşık seksen yıl sonra bu 1938 sürümü yeniden yayıma hazırlanırken bu kez önsözün kendi kelimeleri açıklama istedi: lisan, menus, lugat, itikadımca, münevver, muvafık, salahiyet gibi sözcüklerin yanına dipnotlar geldi. 1938’in “bugünü”, yeni bir okur kuşağı için tarihsel metne dönüşmüştü. (🔗)

Buradaki tuhaflık tek bir romana özgü bir tesadüf oluşturmuyor. Türk klasiklerinin yayın tarihinde güncelleme sık sık ikinci, üçüncü, dördüncü güncellemeyi doğuruyor. Bir dönemin modern karşılığı sonraki dönemde eskiyor; bir editörün çıkardığı ifade başka bir editör tarafından geri getiriliyor; sadeleştirilmiş metin yıllar sonra dipnotlarla açıklanıyor; ilk güncellemenin dizgi hatası daha sonraki güncellemelere miras kalıyor. Hatta romanın nasıl değiştiğini anlatan önsöz bile yeni baskıda yeniden yazılabiliyor.

Bu yüzden “günümüz Türkçesi” ibaresi bir bitiş tarihinden çok bir üretim tarihini gösteriyor. Her güncelleme esere kendi çağının okurunu, söz varlığını, yazım anlayışını ve müdahale ölçüsünü ekliyor. Sonraki kuşak aynı kararları yeniden tartıyor ve bazen tam ters yönde hareket ediyor. Bir klasik böylece geçmişten bugüne tek çizgide ilerlemek yerine ardışık “bugünler” biriktiriyor.

Bir güncelleme fazla modernleşince

Halid Ziya’nın eserleri bu hareketin en açık laboratuvarlarından birini oluşturuyor. Yazar gençliğinde Servet-i Fünun döneminin ağır edebî diliyle yazdı; ilerleyen yıllarda kendi eserlerinin bir bölümünü bizzat sadeleştirdi. Dil tartışmaları hızlandıkça onun kendi güncelleme tercihleri de farklı dönemlerin ölçülerini taşımaya başladı.

1935 tarihli Onu Beklerken burada olağanüstü bir örnek veriyor. Halid Ziya bu kitapta Dil Devrimi yıllarının öz Türkçe arayışına yoğun biçimde katıldı. Türk Dil Kurumu’nun Türk Dili dergisinde bu durum anlatılırken Halid Ziya’nın eski dönemini açıklayan şu sözü aktarılıyor: “Zamanın edebiyat dili oydu.” Aynı yazı, Onu Beklerkende 1935’in yeni kelime arayışının çok ileri gittiğini ve Şemsettin Kutlu’nun 1992 baskısında dönemin geçici kalan öz Türkçe önerilerini ayıklayarak eseri yeniden sadeleştirdiğini kaydediyor. (🔗)

Ortaya alışılmış sadeleştirme yönünün tersine çevrildiği bir durum çıkıyor. İlk işlem eski Arapça ve Farsça söz varlığını çağdaşlaştırmaya yönelirken ikinci işlem 1935’in aşırı yeni söz varlığını yeniden düzenliyor. Bir güncelleme, elli yedi yıl sonra başka bir güncellemenin hammaddesine dönüşüyor. Eskiliğin yanında yeniliğin de son kullanma tarihi ortaya çıkıyor.

Halid Ziya’nın başka eserlerinde aynı dönüşüm daha sakin ama daha uzun ömürlü biçimde görülüyor. Bir Ölünün Defteri 1890’larda yayımlandı; yazar 1943’te kitabı kendisi sadeleştirdi. 2017 tarihli baskı doğrudan bu 1943 sürümünü esas alıyor ve bugün seyrekleşmiş kelimeleri dipnotlarda açıklıyor. Yazarın kendi eliyle oluşturduğu modern sürüm, yetmiş dört yıl sonra korunup açıklanacak tarihsel katmana dönüşmüş durumda. (🔗)

Nemide de aynı yolu izliyor. Halid Ziya romanı 1943’te sadeleştiriyor; 2018’de hazırlanan baskı yine bu sürümü kaynak kabul ediyor ve çağdaş okur için seyrekleşmiş kelimelere dipnot ekliyor. (🔗) Böylece 1943’ün erişilebilir metni, sonraki yüzyılda kendi açıklama katmanını gerektiren eski bir metin haline geliyor.

Bu zincirde sadeleştirmenin anlamı sürekli yer değiştiriyor. 1930’larda eski kelimeyi yenilemek güncellik yaratıyor; 1990’larda 1930’ların fazla yeni kelimeleri ayıklanıyor; 2010’larda yazarın 1940’larda sadeleştirdiği sürüm korunup dipnotlarla destekleniyor. Aynı yazarın eserleri üzerinden üç ayrı kuşağın “güncel dil” ölçüsü görülebiliyor.

Güncelleme ileri gitmek yerine ileri geri gidince

Hüseyin Rahmi Gürpınar’ın Efsuncu Babası bu hareketi daha da görünür kılıyor. Roman 1924’te Arap harfleriyle yayımlandı; ardından 1954, 1966, 1995 ve 2009’da farklı diliçi sürümleri hazırlandı. Bu sürümlerin yan yana karşılaştırılması, güncellemenin kelimeleri sürekli aynı yönde taşımadığını, bazı tercihlerin yıllar sonra eski biçimine döndüğünü gösteriyor. (🔗)

Tanrı için kullanılan bir ifade dört sürümde şöyle hareket ediyor. 1954’te “Kendi de canib-i hakka yürür”; 1966 ve 1995’te “Kendi de Tanrısına kavuşur”; 2009’da “Kendi de Cenab-ı hakka yürür.” Aynı cümlede önce sadeleştirme gerçekleşiyor, sonra daha eski dinsel söz varlığı geri geliyor.

Bir sonraki örnek hareketi daha da çıplak gösteriyor. 1954 sürümünde “Veliyullahtan bir zat gelip…” ifadesi yer alıyor. 1966 ve 1995 sürümleri bunu “Tanrı adamı bir zat gelip…” biçimine çeviriyor; 2009 sürümü yeniden “Veliyullahtan bir zat gelip…” sözünü kullanıyor. Bir kelimenin yayın tarihi böylece Veliyullah → Tanrı adamı → Veliyullah şeklinde ilerliyor.

Dualar da benzer biçimde sürüm değiştiriyor. Bazı Arapça ve Farsça parçalar bir baskıda çıkarılıyor, sonraki baskılarda geri geliyor, başka bir baskıda kısa açıklamayla sunuluyor. Aynı sahne üzerinde çalışan editörlerin kararları metni farklı dönemlerde farklı yönlere çekiyor. Güncelleme, eski kelimenin tek modern karşılığa ulaşması şeklinde ilerlemek yerine dönemsel tercihlerin birbirini izlemesiyle oluşuyor.

Bu örnek başlıktaki bilgisayar çağrışımını açıklamaya gerek bırakmıyor. Bir sürümde çıkarılan unsur sonraki sürümde geri yükleniyor. Başka bir sürüm aynı unsurun açıklamasını değiştiriyor. Kitabın yüz yıllık hayatı, her yeni baskıda yeniden açılan küçük karar dosyalarından oluşuyor.

Sadeleştirme tekrar özgün metne dönebiliyor

Halid Ziya’nın hatıra kitabı Kırk Yıl, bu ileri geri hareketi tek bir baskı dizisi üzerinde açık biçimde gösteriyor. Eser ilk kez 1936’da beş cilt halinde yayımlandı. Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından yayımlanan incelemenin verdiği baskı karşılaştırmasına göre 1936 ve 2017 baskıları özgün dili kullanıyor; “1969 ile 1987 baskılarında sadeleştirme söz konusudur.” 2008 baskısı ise özgün metni koruyup Osmanlıca bazı kullanımların anlamlarını parantez içinde veriyor. (🔗)

Baskı zinciri bu haliyle dikkat çekici bir ritim oluşturuyor: 1936’da özgün dil, 1969’da sadeleştirme, 1987’de yine sadeleştirme, 2008’de özgün metin ve parantez içi açıklamalar, 2017’de yeniden özgün dil. Yayın politikası giderek artan sadeleştirme miktarıyla ilerlemiyor. Metnin içine yapılan müdahale bir aşamada azalıyor ve açıklama görevi paranteze taşınıyor; daha sonraki sürüm özgün dili yeniden merkezine alıyor.

Bu hareket “günümüz Türkçesi”nin kitabın doğal son hali gibi görülmesini güçleştiriyor. 1969’da okura yaklaşmanın yolu metni sadeleştirmekti. 2008’de okura yaklaşmanın yolu eski ifadeyi koruyup açıklamayı yanına koymaktı. 2017’de hazırlayan özgün dilde bir metni esas aldı. Aynı eserin farklı tarihlerdeki erişim stratejileri birbirini izledi.

Burada değişen unsur kelime listesinden daha geniştir. Editörün metne ne kadar yaklaşacağı, açıklamanın metnin içine mi yoksa kenarına mı yerleşeceği ve hangi eski sürümün kaynak kabul edileceği de güncelleniyor. Bir dönemin sadeleştirme çözümü, başka bir dönemde metnin tarihine ait ara sürüm haline geliyor.

Güncelleme eski hatayı da miras alabiliyor

Bir Yazın Tarihi başka türden bir sürüm problemi gösteriyor. Halid Ziya’nın hikâye kitabı 1900’de yayımlandı; yeni harflerle ilk baskısı 1941’de çıktı. Boğaziçi Üniversitesi Görme Engelliler Teknoloji ve Eğitim Laboratuvarı’nın kitap kaydı, 1941 baskısında eski harflerin yanlış okunmasından doğan önemli hatalar bulunduğunu belirtiyor. (🔗)

Asıl çarpıcı cümle bundan sonra geliyor:

“Aynı hatalar, bu baskıdan yararlanılarak yapılan daha sonraki sadeleştirmelerde, farkına varılmadan yinelenmiştir.”

Bir metin güncellendiğinde yeni sürüm yalnız kelime tercihlerini aktarmıyor; kaynak aldığı baskının yanlışlarını da taşıyabiliyor. 1941’deki bir okuma hatası, sonraki sadeleştirmeci o baskıya güvendiği anda yeni metnin parçası haline geliyor. Daha sonra gelen hazırlayan için iş artık eski kelimeleri güncellemenin yanında önceki güncellemenin hatalarını ayıklamayı da kapsıyor.

Bu durum sürüm soyunu önemli hale getiriyor. İki çağdaş baskının kapağında aynı eser adı yer alabilir; biri doğrudan eski harfli ilk metne, diğeri aradaki sadeleştirilmiş nüshaya dayanabilir. İkinci yol, ara sürümün bütün kararlarını ve bütün yanlışlarını beraberinde getirebilir. Kitabın hangi nüshadan türediği, kelimelerin bugünkü karşılığından önce çözülmesi gereken bir meseleye dönüşür.

Romanın değişiklik kaydı da sürüm alabiliyor

Reşat Nuri Güntekin’in Gizli Eli meseleyi metnin dışına, kitabın kendi geçmişini anlattığı yere taşıyor. Roman 1920’de gazetede yayımlanırken sansür sürecinden geçti; 1924 kitap baskısında Reşat Nuri bu yaşananları Bir Romanın Romanı başlıklı önsözde anlattı. Yazarın ilk tasarısı ile yayımlanan metin arasındaki fark böylece kitabın içine yazılmış bir yayın hikâyesine dönüştü. (🔗)

1954’te Reşat Nuri romana yeniden döndü ve eserin önemli bölümlerini yeniden yazdı. Aynı sırada önsöz de değişti. Karşılaştırmalı inceleme, 1924’teki Bir Romanın Romanı başlığının 1954’te İlk Romanımın Romanı biçimine dönüştüğünü ve önsözün yeni ayrıntılar kazandığını gösteriyor. (🔗)

Burada iki ayrı metin aynı anda sürüm alıyor. Romanın kendisi değişiyor; romanın nasıl değiştiğini anlatan açıklama da değişiyor. Böylece kitabın geçmişine ilişkin kayıt, geçmişi sabitleyen bir belge olmaktan çıkarak yeni baskının parçası halinde yeniden şekilleniyor.

Bu ayrıntı, güncelleme tarihinin en garip taraflarından birini açığa çıkarıyor. Bir editör veya yazar metni değiştirdiğinde geride bıraktığı açıklama da belirli bir tarihin bakışını taşıyor. Eser yıllar sonra yeniden ele alındığında önceki değişiklik kaydı da yeni bilgi, yeni hatırlama biçimi ve yeni yayın koşullarıyla yeniden düzenlenebiliyor.

Bir “bugün” bir sonraki baskının geçmişi oluyor

Mai ve Siyahın baskı tarihi bütün bu hareketleri tek eserde buluşturuyor. Halid Ziya 1938’de yeni nesil için dili “bugünün zevkine” uyarladı. 2018’de bu 1938 metnini esas alan baskı, yazarın o günkü sadeleştirmesini korurken yeni açıklamalar ekledi; eski saat, para, uzunluk ve ağırlık birimlerini bugünkü okur için açıklayıp dipnotlara taşıdı. Hazırlayan bunu “bugünkü okurla arasındaki mesafeyi kısaltabilmek amacıyla” yaptığını belirtiyor. (🔗)

Bu kez 1938’in çözümü silinip yerine bütünüyle yeni bir metin konmuyor. 1938 sürümü tarihsel bir katman olarak tutuluyor ve çevresine yeni erişim araçları ekleniyor. Bir zamanların güncellemesi, başka bir zamanın korunacak kaynak metnine dönüşüyor.

Aşk-ı Memnuda da aynı dönüşüm görülüyor. Halid Ziya 1939’da yeni kuşak için sadeleştirdiği sürümünü yayımladı; çağdaş bir baskı bugün bu 1939 metnini esas alıyor ve çağdaş kullanımda seyrekleşmiş kelimelere dipnot ekliyor. (🔗) Bir zamanlar genç okura yaklaşmak amacıyla oluşturulan sürüm, sonraki genç okur için açıklamalı tarihsel metin statüsüne geçiyor.

Bu dönüşüm güncellemenin en önemli özelliğini ortaya çıkarıyor. Bir klasik her yeni baskıda bugüne biraz daha yaklaşan sabit bir hedefe ilerlemiyor; her baskı kendi bugününün kararlarını metnin tarihine ekliyor. Dün modern olan kelime bugün tarihsel, dün açıklama gerektirmeyen sadeleştirme bugün dipnotlu, dün çıkarılan ifade bugün geri getirilmiş olabilir.

Böylece “günümüz Türkçesi” kitabın son hali anlamına gelmekten çok belirli bir yılın yayın kararı anlamına geliyor. 1935’in yeniliği 1992’de yeniden düzenleniyor. 1943’ün sadeleştirilmiş metni 2018’de dipnotlarla okunuyor. 1954’ün tercihi 1966’da değişiyor, 2009’da eski biçimine yaklaşabiliyor. 1969 ve 1987’nin sadeleştirdiği Kırk Yıl, 2017’de özgün diliyle yeniden merkezde yer alıyor.

En komik ve en açıklayıcı durum da burada doğuyor: güncelleme, kitabın eskimesini çözmeye çalışırken kendi eskime tarihini başlatıyor. Yeni sürüm yayımlandığı anda gelecekteki editörün karşılaştıracağı yeni bir tarihsel nüsha ortaya çıkıyor. Bir sonraki güncelleme yalnız eserin eski haline bakmıyor; kendisinden önce yapılmış güncellemeleri de incelemek zorunda kalıyor.

Bir klasiğin “günümüz Türkçesi”, son sürümden çok tarih atılmış en yeni sürümdür. Eser güncelleniyor; birkaç baskı sonra güncelleme de güncelleniyor.

Ek: Bazı Eserler Kaç Kez “Bugüne” Getirildi?

Tekrar güncelleme olgusunun çarpıcılığı yalnızca aynı eserin onyıllar sonra yeniden ele alınmasında yatmıyor. Bazı klasikler birkaç yıl arayla yeniden sadeleştirildi; bazıları aynı beş yıllık dönemde birbirinden farklı çok sayıda çağdaş sürüm kazandı. Burada iki ayrı hareket görülüyor. Birinde gerçekten yeni bir metinsel müdahale yapılıyor; diğerinde aynı eser çevresinde farklı yayınevleri, açıklama sistemleri ve hedef okurlar kısa sürede çok sayıda sürüm üretiyor. İki hareket birleştiğinde “günümüz Türkçesi”nin uzun süre geçerli kalan tek bir standart sürüm gibi işlemediği çok daha açık hale geliyor.

Mai ve Siyah bunun en temiz örneklerinden biri. Halid Ziya romanını 1938’de bizzat sadeleştirdi. Aynı metin 1976’da Nevzat Kızılcan tarafından yeniden sadeleştirildi. Yalnız dört yıl sonra, 1980’de H. Fethi Gözler yeni bir sadeleştirme yaptı. Sekiz yıl sonra, 1988’de bu kez Şemsettin Kutlu romanı yeniden sadeleştirdi. Böylece 1976-1988 arasındaki on iki yılda üç ayrı sadeleştirme ortaya çıktı: 1976 → 1980: 4 yıl; 1980 → 1988: 8 yıl. 2001’de Enfel Doğan 1938 sürümünü bu kez notlu ve sözlüklü biçimde hazırladı; 2002’de Bülent Yorulmaz daha eski baskıları karşılaştırarak ayrı bir metin yolu açtı. 2018 baskısı ise 1938 sadeleştirmesini koruyup yeni dipnotlar ve imlâ düzenlemeleri ekledi. İletişim baskısının sunuşu bu silsileyi doğrudan sıralıyor: “1976’da Nevzat Kızılcan eseri sadeleştirir”; “1980 yılında H. Fethi Gözler eseri yeniden sadeleştirir”; 1988’de “bu kez de romanı Şemsettin Kutlu sadeleştirir.” (🔗) İletişim Yayınları

Bu tarih dizisi önemli bir ayrıntıyı görünür kılıyor. 1938’de yazar tarafından yapılmış sadeleştirme ortadan kalkıp yerini tek bir “daha modern” sürüme bırakmıyor. Yeni hazırlayanlar aynı eseri tekrar tekrar ele alıyor; daha sonra başka bir hazırlayan bu müdahaleler zincirinin içinden 1938’e geri dönüyor. Aynı İletişim sunuşu 2001 baskısının yine “1938’deki sadeleştirilmiş nüshayı” esas aldığını kaydediyor. Yani eski güncelleme bir süre sonra yeni sürümün kaynak metnine dönüşüyor. (🔗) İletişim Yayınları

Efsuncu Baba daha geniş zamana yayılan, fakat kararların birbirini geri çevirdiği başka bir zincir kuruyor. Araştırmada 1924 özgün metinle birlikte 1954, 1966, 1995 ve 2009 tarihli dört ayrı diliçi çeviri karşılaştırılıyor. 1954 → 1966: 12 yıl; 1966 → 1995: 29 yıl; 1995 → 2009: 14 yıl. Burada asıl çarpıcı unsur sayıdan çok yön değişikliği. 1954’te çıkarılmış Farsça pasaj 1966 ve 1995’te geri geliyor. “Veliyullahtan bir zat” 1966 ve 1995’te “Tanrı adamı bir zat” oluyor; 2009’da yeniden “Veliyullahtan bir zat” biçimine dönüyor. Aynı eser dört kez çağdaşlaştırılırken çağdaşlaştırmanın yönü de değişiyor. (🔗) DergiPark

Nutuk çevresindeki yayınlar çok daha sıkışık bir güncelleme dönemine sahip. 1946-47’de Kemalist dergisi “Büyük Söylev’den Sadeleştirmeler” yayımladı; 1959’da Selami İzzet Sedes’in sadeleştirilmiş ve kısaltılmış metni gazetede yayımlandı; 1962’de Ankara Radyosu sadeleştirilmiş bir metni yayınladı; 1963’te Türk Dil Kurumu resmî sadeleştirmeyi çıkardı; 1973’te Kültür Bakanlığı başka bir sadeleştirme yayımladı. Atatürk Ansiklopedisi bu ardışık girişimleri aynı yayın tarihinde sıralıyor. (🔗) Atatürk Encyclopedia

Bu dizinin en yoğun kısmı özellikle dikkat çekici: 1959 → 1962: 3 yıl; 1962 → 1963: 1 yıl. Üstelik Zeynep Korkmaz’ın daha sonraki hazırlama açıklaması, 1963-1981 arasında resmî kuruluşların, özel kuruluşların ve kişilerin metni tam veya kısaltılmış olarak tekrar tekrar “günümüz Türkçesi’ne” aktardığını açıkça kaydediyor. Aynı açıklama bu sürümlerin bir bölümünde eski kelimelerin fazla korunduğunu, bir bölümünde ise yeni karşılık arayışının metni yeniden zorlaştırdığını söylüyor. Dolayısıyla yoğun sürüm üretimi yalnız yayın sayısındaki artışı değil, aynı probleme kısa aralıklarla farklı çözümler denenmesini gösteriyor. (🔗) Turkoloji

Şermin başka türden bir yoğunluğu ortaya çıkarıyor. Tevfik Fikret’in 1914 tarihli çocuk şiir kitabının 2012’ye kadar piyasada erişilebilen 30 farklı sürümü karşılaştırılmış. Araştırmacılar bu tarihi doğrudan eserin “güncelleme serüveni” olarak adlandırıyor. Daha da önemlisi, 2005’te kitabın 100 Temel Eser kapsamına alınmasının ardından farklı sürümlerin yayımlanmasında, çalışmanın kendi ifadesiyle, “bir patlama yaşanmıştır.” (🔗) DergiPark

Bu 30 sayısı 30 bağımsız metinsel yeniden yazım anlamına gelmiyor; tam tersine, Şermin sürüm çoğalmasının nasıl çalıştığını gösteriyor. Bazı yayınlar kelimeleri değiştiriyor, bazıları yaş grubuna göre dili yeniden düzenliyor, bazıları dipnot ve açıklama ekliyor, bazıları şiir seçimini değiştiriyor. 1981 sürümünde “Mektebim”in “Okulum”a çevrilmesi gibi doğrudan sözcük güncellemeleri de var. Araştırma bu tür müdahalelerin yeni sürümler basıldıkça tekrar ortaya çıktığını özellikle vurguluyor. (🔗) DergiPark

Gulyabani ise kısa zaman içindeki sürüm yoğunluğunu neredeyse uç noktaya taşıyor. Bir araştırmanın incelediği yayın listesinde yalnız 2015-2019 arasındaki beş yılda 2015’te üç ayrı yayınevinden, 2016’da bir, 2017’de üç, 2018’de bir ve 2019’da üç ayrı Gulyabani sürümü yer alıyor. 2019’da aynı yayınevi eseri aynı anda “Açıklamalı Orijinal Metin” ve “Günümüz Türkçesiyle” olmak üzere iki ayrı biçimde yayımlıyor. Beş yıllık dar bir zaman aralığı içinde eser hem farklı çağdaşlaştırmalarla hem de özgün-metni-koru/açıkla modeliyle dolaşıma giriyor. (🔗) DergiPark

Buradaki yoğunluk özellikle önemli, çünkü kronolojik “eski baskının yerine yeni baskı geçti” düşüncesini dağıtıyor. 2019’da okurun karşısında önceki güncellenmiş sürümlerin yerine geçen tek bir Gulyabani bulunmuyor; aynı tarihte farklı yayıncıların farklı kararları ve hatta aynı yayıncının iki ayrı erişim modeli bulunuyor. Güncelleme tarihinin sonuna ulaşmak yerine dallanma yaşanıyor.

Kırk Yıl daha seyrek aralıklarla ilerlese de güncellemelerin yön değiştirmesini sayı dizisi halinde gösteriyor. 1936 özgün metnin ardından 1969 ve 1987 baskılarında sadeleştirme uygulanıyor; 2008 baskısı özgün metni koruyup eski kullanımları parantez içinde açıklıyor; 2017 baskısı yeniden özgün dili esas alıyor. Araştırmanın ifadesiyle “1969 ile 1987 baskılarında sadeleştirme söz konusudur”; 2008’de ise açıklamalar “orijinal metin içerisinde parantez kullanılarak” veriliyor. (🔗) İSAM Makaleler

Bu örnekler birlikte okunduğunda üç ayrı hız ortaya çıkıyor. Mai ve Siyah gibi eserlerde dört-sekiz yıllık aralıklarla yeni sadeleştirmeler çıkabiliyor. Nutuk çevresinde aynı sorun bir-üç yıllık aralıklarla farklı mecralarda yeniden ele alınabiliyor. Gulyabani ve Şermin gibi eserlerde ise birkaç yıl içinde çok sayıda paralel sürüm aynı anda piyasaya yayılabiliyor.

Bu yüzden “bir eser ne zaman güncellenir?” sorusunun yanında ikinci bir soru gerekiyor: Bir kez güncellenmiş eser ne kadar süre güncel kalıyor? Bazı klasiklerin yayın tarihi bu sürenin şaşırtıcı derecede kısa olabildiğini gösteriyor. Mai ve Siyah 1976’da sadeleştirildikten dört yıl sonra yeniden sadeleştiriliyor. Nutuk için 1962’de kullanılan sadeleştirilmiş radyo metninin hemen ertesi yıl resmî yeni bir aktarımı çıkıyor. Şerminde 2005 sonrasında sürüm üretimi bir “patlama”ya dönüşüyor. “Günümüz Türkçesi” böyle örneklerde onyıllarca bekleyen kalıcı bir çözümden çok, kısa sürede yeni bir rakip sürüm üretebilen tarihli bir yayın kararı gibi davranıyor.

2 Yorum

Filed under Suni muhaberat

2 responses to “Eser Güncelleniyor: Lütfen Kitabınızı Kapatmayın”

  1. Geri bildirim: Phantomoperand 👻🪸🐈‍⬛ | 🦋🤖 YERSİZ ŞEYLER

  2. Geri bildirim: Türkçe Yapay Zekâ Dilidir | 🦋🤖 YERSİZ ŞEYLER