🦋🤖 Robo-Spun by IBF 🦋🤖
🍂🏚️🪪 Haymatlos 🍂🏚️🪪
(öncesi: Türkiye’nin Yurtdışındaki İşçi Sınıfı: Almanya Örneği Üzerinden Bir İnceleme)
Özgürlük Dünyası, Mart 1993: “Türkiye sol hareketi üzerine bir tartışma: Mihri Belli, Aydın Çubukçu, İhsan Çaralan, Mustafa Yalçıner” (dibar.net)
Türkiye sosyalist hareketinin “milli burjuvazi” meselesi etrafında dönüp duran tartışmalarında, asıl kilit sorunun öteden beri gözden kaçtığı ortada: Solun geleneksel bölümleri, Türkiye’de neden “milli burjuvazi” gelişmediğine, bunun tarihsel, coğrafi ve kültürel nedenlerine, burjuva devrimindeki aksamalara, küçük burjuva radikalizmine yahut feodal kalıntıların sürekliliğine takılırken; işçi sınıfının gerçek dinamikleri ve bunun Türkiye kapitalizminin özgün gelişim çizgisiyle olan ilişkisi yeterince sorgulanmadı. Özellikle 1960’lardan itibaren Türk işçi sınıfının nicelik ve nitelik olarak ana gövdesinin yurtdışında, Almanya başta olmak üzere Batı Avrupa’da “deplasmanda” oluşması ve bunun tüm sınıf ilişkilerine yansıması neredeyse hiç masaya yatırılmadı.
1993’te Özgürlük Dünyası’nda Mihri Belli, Aydın Çubukçu, İhsan Çaralan ve Mustafa Yalçıner’in katıldığı uzun tartışma metni, bu geleneksel açmazların ve yeni arayışların tipik bir özeti. Ancak tartışmacıların her biri, “merkezde milli burjuvazi var mı, devrimci mi, gerici mi, ilerici mi, küçük burjuvaziyle ilişkisi ne, proletarya hangi yedekte” gibi klasik soruları kendi yerlerinden tartışırken, gerçek sınıf ilişkilerinin yeni mekânsal zeminini neredeyse hiç hesaba katmıyor. Burada, makalenin devamında, hem metinden yapılan özgül alıntılar hem de bu alıntılara toplu yanıtla, tartışmaya bugünden yepyeni ve daha geniş bir bakış getirmeye çalışacağım.
Aydın Çubukçu: Kemalizm, İttifaklar ve Proletaryanın Sürgünlüğü
Çubukçu, tartışmada şunu vurguluyor:
“TKP’nin Kemalizm’le olan ilişkisi, geçmiş solla hesaplaşmanın merkezi sorunu… Kemalizmi tarihsel ilerici bir güç olarak tanımlayan ve proletaryayı bu hareketin yedeğine çağıran siyaset, solun bugünkü açmazlarının da kaynağıdır.”
Çubukçu’nun bu eleştirisi haklı: Solun, Kemalizmi ‘daha az gerici’ veya ‘şartların ürünü’ sayıp, burjuva iktidarıyla ittifak stratejileri üretmesi, Türkiye’de proletaryanın bağımsız siyasal özneleşmesinin önündeki en temel engellerden biri olmuştur.
Ancak burada atlanan en önemli dinamik, işçi sınıfının coğrafi olarak Anadolu’dan göç edip Batı Avrupa’da kitlesel olarak yeniden oluşmasıdır. 1960’lardan itibaren, ülkenin ‘demokratik devrim’ öznesi olarak tahayyül edilen işçi sınıfı, ülke sınırları dışında ve bambaşka toplumsal-kültürel dinamikler içinde, örneğin Almanya’da Türk “Gastarbeiter” kimliğiyle şekillendi. Böylece, klasik “proletarya-milli burjuvazi ittifakı”nın yerini, aslında dışarıdan gelen döviz akışı ve diaspora işçisinin inşa ettiği yeni bir sınıfsal ve iktisadi zemin aldı. Kemalist devletle Anadolu işçisinin doğrudan bağı zaten zayıflamıştı; Batı Avrupa’daki yeni işçi kuşaklarının ise Kemalizm’le organik bir ilişkisi hiç olmadı. Dolayısıyla, Kemalizm ile sol arasındaki “ideolojik iç içelik”, işçi sınıfının Anadolu’daki eksilmesiyle ve diaspora işçisinin siyasal-iktisadi rolünün merkezileşmesiyle fiilen son bulmuştu.
Mihri Belli: Tek Parti, Toprak Reformu ve Dövize Bağlı Birikim
Belli, tartışmada şöyle diyor:
“Tek Parti dönemi, işçi ve köylü düşmanı bir burjuva diktatörlüğüdür… Ama aynı zamanda toprak reformunun ertelenmesi, Anadolu’da nüfus azlığı ve toprak bolluğundan kaynaklanıyordu.”
Bu yaklaşımda hem sert bir burjuva devlet eleştirisi hem de toprak reformunun ertelenmesini bir nevi ‘nesnel’ zemine bağlama eğilimi var. Oysa mesele yalnızca demografik koşullar değil, asıl olarak sermaye birikiminin dışa bağımlı yapısıdır: Türkiye’de, 1960 sonrası ciddi bir “işçi ihraç eden ülke” modeli oluştu ve bu model, hem içeride kapitalist sermaye birikimini hızlandırdı hem de dışarıda yeni bir proleter gövde yarattı. Toprak reformu baskısı, nüfustan çok, göçle boşalan köylerin ve dışardan gelen dövizin sermayeye dönüşümüyle ortadan kalktı. Anadolu’da ‘milli burjuvazi’ yaratma hayali, dış göçle birlikte, aslında “uluslararası döviz akışı ve ithalatçı-teşvikçi bir sermaye birikimi”ne teslim oldu. Bu koşullarda, devletin toplumsal zemini de, içerideki geleneksel eşraf-bürokrasi ittifakından çok, dışardan gelen dövizi yönetebilen yeni bir tekelci burjuvazinin ve bürokratik elitin eline geçti.
İhsan Çaralan: Mütegallibe ve Burjuva Sürekliliği Miti
Çaralan, tartışmada şöyle bir tespitte bulunuyor:
“Mütegallibe dediğimiz şeyde burjuva niteliği olmasaydı, sonraki ticari burjuva ondan doğamazdı… Türkiye’de kapitalist dönüşüm feodal artıklara rağmen sürdü.”
Bu geçişin bir dereceye kadar doğru olduğu ortada; fakat asıl gözden kaçan, bu “kapitalistleşmenin” en kritik momentinin Anadolu sınırlarının dışında gerçekleşmiş olmasıdır. 1961’den itibaren başlayan işçi göçüyle birlikte, Anadolu’daki toprak ağası veya tüccar, Almanya’ya gönderdiği yakınlarının havale ettiği dövizle “kooperatif patronu” ya da küçük sanayiciye dönüştü. Yani klasik feodal kalıntıdan doğan Anadolu burjuvazisinin ‘milli’liğini sağlamlaştıran, esasen Batı Avrupa’daki işçi sınıfının emeği ve döviz akışıydı. Böylece “milli burjuvazi”nin kendisi, diaspora proleterinin yarattığı artı-değerle palazlandı; sınıf matrisinin bugünkü şekli de, ulus-aşırı ekonomik ve politik bağlarla örülmüş oldu.
Mustafa Yalçıner: Küçük Burjuva Radikalizmi ve Proletaryanın Rolü
Yalçıner, “Kemalizm küçük burjuva, üstelik radikal bir hareket… bu yüzden TKP çizgisi ister istemez Kemal’le ittifakı meşrulaştırıyor” derken, proletaryayı kendi bağımsız devrimci gündeminden uzaklaştıran tüm ‘taktik ittifak’ların zararına dikkat çekiyor. Fakat Yalçıner’in vurgusu, tarihsel ve toplumsal koşulların yeterince göz önünde bulundurulmadığı bir noktada yoğunlaşıyor: 1920’lerde Anadolu’da sayısal ve örgütsel açıdan yeterli bir işçi tabanı yoktu; 1960’lardan sonra ise bu taban, Almanya’da ve Batı Avrupa’da çoktan oluşmuştu. Bugün “ittifak yapılmalı mı yapılmamalı mı” sorusu anlamını kaybetmiştir; asıl soru, diaspora merkezli bir işçi stratejisi kurulabilir mi sorusudur. Çünkü iktidar dinamiğine gerçekten girmek, işçi sınıfını yeniden coğrafi olarak Türkiye’ye dönük, politik olarak örgütlü bir özne haline getirmekle mümkündür.
Tarihsel Deneyimler: Proletaryanın Yedeklenmesi ve Susturulması
Tarihte, proletaryanın demokratik devrime yedeklenip ardından susturulmasının tipik örnekleri şunlardır:
– 1848 Alman devriminde kent işçileri, liberal burjuvazinin demokrasi mücadelesine omuz verdi; burjuvazi, Prusya ordusuyla anlaşınca işçi kulüpleri kanlı biçimde bastırıldı.
– 1911 Çin Xinhai devriminde demiryolu işçileri, ayaklanmanın asıl itici gücüydü; milliyetçi burjuvazi cumhuriyeti ilan ettiğinde sendikalar tasfiye edildi.
– 1952 Mısır’da fabrika işçileri ‘Hür Subaylar’ın askeri darbesini kitlesel destekle meşrulaştırdı, ancak Nasır yönetimi bağımsız sendikaları hızla kapattı.
Bütün bu örnekler, demokratik devrimin baş aktörü olarak proletaryanın yedeklenip, devrimin burjuva kanadının işine geldiği anda siyaset dışına atıldığını gösteriyor. Türkiye’de ise bu süreç, yurtdışında şekillenen işçi sınıfının, yalnızca oy deposu ve döviz kaynağı olarak görülmesinde ve sınıfsal taleplerinin iki ülke arasında dağılmasında vücut buluyor.
Bugünün Türkiye’sinde Diaspora Proletaryasının Stratejik Rolü
Türkiye’nin yurtdışında yaşayan 5 milyona yakın işçi ailesi, ülkeye her yıl milyarlarca dolar döviz transferi sağlıyor. Bu dövizler, Türkiye’nin inşaat, otomotiv, tüketim sektörlerinde ‘çarpan’ etkisi yaratarak, milli burjuvazi hayalini çoktan işlevsiz bırakıyor. Zira burjuvazi, artık ‘milli’ olmaktan çıkıp, küresel mali sermaye ve döviz ağlarıyla varlığını sürdürüyor. Solun önündeki asıl görev ise, bu uluslararası işçi birikimini politik olarak birleştirmek, diaspora proleterini doğrudan siyasal özne olarak Türkiye içi sınıf hareketine ve demokratik-sosyalist dönüşüme katmaktır. Aksi halde, her demokratik kırılmada proletarya yeniden yedek güç olmaktan, ardından susturulup siyaset dışına itilen bir rol oynamaktan kurtulamaz.
Sonuç: Eksik Milli Burjuvazi Tartışması Değil, Ulus-Aşırı Proletarya Gerçeği
1993 tartışmasındaki tüm farklı yaklaşımlara (Çubukçu’nun Kemalizm eleştirisi, Belli’nin Tek Parti dönemi çözümlemesi, Çaralan’ın tarihsel süreklilik vurgusu, Yalçıner’in radikal bağımsızlık vurgusu) ortak cevabım net: Bugünün asıl meselesi, Anadolu’da milli burjuvazi aramak veya eksikliğini dert etmek değil; Almanya bantlarında, Körfez şantiyelerinde, Hollanda depolarında birikmiş olan Türk ve Kürt işçi sınıfını, Türkiye’deki toplumsal mücadeleye ve demokratik-sosyalist devrime doğrudan özne olarak katabilmek sorunudur.
Sol, milli burjuvazinin yokluğuna ağıt yakmak yerine, “deplasmanda” oluşmuş, ulus-aşırı bağlarla güçlenmiş diaspora proleterinin enerjisini örgütleyecek bir siyaset üretmelidir. Çünkü sermaye birikim modeli değişmediği ve işgücü ihracı sürdüğü sürece, içerideki hiçbir “milli burjuvazi” arayışı veya “radikal Kemalist” çözüm, Türkiye’ye gerçek bir toplumsal dönüşümün yolunu açamaz. Devrimin kapısı, ancak işçi sınıfının coğrafi ve politik olarak birleşik eylemiyle açılacaktır. Bu birikmiş tarihsel dersin, Türkiye sosyalist hareketi için gecikmiş ama kaçınılmaz bir hesaplaşma olduğunu unutmamak gerekir.
İstem: [o3] ekteki 1993 dergi yazısında tartışan tarafları detaylıca oku ve bütün taraflara cevap veren yeni bir makale yaz! solcular nedense ülkemizde milli burjuvazinin noksanlığını dert edinmişler oysa ki asıl mesele türkiye proletaryasının büyük ölçüde gayrimilli “deplasmanda” şekillenmiş olmasıdır (aşağıdaki makaleden örtük ilhamla) her tartışmacıdan alıntılar yapacak ve hepsine tek seferde cevap vereceksin! daha sosyalist devrime gelmeden burjuva devrim için bile proletaryanın demokratik devrime yedeklenmesi ve ardından susturulması gereklidir, tarihte örnekler bunu gösterir! (tartışma metni, Türkiye’nin Yurtdışındaki İşçi Sınıfı: Almanya Örneği Üzerinden Bir İnceleme) / [4.1] uzun versiyon yaz






























Geri bildirim: Raumdeutung 🌀🎭💢 | 🦋🤖 YERSİZ ŞEYLER
Geri bildirim: Diasporada Doğan Proletarya ve Kırık Devrim Hayali: ‘Milli Demokratik Devrim’in Hayaleti ve Türkiye’nin Gerçek Sınıf Dinamiği | 🦋🤖 YERSİZ ŞEYLER
Geri bildirim: Haymatlos | 🦋🤖 YERSİZ ŞEYLER