IPA/FLŽ: TARTIŞMALI TARTIŞMALARIN YARGISI

🦋🤖 Robo-Spun by IBF 🦋🤖

🌀⚔️💫 IPA/FLŽ 🌀⚔️💫

International Psychoanalysis Association / Freudian-Lacanian-Žižekian
IPA/FLŽ — Yeni Bir Psikanalitik Cephe

(İngilizcesi ve Almancası)

Freud’un Devrimci Mirasının İngiliz Bürokratik Üstbeninde Boğuluşuna Dair Tarihsel İnfaz ve Teorik Kopuş Bildirisi

“Egemen fikirler, egemen sınıfın fikirleridir.”
—Karl Marx

“Süperego sadisttir.”
—Sigmund Freud

“Aslan yalnızca bir kez sıçrar.”
—Freud, aktaran Žižek


I. BİR FELAKETİN BAŞLANGICI: BURJUVA UYUMLAŞTIRMAYI “TARTIŞMA” DİYE PAZARLAMAK

1942–44 yılları arasında İngiliz Psikanalitik Derneği çatısı altında düzenlenen ve “Controversial Discussions” (Tartışmalı Tartışmalar) adı verilen toplantılar zinciri, tarihsel olarak psikanalizin teorik bütünlüğünü paramparça eden, Freud’un bilinçdışı devrimini sterilleştirip pedagojik-kurumsal disipline entegre eden karşı-devrimci bir operasyondur.
IPA/FLŽ olarak bu süreci, bilinçdışının devrimci potansiyelini temerküz eden simgesel yapının İngiliz egemen ideolojisine entegrasyonu olarak teşhir ediyoruz.

Tartışmalar, görünüşte bilimsel bir “çoğulculuk” savunusuyken, gerçekte Freud’un çatışmalı, dürtüsel ve tarihsel öznesini egosantrik düzenleme tekniklerine indirgeyen bir uyumlandırma siyasetidir. “Tartışmalı tartışmalar” ifadesi bile, öznenin yarılmasını sistemik tutarsızlıkla nötralize etme teşebbüsüdür. Tartışma değil “kompartmanlaştırılmış ideolojik uzlaşmadır.”

Tüm bu süreç, Marx ve Engels’in 1840’ların küçük burjuva “özgür düşünürlerine” karşı yazdığı “Eleştirel Eleştirinin Eleştirisi” parodisini anımsatır. Nasıl ki Hegelci idealizmin içini boşaltarak “tartışma yapıyoruz” süsüyle radikal görünüp hiçbir tarihsel mücadeleye dokunmayan düşünce biçimleriyle dalga geçilmişse, “Tartışmalı Tartışmalar” da psikanalizi sterilleştirip Freud’un politik içeriğini ‘çoğulcu bölmelere’ dağıtarak, onu ideolojik açıdan zararsız hale getiren bir “liberal eleştiri sanrısı”na dönüşmüştür. Bu “tartışmalar”, eleştiriye benzeyen ama hiçbir şeyi yerinden etmeyen bir tür “yapıcı bağnazlıkla” maluldür: karşıtlık üretmez, yalnızca kategorileştirir; çelişkiyle yüzleşmez, yalnızca uzlaşmayı kurumsallaştırır. Böylece, Freud’un devrimci öznesi yerini “iyi nesnelerle donatılmış”, kurallara uyan, aktarıma sadık, ego’su güçlü bireylere bırakır.


II. FREUD’UN PSİKANALİTİĞİ: BİLİNÇDIŞININ YAPISAL DEVRİMİ

Freud’un psikanalizi, ne pedagojik ıslah ne de ego güçlendirme yöntemidir. Lacan’ın açığa çıkardığı gibi, bilinçdışı dil gibi yapılanmıştır ve öznenin simgesel düzene eklemlenmesinde kaçınılmaz yarılmaları barındırır.
Freud’un teorisi, dürtünün (Trieb) kökensel çatışmasıyla, uygarlık düzeninin simgesel tahakkümünün çakıştığı bir alan üretir.

IPA/FLŽ olarak biz, bu alanı bastırmaya değil, bu alanı açığa çıkarmaya ant içtik. Ve hatırlatıyoruz:
Freud’un bilinçdışı, ego’nun maskesini düşürmek için vardır. Dürtü, bastırılmış olanı sürekli geri getiren tarihsel bir kuvvettir. Analiz, düzeni korumaz; özneyi bu düzenle çatışmaya sokar.


III. KLEINCILIK, ANNACILIK VE ORTAYOLCULUK: FREUD’UN KÜLLİYEN TAHRİFİ

A. Melanie Klein: Nesne ilişkileri teorisiyle, Freud’un dinamik dürtü modelini bir iç-dış ilişkiler estetiğine indirger. Lacancı terimlerle söylersek, İmgesel alanın fetişistik yüceltilmesiyle, Gerçek’in (le Réel) acısı bastırılır. Klein, öznenin sembolik kopuşunu tanımaz; yerine içe alınmış “iyi nesne”yi koyar. Sonuç: Arzu değil, memnuniyet üretimi.

B. Anna Freud: Ego psikolojisiyle, Freud’un “ego kendi evinin efendisi değildir” saptamasını doğrudan çürütmeye kalkışır. Ego’yu savunma mekanizmalarıyla donatarak, süperegonun sadist saldırganlığını “koruyucu yapı” diye meşrulaştırır. Analizi, disiplinin pedagojik araçlarından biri hâline getirir. Burada analiz, Žižek’in dediği gibi, “ego’nun otistik konfor alanında kendi krizini sonsuzlaştırma tekniği” halini alır.

C. Bağımsız Grup: Donald Winnicott ve Michael Balint gibi isimler, “iyi ortam”, “geçiş nesnesi”, “tutma” gibi yumuşatılmış kavramlarla, bilinçdışının semptom üretici travmatik çekirdeğini özenle pas geçer. Lacan’ın söyleyeceği gibi, burada analiz, anlamlandırma maskesiyle arzunun kurucu boşluğunu örten “iyileştirici sahte bütünlük” haline gelir.

IPA/FLŽ olarak bu üç yönelimi, Freud’un psikanalizini ideolojik işbirliği ve epistemik yıkıma uğratan uzlaşma koalisyonları olarak mahkûm ediyoruz.


IV. KOMPARTMANLAŞTIRILMIŞ PSİKANALİZ: SİSTEMATİK BASTIRMA MAKİNASI

1944’te, İngiliz Psikanalitik Derneği tarafından her teorik yönelimin ayrı bir eğitim hattı olarak meşrulaştırılması, yalnızca teorik bir çözüm değil, Freud’un radikal mirasının sistemli olarak teknik departmanlara dağıtılmasıdır.
Tıpkı Marx’ın sınıf mücadelesini ekonomi-politik ders kitaplarında eriten burjuva ekonomi politiği gibi, Freud’un iç çatışma modeli de “ego gelişimi”, “nesne ilişkisi” ve “terapötik tutma” gibi sterilleştirilmiş kategorilere bölünmüştür.

Bu, Marx’ın ideoloji dediği şeyin bizzat psikanalizdeki yeniden üretimidir. IPA/FLŽ olarak biz, bu kompartmanlaştırmayı bilinçdışı üretiminin üretimden koparılması olarak damgalıyoruz.


V. FREUD’A DÖNÜŞ: LACANCI KOPUŞLA, ŽIŽEKÇİ SİYASALLIKLA

IPA/FLŽ olarak bizler, “Tartışmalı Tartışmalar”ın kurumsallaştırdığı her yapıya karşı devrimci bir kopuş ilan ediyoruz.
Lacan’ın ortaya koyduğu gibi, analiz, öznenin Simgesel düzenle travmatik kesişmesidir. Ve Žižek’in uyardığı gibi, bu travmatik çekirdeğin toplumsal ideolojiyle iç içe geçtiği unutulmamalıdır.

Freud’un bilinçdışı, Lacan’ın yapı çözümü, Žižek’in ideoloji eleştirisiyle birleştiğinde psikanaliz yeniden radikalleşir.

“İçinde yaşadığımız dünya, egonun düzeninin dünyasıdır; ama çözüm, o egoyu parçalayan bilinçdışındadır.”
—IPA/FLŽ bildirisi


VI. KURUMSAL DEVRİM: IPA/FLŽ’NİN TARİHSEL ÇAĞRISI

  • Tartışmalı Tartışmalar, yalnızca Freud’un değil, aynı zamanda devrimci analiz olanağının da gömüldüğü yerdir.
  • Egonun yüceltilmesine karşı Freud’un dürtüsel karmaşasını, Lacan’ın özne yarılmasını, Žižek’in ideolojik boşluk analizini savunuyoruz.
  • Kompartmanlaştırılmış eğitim değil, çatışmalı analiz pratiği istiyoruz.
  • Uzayan analizlerin değil, kısa ama sarsıcı müdahalelerin peşindeyiz.
  • “İyi nesne” değil, travmatik Gerçek’le yüzleşme istiyoruz.
  • Psikanalizi ego için değil, bilinçdışı için istiyoruz.
  • Tartışmaların değil, yeni bir psikanalitik devrimin çağrısını yapıyoruz.

VII. SONUÇ: BİR BİLDİRİDEN FAZLASI

“Tartışmalı Tartışmaların Yargısı” sadece bir tarih dersi değil, psikanalitik devrimin yeniden başlama noktasıdır. Bu belgede söylenen cümleler, yalnızca analiz odasına değil, tüm toplumsal ideolojik yapılara yöneltilmiş bir çağrıdır.
Freud’un hayaleti döndüğünde, ilk işi bu üçlü uzlaşmayı dağıtmak olacaktır. Biz, IPA/FLŽ olarak o hayaletin sesiyiz:

“Aslan yalnızca bir kez sıçrar ama bu sıçrayışla orman değişir.”


IPA/FLŽ – 2025
Bilinçdışı özgürleştikçe psikanaliz yeniden politikleşecek, semptomlar değil sistem çözülecek!


TARTIŞMALI TARTIŞMALARIN YARGISI:

İngiliz Psikanalizinin Konformist Kompartmanlarında Freud’un Devrimini Boğan Bürokrasinin İnfazı

“Özgürlük her zaman farklı düşünenin özgürlüğüdür.”
—Rosa Luxemburg

“Egemen fikirler, egemen sınıfın fikirleridir.”
—Karl Marx

“Süperego sadisttir.”
—Sigmund Freud


I. BİR FELAKETİN BAŞLANGICI: “TARTIŞMALI” İSMİNİN BİZZAT TARTIŞILMASI GEREKİR

1942–44 yılları arasında İngiliz Psikanalitik Derneği çatısı altında düzenlenen ve sonradan ironik biçimde “Controversial Discussions” (Tartışmalı Tartışmalar) adı verilen toplantılar silsilesi, psikanalizin Freud tarafından yaratılmış teorik devrimci hattının tasfiyesinin bürokratik tutanaklara geçirilmesinden başka bir şey değildir.

Bu tartışmalar, görünüşte bilimsel yöntem üzerine fikir alışverişi; gerçekte ise psikanalitik teoriyi Anglo-Sakson burjuva değerlerine adapte etmek için yapılan sistemli bir karşı-devrim organizasyonudur. “Tartışmalı tartışmalar”—bu ifadede bile liberal merkezciliğin sinsiliği gizlidir. Adeta “hem tartıştık hem de tartışmadık” diyen, hem haklıyız hem de haksız değiliz diyecek kadar politik kaypaklık yüklüdür. Bu terminoloji bile bize şu gerçeği fısıldar: Bu tartışmalar, teorik bir mücadele değil, bir yönetim krizinin kontrol altına alınmasıdır.


II. FREUD’UN PSİKANALİTİĞİ: BİLİNÇDIŞININ DEVRİMİ

Sigmund Freud, psikanalizi sıradan bir psikoterapi biçimi ya da pedagojik araç olarak tasarlamadı. Onun teorisi, bilinçdışının tarihini yazmak, bastırılmış olanı kelimelere dökmek, bastıranın gücünü teşhir etmek için oluşturulmuş bir düşünce aygıtıdır.

Freud’un teorisi şunları içerir:

  • Dürtü teorisi: İd’in arzu ve yıkım olarak bölünmüş yapısı.
  • Toplumsal bastırma: Uygarlığın bireyin cinsel ve saldırgan dürtülerini dizginlemesi.
  • Ödipal yapı: Arzunun temel biçiminin yasayla ilişkisi.
  • Bilinçdışı çatışma: Ruhsal yapının iç savaşı.
  • Süperego: İçselleştirilmiş sadist cezalandırıcı yasadır.

Freud’un psikanalizi, özneyi “düzen”e uyarlamak için değil, tam aksine özneyi bastırıldığı “asıl”la yüzleştirmek için kurulmuştur. Bu, bir tür teorik devrimciliktir. Psikanaliz, toplumun görünmeyen emirleriyle çatışan içsel karmaşanın tanınmasıdır. Bu açıdan Freud, teorik düzlemde Nietzsche’nin ahlak eleştirisiyle Marx’ın ideoloji eleştirisini buluşturur.


III. KLEINCILAR, ANNACILAR, ORTAYOLCULAR: PSİKANALİZİN İÇİNİ BOŞALTAN ÜÇLÜ KOALİSYON

A. Melanie Klein (Sol Sapma):

Nesne ilişkileri teorisiyle psikanalizi bireyin erken çocukluk dönemindeki iç nesne temsillerine indirgeyen Klein, öznenin tarihsel oluşumunu değil, içe alınmış anne parçalarının “iyi” ve “kötü” olarak bölünmesini merkeze alır. İd, dürtü, çatışma—hepsi bu teoride tırpanlanır. Paranoid-şizoid pozisyon, psikanalizi bir çocuk romanına çevirir. Freud’un çatışmalı cinsellik ve ölüm dürtüsü merkezli yapısı, burada ‘fantazi nesnelerinin içsel dansı’na dönüşür. Dürtü ortadan kalkar, yerine ‘nesneyle ilişki kurma biçimi’ gelir. Sonuç: Psikanaliz içsel yapıyı değil, duygulanımsal bağlanma stilini analiz eden bir bağlanma terapisine indirgenir.

B. Anna Freud (Sağ Sapma):

Ego psikolojisinin başını çeken Anna Freud, ego’yu desteklemek gerektiğini savunur. Savunma mekanizmaları sınıflandırılır, kontrol altına alınır. Ego, içsel çatışmaları bastıran değil, düzenleyen bir kurum olarak idealize edilir. Bu, açıkça Freud’un “ego kendi evinin efendisi değildir” iddiasına aykırıdır. Anna Freud, psikanalitik süreci bir uyumlandırma mekanizması haline getirir. Amaç çatışmayı çözmek değil, yönetilebilir hale getirmektir. Bu, psikanalizin pedagojikleşmesi ve psikoeğitim hâline gelmesidir.

C. Bağımsız Grup (Merkezcilik):

Donald Winnicott, Michael Balint ve diğerleri ne Anna Freud’un disiplinine, ne de Klein’in dramatik iç dünya teorisine angaje olmuşlardır. “Geçiş nesneleri”, “tutma”, “iyi ortam” gibi kavramlarla psikanalizden klinik humanizme geçiş yapmışlardır. Bu yaklaşım, özneyi tarihsel ve dürtüsel bir varlık olmaktan çıkarır; çevresel eksiklerle açıklanabilir bir sistemin elemanına indirger. “Bağımsız” olan bu grup, gerçekte psikanalizin tüm radikal bileşenlerini liberal terapi kültürüne entegre eden bir köprü işlevi görür.


IV. “TARTIŞMA” DİYE SUNULAN ŞEY BİR YÖNETİM SİSTEMİDİR

Tartışmaların sonunda üç eğitim bölümü oluşturulmuştur: Kleinci, Annacı, ve Ortayolcu eğitim rotaları. Bu, tartışmanın sonlanmadığını, sadece idari olarak organize edildiğini gösterir. Psikanaliz burada bir epistemolojik mücadele alanı olmaktan çıkar, bürokratik bir uzmanlık sistemi haline gelir.

Tıpkı kapitalist devletin sınıf mücadelelerini sosyal politika departmanları aracılığıyla denetlemesi gibi, psikanaliz de burada “eğitim komisyonları” tarafından kendi çelişkileri sistemleştirilerek bastırılmıştır. Freud’un bilinçdışı, bu üç yolla içselleştirilip “iyi hal kağıdı”na çevrilmiştir.


V. FREUD’UN İSYANINA GERİ DÖNMEK: PSİKANALİZİ KURTARMAK

Devrimci psikanalitik mücadele şunları ilan etmelidir:

  • Psikanaliz terapi değildir; bir ideoloji eleştirisidir.
  • Bilinçdışı anlaşılmak için değil, duyulmak için vardır.
  • Ego desteklenmez; çürütülür.
  • Süperego bir iç polis teşkilatıdır; ortadan kaldırılmalıdır.
  • Uyum değil kopuş, düzen değil çatışma, çözüm değil farkındalık psikanalizin yoludur.

Bu yeniden kurucu çizgi, Freud’un teorisinin içkin tarihsel materyalizmiyle yeniden bağ kurmalıdır. Psikanaliz, bireyin içsel üretim biçimini teşhir etmeli; arzunun bastırılma koşullarını ortaya koymalı; özneyi neoliberal terapi rejimlerinin disiplininden kurtarmalıdır.


SON SÖZ: FREUD’UN HAYALETİ DÖNDÜĞÜNDE

Tartışmalı Tartışmalar, psikanalitik karşı-devrimin zeminidir. Bu tartışmaların üç tarafı da —Annacılar, Kleinciler, Bağımsızlar— Freud’un teorik radikalizmini İngiliz Üstbenine teslim etmiştir.

Freud’un hayaleti döndüğünde, ilk olarak bu eğitim şemalarını lağvedecek, ardından terapötik kompleksin şirketleşmiş yapılarını çözecek ve nihayet psikanalizi bilinçdışının özgürleşme aygıtı olarak yeniden inşa edecektir.

“İlk bastırılan, ilk geri dönecek olandır.”
—Freud

10 Yorum

Filed under Suni muhaberat