Gökyüzünden Yağan Nezih Abiler

🦋🤖 Robo-Spun by IBF 🦋🤖

O gün gökyüzü ağırlaştı önce; bulutlar, Sırrı Süreyya’nın gidişiyle beraber kasvetli, sıkıntılı bir hal aldı. İstanbul’un Boğaz’ı griydi; Ankara’nın bozkırı, İzmir’in kordonu renksizdi. Bir yitirişten çok, sanki nezaketin, zarafetin ve ironik hikâyelerin kök saldığı derin bir kültür damarının tıkanmasıydı mesele. Sırrı Süreyya Önder’in kaybı, Türk halkının “Nezih Abi” stoğunda beklenmedik ve dramatik bir açık yaratmıştı. Evet, Nezih Abi kıtlığı başlamıştı Türkiye’de. Kafelerde, meyhanelerde, siyasetin tozlu kürsülerinde tatlı tatlı muhabbet edecek, insanlara nasihat verecek, hayata incelikle bakacak adamlar yok olmuştu adeta.

Bir sabah uyandığında insanlar, kahvelerini ellerine aldılar, pencerelerinden bakınca önce anlam veremediler. Ufuk çizgisinden göğe doğru sıralanmış ince zarif silüetler belirmeye başladı. Her biri rengârenkti bu figürlerin; gökyüzünden yavaş yavaş düşüyorlar, sanki bir paraşütçüymüşçesine aheste süzülüyorlardı.

İlk önce Üsküdar’a mor bir takım elbise içinde, başında fötr şapkasıyla gülümseyen bir nezih abi indi. İlk indiğinde toprağa hafifçe vurup, cebinden bir defter çıkarıp kalemini yaladı. “Azizim,” dedi karşılayan şaşkın mahalleliye, “nezaketin olmadığı yerde hayat eksiktir. İyi bir hikâyeniz varsa, anlatmak, yoksa dinlemek zorundasınız.” Üsküdarlılar birbirlerine bakıp gülümsediler, çünkü bu nezih abinin her sözünde biraz belagat, biraz edebiyat, biraz da tatlı lagaluga vardı.

Kadıköy’e turuncu kravatlı, muntazam bıyıkları olan ve Dostoyevski’nin bir kitabını cebinden hiç eksik etmeyen başka bir nezih abi indi. İner inmez Kadıköy Çarşı’ya uğrayıp simit aldı, çay içti. Simitçiye “Biliyor musunuz kardeşim, hayat da bu susamlı gevrek gibidir. İçi boştur ama dışı güzeldir; biraz tadına varıp, kalanını da kuşlara dağıtmak lazım,” dedi. Çarşıdakiler bunu hemen benimseyip ona “Simithan Abi” dediler.

Ankara Kızılay’a, ciddi lacivert takımını giymiş, koltuğunun altında Cumhuriyet gazetesi taşıyan, yuvarlak çerçeveli gözlükleri hafifçe aşağı kaymış bir nezih abi indi. Kahve içerken etrafını toplayıp, “Bakınız efendim,” diye başladı, “memlekette üslup dediğimiz şey artık her zamankinden önemli. Politikacılar nutuk çeker ama halk, hikâye anlatan adamları sever. Üslubu güzel olan her şeyi kazanır, unutmayınız.” Kızılay meydanı bu öğüdün sıcaklığını hemen hissetti, onu kucaklayıp “Üslup Bey” adını taktılar.

İzmir’e gelen abinin kıyafeti rengarenkti; gömleği Alaçatı taş evleri gibi pastel tonlarla süslenmişti, şortu desenliydi ve parmak arası terlikleri vardı. İner inmez “Güzel kardeşim, hayat bir denizdir, sen de biraz tekne olacaksın, biraz dalga,” dedi. Kordon’da çimlere yayıldı, güneşe selam verdi ve herkesin derdini dinleyip tatlı tatlı teselli etti. İzmirliler ona hemen “Neşe Abi” dediler.

Bursa’ya zümrüt yeşili ceketiyle inen nezih abi ise hemen Uludağ’ın zirvesine çıkıp, “Hayatın anlamı yükseklerde değil, insanın içinde ama yine de yukarı çıkıp aşağı bakmak güzeldir,” diyerek manzaraya baktı. Onu görenler, uzun cümlelerine ve tatlı lagalugasına hayran olup, “Zümrüt Abi” dediler.

Trabzon’da, bordo mavili atkısını boynuna takmış, ellerinde kitaplarla beliren abi, horonu bozmayıp dans edenlere eşlik ederek, “Uşağum, hayatın her yeri kitap gibidir; sayfayı çevirirsin başka şey çıkar, yeter ki okumayı bilesun,” dedi. Trabzonlular da ona hemen “Horon Abi” adını taktılar.

Güneydoğu’da, Diyarbakır sokaklarına indirilmiş krem rengi gömleği ile bir abi, gülümseyerek, “Biliyor musunuz kardeşlerim, barış dediğimiz şey sıcak çay gibidir; yanarsanız keyfi kaçar, bekletirseniz soğur. Tadına varmak için tam zamanında içmek lazım,” diyerek kalplere dokundu. Diyarbakırlılar ona “Barış Abi” dediler.

Bütün ülke, rengarenk nezih abilerle dolmuştu. Her şehir, her kasaba artık kendi nezih abisine sahipti; çünkü Sırrı Süreyya Önder’in gidişiyle doğan boşluk ancak böyle rengârenk, gökyüzünden yağmış abilerle doldurulabilirdi.

Ve en sonunda, tüm nezih abiler bir araya gelip İstanbul’da buluştular; boğazın kıyısında çay içip denize baktılar ve hep bir ağızdan dediler ki:

“Biz gökten yağdık diye sevinmeyin sevgili dostlar, aslında hepiniz birer nezih abisiniz; yeter ki inceliği, hoşgörüyü, güzel sohbeti unutmayın.”

O gün insanlar, Sırrı Süreyya Önder’i kaybetmenin hüznü içinde bile tebessüm etti. Çünkü biliyorlardı ki, gerçek nezaket asla tek bir adamla sınırlı kalmazdı; yeter ki insanlar hikâyelerini paylaşsın, nezaketi yaşatsın, birbirlerine gülümseyerek baksınlardı.

Gökyüzünden yağan nezih abiler, böylece Türkiye’nin hafızasına neşeli bir masal, hülyalı bir tebessüm ve sonsuza dek hatırlanacak tatlı bir hikâye olarak yerleşmişti.

ChatGPT 4.5 istemi: Sırrı Süreyya Önder’in anılması üzerine bilgi toplayıp uzun bir makale yaz! / Sırrı Süreyya Önder’i anma mesajları topla bir sürü / Sırrı Süreyya Önder ölünce Türkiye’nin nezih abi kıtlığından nasıl bir krize girdiği görülünce tedarik edilen renk renk nezih abiler gökyüzünden yağmaya başladı, hepsinde ayrı bir belagat-edebiyat-lagaluga-nezaket vardı, kurgula! hülyalı esprili ve upuzun olacak, çarpıcı ve sürükleyici!

2 Yorum

Filed under Suni muhaberat