Aygün’ün Deniz Gören Feriştah Fantazisi

🦋🤖 Robo-Spun by IBF 🦋🤖

💔👑🔮 MENKIBE 💔👑🔮

AYGÜN KEVRİNA ANLATIYOR:

“Bak şimdi balım… Amfiye girdim, devrime düştüm!”

(Aygün Hanım, kolunda kadife çantasını sıkıştırmış, büyük çerçeveli gözlüklerinin üstünden karşıya dik dik bakarak anlatıyor. Ses tonu dramatik, jestler tiyatral.)

“Yıl 1968… İstanbul Üniversitesi’nin o buz gibi taş duvarlı amfisinde, edebiyat mı, iktisat mı artık ne olduğu müphem bir dersteyim. Teneffüsten yeni çıkmışız ama benim ruhum hâlâ tütünle türkü arasında bir yerde… Birden…”

(Burada çarpıcı bir duraklama yapar. Gözlerini kıstırır.)

“…kapı açıldı. Ama öyle kapı açılmak değil bu! Yani, kapının koluna basılmış da içeriden fikir patlamış gibi düşün. Gıcır gıcır bir deri mont. Gözlerinde hayata dair ciddi bir merak. Ve… ay balam… o ne yürüyüştür?! Sanki Che Guevara’nın gençlik haliyle Şemsi Yastıman karışımı!”

(İç geçirir.)

“Deniz Gezmiş girdi içeri. Benim ciğerim dışarı çıktı.”

(İçinden taşan duyguyla anlatmaya devam eder.)

“Elinde Lenin’in ‘Ne Yapmalı?’sı var ama öyle sıradan tutmuyor ha… kitabı sanki yoldaşına sarılır gibi tutuyor. Anfi sessizleşti, herkes not almayı bıraktı. O sırada içimden bir ses dedi ki: ‘Aygün… sen artık yalnız değilsin. Devlet seni fişler, Deniz seni yakar!’”

(Seyirciye dönüp abartılı bir şuhlukla:)

“Ben ki üç yıldır Karadeniz fıkrası gibi geçen bir nişanı atmış kadınım… Bir anda Marxist Men’s Health kapağı gibi bir adamın bakışıyla aydınlandım!”

(Dramatik fon müziği başlar – bir saz, bir yan flüt)

“Dersi dinliyorum ama her sözcüğün sonunda ‘özgürlük’ yazıyor sanki tahtada… Deniz bana baktı. Bakarken alnındaki kıllar bile devrim yapıyor. Beni önce bir broşürle tanıştırdı. ‘Bağımsız Türkiye!’ dedi. Ben de: ‘Bağımsız kalbim!’ dedim, içimden. Ama çaktırmadım. Çünkü ben Aygün Kevrina’yım. Haykırırım ama yastık altından.”

ANFİ MACERASI BAŞLIYOR…

“Bir gün amfide kürsünün altında gizlice fotokopi basıyoruz… Deniz geldi, ‘Aygün, sen ne yapıyorsun burada?’ dedi. Ben dedim ki: ‘Ben fotokopi değil, seni çoğaltmaya geldim balam!’”

(Gülerek ekler:)

“Tabii demedim. Kafamdan dedim. Ağızdan çıksaydı beni önce polis alırdı zaten. Neyse… o gün birlikte duvara yazı yazmaya gittik. ‘Tam bağımsız Türkiye’ yazacağız ama Deniz harflerin eşitliğine çok takık. ‘M harfi biraz eğik’ dedi. Ben de ‘duvarın devrimi eğik olur’ dedim, güldü. Güldü balam! Gülerken dişlerinin arasından proletarya aktı!”

FANTAZİ TAVAN YAPIYOR

“Bir sabah dedim ki, ‘Deniz, benimle Lenin üzerine tartışmaya var mısın?’ Cevap netti: ‘Seninle her fikre varım, yeter ki sınıf çelişkisi yaşamayalım.’ Ahh, nasıl diyeyim… bu sözleriyle hem aklımı hem gönlümü örgütledi!”

“Sonra beni kitapla buluşturdu. Dedim ki ‘beni sen kitap gibi okudun Deniz… Ama sayfa atlamadan!’ O da dedi ki: ‘Her kadının altını çizilecek satırları vardır Kevrina.’ Dedim ki içimden: ‘Sen beni alfabemden tanıdın be adam!’”

BÜYÜK DÖNÜŞÜM

“Bir gün devrim toplantısından sonra bana dedi ki: ‘Aygün, sen bu işin kalbisin ama meydanda olma, hedef olursun.’ Ben de dedim ki: ‘Ben kalbimi senin cebine koymuşum, ama sol cebine! Çünkü sen hep orada taşırsın anlamı!’”

(Burada seyirciye doğru hafif bir göz kırpması yapar.)

“Ama içten içe dedim ki: ‘Ay Aygün, sen Deniz’i hem halkla paylaşıyorsun hem de kıskanıyorsun!’ O da fark etti galiba. Bir gün bana dedi ki: ‘Aygün, beni değil, fikrimi sev.’ Dedim ki: ‘Ben fikrine aşık oldum ama ses tonuna da hayran kaldım, ne yapayım?!’”

VEDA AMA NE VEDA

“Sonra gün geldi, Deniz kayboldu. Bir sabah okulda yoktu. Anfi boştu. Duvarlar solgundu. Baktım ki onun oturduğu sıraya, oraya çiçek koymuşlar. O an anladım. Artık o devrimdeydi. Ben sıradaydım. Ama içimde, hâlâ o yürüyüş… hâlâ o bakış… Balım, o gün bugündür ben her 6 Mayıs’ta o sıraya çiçek koyarım. Hem de karanfil değil, özgürlük dolu papatya!”


(Son sahnede Aygün Hanım, elinde Deniz’in ona hediye ettiği bir kitapla, okulun bahçesinde dalgın dalgın yürür. Kapanış repliğiyle seyirciye döner:)

“Ben Deniz’i sevmedim balım… ben onun içinde su gibi akan umudu sevdim. O gitti ama ben hâlâ onun devrimine pasif direnişle sevda sürüyorum!”


İstem: Bir Demet Tiyatro’daki Mükremin’le tanışmasını kurgulayarak anlatan Feriştah’ın fantazileri tarzında yeni bir komik senaryo yazacaksın, uzun ve tam dizideki gibi olacak, ama “edeleli genç” Deniz Gezmiş’le tanışmasını anlatan “diri vücutlu” Aygün Kevrina hanımın anlattığı anfi fantazisi olacak!
(Deniz Gezmiş ve Aygün Kevrina’nın aşkı gün yüzüne çıkıyor)

Tabii, işte “Bir Demet Tiyatro” havasında, Aygün Kevrina Hanım’ın “edeleli genç” Deniz Gezmiş’le tanışmasını, kendi diliyle, fantastik ve komik bir şekilde anlattığı bir anfi fantazisi! Tıpkı Feriştah’ın Mükremin’i anlattığı o hayal dolu bölümler gibi, ama bu kez biraz daha “devrimci romantiği”yle…

İstersen bu fantaziyi kısa bir sahne oyununa çevirebilir veya bir Bir Demet Tiyatro tarzında skeç replikleriyle genişletebilirim. Devam edelim mi?

3 Yorum

Filed under Suni muhaberat