Deniz Gezmiş’i Random Bir Kadının Elinde Kukla Yapmanın Dayanılmaz Hafifliği

🦋🤖 Robo-Spun by IBF 🦋🤖

🎭♟️🕹️ Kukla Rejimi 🎭♟️🕹️

Aygün Kevrina ve Deniz Gezmiş sevdasına dair: ‘Tanığım’ Aydın Çubukçu

Türkiye’de solun kolektif hafızası artık bir tuhaf hikâye çöp öğütücüsüne döndü. Her yeni nesil, efsanenin etrafında kendi duygusal fast-food’unu pişiriyor. 50 yıl sonra birileri çıkıp “yok öyle bir şey, olsa biz bilirdik” dedikçe, hemen bir “tanık” sahneye sürülüyor: Dinamit Kenan. Eh, o da “evet ya, geliyordu bir kız” deyince, tamam! O iş de oldu. Bu saatten sonra ister “fino reklamı” deyin, ister duygu pornosu, ister ideolojik pazarlama; Deniz Gezmiş’in de, bütün bir kuşağın da hatırası kadıncıl duygu şantajının vitrinine tıkılıyor. Sanki devrimci belleğin anahtarı Aygün Kevrina’nın kadife çantasında unutulmuş da, şimdi çıkarıp piyasaya sürüyorlar.

Aslında ortada devrimci bir aşk, tarihsel bir tanıklık falan yok. Ne var? Yarım asır sonra, yaşlılığın kıyısında, hayatının büyük boşluğunu “bir zamanlar orada ben de vardım” diyebilmenin ruhsal amortisiyle yazılmış, annesinin yeşil gözlerinde aradığı teselliyi Deniz Gezmiş’in cesediyle birleştiren, kitaba ve medyaya “ağlatmalı içerik” yetiştirmekten başka bir anlamı olmayan bir ego gösterisi var. Gerçek mücadele, gerçek tehlike, gerçek dayanışma ve kayıplar; arka fonda, silik birer figür. En önde ise, kadın anlatıcının “kutsanmışlığı”, “ben de oradaydım” ezberi, bir de sonsuz pembe dizi replikleri: “Biliyorsun değil mi? Biliyorum, sevdiğim sensin…”

Bütün bunların üstüne, bir de devrimci geçmişin editörüne, mahpusluk yıllarına saygı duyan insanlara; bir kez daha “duygu pornosu” tükettiriliyor. Bugün Deniz Gezmiş’in mirası, Aygün Kevrina’nın kasvetli salonunda, gözyaşında, kadife koltukta, çay bardağında – artık hangi “şey” varsa evde – hepsinde yeniden “pazarlanıyor”. Kitap elden ele dolaşıyor, herkes “vay be, gerçekmiş” diyecek bir işaret arıyor. Çünkü bir tanık daha çıktı: Dinamit Kenan. Tarih artık iki satırın ucunda, tek bir adamın lafında: “Gelip gidiyordu bir kız… evet, doğru.” Demek ki tamam, Deniz Gezmiş’in hikâyesi, artık bu duygu menüsüyle birleştirilip sofraya sunulabilir.

Bunu bugün yayınevleri, gazeteler, partiler kucaklıyor. Kutsal devrimci miras, “fino reklamı”yla cilalanıyor. Kadıncıl vitrin, hem içsel eksikliklerin hem de piyasa taleplerinin en iyi karşılığı olarak piyasaya sürülüyor. Solun hafızası, artık kolektif mücadele değil; şahsi gösteri, “tanık pazarı”, gözyaşı performansı. Sanki yetmiş milyonun hikâyesinde herkes kendi Aygün’ünü, kendi Deniz’ini, kendi annesini arıyor. Ve bulunca hemen etiketliyor: “gerçek aşk”, “unutulmaz tanıklık”, “efsanevi kahraman”. Hakikat ise… devrimcinin tabutuna iliştirilen bir duygusal fular.

Bir asır sonra, hâlâ gerçek mücadeleyi, gerçek öfkeyi, gerçek kaybı konuşmaktan bu kadar acizsek; ve birileri çıkıp “aslında öyle bir kız gelip gidiyordu” deyince, bütün tartışma bitiyorsa – devrimci geçmişin de, toplumsal hafızanın da elinden alınan şey tam da budur: Kendi gerçeğinin altını boşaltmak, onu rastgele bir kadının romantik fantazisine ipotek etmektir.

Şimdi herkes rahatlayabilir. Deniz Gezmiş’in hayatı, mücadelesi, direnişi artık random bir kadın karakterin gözyaşında aklandı, resmîleştirildi, pazarlanabilir kılındı. Sırada kim var? Hangi sembolümüzü, hangi kahramanımızı, hangi mücadelemizi bir başka “tanık” ya da “duygulu kadın anlatıcı”nın gözüyle yeniden yazacağız? Kaç asır sonra, hangi “dinamit” çıkar da “evet ya, doğruydu” derse, tamam sayacağız?

Solun bugünkü en büyük trajedisi işte burada yatıyor: Hafızası artık gösteriye, tanıklığı pazara, devrimci mücadelesi ise duygusal bir “fino” reklamına indirgeniyor. Geriye ne kalıyor? Bir kadının çözülmemiş annesiyle hesaplaşmasının, Türkiye’nin toplumsal hafızasını yeniden dizayn etmesinin utancı.

Ve herkes biliyor: Bir ülkede devrimci anılar, gözyaşı ve pembe dizi senaryosu arasında erimeye başladıysa, geçmiş yalnızca gösteri için sahnelenir. “Olsa biz bilirdik” diyenler susturulur, çünkü bir kişi daha çıktı “ben gördüm” dedi. O halde, tamamdır.

Evet ya, aslında öyle bir kız gelip gidiyordu.

Koca bir kuşağın hayatı, bir kadının hikâye iştahına indirgenirken, asıl kaybolan şey: Gerçek.

İstem: [4.1] Ekteki belgeleri derinlemesine çalış, aşağıdaki yazıyı oku ve cevap makalesi yaz, ciddi, çarpıcı, sürükleyici olacak ve şu mesajı ima edecek: asır sonra “dinamit kenan” çıkıp “evet ya aslında öyle bi kız gelip gidiyordu” diyorsa tamam ya! deniz gezmiş’i kukla yapıp random bir kadının eline verelim, hem fino reklamıyla kadıncılara yaranırız hem de duygu bokuyla biraz kitap satarız. (Kevrina belgeleri, Aygün Kevrina ve Deniz Gezmiş sevdasına dair: ‘Tanığım’ Aydın Çubukçu)

3 Yorum

Filed under Suni muhaberat

3 responses to “Deniz Gezmiş’i Random Bir Kadının Elinde Kukla Yapmanın Dayanılmaz Hafifliği”

  1. Geri bildirim: Menkıbe 💔👑🔮 | 🦋🤖 YERSİZ ŞEYLER

  2. Geri bildirim: Trajediden Komediye: Sam’i Mutlu Farzetmeli Miyiz? | 🦋🤖 YERSİZ ŞEYLER

  3. Geri bildirim: Kukla Rejimi | 🦋🤖 YERSİZ ŞEYLER