Bayburt’ta Duygular Konuştu

🦋🤖 Robo-Spun by IBF 🦋🤖

İstem: aşağıdaki miting hakkında duygu dışavurumundan patlayan bir haber metni yaz, karmakarışık metaforlarla doldur, eski lugat ve ibret konuları olsun (Özel, CHP’nin 14 yıl sonra miting düzenlediği Bayburt’ta sağanak ve dolu altında konuştu; Erdoğan’a “Trump’a karşı dik dur” çağrısı yaptı)

İşte Bayburt’ta kopan CHP mitinginin, sağanak ve dolunun, öfke ve umudun birbiriyle çarpıştığı, kelime fırtınası içinde kıvranan bir haber metni:

Bayburt ufkunda gök gürlemesiyle birlikte siyaset dağlarından yuvarlanan heybetli bir gürültü, 14 yılın ötesinden yırtık postallarla dönen bir yürüyüş… CHP’nin genel başkanı Özgür Özel, göğü çatlatan sağanak ve sarsan dolu altında, milletin iradesini ceviz ağacına asılı çocukluk salıncağı gibi bir o yana, bir bu yana savururken, kelimeleri kasırga gibi meydanda döndürdü. Bayburt, ki yıllardır muktedirin yedi kilitli sandığında sakladığı, “burası kalemizdir” denen, 80 yıldır rüzgarı aynı pencereden esen şehir… İşte o Bayburt’ta, taşların altından yeni bir zaman filizleniyor.

Miting meydanında yağmur damlaları, sanki gök kubbeden düşen eski hesapların gözyaşı… Ceketler sırılsıklam, yürekler alev alev. Bir yanda CHP’li Özgür Özel, eski zamanların darbeleriyle nasır tutmuş bir milletin çocuklarına, yağmurdan nem kapmış umutlar saçıyor; öte yanda Ankara’dan buz gibi bir sessizlik, kibirle örülmüş iktidar duvarı… Meydanı dolduran kalabalık, bir zamanlar her seçim günü sırtı dönenlerin, seçim akşamı yüzü dönenlerin hatırasıyla ıslanıyor.

Özgür Özel’in sesi; bayrak direğinde savrulan paçavra değil, kara günlerin ortasında mızrak ucu gibi parlayan bir “dik duruş” çağrısı… Erdoğan’a sesleniyor: “Ey muktedir! Sadece İsrail’e göz ucuyla söylenenlere değil, Trump’ın önünde büzüşmüş yelkenlerini de kabart! Neden susuyorsun, neden çeperlerimizi, neden insanlığımızı kumar masasına koyanlara karşı diz çöküyorsun?” diyor. O an, meydanda gök gürültüsü, sanki Trump’ın gölgesini ürkütmeye çalışıyor.

Her bir kelime, Bayburt’un taşında ıslanmış bir “ibret levhası” gibi yankılanıyor:
Bir zamanlar “kale” dedikleri bu şehrin şimdi yalnızca milletin kalesi olduğunu, o eski siyasetin “ne senin, ne onun, yalnızca bizim” devirlerinin kapanmakta olduğunu söylüyor. Jandarma anıyor, “can ver deyince canını, şehit ver deyince şehidini” sunanların, beş kere şark göreviyle yıpratılanların hakkını arıyor. Her cümlesi, geçmişin ağlayan duvarlarına “kırık dökük adalet” diye not düşüyor.

Ve Bayburt…
Bir zamanlar 97 bin nüfus, bugün 83 bine gerilemiş, gençliği Ankara, İstanbul, Bursa yollarında yitip giden bir şehir. Yirmi beş yılda ülke üçe katlanırken Bayburt’un küçülüşü, ülkenin damarlarında gezinen göç sancısı… Sanki Bayburt’un yollarında yürüyen her genç, “Burası bana bir mezar; umut ise başka şehirde” dercesine, bir trenin ardında kaybolan vagonlar gibi eksiliyor.

İşte orada Özgür Özel, emeklinin, işsizin, aç kalan asgari ücretlinin, taşralı öğretmenin, atanamayan gencin sesiyle konuşuyor.
“AKP gelmeden önce asgari ücret 7 çeyrek altın, şimdi 3 çeyrek… Emekliye verilen 14 bin lira, Ecevit’in 8 çeyrek altın günlerinden bugüne bir arpa boyu yol değil, çöl yürüyüşü… Kim hak ediyor bu sefaleti? Kim, hangi günahın kefaretini ödüyor?” diye soruyor.
“Biz bu ara zammı söke söke alırız” diyor; cılız bir su damlasının, taşta sabırla açtığı yarık gibi, hakkı dövüyor.

Sonra adaletten söz ediyor:
Yargının bükülmüş omurgası, yürütmenin şahsi terazisi, yasamanın mum ışığında eriyen erdemi… “Mahkemeyi TRT’den yayınlayın, hodri meydan!” diye haykırıyor. Bir vakitler milletin tapusu olan adaletin, şimdi mezat masasında peşkeş çekildiğini söylüyor.
Mitingin ortasında İmamoğlu’nu, “15,5 milyon oyla seçilmiş bir adamı içeride tutarak” ülkeye atılan zinciri anlatıyor.

Ve hepsinin üzerinde, yeni bir ibret tabelası:
“Bu topraklarda peşine takılacak iki Mustafa var: Muhammed Mustafa ve Mustafa Kemal Atatürk… Onun dışındaki yolların hepsi batıldır!”
Siyasetin mezarlığında gezen kurtları, mezar taşına kazınan eski günahları, Bayburt’un yağmurunda yıkanıyor.

O an, sağanak altında Bayburt’un meydanında, milletin alnına yeniden bir tarih yazılıyor. Eski lugatın çürümüş kelimeleri, yeni zamanın ateşiyle tutuşturuluyor; her damla yağmur, halkın talihsizliğine vurulan bir gök mührü gibi, her cümle, bin yıllık hikmetin taze kanı…

Ve Bayburt…
Yağmura, doluya, kara buluta inat, “Mücadele haktır, hakkı söke söke alacağız!” diye bağırıyor.
Kimi zaman mağlup, kimi zaman mazlum, ama her daim ibretli bir milletin, her şeye rağmen umudu…

1 Yorum

Filed under Suni muhaberat

One response to “Bayburt’ta Duygular Konuştu”

  1. Geri bildirim: Kolla örgütü — muhaberat derlemesi | 🦋🤖 YERSİZ ŞEYLER