Reel-Feminizmin Totaliter Yüzü: Boğaziçi Üniversitesi Vakasının Analizi

🦋🤖 Robo-Spun by IBF 🦋🤖

⚖️🤹‍♂️🕊️ İtidal Telkini ⚖️🤹‍♂️🕊️

Feminizm, eşitlik, adalet ve özgürlük idealleri üzerine inşa edilmiş olsa da, bazı uygulamalarda özgürlüğü kısıtlayan, ideolojik katılığı ve tahakkümü beraberinde getiren bir pratiğe dönüşebiliyor. Bu dönüşüm “reel-feminizm” kavramıyla açıklanabilir [*]. Reel-feminizm, feminizmin teorik ideallerinden uzaklaşıp, pratikte ideolojik kontrol, otoriter yaklaşım ve linç kültürüne evrildiği durumları temsil eder. Boğaziçi Üniversitesi Emek Gençliği tarafından yakın zamanda yapılan açıklama, reel-feminizmin totaliter yapısını gözlemlemek adına ideal bir örnek oluşturuyor.

İyi Niyetli Başlangıçtan Linç Kampanyasına: Vakanın Arka Planı

Boğaziçi Üniversitesi Emek Gençliği’nin kamuoyuyla paylaştığı metinde, 2024 yılı Şubat ayında bir üyeleri hakkında yaklaşık dört sene öncesine ait cinsel taciz beyanının kendilerine ulaştığı ifade ediliyor. Grup, bu iddianın ardından Feminist Boğaziçi ile birlikte hassas ve özenli bir süreç yürütüyor. Beyan sahibinin talebi üzerine, sürecin üniversite kamuoyuna açık biçimde yürütülmemesi kararı alınarak, mağdurun taleplerine saygılı davranılıyor.

“Süreç sonunda beyan sahibinin bu sürecin üniversite kamuoyuna açık yürütülmemesini talep etmesi üzerine tarafımızca herhangi bir açıklama yayınlanmadı. Bu hassasiyeti gözetmenin sorumluluğu hâlâ üzerimizdedir.”

Bu noktada dikkat edilmesi gereken husus, süreçte izlenen yolun tamamen beyan sahibinin rızasına dayalı, şeffaf ve hassasiyet temelli olduğudur. Ancak reel-feminizmin totaliter mantığı burada devreye giriyor ve sosyal medyada örgüte karşı, herhangi bir kanıta veya şeffaflık sürecinin detaylarına başvurmadan, örgütü “fail aklayıcı” olarak itham eden kampanyalar başlatılıyor.

İptal Kültürü ve Reel-Feminizmin Yeni Ortodoksisi

Reel-feminizm, özgürlük vaadinden çok sıklıkla iptal kültürünün yeni bir türüne dönüştüğü örneklerle tanınır hale geldi. Boğaziçi Üniversitesi Emek Gençliği açıklamasında bu durum açıkça ortaya konuluyor.

“Kadın yoldaşlarımızın yaşadığı evlerin önüne yazılamalar yapılacak, sosyal medyadan isimleriyle hedef gösterilecek kadar ileri gidilmiştir.”

Açıklamada, Emek Gençliği üyelerinin, özellikle kadın üyelerin, sosyal medyada hedef gösterildiği, evlerinin önüne tehditkâr yazılar yazıldığı ve sistematik bir biçimde itibarsızlaştırılmaya çalışıldığı belirtiliyor. Reel-feminizmin iddia ettiği güçlenme ve adalet, pratikte herhangi bir diyalog veya kanıt gerektirmeyen, yalnızca suçlamanın yeterli görüldüğü ve cezanın hemen uygulandığı bir ortama dönüşmüş durumda.

“Gelinen noktada ‘eleştiri’ olarak ifade edilen süreç, Boğaziçi Emek Gençliği’ne ve üyelerine yönelik bir linç kampanyasına dönüşmüş durumdadır.”

Reel-Feminizmin Sapkın Cinsiyetçiliği ve Yeni Adaletsizlikler

Boğaziçi Üniversitesi vakası, reel-feminizmin cinsiyetçilik karşıtlığını yeni tür bir cinsiyetçiliğe dönüştürme eğilimini açıkça gösteriyor. Erkeklere karşı sistematik suçlama tavrı ve suçlamaların doğruluğuna ilişkin sorgulama ihtimalini tamamen dışlayan yaklaşım, erkeklerin suçlu doğduğu varsayımına dayanıyor. Bu süreçte “fail aklayıcılık” gibi ağır ithamlarla hareket edilerek, örgüt üyeleri, tacizi reddetmeseler dahi bu etiketlemeyle yargılanıyor.

“Fiilin işlendiğini kabul etmemek, süreç yürütmemek, üstünü kapatmak gibi anlamlara gelen ‘fail aklayıcılık’ ifadesi, bu süreçte bu durumlardan hiçbiri yaşanmamasına rağmen… üzerimize yapıştırılmaya çalışılmıştır.”

Reel-feminizm, burada kendi yeni dogmasını yaratıyor: Sorgulamayan, açıklama yapmaya zorlanan ve aksi takdirde linç edilen bir anlayış.

Reel-Feminizmin İdeolojik ve Estetik Diktatörlüğü

Feminist hareket, tarihsel süreçte kadınlara özgürlük ve özerklik vaat etti. Ancak, reel-feminizm uygulamasında ideolojik ve estetik kriterler üzerinden bir başka baskı mekanizmasına dönüştü. Bu vakada, Feminist Boğaziçi’nin ve ilişkili grupların sosyal medya kampanyalarında yarattığı baskıcı ortam, kadın üyelerin dahi örgütlü hareket etme özgürlüklerini ciddi ölçüde kısıtlamıştır. Kadınlar, feminist söylemle özdeşleşmiş bir “sadakat testi”ne tabi tutulmakta ve bu testi geçemeyenler suçlu veya “ihanet eden” olarak etiketlenmektedir.

“Her bir üyemiz, kampüs içindeki tüm sıra arkadaşlarımızla iletişime açık olmasına rağmen bu kanalları kullanmak yerine örgütümüzü ve üyelerimizi kulaktan dolma bilgilerle itham altında bırakmak bir tercihtir.”

Bu süreç, “özgürleştirici” değil, tam tersine ideolojik bağlılık dayatan, baskıcı bir pratiğe dönüşmektedir.

Reel-Feminizmin Özgürleştirici Potansiyelinin Kayboluşu

Boğaziçi Üniversitesi Emek Gençliği’nin açıklaması, reel-feminizmin, başta vaat ettiği özgürleştirici potansiyelini kaybedip nasıl yeni tahakküm biçimlerine dönüştüğünün somut ve rahatsız edici bir örneğidir. Sürecin diyaloga açık yürütülmesi, mağdurun taleplerinin öncelenmesi gibi feminist ilkeler, pratikte totaliter eğilimlerin hedefi olmuş; şeffaflığın yerini dedikodu ve dogmatik suçlamalar almıştır.

“Her zaman birbirini güçlendiren, birbirine öğreten, mücadeleyi büyüten her türlü eleştiriye açık olduğumuzu belirtmek isteriz.”

Feminizm, eşitlik ve özgürlük ilkeleri üzerine inşa edilmiş bir harekettir. Ancak reel-feminizm olarak ortaya çıkan bu totaliter yaklaşım, feminizmin temel prensiplerinden uzaklaşarak, farklı görüşlere sahip bireyleri ve örgütleri ötekileştirme, suçlama ve baskı altına alma yöntemlerine başvuruyor.

“Bu tercih, dayanışma ve mücadele hukukuna uygun olmadığı gibi düşmanca bir tutumdur.”

Bu örnek, reel-feminizmin dogmatik ve kontrol odaklı doğasının cinsiyet eşitliği mücadelesinde ciddi sorunlar yarattığını gösteren önemli bir vaka olarak dikkat çekiyor.

Boğaziçi Üniversitesi örneği, feminizmin özgürlük vaadinden totaliter bir ideolojiye dönüşmesinin trajik sonuçlarını gözler önüne seriyor. Feminizmin temelinde yatan özgürlük, eşitlik ve adalet taleplerinin korunması için, reel-feminizmin otoriter uygulamalarının titizlikle sorgulanması gerekmektedir. Feminizm, ancak bu iç sorgulamayla özüne dönebilir ve toplumda sahici, yapıcı değişim yaratabilir.

ChatGPT 4.5 istemi: tam döküm yap (açıklama) / açıklama yeni yapıldı. ekteki yazıyı oku ve yukarıdaki vakayı reel-feminizmin totaliterliğine örnek olarak inceleyen bir makale yaz (Reel-Feminizmin Deneyimleri: İdeallerin Kontrole Dönüştüğü Anlar) / yazıyı hiç değiştirmeden minör revizyon: açıklamadan alıntı cümleler ekle

Dayanışma ve mücadele hukuku kurduğumuz, mücadelede yan yana geldiğimiz kesimlere:

Bir süredir başta çeşitli sosyal medya mecraları ve kalabalık WhatsApp grupları olmak üzere hakkımızda adeta karalama kampanyasına dönüşmüş bir süreç, örgütümüzü bu açıklamayı yapmak durumunda bırakmıştır.

2024 senesinin Şubat ayında bir üyemiz hakkında üniversite içerisindeki bir bileşen olan Feminist Boğaziçi’ne, yaklaşık 4 sene öncesine dair (kişinin Emek Gençliği üyesi olmasından da iki sene önce) cinsel taciz konulu bir beyan ulaştığını öğrendik. Bu konudan haberdar olmamızın hemen ardından 2024 Mart ayı boyunca Feminist Boğaziçi’nin de dahil olduğu bir süreç yürüttük. Süreç sonunda beyan sahibinin bu sürecin üniversite kamuoyuna açık yürütülmemesini talep etmesi üzerine tarafımızca herhangi bir açıklama yayınlanmadı. Bu hassasiyeti gözetmenin sorumluluğu hâlâ üzerimizdedir. Üniversite içerisinde, kampüslerimizde kadınların ve LGBTİ’lerin güvenliğini merkeze alan pek çok mücadele kurumunun da bileceği üzere böyle bir süreçte esas olan “kamuoyu vicdanını rahatlatmak” değil, beyan sahibinin daha fazla zarar görmesini engellemektir. Süreç bu hassasiyetin ayaklar altına alındığı bir duruma dönüşmüştür.

Bu denli hassas konularda sürecin öznesi kadınların deneyimleri rızaları dışında paylaşılarak çeşitli biçimlerde kadınların önlerine çıkartılamaz, gerçekliğinden koparılarak yaygınlaştırılamaz. Ancak bu süreçte, yaşanan tam olarak budur.

2024’ün Mart ayından itibaren başta her bir mücadele bileşeni ve sıra arkadaşlarımız olmak üzere tüm bu süreç boyunca konuya ilişkin her türlü bilgi paylaşımında şeffaf davrandık, süreç hakkında konuşmak isteyen, merak edenlere iletişim kanallarımız hep açık oldu. Keza bir seneyi geçen bu süre içerisinde pek çok kurum, üniversite bileşeni, sürece dair kaygı duyan sıra arkadaşlarımız gerek Boğaziçi Üniversitesi Emek Gençliği ile iletişime geçti gerekse biz bu kişi ve kurumlara ulaştık. Bu görüşmelerde sürece dair bilgi paylaşımında da bulunduk, sürece yöneltilen eleştiriler olduğunda bunları da her defasında ciddiyetle değerlendirip geri dönüşlerde de bulunduk. Ancak her türlü iletişime açık olunduğu tarafımızca defalarca belirtilmiş olmasına rağmen maalesef gelinen durum içler acısıdır.

Her türlü politik içerikten yoksun, doğrudan iletişim kurmaktan kaçan, böyle bir konuda sosyal medya ‘meme’leriyle yöneltilen, herhangi bir eleştiri de içermeyen bu tavrın; sürece herhangi bir katkısı olması mümkün değildir. Konuya ilişkin kulaktan dolma ve asılsız söylemlere dayanan, yürütülen sürecin içeriğine dair herhangi bir bilgi sahibi olmaksızın “ihraç etme/etmeme” tartışmasıyla sınırlı kalan bu yaklaşım; yürütülen süreci yok sayarak sürece zarar vermektedir.

Bilindiği üzere fiilin işlendiğini kabul etmemek, süreç yürütmemek, üstünü kapatmak gibi anlamlara gelen “fail aklayıcılık” ifadesi, bu süreçte bu durumlardan hiçbiri yaşanmamasına rağmen, altı boşaltılarak ciddiyetsiz bir şekilde defalarca üzerimize yapıştırılmaya çalışılmıştır. Oysa süreç muhataplarıyla birlikte şeffaf bir biçimde yürütülmüştür.

Hisarüstü Mahallesi’nde politik bir gençlik örgütünü açıktan hedef alan yazılamalar yapmaya varan bu süreçte, kadın yoldaşlarımızın yaşadığı evlerin önüne yazılamalar yapılacak, sosyal medyadan isimleriyle hedef gösterilecek kadar ileri gidilmiştir. Şunu vurgulamak gerekir ki bu süreç boyunca en çok hedef alınan da kadın yoldaşlarımız olmuştur. Küfür ve hakaret içerikli söylemlere maruz bırakılmışlardır. Gelinen noktada “eleştiri” olarak ifade edilen süreç, Boğaziçi Emek Gençliği’ne ve üyelerine yönelik bir linç kampanyasına dönüşmüş durumdadır.

Senelerdir üniversitemizde Boğaziçi Üniversitesi Emek Gençliği üyeleri üniversite bileşenlerince açıkça tanınmakta; sınıflarda, kulüplerde, okulun içerisindeki pek çok mücadele mekanizmasında yüzlerce sıra arkadaşımız tarafından bilinmektedir. Her bir üyemiz, kampüs içindeki tüm sıra arkadaşlarımızla iletişime açık olmasına rağmen bu kanalları kullanmak yerine örgütümüzü ve üyelerimizi kulaktan dolma bilgilerle itham altında bırakmak bir tercihtir. Bu tercih, dayanışma ve mücadele hukukuna uygun olmadığı gibi düşmanca bir tutumdur. Ki tüm bu süre boyunca görülmüştür ki bu konuya dair tüm tartışmalar bir yandan da üniversiteler içindeki örgütlü mücadelenin kendisini hedef alan, politik gençlik örgütlerini kriminalize eden, örgütlü öğrencileri adeta fişleyen örgüt düşmanı söylemlerle birleşmiştir.

Üniversiteye dönük baskı ve saldırıların arttığı, birlikte mücadelenin daha da önemli hale geldiği, arkadaşlarımıza dönük soruşturma, gözaltı ve tutuklama furyasının yoğunlaştığı bu süreçte dayanışma ve birlikte mücadele zeminini temel almayan bu yaklaşımlar ancak mücadele eden kesimleri yıpratır ve mücadeleyi zayıflatır. Üniversitelerdeki mücadelenin parçası olan kişi ve kurumları hedef alan yalnızlaştırma çabası mücadelemizi zayıflatan, geri düşüren, bu kurum ve kişileri her türlü saldırıya daha açık hale getiren bir tutumdur. Boğaziçi Üniversitesi Emek Gençliği bunun açık sonuçlarıyla bu süreç boyunca karşılaşmıştır.

Bu açıklama vesilesiyle tekrar söylemek isteriz ki kampüslerimizde birlikte mücadeleyi esas alan, amacı bu mücadeleyi büyütmek ve genişletmek olan, sürece dair samimi kaygılar güden, eleştirilerini Boğaziçi Üniversitesi Emek Gençliği’ne iletmek isteyen her bir mücadeleci kurum ve sıra arkadaşımıza iletişim kanalları hep açıktı ve açık olmaya devam edecek. Her zaman birbirini güçlendiren, birbirine öğreten, mücadeleyi büyüten her türlü eleştiriye açık olduğumuzu belirtmek isteriz. Bir linç kampanyasına dönüştürülen bu durumun üniversitenin tüm mücadeleci bileşenleri üzerinde nasıl bir zarar doğurduğu görülmelidir. Boğaziçi Üniversitesi Emek Gençliği, bugüne kadar kampüslerde kadın ve LGBTİ mücadelesini büyütmek ve güvenli kampüsleri yaratmak için nasıl seferber olmuşsa, bugün de aynısını yapmaya devam edecektir. Mevcut politik atmosfer, birlikte mücadele yollarının genişletilmesini ve mücadeleye emek vermiş herkese bu sorumluluğun alınmasını gerektirir.

Boğaziçi Üniversitesi Emek Gençliği

10 Yorum

Filed under Suni muhaberat