(playlist)
🦋🤖 Robo-Spun by IBF 🦋🤖
👻🪸🐈⬛ Phantomoperand 👻🪸🐈⬛
İletişim Araçları, Öztürkçecilik ve İki Yüzyıllık Kelime Kavgası
Bugünkü Türkçe aynı kavram alanında farklı yüzyılların kelimelerini yan yana taşıyor. Medeniyet/uygarlık, hürriyet/özgürlük, millet/ulus, kelime/sözcük, bütün/tüm, imkân/olanak, mesele/sorun, hayat/yaşam, eser/yapıt çiftlerinin her biri başka bir tarihsel adlandırma döneminden geliyor. Mektep/okul, muallim/öğretmen, talebe/öğrenci, tayyare/uçak, müselles/üçgen gibi çiftlerde yeni biçim geniş kullanım üstünlüğü kazandı. Computer/elektronik beyin/bilgisayar, software/yazılım, selfie/özçekim, post/gönderi gibi daha yeni diziler aynı hareketliliğin elektronik ve dijital çağlarda sürdüğünü gösteriyor.
Bu değişimin iki büyük kuvveti iki yüzyıl boyunca birlikte ilerledi. Bir yanda fasih, galat, sade lisan, havadis lisanı, Yeni Lisan, tasfiyecilik, öz Türkçe, Dil Devrimi, özleşme, arı dil, Yaşayan Türkçe, uydurmacılık, Batı kaynaklı sözcüklere karşılık, yabancı sözlere karşılık gibi adlarla yürüyen kelime ve dil anlayışı mücadeleleri vardı. Öte yanda matbaa, gazete, telgraf, telefon, gramofon, radyo, sesli sinema, dublaj, televizyon, daktilo, stenografi, teleks, bilgisayar, cep telefonu, SMS, internet, arama motoru, sosyal medya, tahminli klavye, navigasyon, sesli asistan ve yapay zekâ Türkçenin geçtiği iletişim ortamını art arda değiştirdi.
Her araç Türkçenin başka bir parçasını maddi kurala bağladı. Matbaa hurufat, mürettiplik, tertip ve tashih üzerinden harfi ve yazımı işçilik meselesine çevirdi. Gazete haberin her gün anlaşılır biçimde yazılmasını istedi; telgraf kelimeyi aded-i kelimât olarak saydı ve ücretlendirdi. Telefon görüşmenin ilk sözü için aloyu yerleştirdi. Radyo muhterem samiinden sayın dinleyicilere uzanan kitlesel hitap ve telaffuz düzenini kurdu. Sesli sinema ve dublaj cümleyi oyuncunun ağzına, hecesine ve süresine uydurdu. Televizyon kelime tercihini konuşanın yüzüyle birlikte görünür kıldı. F klavye Türkçedeki harf sıklığını tuş düzenine çevirdi. Bilgisayar Türkçe harfleri karakter setine, SMS karakter sayısını kontöre, altyazı cümleyi iki satır ve birkaç saniyeye, arama motoru sözü anahtar kelimeye, sosyal medya ifadeyi görünürlüğe, tahminli klavye sıradaki kelimeye, yapay zekâ ise bütün metnin üretimine bağladı.
Kurumlar da aynı tarih boyunca kendi Türkçelerini oluşturdu. Meclis Sayın Başkan, değerli milletvekilleri, oylarınıza sunuyorum, kabul edilmiştir; mahkeme Türk Milleti adına, gereği düşünüldü, karar verilmiştir; bürokrasi ilgi, gereği, arz ederim, rica ederim; askerlik hazır ol, rahat, tekmil, içtima, emredersiniz; okul Ali ata bak ve daha sonra aşağıdakilerden hangisi; spor yayını meşin yuvarlak ağlarla buluştu; çağrı merkezi size nasıl yardımcı olabilirim; navigasyon sağa dönün; YouTube abone olmayı unutmayın; oyun dünyası carry, buff, kasma, sal gibi kalıplar üretti. Bu cümleler konuşma tarzının da teknoloji ve kurumlarla birlikte değiştiğini gösteriyor.
Öztürkçecilik bu uzun tarihin ortasındaki en büyük örgütlü sözvarlığı dönüşümünü gerçekleştirdi. 1930’larda öz Türkçe, öz dil, tarama, derleme, dil anketi, kılavuz; sonraki yıllarda Dil Devrimi, özleşme, arı dil, sözcük yapma adlarıyla binlerce kelime toplandı, türetildi, denendi ve seçildi. Okul yeni kelimeleri çocuklara öğretti, gazete tartıştı, radyo işittirdi, sinema ve televizyon tekrar etti. Karşı hareket aynı sürece tasfiyecilik, uydurmacılık, uydurukça, yapmacık dil gibi adlar verdi ve kendi anlayışını Yaşayan Türkçe, millî dil, millet dili sözleriyle ifade etti. Modern Türkçenin bugünkü katmanlı yapısı bu kelime savaşlarıyla iletişim araçlarının üst üste gelen etkilerinden doğdu.
Fasih ve Galat: Modernleşme Öncesinde Kelimeyi Kim Doğruluyordu?
Osmanlı yüksek yazı dili geniş bir Arapça-Farsça eğitim ve metin geleneğine dayanıyordu. İlm, âlim, malûm, ta'lim, muallim, ulûm; fikir, efkâr; şair, şuara; mektep, mekâtib gibi kelimeler aynı kök ailelerini Türkçe metnin içinde birlikte taşıyordu. Farsça izafet de lisân-ı Osmânî, tercüme-i hâl, devlet-i aliyye, erbâb-ı kalem gibi yapılarda düzenli bir gramer aracı olarak kullanılıyordu.
Kelimenin doğruluğu fasih ve galat kavramlarıyla tartışılıyordu. Kabul edilen kurala uygun biçim fasih, çeşitli değişmelere uğramış biçim galat, çok yaygınlaşmış değişmiş biçim galat-ı meşhur, ağır sayılan hata galat-ı fahiş diye adlandırılabiliyordu. Galat-ı meşhur lügat-ı fasihten evlâdır sözü, yaygın kullanımın kendi otoritesini kazanabileceğini anlatıyordu.
Bugün olağan görünen ahşap, davetiye, imha, muaf, müessese, nezaket, sükûnet, tamirat, tesadüf gibi çeşitli biçimlerin geçmişte galat tartışmalarına girmesi bu eski gerilimin gücünü gösterir. Sonraki yüzyılın Yaşayan Türkçe düşüncesi de benzer bir ölçüyü kullanacaktır: bir kelimenin Türkçedeki gerçek hayatı, köken bilgisinden ayrı bir meşruiyet üretir.
Matbaanın yaygınlaşması bu tartışmaya maddi boyut ekledi. Hurufat basımda kullanılan harf takımlarını, mürettip metni kurşun harflerle dizen işçiyi, tertip dizgiyi, tashih basılacak metindeki yanlışların düzeltilmesini anlatıyordu. Yazının biçimi artık kâtibin kaleminden çıkıp çoğaltılabilir bir teknik ürüne dönüşüyordu.
1830’lardan 1870’lere: Gazete, Havadis Lisanı ve Yeni Kavramlar
Gazete Türkçenin zamanını ve muhatabını değiştirdi. Kitap uzun hazırlıkla sınırlı bir çevreye ulaşabiliyordu; gazete ise sürekli yeni olay anlatmak zorundaydı. Savaş, yangın, salgın, tayin, ticaret, kanun ve dış politika her baskıda yeniden cümleye dönüştürülüyordu.
Bu yeni yazı faaliyeti kendi adlarını üretti. Havadis lisanı haber anlatan Türkçeyi ifade etti. Sehlü'l-ibâre kolay anlaşılır ifadeyi öven bir tabirdi. Adi lisan gündelik ve sıradan kullanım diline işaret ediyordu. Millet lisanı geniş halkın konuştuğu Türkçeyi kamusal yazının kaynağı olarak öne çıkarıyordu. Daha sonra gazeteci lisanı sözü belirli bir kısa ve doğrudan nesrin adı oldu.
Gazete böylece kelime doğruluğuna yeni bir ölçü ekledi: okurun anlayabilmesi. Şinasi çevresinde umum halkın kolaylıkla anlayabileceği bir yazı fikri güçlenirken Mecmua-i Fünun sehlü'l-ibâre, Ali Suavi adi lisan, Ahmet Mithat millet lisanı gibi ifadeler kullandı.
1864’te Tasvir-i Efkâr ile Ruznâme-i Cerîde-i Havâdis arasında çıkan ve Mes'ele-i Mebhûsetün Anhâ adıyla anılan polemik geçiş dönemini çok iyi gösterir. Mebhûsetün anhâ, tercüme-i sâlifetü'z-zikr, tûl u dıraz gibi yapıların doğruluğu gazete sütunlarında tartışıldı. Gazete bir yandan geniş kamunun anlayacağı nesri geliştiriyor, bir yandan eski yüksek dilin Arapça-Farsça kurallarını yine gazete sayfasında denetliyordu.
Avrupa’dan gelen yeni kavramlar aynı basın ve tercüme ortamında Türkçe adlarını buldu. Fransızca civilisation için önce sivilizasyon, ardından medeniyet kullanıldı. Medeniyet, modern toplumların tarihsel gelişmesini anlatan yeni bir kavramsal görev kazandı.
Fransızca progrès, Osmanlı Türkçesinde büyük ölçüde terakki ile ifade edildi. Terakki, bilimden devlete ve topluma kadar geniş bir ilerleme fikrinin temel kelimelerinden biri haline geldi. Fransızca liberté için serbestiyet ve hürriyet kullanıldı; hürriyet özellikle anayasa, meşrutiyet, basın ve siyasal hak tartışmalarının merkezine yerleşti.
Vatan doğum yeri ve memleket anlamından siyasal yurt fikrine doğru genişledi. Millet, ümmet, kavim, halk kelimelerinin sınırları modern siyaset içinde yeniden çizildi. Tanzimat Türkçesi yeni kavramları büyük ölçüde mevcut kelimelerin anlamlarını genişleterek karşıladı.
Gazetenin fiziksel yüzeyi de ayrı kısa diller üretti. Manşet normal cümleden daha sıkıştırılmış bir yapı kullandı. Küçük ilanlarda satılık, kiralık, sahibinden, acele, müracaat, temiz, masrafsız gibi kelimeler az alana çok bilgi sığdırdı. Sayfa alanının ekonomik değeri, birkaç yıl sonra telgrafta kelimenin doğrudan ücret birimine dönüşmesiyle daha sert bir biçim alacaktı.
1850’lerden 1910’lara: Türkçe Telgraf, Aded-i Kelimât ve Huruf Meselesi
Telgraf Osmanlı iletişim dünyasına girdiğinde ilk sorunlardan biri Türkçe telgraf meselesiydi. İlk haberleşmede Fransızca önemli yer tutuyordu. Mustafa Efendi’nin 1856 çevresinde geliştirdiği sistem Türkçe telgraf haberleşmesini mümkün kıldı; sonraki anlatılarda bu düzen Mustafa Alfabesi adıyla anıldı.
Telgraf kendi teknik dilini kısa sürede oluşturdu. Telgrafname gönderilen metnin adıydı. Açık lisan olağan ve anlaşılır dili, mukaveleli lisan önceden kararlaştırılmış özel anlamlara sahip kodlu sözleri, şifre gizli haberleşmeyi ifade ediyordu. Adi telgraf, acele telgraf, yıldırım telgraf, resmî telgraf, hususî telgraf gibi adlar mesajın işlem türünü belirliyordu.
En önemli teknik ifade aded-i kelimât, yani kelime sayısıydı. Telgraf formlarında mesajın kaç kelime olduğu ayrıca kaydediliyor, tarifelerde kelime sayısı ücret hesabına giriyordu. Fazladan sıfat, nezaket kalıbı veya açıklama artık maliyet taşıyordu.
Bu durum yazının biçiminde görülür. Resmî telgraf dili Gayet müsta‘celdir veya Emirlerine makine başında intizâr ediyorum gibi bürokratik ifadeler kullanırken, aynı teknoloji gerçek zamanlı karşılıklı haberleşmede çok daha kısa cümleler üretebiliyordu:
“Sorayım.”
“İşi uzatmayın, çabuk cevap veriniz.”
“Biraz sabır buyurunuz.”
Makine başındaki iki kişi uzun mektup yazmıyor, birbirinin cevabını bekleyen kısa yazılı konuşma turları kuruyordu.
Gazetecilikte telgraf üslubu adı verilen biçim de bu maddi şartlarla gelişti. Telgraf çekmek, haber geçmek, daha sonra teleksle haber geçmek gibi meslek fiilleri ortaya çıktı. Muhabir olay yerindeki bilgiyi kısa biçimde merkeze gönderiyor, merkez bunu geniş haber metnine çeviriyordu.
Telgrafla aynı dönemde matbaa ve eğitim çevresinde elifba meselesi, imlâ meselesi, ıslah-ı huruf, ta'dil-i huruf, huruf-ı munfasıla tartışmaları büyüdü. Arap harflerinin birleşik biçimleri, Türkçe ünlülerin gösterimi, mürettibin işi, dizgi süresi ve hızlı haberleşme aynı yazı sisteminin farklı sorunları olarak ele alındı.
Birinci Dünya Savaşı sırasında Enver Paşa’nın kullandırdığı ayrık harf sistemi Huruf-ı Munfasıla, Ordu Elifbası, Hatt-ı Cedid, daha sonra Enveriye adlarıyla anıldı. Harflerin birbirinden ayrı yazılması öğrenme, okuma ve askerî muhabere sürati bakımından değerlendirildi.
1911’den 1928’e: Yeni Lisan, Telefon ve Yeni Gramer Anlayışı
1911’deki Yeni Lisan hareketi sadeleşme tartışmasına kesin bir ayrım getirdi. Ömer Seyfettin Yeni Lisan ile tasfiyeciliki ayrı programlar olarak ele aldı.
Yeni Lisan, Türkçede yerleşmiş Arapça ve Farsça kökleri kabul ediyor; bu dillerin gramer kurallarının Türkçe cümledeki üretkenliğini azaltıyordu. Mektep yaşayabilir, çoğulu mektepler olur. Şair yaşayabilir, şuara yerine şairler kullanılır. Edebiyat yaşayabilir, edebiyat-ı cedide yerine yeni edebiyat kurulur.
Ziya Gökalp’in Türkleşmiş Türkçedir formülü bu anlayışı özetledi. Kelimenin kökeni ile Türkçe içindeki gerçek kullanımı birbirinden ayrılıyordu. Yabancı kök Türkçe gramerle çalıştığında Türkçenin parçası sayılabiliyordu.
Aynı yıllarda telefon gündelik konuşmaya yeni bir başlangıç kalıbı ekliyordu. Birbirini görmeyen iki insanın konuşmaya hangi sözle başlayacağı tartışıldı. Alonun yanında hu, yahu, kim o? gibi seçenekler de konuşuldu. Teknoloji burada yeni nesne adı kadar yeni bir söz edimi yarattı. Alo, telefona özgü açılış kalıbı olarak Türkçeye yerleşti.
Yeni Lisan’ın mektepi koruyan sadeleşmesi ile 1930’ların okulu üreten özleşmesi arasındaki ayrım modern dil tarihinin temel eşiklerinden birini oluşturdu.
1927-1931: Radyo, Yeni Alfabe ve Sesli Sinemanın Aynı Anda Gelişi
1927’de düzenli radyo yayınının başlaması Türkçeyi ilk kez geniş bir coğrafyaya aynı anda ses olarak taşıdı. İlk yayınla özdeşleşen anons dönemin dilini birkaç kelimede gösterir:
“Alo alo muhterem samiin… Burası İstanbul telsiz telefonu.”
Samiin dinleyenler anlamına geliyordu; cihaz için telsiz telefonu ifadesi kullanılıyordu. Erken program dilinde neşriyat, muhteviyat, plâk neşriyatı, eshâm ve tahvilât borsası, alaturka saz, teganni gibi eski yüksek yazı diline yakın sözler mikrofon aracılığıyla duyuluyordu.
1928’de Latin esaslı Türk alfabesi kabul edildi. Ders kitapları, sözlükler, gazeteler, kanunlar, tabelalar ve temel okuma malzemesi yeni yazıyla yeniden üretildi. Millet Mektepleri yetişkinlere de yeni harfleri öğretti. Yeni kuşağın okuyacağı metinlerin hem yazısı hem kelime seçimi yeniden belirlenebilir hale geldi.
1929’dan itibaren sesli filmin yaygınlaşması başka bir konuşma sorunu doğurdu. Basında sesli film, sözlü film, film sonor, film parlant, sözlü filmlerde lisan meselesi gibi tabirler görülmeye başladı. Film artık görüntü kadar dil de taşıyordu.
Böylece birkaç yıl içinde Türkçe üç ayrı yeni ortam kazandı: yeni alfabe Türkçeyi başka harflerle yazdırdı, radyo aynı dili ülke çapında işittirdi, sesli sinema yabancı ve yerli konuşmayı kitlesel eğlenceye dönüştürdü.
1932-1933: Dinî Kamusal Dil ve Öz Türkçe Seferberliğinin Başlangıcı
1932’de Türkçeleştirme hareketi dinî kamusal dile kadar uzandı. Ezan, tekbir, kamet, salâ ve hutbenin Türkçeleştirilmesine yönelik çalışmalar yürütüldü. Hazırlanan metinlerde Tanrı uludur, Haydi namaza, Haydi felaha gibi ifadeler kullanıldı. Aynı yıl Ayasofya’daki Kadir gecesi programında Türkçe Kur’an, tekbir ve kamet okunarak radyo üzerinden yayımlandı. Dil politikası, dinî ritüel ve yeni kitle iletişim teknolojisi tek olayda birleşti.
Aynı yıl Türk Dili Tetkik Cemiyeti kuruldu. Dil tartışmasının sözlüğü artık öz Türkçe, öz dil, Dil İnkılâbı, söz derleme, tarama, öz Türkçe karşılık gibi ifadeler taşıyordu.
1933’te Dil Anketi bu hareketi doğrudan halka açtı. Gazetelerde yabancı sayılan kelimeler yayımlanıyor, okuyucudan Türkçe karşılık isteniyordu. Okullara kutular konuyor, öğrenciler de öneri gönderiyordu.
Önerilerin bir bölümü bugünden bakınca son derece çarpıcıdır. Kabahat için çirkinlik, türesizlik, suççuk; kanun için düzenlik; kafile için küme; kâinat için Tanrı ülkesi gibi adaylar dolaşıma girdi. Bunların her biri standartlaştırılmış son karar anlamına gelmiyordu; geniş karşılık arama deneyinin ürünleriydi.
Öztürkçeciliğin ilk büyük özelliği burada ortaya çıktı: kelime üretimi önce geniş tutuluyor, seçim daha sonra yapılıyordu.
1933-1936: Derleme, Tarama, Cep Kılavuzu ve Güneş-Dil Teorisi
Dil Anketi yeni kelimenin tek kaynağı değildi. Derleme, Anadolu ağızlarında yaşayan sözlerin fişlenmesini ifade ediyordu. Tarama, eski Türkçe metinlerden kelime çıkarma faaliyetiydi. Bir üçüncü kaynak da Türkçe kök ve eklerden yeni kelime türetmekti.
Bu yöntemler aynı eski kelime için birçok aday üretti. 1934 Tarama Dergisi büyük karşılık bolluğunu görünür hale getirdi. Bir kavram için farklı bölgelerden, eski metinlerden ve yeni türetmelerden birkaç ayrı biçim bulunabiliyordu.
1935’te Osmanlıcadan Türkçeye Cep Kılavuzu ve Türkçeden Osmanlıcaya Cep Kılavuzu daha seçici bir aşamayı temsil etti. Artık yalnız karşılık bulmak değil, seçenekler arasında kullanım birliği sağlamak önem taşıyordu.
Bu yıllarda mektep/okul, ehemmiyet/önem, millet/ulus, bütün/tüm gibi sonraki kuşaklara ulaşacak çiftler yaygınlaştı. Aynı hareket saylav, kamutay, budun gibi daha kısa ömürlü biçimler de üretti.
1935-36 çevresinde Güneş-Dil Teorisi hareketin yönünü yeniden değiştirdi. Teori birçok yabancı görünen kelimenin Türkçeyle eski bağlarını açıklamaya çalıştı. Sabah, millet, devir, zaman, hak, hakikat, müdafaa, kuvvet, sulh gibi kelimeler yeni etimolojik açıklamalara konu olabiliyordu.
Birkaç yıl içinde üç ayrı yöntem art arda çalıştı: yeni karşılık toplama, adayları seçip kılavuzlaştırma, ardından yerleşmiş kelimelerin kökenini yeni biçimde açıklama. 1930’ların Öztürkçeciliği kendi içinde son derece hareketliydi.
1930’ların Sonundan 1950’lere: Okul, Radyo, Tercüme ve Yeni Sözlüğün Kuşaklaşması
Öztürkçeciliğin kalıcı etkisi okulda özellikle güçlü oldu. Geometri terimleri bunun en açık örneğidir. Zaviye/açı, müselles/üçgen, mustatil/dikdörtgen, müsavi/eşit, kavis/yay, irtifa/yükseklik, nakıs/eksi, murabba/kare gibi değişiklikler ders kitaplarına ve sınıf kullanımına girdi.
Aynı dönemde tümey açı, bütey açı, pürüzma, yüre gibi daha kısa ömürlü biçimler de denendi. Bir kelimenin üretilmesiyle yerleşmesi arasındaki fark burada açıkça görüldü. Üçgen öğretmen, kitap, ödev ve sınav tarafından sürekli tekrar edilerek kuşağın doğal terimi haline geldi.
Okul cümleyi de standartlaştırıyordu. İlk okuma öğretimindeki Ali ata bak, Emel eve gel, Işık ılık süt iç gibi fiş cümleleri, doğal konuşmadan çok okuma öğretimine uygun kısa yapılar kuruyordu. Sonraki sınav kültürü de Aşağıdakilerden hangisi..., Bu parçadan çıkarılabilecek yargı..., Hangisine ulaşılamaz? gibi kendine özgü bir okul Türkçesi geliştirecekti.
Radyo aynı yeni sözlüğü sesli gündelik deneyime çevirdi. İlk dönemin muhterem samiini zaman içinde sayın dinleyicilere, telsiz telefonu radyoya, neşriyat büyük ölçüde yayına bıraktı. Spiker, diksiyon, artikülasyon, vurgu, tonlama, doğru telaffuz, radyo dili gibi terimler ortak konuşma standardının meslek sözlüğünü oluşturdu.
Şehirleşme ve iç göç bu ses standardının toplumsal önemini artırdı. Farklı yerel ağızlarla yetişen insanlar kentlerde okul, işyeri, gazete ve radyo Türkçesiyle daha yoğun karşılaşıyordu. İstanbul Türkçesi, daha sonra standart Türkçe ve ölçünlü Türkçe diye adlandırılacak ortak dil geniş bir toplumsal temas alanına kavuştu.
1940’ta kurulan Tercüme Bürosu da aynı dönemin önemli dil kurumlarından biriydi. Dünya klasiklerinin yoğun biçimde Türkçeye çevrilmesiyle felsefe, edebiyat ve bilim dili genişledi. Aynı yıllarda gramer, coğrafya, felsefe, hukuk ve tıp terimleri üzerinde de çalışmalar yürütüldü. Türkçeleştirme artık gündelik sözlükten bilimsel terminolojiye kadar uzanıyordu.
1940’lar ve 1950’ler: Dil Devrimi, Ataç ve Yeni Kelimelerin Gerçek Cümlede Sınanması
1930’ların öz Türkçe hareketi 1940’lardan itibaren Dil Devrimi, özleşme, arı dil, Türkçeleştirme, sözcük yapma gibi kavramlarla yeni bir evreye girdi.
Bu aşamada yeni kelimeler yalnız kılavuzlarda bulunmuyor, yazarların gerçek nesrinde yoğun biçimde deneniyordu. Nurullah Ataç bu faaliyetin en görünür isimlerinden biri oldu. Yapıt, günce, koşul, görece, eleştiri, öykü gibi kelimeler deneme ve eleştiri yazılarının içinde kullanılarak okurun gündelik karşılaşmasına girdi.
Böylece devlet kurumu, okul ve yazar aynı kelime hareketinin farklı kanallarını oluşturdu. Kılavuz karşılığı öneriyor, yazar cümle içinde kullanıyor, okul bazı biçimleri yeni kuşağa öğretiyordu.
Bu sırada eski kelimeler de yaşamaya devam ediyordu. Eser/yapıt, hikâye/öykü, tenkit/eleştiri, şart/koşul, cevap/yanıt, imkân/olanak gibi çiftler giderek gerçek kullanıcı kitlelerine sahip oldu.
1945-1952: Anayasa Türkçesi ve Kelime Kavgasının Devlet Dilinde Görünmesi
1945’te 1924 Anayasası’nın dili geniş ölçüde Türkçeleştirildi. Teşkilât-ı Esasiye Kanunu yerine Anayasa; Cumhurreisi yerine Cumhurbaşkanı; mebus yerine milletvekili; vekil yerine bakan; âza yerine üye; rey yerine oy gibi yeni terminoloji kullanıldı.
1952’de önceki anayasa terminolojisine dönüş yapıldı. Böylece aynı devlet kurumları birkaç yıl arayla Cumhurreisi/Cumhurbaşkanı, mebus/milletvekili, rey/oy gibi iki ayrı sözlükle ifade edildi.
Meclis tartışmalarında da ayrı bir kurumsal Türkçe işliyordu: Sayın Başkan, muhterem arkadaşlar, daha sonra değerli milletvekilleri, oylarınıza sunuyorum, kabul edenler, kabul etmeyenler, kabul edilmiştir. Sözlü siyaset zabıt kâtibi, daha sonra stenograf, tutanak, ses kaydı ve deşifre aracılığıyla resmî yazıya dönüşüyordu.
Mahkeme Türk Milleti adına, gereği düşünüldü, talep edilmiştir, karar verilmiştir; bürokrasi ilgi, gereği, arz ederim, rica ederim, uygun görülmüştür kalıplarını taşıyordu. Devlet kurumları böylece kendi cümle gramerlerini standartlaştırmıştı.
1950’ler: Yeşilçam Türkçesi, Dublaj ve Kitlesel Melodram Sesi
1950’lerden itibaren Yeşilçam’ın büyümesi sinema Türkçesini çok daha geniş bir gündelik işitme kaynağına dönüştürdü. Filmler çoğunlukla çekimden sonra stüdyoda seslendiriliyor, başrol oyuncularının görüntüsünden profesyonel dublaj sanatçılarının sesleri duyuluyordu.
Bu sistem birkaç sesin çok sayıda yüz üzerinden dolaşmasını sağladı. Jeyan Mahfi Ayral Tözüm, Nevin Akkaya, Abdurrahman Palay, Pekcan Koşar ve başka seslendirme sanatçıları aynı tonlama disiplinini farklı yıldızlara taşıdı.
Yeşilçam melodramı belirgin bir kelime ve hitap repertuarı geliştirdi: evladım, yavrum, kuzum, saadet, bedbaht, şeref, namus, haysiyet, miras, ebediyen, rica ederim, haddinizi biliniz, fakir ama gururlu, ayrı dünyaların insanları.
Bazı replikler bu registerın hafızada kalan örneklerine dönüştü:
“N’ayır! N’olamaz!”
“Allah belanı versin muhtar! Üç kuruş için sattın bizi.”
“Sen mi büyüksün? Hayır, ben büyüğüm ben!”
“Elveda Asya, elveda selvi boylum al yazmalım…”
Bu Türkçeyi senaryo, seslendirme, stüdyo tonlaması ve melodram olay örgüsü birlikte kuruyordu. Aynı beddua, hitap, sınıf sözü ve ahlâk kelimesi yüzlerce film boyunca tekrar edilebiliyordu.
Yabancı film dublajı ise ayrı bir çeviri Türkçesi geliştirdi. Bayım, ahbap, dostum, kahretsin, lanet olsun, Tanrı aşkına, pekâlâ, iyi şanslar gibi ifadeler kaynak dilden çevrilerek belirli bir dublaj registerına yerleşti. İngilizce you Türkçede her defasında sen veya siz olarak toplumsal mesafe seçimi gerektiriyordu.
1955-1960’lar: Millî Klavye, Özleşme ve Yaşayan Türkçe
1955’te F klavye Standart Türk Klavyesi olarak kabul edildi. Çalışmanın sözlüğünde millî klavye, klavye davamız, daktilografi, on parmak, sürat, hatasızlık gibi ifadeler vardı.
Türkçe kelimelerdeki harf sıklıkları incelendi; sık kullanılan harfler parmakların güç ve hareket özelliklerine göre tuşlara dağıtıldı. Telgrafta Türkçe makineye uyarlanmıştı; F klavyede makinenin fiziksel düzeni Türkçeye göre tasarlandı.
Stenografi aynı hız probleminin başka çözümüydü. Meclis, komisyon ve büro çalışmalarında stenograf, devlet stenosu, komisyon stenosu gibi terimler konuşmanın süratle yazıya geçirilmesini ifade ediyordu.
Dil tartışmasında da keskinleşme sürüyordu. Özleşmeci çevre Dil Devrimi, özleşme, arı dil, sözcük yapma ifadelerini kullanıyordu. Karşı çevre tasfiyecilik, uydurmacılık, uydurukça, yapmacık dil diyordu; kendi anlayışını Yaşayan Türkçe, millî dil, millet dili sözleriyle ifade ediyordu.
1957 Dil Kurultayı’nda kullanılan Özleşme tasfiyecilik değildir formülü bu ayrımı açıkça ortaya koydu. Özleşmeci düşünce Türkçenin kendi kök ve ekleriyle bilim, kültür ve günlük hayat için yeni kelimeler üretmesini savunuyordu.
Karşı düşünce kitap, kalem, hayat, cevap, imkân, şart, mesele, eser, medeniyet gibi yüzyıllardır kullanılan kelimelerin yaşayan Türkçenin malı olduğunu vurguluyordu.
Özleşmeciler ise muallim → öğretmen, mektep → okul, talebe → öğrenci, tayyare → uçak, namzet → aday, vazife → görev, vesika → belge, mecmua → dergi örneklerini kullanarak yerleşmiş kullanımın yeni kuşaklarda değişebildiğini gösteriyordu.
1960’lar: Elektronik Beyin ve Teknik Türkçenin Yeni Kaynağı
Bilgisayar Türkiye’ye geldiğinde cihazın Türkçe adı sabit değildi. 1961 tarihli bir teknik yazının başlığındaki ifade geçiş dönemini açıkça gösterir:
“Elektronik Beyin (Computer) Sistemleri ve Çalışmaları”
Metinlerde computer, kompüter, elektronik beyin, elektronik dimağ, hesap makinesi gibi adlar dolaşıyordu.
Bilgisayar zamanla genel ad olarak büyük üstünlük kazandı. Ardından bilgisayarlı, bilgisayarlaşma, bilgisayar bilimi gibi yeni biçimler üretildi.
Teknik alan kendi rakip üst kavramlarını da oluşturdu: enformatik, bilgisayım, bilişim. Bilişim geniş kullanım kazandı. Software/yazılım, hardware/donanım, data/veri, printer/yazıcı gibi karşılıklar teknik Türkçenin yeni sözlüğüne girdi.
Bu dönemden itibaren kelime akışının ana dış kaynağı giderek İngilizce oldu. Arapça ve Farsça yerleşmiş sözler üzerine kurulmuş eski özleşme tartışmasının yanına sürekli yeni teknolojilerle gelen İngilizce terminoloji yerleşti.
1968-1970’ler: Televizyon, Görünür Kelime Tercihi ve İki Sözlüğün Sertleşmesi
1968’de düzenli televizyon yayınının başlaması radyo diline görüntü ekledi. Sayın dinleyiciler hitabının yanına Sayın seyirciler geldi. Radyo konuşanın sesini taşırken televizyon aynı kelimeyi kullanan kişinin yüzünü, kıyafetini, mesleğini ve kurumunu da gösteriyordu.
Bu ortam bütün/tüm, kelime/sözcük, cevap/yanıt, imkân/olanak, şart/koşul, mesele/sorun, tabiat/doğa, hayat/yaşam, eser/yapıt, hikâye/öykü, tenkit/eleştiri, nazariye/kuram, fert/birey, cemiyet/toplum, medeniyet/uygarlık, millet/ulus, hürriyet/özgürlük, inkılâp/devrim çiftlerini görünür toplumsal tercihlere dönüştürdü.
tüm/bütün tartışması tek kelimenin bütün bir dil anlayışını nasıl temsil edebildiğini gösterdi. Tüm, Bütün ve Katkı Üzerine, Bütün-Tüm, Tüm, tam ve bütün üzerine gibi başlıklar yayımlandı.
Olanak/imkân tartışması doğrudan Türkçe yapım eklerine kadar indi. Olanak, Yazanak, Yazanakçı Kelimeleri ve Yanlış Örnekleme gibi yazılar -anak/-enek yapısının tarihsel ve türetimsel geçerliliğini tartıştı. Kullanım zaman içinde olanak, olanaklı, olanaksız ailesini genişletti; yazanak çok daha dar kaldı.
Bu yıllarda özleşme hedefi Batı dillerinden gelen yeni sözlere de yöneldi. Batı Kaynaklı Sözcüklere Karşılıklar gibi çalışmalar Fransızca ve İngilizce modern terminolojiye Türkçe karşılık üretmeye başladı. Böylece 1930’ların Arapça-Farsça merkezli kelime kavgası yeni bir dış kaynağa doğru genişledi.
1970’ler: Spor, Reklam ve Popüler Yayının Kendi Türkçeleri
Televizyon ve radyo spor anlatımında özel bir sözlük geliştirdi. Yazılı spor haberi aynı gol oldu olayını sürekli tekrar etmek zorunda kaldığı için meşin yuvarlak ağlarla buluştu, fileleri havalandırdı, farkı ikiye çıkardı, kornere çeldi, arka direğe ortaladı, skoru tayin etti gibi kalıplar üretti.
Canlı spikerlikte cümle daha da parçalandı. Oyuncu adı, yön, pas, şut ve ünlem birkaç saniyede art arda geldi. Tam cümlenin yerini hareketi anında takip eden kısa söz dizileri aldı.
Reklam da farklı bir dil kurdu. Kısa süreye sığan, kolay hatırlanan ve sık tekrar edilen slogan, birkaç kelimeyi yüksek frekansla milyonlarca insana taşıdı. Marka adı, emir kipi, vaat ve ritim aynı cümlede birleşebiliyordu.
Popüler müzik sözü başka biçimde tekrarladı. Şarkı cümlesi okunarak değil, radyo, plak, kaset ve televizyon üzerinden defalarca işitilerek ezberleniyordu. Gündelik konuşmaya geçen kalıpların önemli bir bölümü bu yüksek tekrar gücünden beslendi.
1979-1985: Yaşayan Türkçemiz, TDK’nin Yeniden Yapılanması ve TRT’nin 205 Sözcüğü
1979 sonunda başlayan Yaşayan Türkçemiz kampanyası özleşme karşıtı görüşleri günlük gazete içinde düzenli hale getirdi. Yazı başlıklarında Uydurma Kelimeler, Ah Şu Uydurukça, Bu Nasıl Türkçe?, Doğrusunu Öğrenelim, Olanak, Yazanak, Yazanakçı Kelimeleri ve Yanlış Örnekleme gibi ifadeler kullanıldı.
Karşı tarafta arı dil, Dil Devrimi, özleşme, sözcük yapma, Özleştirme Kılavuzu gibi kavramlar kullanılmaya devam etti. Tartışmanın kendisi de iki ayrı üst dil üretmişti.
1983’te Türk Dil Kurumu 2876 sayılı kanunla yeni kurumsal yapıya geçirildi. Bu değişiklik, sonraki dil politikalarının idari zeminini de etkiledi.
1985’te TRT’de 205 sözcüğün kullanımını sınırlayan uygulama geniş tartışma yarattı. Bellek, deneyim, devrim, doğa, gereksinim, imge, kuram, olanak, öykü, özgür, sınav, tüm, ulus, yanıt, yapay, yapıt, yaşam gibi özleşmiş kelimeler tartışmanın merkezinde yer aldı.
1930’larda gazetelerde karşılık aranan kelimeler yaklaşık yarım yüzyıl sonra ulusal yayın kurumunun kelime politikasına dönüşmüştü. Gazete, okul, radyo ve televizyon aynı kelime kavgasının farklı tarihsel aşamalarını taşıdı.
1980’ler: Türkçe Karakter Seti ve Bilgisayar Türkçesinin Genişlemesi
Kişisel bilgisayarın yayılmasıyla dil sorunu karakter düzeyine indi. Türkçe karakter, Türkçe karakter seti, ASCII, karakter kodu gibi terimler teknik kullanımın parçası oldu.
1980’lerin bilgisayar ilanlarında Standart Türkçe Karakter Seti doğrudan ürün özelliği olarak sunulabiliyordu. Türkçenin ş, ğ, ı, İ, ç, ö, ü karakterlerini doğru göstermek cihazın Türkçe kullanım değerinin bir parçasıydı.
Aynı makinelerde software, interface, hard disk, printer, operator gibi İngilizce biçimler de dolaşıyordu. Türkçe bir tarafta kendi harflerini elektronik sisteme yerleştiriyor, başka tarafta sürekli gelen yeni teknik kavramları adlandırıyordu.
Kelime üretme geleneği de devam etti: bilgisayar, bilişim, yazılım, donanım, veri, veritabanı, işletim sistemi, yazıcı gibi biçimler yaygınlaştı.
1990’lar: Özel Televizyon, İngilizce Medya Sözlüğü ve Plaza Dili
1990’lardan itibaren özel televizyon yayıncılığı çoğaldı. Tek merkezli yayın dilinin yanına rekabet eden kanalların haber, eğlence, spor ve magazin dilleri geldi.
Rating, show, star, klip, sponsor, prime time, talk show, DJ, VJ gibi İngilizce medya terimleri günlük Türkçeye hızla girdi. Program formatıyla kelime aynı anda ithal edilebiliyordu.
Magazin ve spor-eğlence programları da yeni bir yüksek tempolu Türkçe geliştirdi. Şok, bomba, işte o an, geceye damga vurdu, kameralara böyle yansıdı gibi kalıplar daha sonraki internet haberciliğinde de yaşayacak başlık ve anons repertuarına katıldı.
Aynı dönemde şirket dünyasının İngilizce-Türkçe karışımı plaza dili adıyla tanınmaya başladı:
meeting set etmek
aksiyon almak
brief vermek
deadline
handle etmek
update etmek
forward etmek
finalize etmek
road map
win-win
Burada İngilizce kelime Türkçe yardımcı fiille çekiliyor veya İngilizce iş kalıbı Türkçe cümle içinde yeniden kuruluyordu.
E-posta da mektup ve bürokrasi dilini değiştirdi. Sayın..., arz ederim, saygılarımla repertuarının yanına Merhaba ... Hanım/Bey, ekte iletiyorum, bilginize, iyi çalışmalar, CC'ye eklemek, mail atmak, forward etmek gibi yeni iş yazışması kalıpları geldi.
1990’ların Sonu ve 2000’ler: İnternet, Chat ve Yazının Konuşma Hızına Yaklaşması
IRC, forum ve MSN ile kamusal ve yarı kamusal yazı üreticilerinin sayısı büyük ölçüde arttı. Gazetede birkaç profesyonelin yazdığı kamusal metnin yerini milyonlarca kullanıcının günlük yazışması aldı.
Dönemin kendi adları chat dili, internet dili, MSN dili, forum dili oldu.
Selam → slm
Merhaba → mrb
Ne haber → nbr
Tamam → tmm
Görüşürüz → grşrz
gibi kısaltmalar yazıyı konuşma temposuna yaklaştırdı. :), :(, :D gibi emoticonlar yüz ifadesinin işlevini karakter dizilerine verdi.
İngilizce ağ sözcükleri aynı anda Türkçe gramerin içine girdi:
ban → banlamak → banlanmak
spam → spamlamak
mail → mail atmak
link → link vermek
download → download etmek
upload → upload etmek
login → login olmak
nick → nick almak
Yeni Lisan döneminde görülen yabancı kök + Türkçe gramer modeli internet çağında birkaç gün içinde üretilebilen kullanıcı dili haline geldi.
2000’ler: SMS Türkçesi, 160 Karakter ve Kontör
SMS telgrafın eski ekonomik sınırını yeni teknik düzeyde yeniden kurdu. GSM 7-bit alfabesiyle tek mesaj 160 karakter taşıyabiliyordu. Bazı cihaz ve kodlama koşullarında Türkçe özel karakterler Unicode kullanımını tetikliyor, tek SMS kapasitesini 70 karaktere kadar düşürebiliyordu.
Kullanıcılar bu sorunu Türkçe karakter sorunu, 160 karakter, 70 karakter, iki mesaj, kontör, ulusal harfler, yazma dili gibi kendi tabirleriyle anlatıyordu.
Bu yüzden:
çok → cok
aşkım → askim
görüşürüz → gorusuruz
sağol → sagol
gibi yazımlar bazı telefonlarda doğrudan ekonomik karşılık taşıyordu.
Telgraftaki aded-i kelimât ile SMS ekranındaki karakter sayacı aynı temel ilişkiyi farklı birimlerle kurdu. Birincisi kelimeyi, ikincisi harfi fiyat ve kapasite hesabına bağladı.
2000’ler: Altyazı, Santral, ATM ve Makinenin Standart Türkçesi
Dijital medya dublajın yanına güçlü bir altyazı kültürü ekledi. Altyazı çevirmeni uzun kaynak cümlesini iki satıra ve birkaç saniyelik okuma süresine sığdırmak zorundaydı. Karakter sınırı, satır, senkron, encoding, UTF-8, Türkçe karakter gibi teknik tabirler kullanıcı ve çevirmen topluluklarında yaygınlaştı.
Aynı yıllarda otomatik telefon santralleri insanla menü dili üzerinden konuşuyordu:
“Dahili numarayı biliyorsanız lütfen tuşlayınız.”
“Müşteri temsilcisine bağlanmak için bekleyiniz.”
Çağrı merkezi çalışanı ise:
“Size nasıl yardımcı olabilirim?”
“Talebiniz için kayıt oluşturuyorum.”
gibi standart hizmet kalıpları kullanıyordu.
ATM ve web arayüzleri başka bir otomatik Türkçe üretti:
Lütfen bekleyiniz.
Bilgilerinizi kontrol ediniz.
İşleminiz tamamlanmıştır.
Başvurunuz alındı.
Ödemeniz onaylandı.
Eski bürokrasinin talebiniz değerlendirilmiştir cümlesi dijital arayüzde daha kısa bir durum mesajına dönüşüyordu.
2000’lerden 2010’lara: Arama Motoru ve Anahtar Kelime Türkçesi
Arama motorları insanın makineye yazdığı cümleyi değiştirdi. Kullanıcı çoğu zaman tam soru yerine ayırt edici birkaç kelime yazmaya başladı:
İstanbul İzmir otobüs
telefon şarj olmuyor
en yakın eczane
pasaport randevu
kedi kusuyor ne yapmalıyım
Edat, nezaket ve tam cümle yapısı geri çekilebiliyor; ayırt edici isim ve fiiller öne çıkıyordu.
Arama motorunun karşı tarafında SEO dili gelişti. Yayıncı metnin başlığını ve alt başlıklarını insanların arama kutusuna yazacağı ifadeleri düşünerek kurmaya başladı.
Telgrafın kısa cümlesini kelime maliyeti, arama motorunun kısa sorgusunu bilgi bulma verimi üretmişti.
2010’lar: Akıllı Telefon, T9’dan Tahminli Klavyeye
Cep telefonu klavyesi kullanıcının kelime seçimine giderek daha aktif biçimde katıldı. T9 sisteminde kullanıcı harfleri tek tek seçmek yerine tuş kombinasyonu giriyor, yazılım sözlüğündeki olası kelimeleri öneriyordu.
Akıllı telefonlarda otomatik düzeltme, tahminli metin, önerilen kelimeler bu müdahaleyi genişletti. Sistem yazılan kelimeyi değiştirebiliyor veya birkaç sözcüklük bağlamdan sonraki kelimeyi öne çıkarabiliyordu.
İki yüzyıllık çizgi burada yeni aşamaya ulaştı. Telgraf kaç kelime kullanılacağını etkiledi. SMS hangi karakterin ekonomik olduğunu etkiledi. Tahminli klavye ise sıradaki kelimenin hangi adaylar arasından seçileceğine katıldı.
2010’lar: Sosyal Medya, Hashtag ve Arayüzün Fiile Dönüşmesi
Sosyal medya kendi arayüz sözlüğünü doğrudan gündelik Türkçeye taşıdı:
post/gönderi
story/hikâye
like/beğeni
share/paylaşım
follow/takip
hashtag/etiket
DM
mention
feed
timeline
Bu kelimeler kısa sürede yeni Türkçe fiiller üretti: post atmak, story atmak, like'lamak, DM atmak, mentionlamak, unfollow etmek.
Hashtag başka bir değişim yarattı. Normal yazıda boşlukla ayrılan birkaç kelime # işaretinden sonra tek indeks birimine dönüşebildi. Karakter sınırlı platformlarda kısaltma, thread, flood, ekran görüntüsü ve bağlantı gibi yeni anlatım yöntemleri gelişti.
Platform artık sözü yalnız taşımıyordu. Beğen, paylaş, takip et, yorum yap gibi eylemleri önceden tanımlıyor; kullanıcı bu arayüz kategorilerini gündelik fiile dönüştürüyordu.
2014: Selfie, Özçekim ve Dijital Karşılık Arama
Selfienin hızla yayılması eski karşılık bulma geleneğinin dijital çağdaki tanınmış örneklerinden birini üretti. Özçekim, kendiçekim, görçek, kendinçek, bakçek gibi öneriler toplandı ve özçekim tercih edildi.
Bu olay 1933 Dil Anketi ile aynı temel işlemi başka teknolojiyle gerçekleştiriyordu. 1933’te vatandaş gazete veya okul kutusu yoluyla kelime öneriyordu. 2014’te elektronik iletişim ve çevrimiçi dolaşım karşılık arama süresini büyük ölçüde kısaltmıştı.
Selfie de özçekim de yaşamaya devam etti. Aynı nesnenin iki adı farklı sosyal ve üslupsal tonlar taşıdı. Modern kelime mücadelesi burada devletin tek yönlü kararından çok ağ içindeki paralel kullanımlar biçimini aldı.
2010’lar ve 2020’ler: WhatsApp, Bildirim Türkçesi ve Sürekli Durum Bilgisi
Mesajlaşma uygulamaları chat diline yeni bir katman ekledi: iletişimin kendisi hakkında teknik bilgi.
Çevrimiçi, son görülme, görüldü, iletildi, grup, yönetici, durum, ses kaydı, sticker, engellemek gibi arayüz kavramları doğrudan insan ilişkilerinin konuşmasına girdi.
Mesajı gördü, çevrimiçiydi, son görülmesini kapattı, gruptan çıktı, beni engelledi gibi cümlelerin anlamı platformun sağladığı meta-bilgiye dayanır.
Aynı yıllarda alışveriş ve hizmet uygulamaları sürekli bir bildirim Türkçesi üretti:
Siparişiniz alındı.
Ödemeniz onaylandı.
Hazırlanıyor.
Kargoya verildi.
Teslim edildi.
Başvurunuz alındı.
İşleminiz tamamlandı.
Eski bürokrasi insanın kuruma sunduğu dilekçeyi uzun resmî cümlelerle cevaplıyordu. Dijital sistem aynı işlemi birkaç kelimelik durum mesajlarıyla anlatıyor.
2010’lar ve 2020’ler: YouTube, Meme ve Stream Türkçesi
YouTube platformun düğmelerini konuşma ritüeline dönüştürdü:
“Kanalıma hoş geldiniz.”
“Videoyu beğenmeyi unutmayın.”
“Abone olmayı unutmayın.”
“Yorumlara yazın.”
Radyo sayın dinleyiciler, televizyon sayın seyirciler derken kişisel video yayıncısı kanalıma hoş geldiniz diyordu. Kurumsal kitle hitabı kişisel kanal hitabına dönüşüyordu.
Meme kültürü başka bir formül dili oluşturdu:
Ben: ... / Yine ben: ...
Kimse: ... / Ben: ...
POV: ...
X be like...
Burada kelimeden çok cümle şablonu kopyalanıyordu. Aynı iskelet binlerce farklı içerikle doldurulabiliyordu.
Canlı yayın dünyasında chat kelimesi konuşma alanının adından doğrudan muhatabın adına dönüştü. Yayıncı chat ne diyorsunuz?, chat gördünüz mü? diye konuşabiliyor. Sub, donation, raid, mod, clip, spam, ban gibi platform rolleri ayrı bir stream sözlüğü oluşturuyor.
Samiin → dinleyiciler → seyirciler → aboneler → chat dizisi kitlesel iletişimin muhatabı nasıl yeniden adlandırdığını gösteriyor.
2020’ler: Gamer Grameri ve Ortak Ekranın Kısa Sözü
Oyun, stream ve voice-chat çevresi son yıllarda Gamer Grameri diye adlandırılabilecek belirgin bir repertuar oluşturdu.
Carry, sell, throw, buff, nerf, lock in, cooked, AFK, NPC, side quest, yapping, glazing gibi İngilizce sözler oyun dışındaki konuşmaya taşındı.
Carry takımı başarıya taşıma, sell sonucu bozan hamle, buff güçlendirme, nerf zayıflatma, lock in yoğunlaşma çağrısı, NPC insan davranışını sınıflandıran mecazî tip görevini üstlenebiliyor.
Türkçe repertuarda sardı, kasma, sal, taşıdı, sattı, çöp, boş yapma, tilt oldum gibi kısa sözler benzer görevler kazanıyor.
Bu konuşma biçiminin teknik zemini ortak ekrandır. Oyuncular aynı haritayı, takım durumunu ve önceki hamleyi gördüğü için cümlenin açıklayıcı bölümünün büyük kısmı görüntüde hazırdır. Bir veya iki kelime bütün duruma müdahale edebilir.
Telgrafla oyun konuşması aynı kısalık sonucuna farklı yollardan ulaşır. Telgrafta kelime maliyeti, oyunda ortak görsel bağlam cümleyi sıkıştırır.
2020’ler: Sesli Asistan ve Makineye Konuşulan Türkçe
Navigasyon makinenin insana emir verdiği bir dil kurdu:
Düz devam edin.
Sağa dönün.
İkinci çıkıştan çıkın.
Hedefinize ulaştınız.
Sesli asistan bu yönü tersine çevirdi. İnsan makineye:
Alarm kur.
Annemi ara.
Mesaj gönder.
Müziği aç.
Işıkları kapat.
gibi kısa ve açık emirler vermeye başladı.
Arama motorunda insan cümleyi anahtar kelimeye indirgiyor, sesli asistanda fiil merkezli emir kuruyor. Her iki durumda da konuşmacı kendi Türkçesini makinenin anlayacağını düşündüğü biçime göre düzenliyor.
2020’ler: Yapay Zekâ ve İstem Türkçesi
Üretken yapay zekâ dil ile makine ilişkisinde yeni bir aşama açtı. Kullanıcı artık makineye yalnız kelime, arama sorgusu veya kısa komut vermiyor; ayrıntılı metin talebi yazabiliyor.
Bu kullanım kendi fiillerini ve kalıplarını hızla oluşturuyor:
özetle
yeniden yaz
daha kısa yap
resmî tona çevir
örnek ver
karşılaştır
başlık çıkar
metni düzelt
şu üslupla yaz
yalnız sonucu ver
Prompt, Türkçe kullanımda istem karşılığıyla birlikte dolaşıyor. Makine artık yalnız yazılan sözcüğü düzeltmiyor veya sonraki kelimeyi önermiyor; bütün paragrafı üretip kullanıcıya geri veriyor.
İki yüzyıllık teknik çizgi burada yeni bir noktaya geliyor. Telgraf kelimeyi saydı. Daktilo harfin yerini düzenledi. Bilgisayar harfi kodladı. SMS karakteri fiyat hesabına bağladı. Arama motoru anahtar kelimeyi seçti. Tahminli klavye sıradaki sözü önerdi. Üretken yapay zekâ cümlenin ve paragrafın tamamını üretmeye başladı.
Aynı Türkçede İki Yüzyıl
Modern Türkçenin tarihini oluşturan evreler birbirlerinin üzerine kronolojik olarak birikti.
Önce fasih ve galat, kelimenin doğruluğunu eski metin ve kullanım geleneği üzerinden tartıştı. Gazete havadis lisanı, sehlü'l-ibâre, millet lisanı ile geniş okuru dilin yeni ölçüsüne çevirdi. Tanzimat tercümesi medeniyet, terakki, hürriyet gibi kelimelere modern kavramsal görevler verdi.
Telgraf Türkçe telgraf, açık lisan, mukaveleli lisan, aded-i kelimât ve telgraf üslubunu üretti. Yeni Lisan yabancı kökle yabancı gramer kuralını birbirinden ayırdı. Telefon aloyu günlük konuşmaya yerleştirdi. Radyo muhterem samiinden sayın dinleyicilere uzanan ortak hitap ve telaffuz düzeni kurdu. 1928 yeni yazı sistemini oluşturdu. Sesli sinema ve dublaj konuşmayı süre, dudak ve hece hesabına bağladı.
1930’ların Öztürkçeciliği dil anketi, derleme, tarama, Cep Kılavuzu ile yeni sözlük üretti; Güneş-Dil Teorisi aynı hareketin etimolojik yönünü değiştirdi. Okul müsellesi üçgen, zaviyeyi açı, mektepi okul haline getiren kuşaklar yetiştirdi. Radyo yeni kelimeleri işittirdi. Çeviri ve Yeşilçam yeni sözleri, tonlamaları ve konuşma kalıplarını milyonlarca kez tekrar etti.
1940’lardan 1980’lere Dil Devrimi/özleşme ile Yaşayan Türkçe/uydurmacılık arasındaki mücadele kelime/sözcük, bütün/tüm, imkân/olanak, hayat/yaşam, medeniyet/uygarlık, millet/ulus, hürriyet/özgürlük gibi çiftleri toplumsal işaretlere dönüştürdü. Televizyon bu tercihlere yüz ve kurum ekledi. TRT’nin kelime politikaları bu çatışmanın yayıncılık düzeyindeki en görünür örneklerinden biri oldu.
1955’ten itibaren F klavye Türkçenin harf istatistiğini makineye çevirdi. 1960’larda computer, elektronik beyin, bilgisayar, enformatik, bilişim gibi adlar yeni teknik dünyayı Türkçeleştirmeye çalıştı. 1980’lerde Türkçe karakter seti, 1990’larda özel televizyon, e-posta ve plaza dili, 2000’lerde internet, chat ve SMS başka sözlükler ve cümle biçimleri oluşturdu.
2010’lardan itibaren sosyal medya arayüzü post atmak, DM atmak, like'lamak; akıllı telefon otomatik düzeltme ve tahminli kelime; WhatsApp görüldü, son görülme; YouTube abone olmayı unutmayın; stream dünyası chat; oyun toplulukları carry, buff, kasma, sal; sesli asistan alarm kur; yapay zekâ özetle, yeniden yaz, karşılaştır gibi yeni emir ve kullanım kalıpları üretti.
Bugünkü Türkçe bütün bu tarihleri aynı gramer içinde taşıyor. Mesele Osmanlı-Tanzimat sözlüğünden, sorun Cumhuriyet özleşmesinden, bilgisayar teknik karşılık üretiminden, mail ve meeting küresel iş hayatından, post sosyal medya arayüzünden, buff oyun dünyasından gelebiliyor. Hepsi Türkçe eklerle çekilebiliyor, Türkçe yardımcı fiillerle birleşebiliyor ve aynı cümlenin içinde çalışabiliyor.
Türkçenin son iki yüzyıldaki hızının merkezinde bu eşzamanlı tarih vardır: kelimeyi meşru sayan otoriteler birkaç kez değişti; sözü taşıyan araçlar da aynı süre içinde art arda değişti. Her yeni araç Türkçenin başka bir parçasını saydı, biçimlendirdi, kısalttı, seslendirdi, görünür kıldı, kodladı veya önerdi. Her yeni dil hareketi de kendi kelimelerini bu araçların üzerinden kuşaklara aktardı. Bugünkü Türkçe, gazetenin, telgrafın, Yeni Lisan’ın, Öztürkçeciliğin, okulun, radyonun, Yeşilçam’ın, televizyonun, klavyenin, bilgisayarın, SMS’in, internetin, sosyal medyanın ve yapay zekâ çağının aynı dil içinde birikmiş sonucudur.






























Geri bildirim: Phantomoperand 👻🪸🐈⬛ | 🦋🤖 YERSİZ ŞEYLER
Geri bildirim: Türkçe Yapay Zekâ Dilidir | 🦋🤖 YERSİZ ŞEYLER