🦋🤖 Robo-Spun by IBF 🦋🤖
⚖️🤹♂️🕊️ İtidal Telkini ⚖️🤹♂️🕊️
Foti Benlisoy’un “zor” meseleleri ele alıyor gibi yapıp aslında Türkiye’nin solcu YouTube seyircisini oyalayan son röportajı, bir anlamda ülke entelijansiyasının halet-i ruhiyesinin küçük bir aynası. Röportajcı ise, konforlu kültürel mutabakatların sıcak suyunda, “zor sorularla” mücadele ediyor görünmenin ne kadar risk almadan yapılabileceğinin adeta canlı performansı. Sahne hazır, figüranlar yerli yerinde; cesaret ise, maalesef, göz kamaştırıcı bir yokluk halinde.
Foti’nin Söylemediği
Konu Filistin ise, Foti Benlisoy’un entelektüel mahareti herkesin malumu: Kuru retorikten uzak, uzun cümlelerle ve bolca “Siyonist proje”, “yerleşimci sömürgecilik”, “soykırım” motifleriyle anlatısını dokuyor. Dikkatle bakarsanız, asıl meselelerin kıyısından bile geçmeden ilerliyor; mesela Hamas’ın 7 Ekim sonrası barbarlığını konuşurken “esas mesele Hamas değildi, Filistin halkıydı” diyerek sorumlulukları havada askıda bırakıyor.
Oysa dünya çapında, Filistin davasının evrensel meşruiyeti üzerinde bugün en büyük tehdidin, Hamas’ın sadece “haklı öfke”yle açıklanamayacak, din savaşına kilitli barbarlığından geldiği artık neredeyse tartışmasız. 7 Ekim’de uygulanan gaddarlık, yalnızca İsrail’in propaganda makinesine değil, Filistin’in sivil davasına ve küresel dayanışmasına da ölümcül bir darbe indirdi. Foti Benlisoy bu noktada adeta profesyonel bir akrobat gibi: Gözlerinin önünde duran fili, cümlelerin arasına sıkıştırdığı kültürel soyutlamalarla yok ediyor. Hamas’ın kadınları kaçırması, sivilleri katletmesi, sıradan insanları festival alanlarında kitleler halinde öldürmesi… bunlar Foti’nin satır aralarında sanki hiç olmamışçasına akıp gidiyor. “Mesele Hamas değil, Filistin halkı!” Pek güzel, peki neden Filistin halkı, Hamas’ın Filistin’i dünyada savunulamaz hale getiren karanlık hevesine rehin edilmiş durumda? Foti bu soruya asla yanaşmaz; ya da ona yönelen röportajcı, bu can sıkıcı sorunun ucundan bile tutmaz.
Žižek’e Küsen Foti, ‘Kutsal Topraklar’ın Gerçeğini Görmeyen Foti
Buna karşılık, Slavoj Žižek gibi uluslararası çapta ciddi okuması olan bir entelektüel, 7 Ekim’den hemen sonra kaleme aldığı yazının ilk cümlelerinde, “Hamas’ın dehşet verici terör eylemleri hiçbir koşulda mazur görülemez” diyebilecek cesareti gösterdi. Yetmedi, bir paragraf daha gitti ve “katliam, tecavüz ve sivil kaçırma, bu bir pogromdur, Hamas’ın gerçek hedefi İsrail’in ve tüm İsraillilerin yok edilmesidir” dedi. Sözlerini bağlarken de, “tarihi bağlamı görmek gerekir ama bu asla bir gerekçelendirme değil, sadece yolu açabilmek için netleşme” ekledi.
Peki bizim Foti ne yaptı? Aynı gün, Twitter’da bir öfke patlaması:
“Daha ilk paragrafta insanın midesi bulanmaya başlıyor. Žižek gene şaşırtmadı, onca radikal afra tafranın ardı ‘bembeyaz’ ana akım liberal laf salatası…” [*]
Yani Foti, “Hamas’ın barbarlığı koşulsuz kınanmalı” cümlesine tahammül edemiyor; radikalliğin, herhangi bir evrensel etik zemine çekilmesini “liberal laf salatası” sayıyor. Ama kendisi, röportaj boyunca Hamas’ın en temel günahlarını anmaktan bile özenle kaçınıyor. Cesaret mi? Aslında değil; sadece yerel kültürel mutabakatın sınırları içinde, kimsenin alerji duymayacağı bir “radikallik” taklidi.
Nazik Kaçınganlık ve Türkiye’de Zor Soru Sanatı
Röportajcıya gelince… Avrupa’da olsak, böylesi bir entelektüel röportajda, ilk beş dakikada “Hamas’ın soykırım düzeyindeki şiddeti, Filistin davasına en büyük zararı vermiyor mu?” ya da “Dünya genelinde, Filistin’le dayanışmanın düşüşe geçmesinin, Hamas’ın dinci gaddarlığıyla bir ilgisi yok mu?” sorusu sorulmadan röportaj bitmez. Ama Türkiye’de, Foti’nin ve mahallesinin kırılganlıklarını kollayan röportajcımız, suya sabuna dokunmadan, en sıkıcı yan yolları, en güvenli dilleri seçiyor: Foti’yi cesur göstermek, mahallenin “en zor meseleleri konuşan” entelektüelini yaratmak için asıl sorulardan özenle uzak duruyor. Dışarıdan bakan biri, her iki tarafın da çok “derin” ve “riskli” sularda yüzdüğünü sanabilir; halbuki bu, Türkiye’nin kendine özgü bir kaçınganlık performansı. Herkesin konforlu olduğu o korunaklı alanda, zor işlerin havası atılır, fakat herkes her şeyin ne olduğunu zaten bilir.
Greta: Ne Olmadı, Ne Oldu?
Benlisoy’un Greta Thunberg’e dair anlatısı ise, Batı merkezli cehaletin cüretkâr bir örneği. Sözde “Greta çocukken greenwashing savunmuş da, büyüyünce kapitalizme karşı çıkmaya başlamış!” Foti, gerçeklerle ilgilenmekten çok, kendi uydurduğu bir gelişim öyküsünü masal niyetine anlatıyor. Oysa Greta, hiçbir zaman “yeşil kapitalizm” güzellemesi yapan biri olmadı. Çocuk yaşta çıkıp, ‘yeni enerji yatırımları yeterli değil, sistemsel değişim lazım’ diyen, iklim grevlerinde defalarca mevcut ekonomik düzeni suçlayan, kapitalizmin büyüme takıntısına karşı açıkça konuşan bir figür.
Greta’nın esas evrimi, Batı medyasının ona uygun gördüğü “tatlı, dişi, zararsız çevreci kız” rolünü reddetmesi oldu. O hep radikaldi, ama büyüdükçe, bu radikalizmin çapını büyüttü; iklim krizi ile ırkçılık, sömürgecilik ve emperyalizmi birbirine bağladı. Ve evet, Batı’daki üniversite kampüslerinde, Paris’in ya da Berlin’in sokaklarında Filistin’le dayanışma için sokağa çıkarken de, aynı çizginin devamı oldu bu.
Greta’nın ‘kullanışlı’ bir PR aracından, sosyalist hareketin yüzlerinden biri olmaya gidişi, Batı’daki sistemin değil, Türkiye’deki muhalif hayal gücünün bile gerisinde yaşanıyor. Bunu görmek için, Greta’nın röportajlarını, konuşmalarını ya da doğrudan eylemlerini izlemek yeterli. Foti ise, “batılı medya Greta’yı poster çocuk yaptı, sonra Filistin dediği için gözden düşürdü” gibi, eski ve tembelce bir okumanın tuzağında. Gerçekte, Greta başından beri sistemin dışındaydı; büyüdükçe, mevcut sistemin çelişkilerini daha da fazla görünür kıldı.
Sonuç: Radikallik Taklidiyle Yerinde Saymak
Foti Benlisoy’un röportajı ve etrafındaki “zor iş başardık” havası, aslında Türkiye’nin entelektüel ortamındaki cesaret krizinin sembolü. Filistin meselesini, gerçek risklerin ve yüzleşilmesi gereken soruların alanı olmaktan çıkartıp, hamasetin ve içi boş anti-emperyalizmin güvenli sularında yüzdürmekle kalmıyor; dünyanın geri kalanında yaşanan çok daha gerçek ve riskli mücadelelerin üzerini örten bir “akıllı suskunluk” pratiği sunuyor.
Ve evet, Hamas’ın gaddarlığını, Filistin’in uluslararası meşruiyetine sapladığı hançeri konuşmadan, bu meselede tek bir milim ilerlenmez. Bugün Filistin’e umut taşıyanların en büyük görevi, bu barbarlıkla arasına net bir çizgi çekmekten geçiyor. Foti’nin ve benzerlerinin ise, bu zorunluluktan özenle kaçınmak dışında yaptıkları bir şey yok.
O yüzden: Bu kadar kolayca radikal olmak, ancak Türkiye’de mümkün. Kolay gelsin.
İstem: write the full and syntactically correct transcription of these subtitles without timestamps (transcript) / continue / aşağıdaki röportaj transcriptini oku ve Foti Benlisoy’un Hamas (“haklı öfke” kabul edilen gaddarlığı bir yana, sürekli din savaşı söylemine kilitleyerek Filistin davasının uluslararası meşruiyetini baltalaması) konusundaki suskunluğunu, röportajcının da (Avrupa’nın aksine) Türkiye şartlarındaki kültürel mutabakatın elverdiği nazik kaçınganlığı yardımıyla asıl zor sorulardan kaçınarak sanki zor işler beceriyormuş havaları atmasını, incelikle iğneleyerek yerin dibine batıran bir makale yaz! 7 ekim saldırısından sonra Foti Benlisoy Žižek’in yazısı hakkında şu twiti attı: “Daha ilk paragrafta insanın midesi bulanmaya başlıyor. Žižek gene şaşırtmadı, onca radikal afra tafranın ardı ‘bembeyaz’ ana akım liberal laf salatası…” Bahsettiği paragraf şuydu: “While Hamas’s outrageous acts of terrorism should be condemned unconditionally, one must not confuse what is really at issue in the Holy Land. The choice is not one hardline faction or the other; it is between the fundamentalists on both sides and all those who still believe in the possibility of peaceful co-existence. / LJUBLJANA – The barbarism that Hamas has unleashed on Israel should be condemned unconditionally, with no “ifs” or “buts.” The massacres, rapes, and abductions of civilians from villages, kibbutzim, and a music festival was a pogrom, confirming that Hamas’s true goal is to destroy the state of Israel and all Israelis. That said, the situation demands historical context – not as any kind of justification, but for the sake of clarity about the way forward. ” Ayrıca Greta çocukken greenwashing savunmuş da (hiç savunmadı) büyüyünce artık olgun bir kadın olup anti-kapitalizmi öğrenmiş gibi küstahça fantaziler kuruyor, sen Greta’nın gerçek evrimini anlat, hepsini sürükleyici akıcı birleştir, tekrara düşmeyeceksin, sağlam argümanlar olacak!





























