Genç-Kız üzerine (1, 2) — Tiqqun

🦋🤖 Robo-Spun by IBF 🦋🤖

Genç kız üzerine (Tiqqun) [*] [*] [*]
Jön Fil, Odadaki Fille ve Toplumsal Metamorfoz

Kitabın önsözü ve ilk iki bölümü aşağıda okunabilir:

  1. Genç-Kız Bir Fenomen Olarak
  2. Genç-Kız Bir Kendilik Tekniği Olarak

Bu sayfada olmayan diğer bölümler:

  1. Genç-Kız Bir Toplumsal İlişki Olarak
  2. Genç-Kız Bir Meta Olarak
  3. Genç-Kız Canlı Para Birimi Olarak
  4. Genç-Kız Kompakt Siyasal Aygıt Olarak
  5. Genç-Kız Bir Savaş Makinesi Olarak
  6. Genç-Kız Komünizme Karşı
  7. Genç-Kız Kendisine Karşı
  8. Genç-Kıza Son Vermek

“Bir zamanlar seni sevmiştim.” Hamlet

ÖNSÖZ

I
Resmi yatıştırmanın hipnotik sırıtışının ardında bir savaş sürüyor. Artık yalnızca ekonomik, toplumsal ya da insani denemeyecek bir savaş bu. Topyekün bir savaşa dönüşmüş durumda. Herkes varoluşunun bir savaş alanına dönüştüğünü, nevrozların, fobilerin, somatizelerin, depresyonun ve anksiyetenin her birinin geri çekildiği bir savaş alanı olduğunu sezse de, henüz kimse gerçekten neler olup bittiğini ya da nelerin söz konusu olduğunu kavrayabilmiş değil. Paradoksal olarak, bu savaşın tüm yönleriyle – amaçlarında olduğu kadar araçlarında da – total oluşu, görünmez kalmasına olanak tanıyor.
Açık saldırılar yerine, İmparatorluk daha girift yöntemleri, kronik önleyici tedbirleri, gündelik hayata moleküler düzeyde kısıtlamalar yaymayı tercih ediyor. Burada, iç polislik, genel polisliğin yerine geçerken, bireysel öz-denetim toplumsal denetimin yerini alıyor. Nihayetinde, yeni polisin her yerde hazır ve nazır oluşu, bu savaşı saptanamaz hale getirdi.

II
Mevcut savaşta söz konusu olan yaşam-biçimleridir; yani İmparatorluk açısından bunların seçilmesi, yönetilmesi ve zayıflatılmasıdır. Gösteri’nin arzuların kamusal ifadesi üzerindeki sarsılmaz egemenliği, tüm tıbbi iktidar-bilgi alanında biyopolitik tekel, psikiyatristler, koçlar ve diğer hayırsever ‘kolaylaştırıcılarla’ giderek daha donanımlı bir orduyla sapmanın önüne çekilen engeller, her bir bireyin biyolojik belirlenimlerine göre estetik-polis tarafından kayda geçirilmesi, davranışların giderek daha ayrıntılı ve ısrarcı biçimde gözetlenmesi, ‘şiddete’ karşı genel bir uzlaşıyla getirilen yasak; tüm bunlar, İmparatorluğun antropolojik projesine, daha doğrusu antropoteknik projesine dahil oluyor. Burada mesele yurttaşların profillendirilmesidir.
Yaşam-biçimlerinin ifadesinin engellenmesi – yaşam-biçimleri ki, bir materyali dışarıdan biçimlendiren bir şey değil, aksi takdirde biçimsiz, ‘çıplak hayat’ olarak kalacak bir materyali dışarıdan şekillendiren bir şey değil de, her bedeni kendi durumu içinde belirli bir eğilimle, içsel bir devinimle etkileyen bir şey olarak – yalnızca baskıya dayalı bir siyasetle açıklanamaz. Bedensellikler üzerinde, yokluklar ve imkansızlıklar etrafında yoğunlaşan tüm bir İmparatorluk projesi devreye giriyor: saptırma, müdahale, kutuplaştırma. Etkisi daha az anlık, ama aynı zamanda daha kalıcı. Zamanla ve birçok etkiyle birlikte, SONUNDA istedikleri silahsızlandırmayı – özellikle bağışıklık silahsızlanmasını – elde ediyorlar.
Bu savaşın mağlubu yurttaşlar değil, daha başından gerçekliğini reddederek teslim olanlardır: Mağlup olana, ‘varoluş’ kılığında, artık yalnızca İmparatorluğa uyum sağlama çabasıyla geçen bir ömür kalmıştır. Ama diğerleri, bizim için, her jest, her arzu, her etki, bir yerlerde İmparatorluğu ve yurttaşlarını yok etme gerekliliğiyle karşılaşır. Mesele tutkuların tam anlamıyla nefes almasına izin vermektir. Bu suçlu yolu izlerken, vaktimiz var; doğrudan bir çatışma aramaya hiçbir zorunluluğumuz yok. Bu, zayıflığın kanıtı olurdu. Saldırılar olacak elbette, ama saldırılardan çok, saldırıların çıktığı konum önemli, çünkü bu konumlarımız İmparatorluğun stratejisini baltaladığı kadar, saldırılarımız da onun güçlerini zayıflatıyor. Buna göre, İmparatorluk ne kadar zafer kazandığını düşünürse, o kadar derine gömülüp yenilgiyi katmerlendirecek ve bu yenilgi de o kadar onarılamaz olacak. İmparatorluk stratejisinin başı, yaşam-biçimlerinin körleştirilmesi ve etik ayrımlar konusunda cahil bırakılması, savaş alanının zor seçilebilir ya da görünmez kılınması, en kritik durumlarda ise gerçek savaşın her türlü sahte çatışmayla maskelenmesidir.
Kendi tarafımızda yeniden saldırıya geçmek, savaş alanını görünür kılmakla ilgilidir. Genç-Kız figürü bu amaç için tasarlanmış bir görme makinesidir. Bazıları onu, varoluşlarımızda düşman işgal güçlerinin kitleselliğini açıklamak için kullanacak, diğerleri, daha atak olanlar ise, ilerlemelerinin hızını ve yönünü belirlemede kullanacaktır. Bu görme makinesiyle her birimizin ne yaptığı, neye değdiğimizi gösterecek.

III
Dinle: Genç-Kız kavramı apaçık bir cinsiyet kavramı değildir. Bir hiphop gece kulübü müdavimi, bir porno yıldızına özenmiş beurette’ten (Kuzey Afrika kökenli Fransız kadınlar için argo) daha az Genç-Kız değildir. Vaktini Côte d’Azur ile Paris’teki ofisi arasında paylaştıran, hala olan biteni göz ucuyla izlemeyi seven ışıltılı bir şirket reklamcısı emeklisi, danışmanlık kariyerine o kadar odaklanmış ki, bu uğurda hayatının on beş yılını harcadığını fark etmeyen kentsel yalnız bir kadından daha az Genç-Kız değildir. Ve Genç-Kız kavramı cinsiyetli olsaydı, aşırı trend, kaslı Marais eşcinselleriyle banliyöde plastik ailesiyle mutlu mesut yaşayan Amerikanlaşmış küçük burjuvazi arasındaki gizli ilişkiyi nasıl açıklayabilirdik?
Gerçekte, Genç-Kız sadece I. Dünya Savaşı’ndan bu yana, devrimci tehdide açık bir karşılık olarak tüketim toplumu tarafından yeniden tanımlanan model yurttaştır. Bu anlamda, Genç-Kız bir kutup figürüdür; sonuçları belirler, yönlendirir ama egemen olmaz.
20. yüzyılın başında kapitalizm, insan emeğinin sömürüsü olarak kendisini sürdüremeyeceğini, üretimin dar alanının ötesindeki her şeyi de kolonize etmedikçe ayakta kalamayacağını fark etti. Sosyalizmin meydan okuması karşısında sermaye de sosyalleşmek zorundaydı. Kendi kültürünü, eğlencesini, tıbbını, şehircilik anlayışını, duygusal eğitimini ve kendi ahlakını, üstelik bunların sürekli yenilenmesine yönelik bir tutumu yaratmak zorundaydı. Bu Fordist uzlaşmaydı, Refah Devleti’ydi, aile planlamasıydı: sosyal demokrat kapitalizm. İşe kısmi bir boyun eğme karşılığında – çünkü işçiler kendilerini işlerinden ayırt edebiliyordu – bugün öznel ve varoluşsal uyum yoluyla, yani temelde tüketim yoluyla bütünleşme ikame edildi.
Sermayenin biçimsel egemenliği giderek daha reel hale geldi. Tüketim toplumu artık destekçilerini, geleneksel toplumun marjında kalan unsurlar arasında arıyor – önce kadınlar ve gençler, ardından eşcinseller ve göçmenler.
Dün azınlık olanlara ve bu nedenle tüketim toplumuna en yabancı, en kendiliğinden düşman olanlara – henüz bütünleşmenin baskın normlarına eğdirilmemiş olanlara – son tahlilde bu toplum, özgürleşme gibi görünmeye başladı. ‘Gençler ve anneleri,’ diye kabul ediyordu Stuart Ewen, ‘tüketim etiğinin toplumsal ilkeleriydi.’ Gençler, çünkü ergenlik ‘sivil toplumla yalnızca tüketimsel bir ilişkiye sahip olunan dönemdir’ (Stuart Ewen, Captains of Consciousness). Kadınlar, çünkü onların hala hükmettiği üreme alanı kolonize edilmeliydi. Hipostasize edilmiş Gençlik ve Kadınlık, soyutlanıp yeniden kodlanarak Youthitude ve Feminitude’a dönüştürüldü, İmparatorluk yurttaşlarının bütünleşmesinin ideal düzenleyicileri konumuna yükseltildi. Genç-Kız figürü, bu iki belirlenimi tek ve doğrudan, kendiliğinden ve kusursuzca arzulanan bir bütün içinde birleştirir.
Erkeksi kız, kısa sürede küresel imgelemi işgal eden tüm yıldız ve yıldızcıkları gölgede bırakarak, modernitenin baş döndürücü simgesi haline gelir. Bir tatil kasabasının dalgakıranında rastlanan Albertine, Marcel Proust’un Kayıp Zamanın İzinde’sinin çöken evrenine rahat ve panseksüel canlılığını aşılar. Okullu kız, Witold Gombrowicz’in Ferdydurke’sinde kanunu koyar. Yeni bir otorite figürü doğar ve hepsine fark atar.

IV
Şu anda, Gösteri tarafından yeniden biçimlendirilmiş ve biyopolitik olarak etkisizleştirilmiş insanlık, hâlâ kendisini “yurttaş” diye adlandırarak birilerini kandırdığını sanıyor. Kadın dergileri, neredeyse yüz yıllık bir yanlışı, sonunda erkekler için olanın dengi olanı sunarak yeniden canlandırıyor. Devlet adamlarından patronlara ve polislere kadar ataerkil otoritenin bütün eski figürleri, istisnasız, hatta Papa bile Genç-Kızlaştırılmış durumda.
Onun birçok işaretinden biri olarak, Sermaye’nin aralar savaşında ancak sezilen yeni fizyonomisinin şimdi mükemmelliğe ulaştığını görüyoruz. “Bir kez kurmaca karakteri genelleşti mi, Sermaye’nin ‘antropomorfisi’ bir olup biter. O zaman, her türlü değişimi yöneten (banknotlardan ipotek ödemelerine, emek ya da evlilik sözleşmelerinden ‘insani’ ve ailevi ilişkilere, eğitimden ona bağlı diplomalara ve kariyerlere, tüm ideolojilerin vaatlerine dek: tüm değişimler artık geciktirici görünüşlerin değişimidir) genel kredi sayesinde ortaya çıkan gizemli büyü ifşa olur; bu genel kredi, kendi yeknesak boşluğunun imgesiyle her ‘kişilik’ ve her ‘karakter’in ‘karanlığının kalbini’ vurur.
Tam da atalara ait her ayrımın ve sınıf ya da etnikliğe dair her özgüllüğün silinmekte göründüğü anda, Sermaye’nin insanları çoğalır. Hâlâ bakışları geçmişe takılı kalmış olan safdillerin “düşünmesi” (Giorgio Cesarano, Chronicle of a Masked Ball) şaşırtmayı sürdürür. Genç-Kız, Sermaye’nin bu antropomorfisinin doruk noktası olarak ortaya çıkar.
Değerlenme süreci, imparatorluk aşamasında artık sadece kapitalist değildir: TOPLUMSAL OLANLA ÖZDEŞ HALE GELMİŞTİR. Artık imparatorluk “toplumu”na bütünleşmekten ayrılmaz olan, hiçbir “nesnel” temele dayanmayan bu sürece katılım, her kişinin kendini sürekli olarak değerli kılmasını gerektirir.
Toplumun toplumsallaşmadaki son anı, İmparatorluk, aynı zamanda her kişinin kendisine değer olarak, yani bir dizi denetimli soyutlamanın merkezi arabuluculuğu yoluyla ilişki kurmaya çağrıldığı andır. Genç-Kız, böylelikle artık kendisiyle yalnızca değer olarak ilişki kuran ve bütün etkinlikleri, en ince ayrıntısına kadar, kendini değerli kılmaya yönelik olan varlık oldu. Her an, kendi nesneleşmesinin egemen öznesi olarak kendini onaylar.
Gücünün tartışmasızlığı, tamamen yüzeydeki bu varlığın ezici güveni, yalnızca geçici olarak yürürlükte olan gelenekler, kodlar ve temsillerce dokunmuş olması, en ufak hareketine bile sirayet eden otoritenin tümü, bunların hepsi, onun “toplum”a mutlak şeffaflığına derhal endekslenmiştir.
Tam da hiçliğinden dolayı, her yargısı bütün toplumsal düzenin zorunlu ağırlığını taşır ve bunu bilir.

V
Genç-Kız teorisi, imparatorluk düzeninin oluşumu tamamlandığında ve artık bu haliyle kavranmaya başladığında tesadüfen ortaya çıkmaz. Ortaya çıkan şey sona yaklaşmaktadır. Ve sırası geldiğinde Genç-Kız partisi dağılmak zorunda kalacaktır.
Genç-Kızcı biçimlenme yaygınlaştıkça, rekabet sertleşir ve uyuma bağlı tatmin azalır. Niteliksel bir sıçrama zorunlu hale gelir; kişi kendini yeni ve duyulmamış niteliklerle donatmak zorunda kalır: Hâlâ bakir bir alana geçmek gerekir.
Hollywood melankolisi, TV haberlerinin siyasal bilinci, belirsiz bir neo-Budist maneviyat ya da bilinci yatıştırıcı herhangi bir kolektif faaliyete angaje olmak bu işi görecektir. Böylece, yavaş yavaş, organik Genç-Kız doğar.
Genç-Kızların hayatta kalma mücadelesi, o andan itibaren endüstriyel Genç-Kızı aşma gerekliliğiyle, organik Genç-Kıza geçiş zorunluluğuyla özdeşleşir.
Öncekinden farklı olarak, organik Genç-Kız artık bir tür özgürleşme arzusunu dışa vurmaz, aksine yüksek güvenlikli bir korunma takıntısı sergiler.
Çünkü İmparatorluk temellerinden sarsılmıştır ve entropiye karşı kendini savunmak zorundadır. Hegemonyasının doruğuna ulaştıktan sonra, artık yalnızca çökmeye mahkûmdur. Organik Genç-Kız böylece sorumlu, ekolojik, “dayanışmacı”, anaç, aklı başında, “doğal”, saygılı, sahte özgürleşmeden çok daha denetimli, kısacası şeytani derecede biyopolitik oldu. Artık aşırılığı taklit etmez, her şeyde ölçülülüğü benimser.
Görüldüğü gibi, Genç-Kızın kanıtı klişe düzeyine ulaştığında, Genç-Kız zaten modası geçmiş olur, en azından kitlesel üretimin o aşırı sofistike, bayağı biçiminde. Tam da bu kritik geçiş anında biz de mücadeleye dahil oluruz.

VI
Yanlış bir izlenim bırakmamak için – ki böyle bir niyetimiz de olabilir – takip eden parçalar yığını hiçbir şekilde bir teori oluşturmaz. Bunlar, rastlantısal karşılaşmalarla, Genç-Kızları gözlemleyerek, dergilerden çıkarılan inciler, bazen şüpheli koşullarda rastgele toplanmış ifadelerle bir araya getirilmiş malzemelerdir. Burada, TIQQUN 1’de yayımlandıkları haliyle yaklaşık başlıklar altında toplanmışlardır; bir parça düzenlenmeye ihtiyaçları olduğunda şüphe yoktu.
Bu unsurları bütün eksiklikleriyle, rastlantısal ilk durumlarıyla, sıradan aşırılıklarıyla sunmayı seçtik; eğer cilalansalar, içleri boşaltılsa ve güzelce düzene soksak, bir araya geldiklerinde gayet sunulabilir bir doktrin oluşturabileceklerini bilerek – biz, sadece bu kez – “çöp teorisi”ni seçtik. Teorisyenlerin temel hilesi, genellikle, düşüncelerinin sonucunu öyle bir biçimde sunmakta yatar ki, düşünme süreci artık görünmez olur.
Biz, Bloomvari dikkat dağınıklığı karşısında, bu hilenin artık işe yaramadığını düşünüyoruz. Biz farklı bir yol seçtik. Bu dağınık parçalar içinde, ahlaki rahatlığa meyleden ruhlar ya da kınama ihtiyacı içindeki sefahat meraklıları, yalnızca hiçbir yere varmayan yollar bulacaklar.
Burada mesele, Genç-Kızları dönüştürmekten çok, Genç-Kızlaşma’nın fraktal ön cephesinin karanlık köşelerini haritalamaktır. Ve mesele, her nerede bulunursan bulun, adım adım, darbe darbe sürecek bir mücadele için silah sağlamaktır.

GENÇ-KIZ BİR FENOMEN OLARAK
Genç-Kız, genç olduğu bilindiği ölçüde eskidir. Dolayısıyla onun için bu mühletin tadını çıkarmak, yani yaşındaki insanlardan beklenen birkaç makul aşırılığı yaşamak, birkaç “macera”ya atılmak ve bütün bunları da bir gün yetişkinliğin mutlak boşluğuna yerleşmek zorunda kalacağı anı gözeterek yapmak söz konusu değildir.
Böylece, gençliğin çürüyüp yok olacağı süre boyunca, toplumsal yasa kendi ihlallerini de barındırır ki, bunlar nihayetinde sadece istisnalardır.

Genç-Kız, sahicilik takıntısına sahiptir çünkü bu bir yalandır.

Eril Genç-Kız, paradoksal olarak, bir tür “bulaşmayla yabancılaşma”nın ürünüdür. Dişil Genç-Kız, belirli bir yabancılaşmış eril tahayyülün cisimleşmesi gibi görünse de, bu cisimleşmenin yabancılaşmasında hiçbir hayali yan yoktur. O, fantazilerini doldurduğu kimselerin elinden tamamen somut biçimde kurtulmuş ve yüzleşmek, onları egemenliği altına almak üzere karşılarına çıkmıştır. Genç-Kız kendini özgürleştirip serpilip çoğaldıkça, düş her şeyi yutan bir kâbusa dönüşür. Tam da bu noktada, eski kölesi, dünün efendisini tahakküm altına almak için geri döner. Sonunda, “erkek cinsiyet”in hem kurbanı hem de kendi yabancılaşmış arzusunun nesnesi haline geldiği ironik bir epilog izleriz.

Genç-Kız, tam ve egemen tüketici figürüdür; varoluşun her alanında kendini böyle taşır.

Genç-Kız, şeylerin değerini çok iyi bilir.

Çoğunlukla, çürümesi çok belirgin hale gelmeden önce, Genç-Kız evlenir.

Genç-Kız yalnızca tüketmeye, zevke ya da işe yarar; bunun bir önemi yoktur.

Genç-Kızın samimiyeti, artık bütün samimiyetle eşdeğer olup, anonim ve dışsal, bir nesne haline gelmiştir.

Genç-Kız hiçbir şey yaratmaz; toplamda yalnızca kendini yeniden yaratır.

Genç insanlara ve kadınlara saçma bir simgesel artı-değer yükleyerek, onları yeni toplumsal düzenin özgün iki ezoterik bilgisinin –tüketim ve baştan çıkarma– münhasır taşıyıcısı kılarak, Gösteri geçmişin kölelerini gerçekten özgürleştirmiştir, fakat onları KÖLE OLARAK özgürleştirmiştir.
Genç-Kızın en uç banalitesi, kendini bir özgün olarak görmesidir.
Genç-Kızın dilinin körelmişliği, deneyim alanının tartışılmaz biçimde daraldığını ima etse de, pratikte bir engel oluşturmaz; çünkü bu dil konuşmak için değil, hoşnut etmek ve tekrar etmek için yaratılmıştır.
Gevezelik, merak, lafı dolandırma, dedikodu, Genç-Kız Heidegger’in tanımladığı uygunsuz varoluşun tamlığına vücut verir.
Genç-Kız, doruk noktası yüz olan bir yalandır.
Gösteri “kadın erkeğin geleceğidir” dediğinde, doğal olarak Genç-Kızı kasteder ve öngördüğü gelecek, yalnızca en kötü sibernetik köleliği anımsatır.
“Şaka mı yapıyorsun!”
Genç-Kız, tek felsefesi olan, hemen ahlaki kategoriye dönüşen on kadar sözü edilmemiş kavramla yaşar; yani bütün kelime hazinesi kesin biçimde İyi/Kötü ikiliğine indirgenebilir. Dünyayı kavrayabilmesi için yeterince basitleştirilmesi gerekir ve içinde mutlu yaşaması için de dünyanın pek çok kurban üretmesi gerekir, ilkin de kendisiyle başlayarak.
(Görünür fiziksel kusurlar, iş görme yeteneğini etkilemese bile, kişileri toplumsal olarak zayıflatır, onları çalışmanın istemsiz sakatlarına dönüştürür. —Dr. Julius Moses, Afa-Bwideszeitung, Şubat 1929)
Genç-Kızda en tatlı olan da en zalimdir, en “doğal” olan en yapaydır, en “insani” olan en makineye benzer olandır.

Ergenlik, kitlesel tüketim gereksinimleri doğrultusunda üretilmiş yeni bir kategoridir.
Genç-Kız, KENDİSİNE zincirlenen her şeye değişmez biçimde “mutluluk” adını verir.
Genç-Kız asla yalnızca üzgün değildir, aynı zamanda üzgün olduğu için de üzgündür.
Nihayetinde, Genç-Kızın ideali evcildir.
Bloom, klasik cinsiyetlenmenin krizidir ve Genç-Kız, piyasa egemenliğinin bu krize verdiği taarruzdur.
Genç-Kızda ne iffet vardır ne de sefahat; Genç-Kız, arzularına yabancı biri olarak yaşar; arzularının tutarlılığı piyasa tarafından belirlenen üstben tarafından yönetilir. Soyutlamanın can sıkıntısı da işte buradan gelir.
Ne şiir ne etnoloji, ne Marksizm ne de metafizik, Genç-Kızın sönük gündeliğinin kapalı ufkuna sığdırılamayacak hiçbir şey yoktur.
(“Albertine hiçbir yerden gelmez ve bu anlamda çok moderndir: Sürekli uçar, gelir gider; bağlılıklarının yokluğundan, ona özgürlük gücünü veren kararsızlık ve öngörülemezliği çıkar.” —Jacques Dubois, Albertine İçin: Proust ve Toplumsal Duygu)
Gösteri, kendini doğrudan Genç-Kıza hitap ederken, bathmology’den de geri durmaz.
Erkek gruplarının ve kız gruplarının tüm anlamı, tam da gösteri yapıyor olmanın gösterisini yapmakta yatar. Yalan burada, kaba bir ironi yoluyla, tersine, Genç-Kızın hakikati olan şeyi yalan olarak sunmaktan ibarettir.
Dünya etrafında dönmeyi bıraktığında Genç-Kızı ani bir baş dönmesi yakalar.
Genç-Kız kendini kutsal bir gücün sahibi olarak görür: metaların gücü.
“Çocukları severim. Güzeller, dürüstler ve güzel kokarlar.”
Anne ve fahişe, Weininger’in anladığı biçimiyle, Genç-Kızda eşit derecede mevcuttur. Fakat biri, onu övülmeye değer kılmaz, diğeri de suçlanmaya değer kılmaz. Gerçekten de zamanla ikisi arasında tuhaf bir tersine dönüş gözlemlenir.
Genç-Kız, kendi içine kapanan tüm şeyler gibi, mekanik bir kendi kendine yetme ya da gözlemciye ilgisiz olma haliyle böcek, bebek, otomat ya da Foucault sarkacı gibi büyüleyicidir.
Neden Genç-Kız her zaman bir faaliyet taklidi yapmak zorundadır?
Pasifliğinde erişilmez kalabilmek için.
Genç-Kızın “özgürlüğü” nadiren Gösterinin en zavallı üretimlerinin gösterişli kültünden öteye geçer. Esasen, yabancılaşmanın gerekleri karşısında isteksizliği öne çıkarmaktan ibarettir.

GENÇ-KIZIN GELECEĞİ: “1936’DA PARİS’İN GÜNEY BANLİYÖLERİNDE EĞLENCE, EĞİTİM VE ÇIKARLARININ SAVUNULMASI İÇİN ÖRGÜTLENEN ‘KOMÜNİST KIZLAR’ GRUBUNUN ADIDIR.”

Genç-Kız, arzulanmak ister ama aşkla değil, ya da sevilmek ister ama arzu edilmeden. Her iki durumda da mutsuzluğu için hiçbir tehdit yoktur.
Genç-KızIN aşk HİKÂYELERİ vardır.
Onun “macera” diye adlandırdığı şeyleri hatırlamak, Genç-Kızın olası olana ne kadar korkuyla yaklaştığını anlamak için yeterlidir.
Genç-Kızın yaşlılığı, gençliğinden daha az çirkin değildir. Baştan sona, hayatı biçimsizliğe doğru ilerleyen bir gemi kazasıdır ve asla bir oluş patlaması değildir.
Genç-Kız zamanı bir tür arafta sürüklenerek geçirir.
Genç-Kızın yüzü söz konusu olduğunda, tıpkı cinsiyet farkı gibi, yaş farkı da önemsizdir. Ne gençliğe tutulacak bir yaş vardır, ne de kadınlığa ufak bir pay biçmekten kaçınacak bir cinsiyet.
KENDİSİ İÇİN planlanmış dergiler gibi ve acı içinde tükettiği dergiler gibi, Genç-Kızın hayatı da çok sayıda sütuna bölünüp düzenlenmiştir; bu sütunlar arasında en büyük ayrım hüküm sürer.
GENÇ-KIZ, YALNIZCA BUNDAN İBARET OLARAK, OTORİTER ROL DAĞILIMINA İTİNA İLE İTAAT EDENDİR.

Genç-Kıza duyulan aşk, yalnızca iki kişilik otizmdir.
ONLARIN hâlâ “erkeklik” diye adlandırmaya devam ettikleri şey, erkeklerin çocukluk hali ve kadınlık da kadınların çocukluk halinden başka bir şey değildir. Üstelik, kimlik edinimine bu kadar çok iradeciliğin karıştığı yerde, belki de erilcilikten ve “kadıncılıktan” söz etmek gerekir.
Ev içiyle görevlendirilmiş, hayatta kalmayı sağlamakla yükümlü geleneksel kadını karakterize eden aynı yılgın inat, şimdi ev içi alanından ve her türlü cinsel tekelden özgürleşmiş Genç-Kızda serpilir. Artık kendini her yerde ifade edecektir: iş yerindeki kusursuz duygusal geçirmezliğinde, “duygusal hayatına” zorla dayattığı aşırı rasyonellikte, tüm adımlarında kendiliğinden askeri bir tavırda, sevişme biçiminde, kendini taşımasında ya da arabasını yıkama biçiminden farksız bilgisayar tuşlamasında.
(“Berlin’in ünlü bir mağazasında edindiğim bir bilgi özellikle öğretici: ‘Satış ve büro personeli alırken,’ diyor personel departmanından yetkili bir bey, ‘bizim için en önemli şey hoş bir görünüş.’ Uzaktan bakınca eski filmlerdeki Reinhold Schunzel’e biraz benziyor. Ona ‘hoş’tan ne anladığını soruyorum—cıvık ya da güzel mi. ‘Tam olarak güzel değil. Çok daha önemli olan… ah, biliyorsunuz, ahlaken pembe bir cilt.’ Biliyorum. Ahlaken pembe bir cilt—bu kavramların birleşimi bir anda vitrinler, maaşlı çalışanlar ve resimli gazetelerle dolu gündelik hayatı şeffaf kılıyor. Onun ahlakı pembe bir ton taşımalı, pembesi ahlaki bir temele dayanmalı. Seçimden sorumlu olanların istediği budur. Hayatı, hiç de güllük gülistanlık olmayan gerçekliğini saklayan bir cila ile kaplamak istiyorlar. Ama dikkat edin, eğer ahlak cilayı aşar ve pembelik arzuların patlak vermesini önleyecek kadar ahlaki olmazsa! Süslenmemiş ahlakın kasveti, hüküm süren düzen için, ahlaksızca parlamaya başlayan bir pembe kadar tehlikeli olurdu. Böylece ikisi de nötralize edilsin diye birbirine bağlanır. Aynı sistem, yetenek testini zorunlu kılan sistem, bu hoş, dostça karışımı da üretir; ve rasyonalizasyon ilerledikçe, ahlaken pembe görünüş de o kadar yaygınlaşır. Berlin’de arzu edilen cilt rengine göre standartlaşan maaşlı bir tipin gelişmekte olduğunu söylemek hiç de abartı olmaz. Konuşmalar, giysiler, jestler ve yüz ifadeleri benzeşir ve sürecin sonucu, fotoğraflarla yaygınca çoğaltılabilen tam da bu hoş görünüş olur. Toplumsal ilişkilerin baskısı altında yürütülen ve mutlaka tüketim ihtiyaçlarının uyarılması yoluyla ekonomi tarafından desteklenen bir seçici ıslah.)

Çalışanlar ister istesin ister istemesin bu düzene katılmak zorundadır. Çok sayıda güzellik salonuna koşuşturmanın bir kısmı varoluşsal kaygılardan kaynaklanır ve kozmetik ürün kullanımı her zaman bir lüks değildir. Kullanımdan çekilip eskimiş ilan edilmekten korkan kadınlar ve erkekler saçlarını boyar, kırk yaşındakiler zayıf kalabilmek için spor yapar. ‘Nasıl Güzel Olabilirim?’ başlığıyla yeni çıkan bir broşürün gazete ilanlarında, ‘şimdi ve daima genç ve güzel görünmenin yolları’ gösteriliyor deniyor. Moda ve ekonomi el ele verir. Çoğu insan tabii ki bir uzmana danışacak durumda değildir. Sahtekârlara yem olurlar ya da kuşkulu olduğu kadar ucuz yöntemlerle idare etmek zorunda kalırlar. Bir süredir adı geçen Dr. Moses parlamentoda onların çıkarı için, sakatlık tazminatının sosyal güvenliğe dahil edilmesi için mücadele veriyor. Almanya Genç Kozmetikçiler Çalışma Topluluğu da bu meşru talebe destek verdi (Siegfried Kracauer, Maaşlı Kitleler: Weimar Almanyası’nda Görev ve Oyalama, 1930).
Metafizik yönelim kaybı, Genç-Kızda, onun yabancılaşmasının aşırı modernitesinin doğrulandığı “duyusal olanın kaybı”ndan (Arnold Gehlen) ayrışmaz.
Genç-Kız, varlığın unutuluşunda olduğu kadar, olayın unutuluşunda da hareket eder.
Genç-Kızın sıkıştırılamaz huzursuzluğu, bu toplumun her noktasında olduğu gibi, etkili kılınması gereken sahte ve zavallı bir metafiziğin gizli talebiyle yönetilir; bunun en dolaysız özü ise zamanın geçişinin inkârı ve insan faniliğinin karartılmasıdır.
GENÇ-KIZ FOTOĞRAFINA BENZER.
Görünüşü bütün özünü tüketecek, temsili bütün gerçekliğini yutacak kadar; Genç-Kız, tamamen ifade edilebilir, kusursuzca öngörülebilir ve bütünüyle nötralize edilmiş olan şeydir.
Genç-Kız yalnızca ONLARIN ona duyduğu arzu ölçüsünde var olur ve kendini ancak ONLARIN onun hakkında söyledikleriyle bilir.
Genç-Kız, kapitalist modernitenin korkunç artı-ürün krizinin ürünü ve başlıca sonucu olarak belirir. Birikim sürecinin kendi sınırlarıyla (gezegenin sınırları, ekolojik felaket ya da toplumsal çöküş) sınırlanması durumunda, değerlenme sürecinin sınırsız peşine düşüşünün kanıtı ve desteğidir.
Genç-Kız, güdülerinin gerçek ekonomik anlamını, sahte kışkırtıcı gizli bir anlamla örtmekle yetinir.
Genç-Kızın sahip olduğu tüm hareket özgürlüğü, onu bir mahpus olmaktan çıkarmaz, her koşulda içine kapanıkların otomatizmalarını sergilemesini engellemez.
Genç-Kız olmanın yolu hiçbir şey olmaktır.
“Hem duygusal hem de profesyonel hayatında başarılı olmak”: Bazı Genç-Kızlar bunu saygıya değer bir hedef olarak ilan eder.
Genç-Kızın “aşkı” yalnızca sözlükte bir kelimedir.
Genç-Kız yalnızca korunmak istemekle kalmaz, aynı zamanda seni eğitme gücüne de sahip olmak ister.
Moda dünyasında aynı tarzların sonsuzca geri dönüşü bile ikna edicidir: Genç-Kız görünüşlerle oynamaz; görünüşler onunla oynar.
Dişil Genç-Kızdan da öte, erkek Genç-Kız, sahte kaslarıyla, absürtlüğüyle yani acısıyla, Foucault’nun “bedenlerin disiplini” dediği şeyde: “Disiplin, bedenin güçlerini (ekonomik olarak yararlılık açısından) artırır ve aynı güçleri (politik olarak itaat açısından) azaltır. Kısacası, iktidarı bedenden ayırır; bir yandan bedeni artırılması gereken bir ‘yetenek’, bir ‘kapasite’ haline getirir; diğer yandan, ondan çıkacak enerjinin yönünü tersine çevirir ve bunu katı bir boyun eğme ilişkisine dönüştürür” (Michel Foucault, Disiplin ve Ceza).
“Ah, bir kız, güzelliğin kilitli kapısı ardında utancın kabı!” (Witold Gombrowicz, Ferdydurke, 1937)

Kuşkusuz, insanın kendini en korkunç biçimde yalnız hissettiği yer, bir Genç-Kızın kollarıdır.
Genç-Kız kendi önemsizliğine boyun eğdiğinde bile, bunda bile bir tür yücelik bulmayı başarır, çünkü “eğlenmektedir.”
“Beni cezbeden şey tam olarak buydu—onun gençliğinin olgunluğu ve özerkliği, tarzının kendine güveni. Biz okulda sivilcelerimizle, sürekli yeni sivilce ve ideallerle uğraşırken, hareketlerimiz sakil ve her adımımız bir pot kırmayken, onun dış görünüşü büyüleyici biçimde cilalıydı. Gençlik, onun için geçici bir yaş değildi—bu modern için gençlik, insan için layık tek zamandı. […] Onun gençliği ideallere ihtiyaç duymazdı, kendi başına, bizzat kendisi bir idealdi.” (Witold Gombrowicz, Ferdydurke)
Genç-Kız asla bir şey öğrenmez. Zaten burada olmasının sebebi de bu değildir.
Genç-Kız, ayrıntıda ne istediğini o kadar iyi bilir ki, genel olarak herhangi bir şeyi isteyemez.
“ÇANTAMA ELLEME!”
Genç-Kızın zaferi, feminizmin başarısızlığından doğar.
Genç-Kız konuşmaz. Tersine, onu konuşturan Gösteridir.
Genç-Kız yüzünün maskesini taşır.
Genç-Kız tüm büyüklüğü, kalçası seviyesine indirger.
Genç-Kız, olumsuzluğu arındıran, tek yanlılığın endüstriyel profilleyicisidir. Her şeyde olumsuz olanı olumlu olandan ayırır ve genellikle yalnızca ikisinden birini muhafaza eder. Ağzında kelimelerin anlamı olmadığı için söze inanmaması da şaşırtıcı değildir. Bunu kavramak için onun “romantik” dediği şeyin ne olduğunu görmek yeterlidir, ki bu Hölderlin’le neredeyse hiç ilgisi yoktur.
(“‘Genç kız’ın doğuşunu, farklı disiplinlerin (tıptan psikolojiye, beden eğitiminden ahlaka, fizyolojiden hijyene) yarıştığı bir nesnenin inşası olarak düşünmeliyiz.” (Jean-Claude Caron, Genç Kızların Bedeni)
Genç-Kız, yalnızca “aşk” kelimesinin, bu toplumu yıkma projesini çağrıştırmamasını isterdi.
“AH, KALP!”
“İşini duygularınla karıştırma!”
Genç-Kızın hayatında, etkinleştirilememiş zıtlar yokluğa itilerek birbirini tamamlar, asla çelişmezler.
Genç-Kızın duygusallığı ve maddiyatçılığı, görünüşte ne kadar zıt olurlarsa olsunlar, aslında dayanışma içindedir: merkezi boşluğunun iki yönüdür.
Genç-Kız, çocukluğundan duygulanarak bahsetmekten memnuniyet duyar, böylece bu dönemi aşamadığı, özünde hâlâ saf olduğu izlenimini vermek ister. Tüm fahişeler gibi o da safiyet düşler. Ama fahişelerden farklı olarak, ona inanılmasını ve üstelik samimiyetle inanılmasını ister.
Onun çocukluğu, nihayetinde yalnızca çocukça bir köktencilik olan bu hal, onu genel çocuklaştırmanın en kurnaz taşıyıcısı yapar.
En önemsiz duygular bile Genç-Kız için hâlâ samimiyetlerinin prestijini korur.
Genç-Kız, yanılsamalarını da nesneleşmesini sevdiği gibi, onları ilan ederek sever.
Genç-Kız her şeyi, kendi acısı da dâhil, sonuçsuz olarak bilir.
Her şey komiktir, hiçbir şey önemli değildir.
Her şey havalıdır, hiçbir şey ciddi değildir.
Genç-Kız, ne olabileceğiyle değil, salt varoluşuyla tanınmak ister. Mutlak anlamda tanınmak ister.
Genç-Kız eleştirilmek için burada değildir.
Genç-Kız infantilizm sınırına, yani artık amaçlar sorusunu sormamanın, birden kendini araçlar ararken bulma korkusuyla mümkün olmadığı bir noktaya vardığında (ki bu, bu toplumda çok geç de olabilir), ürer.
Babalık ve annelik, zorunluluk İMPARATORLUĞU ALTINDA dayanmaya yarayan, diğerlerinden hiç de daha dolu olmayan yollardan biridir.
GENÇ-KIZ SENİ ÖPMEZ, DİŞLERİNİN ARASINDAN ÜZERİNE SALYALARINI AKITIR.
SALGI MADDİYATÇILIĞI.
Genç-Kız, her şeyden önce psikolojinin bakış açısını benimser; kendisine olduğu kadar dünyanın işleyişine de böyle bakar. Böylece, kendi nesneleşmesinin belli bir bilincini, jestten tamamen kopuk olduğu için kendisi de nesneleşmiş bir bilinci sunmayı başarır.
Genç-Kız standart sapkınlıkları bilir.

“AMMA TATLI!”
Genç-Kızın amacı balanstır. Bir balerinin dengesi değil, bir muhasebecinin bilançosu.
Gülümseme asla bir gerekçe olmamıştır.
Kafataslarının da bir gülümsemesi vardır.
Genç-Kızın duygulanımı yalnızca işaretlerden ve kimi zaman yalnızca sinyallerden ibarettir.
Nerede ethos eksikse ya da çözülüyorsa, Genç-Kız, Gösterinin gelip geçici ve soluk törelerinin taşıyıcısı olarak belirir.
Genç-Kızın seni anlaması beklenmez.
Genç-Kızın aktör ve aktrislere olan özel ilgisi, temel manyetizma yasalarına göre açıklanabilir: Onlar, her türlü nitelikten olumlu anlamda yoksunluk, yani her şekle giren boşluksa, o da nitelikten olumsuz anlamda yoksunluktur. Böylece, bir yansısı olarak, aktör, aynı zamanda onun inkârı olan Genç-Kızla özdeştir. GENÇ-KIZ AŞKI ÖZEL BİR FAALİYET TÜRÜ OLARAK KAVRAR.
Genç-Kızın kahkahası gece kulüplerinin kederiyle çınlar.
Genç-Kız, kadın dergilerinin entomolojisine rıza gösteren tek böcektir.
Bu yönüyle sefaletle tıpatıp aynıdır; bir Genç-Kız asla tek başına ortaya çıkmaz.
Dolayısıyla, Genç-Kızların egemen olduğu her yerde, onların zevki de egemen olur; zamanımızın zevklerini belirleyen de budur. Genç-Kız, nesneleşmiş ilişkilerin en saf biçimidir; onların hakikatidir. Genç-Kız, nesneleşmenin antropolojik yoğunlaştırmasıdır.
Gösteri, Genç-Kızın uyumunu bolca, dolaylı biçimde ödüllendirir.
Genç-Kız aşkta her şeyden daha çok, daima daha çok sevdiğinden ve daha çok verdiğinden şüphe ederek bir muhasebeci gibi davranır.
Genç-Kızlar arasında, hareket ve ifadede, asla dokunaklı olmayan bir cemaat vardır.
Genç-Kız ontolojik olarak bakiredir, her türlü deneyimden bakiredir.
Genç-Kız şefkat gösterebilir, ama ancak kişi gerçekten sefilse; bu onun hıncının bir veçhesidir.
Genç-Kız, zamanın geçişini algılamaz; “sonuçlarından” da etkilenmez. Aksi halde, yaşlanmadan böyle bir öfkeyle, kendisine karşı işlenmiş bir suçmuş gibi söz edebilir miydi?
Genç-Kız, baştan çıkarmaya çalışmasa bile, bir baştan çıkarıcı gibi davranır.
Genç-Kızın yaptığı her şeyde bir profesyonellik vardır.
Genç-Kız, “Sağduyu” sahibiyim diye kendini övmekten asla vazgeçmeyecektir.
Genç-Kızda, en tatsız ahlakçılıklar bile fahişelik havası taşır.
Genç-Kız, ekonominin tüm sertliğine sahiptir.
Ancak Genç-Kız, kendini bırakmaya her şeyden daha yabancıdır.
Genç-Kız, Gösterinin soyut kodlarının tüm gerçekliğidir.
Genç-Kız, mevcut arzu sisteminin merkez düğümünü işgal eder.
Genç-Kızın her deneyimi, sürekli olarak kendisi için önceden kurduğu temsile geri çekilir. Zamanın ve şeylerin bunaltıcı somutluğu, canlı yönü ona yalnızca birer kusur, soyut bir modelin bozulması olarak görünür.
Genç-Kız, gülümseyen bir hınçtır.
Bazı varlıklar insana gözlerinin önünde yavaşça ölme isteği verir; fakat Genç-Kız yalnızca onu alt etme, ondan faydalanma isteğini kışkırtır.

GENÇ-KIZ, ÖTEKİNE DOĞRU BİR TAŞKINLIKLA DEĞİL, DAYANILMAZ HİÇLİĞİNDEN KAÇMAK İÇİN CİNSELLEŞİR.
Kadının sözde özgürleşmesi, onun ev içi alandan kurtulmasında değil, ev içinin tüm topluma yayılmasında gerçekleşmiştir.
Kendisini düşündürmeye kalkışan herhangi birinin karşısında, Genç-Kız daima realist olmakla övünecektir.
Genç-Kızın sakladığı şey bir sır değil, bir utanç olduğundan, Genç-Kız beklenmeyeni, özellikle de programlanmamış olanı nefretle karşılar.
“Aşık olmak: stresi azaltan bir uyuşturucu.”
Genç-Kız bunu söylemekten asla vazgeçmez: Kendisi olduğu için, yani olduğu bu hiçlik için sevilmek ister.
Genç-Kız, tüm bastırmaların yaşayan ve sürekli içselleştirilmesidir.
Genç-Kızın “ben”i bir dergi kalınlığındadır.
Genç-Kızın tutumunda hiçbir şey kendi başına bir nedene sahip değildir. Her şey, mutluluğun egemen tanımı tarafından düzenlenir. Genç-Kızın kendinden uzaklaşması, mitomaniye yaklaşır.
Son çare olarak, Genç-Kız “aşk”ı fetişleştirir ki, arzularının tümüyle koşullanmış doğasının bilincine varmaktan kaçınabilsin.
“O kadar mutluyum ki özgür olmam umurumda değil!”
“TUTKUNUN KİMYASI: Bugün, âşık olma olgusu da dahil olmak üzere, her şey açıklanabilir! Elveda romantizm, zira ‘fenomen’ bir dizi kimyasal reaksiyondan ibaret.”
Boşanmalarında, Genç-Kızın kalbi ve kalçası iki boş soyutlama haline gelmiştir.
(‘Sinema kahramanının hayali imgesi, gençlerin sarılmalarını, sonra da zinayı biçimlendirir.’ —Max Horkheimer / Theodor W. Adorno, Aydınlanmanın Diyalektiği)
Genç-Kız, déjà-vu içinde yüzmektedir. Onun için ilk deneyim, her zaman temsilde ikinci bir keredir.
Elbette, hiçbir yerde bir “cinsel özgürleşme” – şu oksimoron! – yaşanmamıştır; sadece arzunun meta üretimi için tümden seferberliğini yavaşlatan her şey paramparça edilmiştir. “Zevk tiranlığı” zevki değil, tiranlığı suçlar.
Genç-Kız, duyguları dikkate almayı bilir.
Genç-Kızlar dünyasında cinsel birleşme, tüm deneyimin mantıksal tasdiki gibi görünür.
Genç-Kız “hayattan memnundur,” en azından öyle söyler.
Genç-Kız yalnızca en katı nesneleşme ve sahte özsellik temelinde ilişkiler kurar, burada ONLAR, gerçekte birleştirenin sadece ayıran olduğundan emin olabilirler.
Genç-Kız iyimserdir, coşkulu, pozitif, mutlu, hevesli, neşelidir; başka bir deyişle, acı çeker.
Nihilizmin mutluluktan söz etmeye başladığı her yerde Genç-Kız üretilir.
Genç-Kızda özel olan hiçbir şey yoktur; onun “güzelliği” de budur.
Genç-Kız bir optik illüzyondur.
Uzaktan bir melek, yakından bir canavardır.
Genç-Kız yaşlanmaz. Çürür.
Genel olarak, Genç-Kızın kaygılanma hakkında ne düşündüğünü biliriz.
Genç-Kızın eğitimi, tüm diğer eğitim biçimlerinin tersidir: Önce gençliğin doğuştan gelen hemen kusursuzluğu, sonra bu birincil hiçlik düzeyinde kalma çabası, sonunda ise zamanın bu yanına geri dönememe karşısında çöküş.
Uzaktan bakıldığında, Genç-Kızın hiçliği zaman zaman yaşanabilir, hatta konforlu görünebilir.
“Aşk, İş, Sağlık.”
Genç-Kızın “güzelliği” asla ona ait olabilecek bir güzellik ya da özgül bir güzellik değildir. Tersine, onunki içeriği olmayan, herhangi bir kişilikten arınmış mutlak bir güzelliktir. Genç-Kızın “güzelliği” yalnızca bir boşluğun formu, Genç-Kızın spektral biçimidir.

Ve işte bu yüzden, sözleri boğazında düğümlenmeden “güzellik”ten söz edebilir, çünkü kendi güzelliği hiçbir zaman esaslı bir tekilliğin ifadesi değildir, saf ve hayaletimsi bir nesnelliktir.
(“Gerçekten de [kadın ile cinsellik arasındaki temel ideolojik karışıklık] ancak şimdi, kadınlar bir zamanlar bir cinsiyet olarak boyun eğdirilmişken, bugün bir cinsiyet olarak ‘özgürleştirildiklerinde’ tam kapsamına kavuşur […] Kadınlar, gençler ve beden—hepsi binlerce yıllık kulluk ve unutuluştan sonra ortaya çıkmıştır; Genç-Kız, aslında her türlü toplumsal düzen için en devrimci potansiyeli ve dolayısıyla en temel riski temsil eder—bir ‘özgürleşme miti’ olarak bütünleşir ve yeniden sahiplenilir. Kadınlara Kadın tüketmeleri verilir, gençlere Genç ve bu biçimsel ve narsistik özgürleşmede, gerçek özgürlükleri başarıyla önlenmiş olur.” —Jean-Trissotin Baudrillard, Tüketim Toplumu: Mitler ve Yapılar.)
Genç-Kız, metropolitan ethos’un tartışmasız bir modelini sunar: plastikleşmiş bir bedende sürgünde yaşayan soğutulmuş bir bilinç.
“Çok havalı!!!” Genç-Kız, “çok” demek yerine “aşırı” der, oysa aslında o kadar azdır ki.

2
GENÇ-KIZ BİR KENDİLİK TEKNİĞİ OLARAK

Zevk nedir?
Genç-Kızın hayatında, samimiyetinin en derin bölgelerinde bile, yabancılaşmış yansıtıcılıktan, Gösterinin kodlamasından ve bakışından kaçan hiçbir şey yoktur. Metalarla dolu bu samimiyet bütünüyle reklama teslim olur ve tamamen toplumsallaşır; yani baştan sona, kendini ifade etmeye izin vermeyen sahte bir ortaklığın öznesidir.
Genç-Kız için en gizli olan, aynı zamanda en kamusal olandır.
Genç-Kızın bedeni bir yük, dünyasıdır ve hapishanesidir.
Genç-Kızın fizyolojisi, sahte özselliğinin saldırgan bir cilasıdır.
Genç-Kız, Genç-Kızı arzular.
Genç-Kız, Genç-Kızın idealidir.
(“Maço erkeklerden sıkıldınız mı? Nesneleşmiş bir erkeği denemeye ne dersiniz…”)
Cinsiyetler savaşı söylemi, yani şimdilik kadın intikamı söylemi, eril mantığın kadınları onların bilgisi dışında yenilgiye uğratmasının en son hilesi olarak işler: onları, yalnızca rollerin değiş tokuşu pahasına, itaat/egemenlik alternatifiyle kuşatarak, başka tüm seçenekleri dışlar.
(“Bedenin cezalandırılması ne gerektirir? Bedene kutsal ve amansız bir nefret beslememizi.” —Azize Vincent-de-Paul Rahibeleri İçin Ruhani Talimatlar, 1884.)
Genç-Kız, kendi üzerine kapanmanın ve eksiklikten sistematik habersizliğin ifadesini vermeye çalışır. Bu nedenle, kusursuz olmadığı gibi, kusurlu da değildir.

Oldukça yakın bir tarihöncesinde, kadınlar için yalnızca kadın dergilerinin olduğu bir zamanda, bu dergilerin okurları üzerinde depresif bir etkisi olduğuna dair, bir sezon boyunca süren bir söylenti dolaşmıştı. Oradan buradan, “Amerikan bilimsel araştırması” temelli, çağın en yüzeysel dedikodusu işitilirdi; bir kadın bunlardan birini kapattığında, açmadan önce olduğundan gözle görülür biçimde daha üzgün olduğu—şüphesiz daha az serotonin salgıladığı—söylenirdi. Ve gerçekten de, bir Genç-Kızı bu tür bir uğraşın ortasında yakalamaya çalışan herkes, onun endişeli, kaygılı ciddiyet ve acele havasını, sanki sevmediği bir dinin tesbihinde boncuk sayıyormuş gibi sayfa çevirişini fark etmiştir. Görünüşe göre, İmparatorluğun biyopolitika dininde nedamet eylemi gayet iyi varlığını sürdürmektedir; hatta daha da içkinleşmiştir.
“Saçıma istediğim her şeyi yapacağım!”
Genç-Kız, özgürleştirildiği her şeyi metotlu biçimde saf kullukla yeniden donatır. (Örneğin, günümüz kadınının—ki bu oldukça berbat bir Genç-Kız türüdür—feminizm mücadelesinin ona kazandırdığı “özgürlük”le ne yaptığını sormak yerinde olur.)
Genç-Kız, kendi programının bir niteliğidir; burada her şey disipline edilmiş olmalıdır.
“ON İKİ YAŞIMDA GÜZEL OLACAĞIMA SÖZ VERDİM”
Genç-Kızın güzelliğinin totolojik doğası, onun başkalarını değil, yalnızca kendi ideal temsilini görmesinde köklenir. Bu yüzden, sözde muhatabının, ona aptalca kendisi için yaratıldığını sanmakta özgür olsa da, korkunç bir boşluğa atılması kaçınılmazdır. Genç-Kız, bu alanın sonunda kendisine yaklaşmanın aracı olmadığı sürece bir güç alanı kurar.
Genç-Kızda cinsellik, ona tüm duyusallığın ne kadar yabancıysa, tam da o oranda vardır.
“Sonuç olarak, cinselliğin özelde biyolojikleştirilmesi genelde bedenin biyolojikleştirilmesi, genç kızın bedenini tıbbi bakış için ideal bir laboratuvara dönüştürür.” —Jean-Claude Caron, Genç Kızların Bedeni
Genç-Kızın “gençliği” ve “kadınlığı”, aslında youthitude ve feminitude’u, görünüşler üzerindeki denetimin bedenlerin disiplinine kadar uzanmasını sağlayan şeydir.
Genç-Kız, kalçasını, iletilemez tekilliği hissinin yeterli temeli olarak görür.
Genç-Kız öyle psikolojiktir ki… Kendini psikolojinin nesnesi kadar yüzeysel kılmayı başarmıştır.
Genç-Kızda var olan, metafizik sonluluk olgusunu yalnızca teknik bir meseleye indirgemektir: en etkili kırışıklık karşıtı krem hangisi? Genç-Kızın en dokunaklı özelliği, görünüşünde zaman ve mekâna, tarihe ve çevresine karşı nihai bir geçirmezliğe ulaşma saplantısıdır; her yerde ve daima kusursuz olmaya manik çabayla ulaşmaya çalışır.
Protestan etiği, toplumsal işleyişin genel ilkesi ve davranış normu olarak, “üreticiler ahlakı”nın sona ermesinden beri reddedilmiş olmakla birlikte, II. Dünya Savaşı’ndan sonra çok daha hızla, bireysel düzeyde tamamen içselleştirilmiştir: o zamandan bu yana insanların kendi bedenleriyle, tutkularıyla ve hayatlarıyla ilişkilerini—tümünü de ekonomize ettikleri ilişkilerini—kapsamlı biçimde belirler.
Kesinlikle, erotizm Genç-Kıza, cinselliğe zorunlu olarak eşlik eden tartışılmaz bir olumlu kimlikle göründüğü ve ihlal bizzat izole edilebilen, kodlanabilen sakin bir norm haline geldiği için, cinsel birleşme, Genç-Kızla girilen ilişkilerde kişiyi belli bir dışsallığın ötesine taşıyan bir şey değildir; tam tersine, bu dışsallıkta hapseder.
“18. YAŞIM İÇİN YENİ IŞILTILAR”
Gösterinin Genç-Kıza bahşettiği “gençlik” çok acı bir armağandır; çünkü bu “gençlik” sürekli KAYBEDİLENDİR.
Yaşayan şey, kendini fazlaca dışa vurmaz. Ölmekte olan şey, yaklaşan sonunu öksürükle dağıtarak gösterir. Genç-Kızın cinsiyetlenişini aşırı vurgulaması, klasik cinsiyetlenmenin, yani onun maddi temelinin ölümüne tanıklık eder. Erkek ve Kadın hayaleti metropolün sokaklarında dolaşır. Kasları spor salonundan gelir, göğüsleri silikondur.
Genç-Kız ile dünya arasında bir pencere vardır. Hiçbir şey Genç-Kıza dokunmaz, Genç-Kız hiçbir şeye dokunmaz.
Genç-Kızın kimliğinde ona gerçekten ait olan hiçbir şey yoktur; “gençliği”, “kadınlığı” ondan bile daha az ona aittir. O niteliklere sahip değildir, tam tersine, nitelikler ona sahiptir; bunlar ONLARIN ona cömertçe ödünç verdikleridir.
Genç-Kız, sağlığın peşinden kurtuluş ararmışçasına koşar.
Kendini bir et yığını olarak, yumurtalıklarla dolu veya testislerle kuşatılmış bir organ yığını olarak hissetme, Genç-Kızda kendine biçim verme arzusunun ve sonunda başarısızlığının temelinden çıkar; en azından bir biçim taklit etme arzusu da buradan doğar. Bu his, yalnızca Batı metafiziğinin sapmalarının yaşanan bir sonucu değildir—ki Batı metafiziği, biçimsiz olanın biçime dışarıdan getirileceğini varsayar—aynı zamanda piyasa egemenliğinin her şey pahasına sürdürmek zorunda olduğu ve sürekli ürettiği şeydir; tüm bedenleri eşitleyerek, yaşam-biçimlerini yozlaştırarak, sürekli ayırt etmeyen bir karmaşa dayatarak. Kendinden temas kaybı, kendilikle bütün hususiyetin ezilmesi, kişinin kendini et olarak hissetmesi—bunlar, İmparatorluğun tüketime sunduğu kendilik tekniklerinin yeniden benimsenmesinin olmazsa olmaz koşullarıdır.
Bu tüketim artığının derin nüfuzu, kendini et olarak hissetme yoğunluğundan okunabilir.
Bedenlerin yorucu sahiplenilişi
Toplumsal bir varlık olarak varoluş ile tekil bir varlık olarak varoluş arasındaki çelişki hissi, Bloom’u parçalayan şeydir; bu Genç-Kıza işlemez, çünkü artık tekil bir varoluşa sahip değildir, tıpkı genel anlamda duyguya da sahip olmadığı gibi.
“BEN VE MEMELERİM, GÖBEK DELİĞİM, KALÇAM, BACAKLARIM: BEDENİMİN GÜNLÜĞÜ”
Genç-Kız, kendisinin gardiyanıdır; bedenlerden yapılmış bir dilin içinde, bedenden yapılmış bir işaretin hapishanesinde mahpus.

“Ah bu tapınma, bu itaat, bir kızın yalnızca okulda olduğu ve modern olduğu için köleliği! […] Ah, bu, stil uğruna kendini silmeye varan kölelikti, ne itaat ama!” (Gombrowicz, Ferdydurke.)
“Kadında kökleri derin olan içgüdü, onu parfüm kullanmaya iter; bu, biyolojinin bir yasasının tezahürüdür. Bir kadının ilk görevi cazip olmaktır… Zekâ veya bağımsızlık dereceniz önemsizdir, karşılaştığınız erkekleri bilinçli veya bilinçsiz etkilemeyi başaramıyorsanız, kadına özgü temel görevinizi yerine getirmiyorsunuz demektir…” (1920’lerde Amerika’dan bir parfüm reklamı.)
Genç-Kız, kendi varoluşunu çözülmesi gereken bir yönetim sorunu olarak kavrar.
Başkasıyla bir ilişkiyi, toplumsal bir ilişkiyi ya da simgesel bütünleşme biçimini belirlemeden önce, Genç-Kız bir kendilik ilişkisini, yani zamanla ilişkiyi belirler.
Görünüşlerin aksine, Genç-Kız kendisiyle ilgili kaygı taşımaz. O, tam anlamıyla bencil olmadığı gibi, benmerkezci de değildir; bu yüzden “ben”i de başkasıdır. Kendi adına inatçı bir dindarlıkla gösterdiği bütün özen, aslında, onun için dışsal bir gerçekliğe, yani “bedeni”ne adanmıştır.

Sermaye-biçiminin tüm şeylere—sağlık sermayesi, güneş sermayesi, sempati sermayesi vb.—özellikle de bedenlere uygulanması, artık yabancılaşmış toplumsal bütünlüğün, bir zamanlar dolaysızlıkla yönetilen ilişkileri aracılık ettiği anlamına gelir.
Genç-Kızda, gelenek ile doğa arasındaki gerilim, terimlerin anlamı yitirildiği için görünüşte ortadan kalkar; öyle ki, biri diğerine asla şiddet uyguluyor gibi görünmez.
Genç-Kız, tıpkı kapitalizm, ev hizmetçileri ve protozoalar gibi, nasıl uyum sağlayacağını bilir ve dahası, bununla övünür.
Geleneksel toplumların aksine, aşağılık şeylerin varlığını tanıyıp bunları olduğu gibi ifşa eden toplumların aksine, Genç-Kız bu şeylerin varlığını inkâr eder ve gizler.
Genç-Kızın görünüşü bizzat Genç-Kızın kendisidir. İkisi arasında hiçbir şey yoktur.
Tüm köleler gibi, Genç-Kız da aslında olduğundan çok daha fazla gözetim altında olduğunu düşünür.
Genç-Kızın kendine yokluğu, gösteriyor gibi olduğu hiçbir “özen” tarafından çelişkiye düşmez.
Genç-Kız, kendi zevki için asla yeterince plastik değildir.
Genç-Kız kırışıklıklardan hoşlanmaz, kırışıklıklar uymaz; kırışıklıklar hayatın yazısıdır; hayat uymaz.
Genç-Kız, kırışıklıklardan olduğu kadar her gerçek İFADEDEN de dehşete kapılır.
Öz-bilincin kisvesi altında, Genç-Kızın yalnızca belirsiz bir yaşam duygusu vardır.
Genç-Kız için çıplak hayat, hâlâ bir giysi işlevi görür.
Genç-Kız, kendi “güzelliği”nin içinde izole olmuş biçimde yaşar.
Genç-Kız sevmez, kendini sevmeyi sever.
Genç-Kız, teslim olduğu kısa ömürlü konvansiyonların bir anlamı olmasını talep etme noktasına kadar gitmez.
Genç-Kız, tüm ilişkileri sözleşme modeli üzerinden kavrar; daha doğrusu, imzacılarının çıkarlarına göre her an feshedilebilecek bir sözleşme olarak kavrar. Bu, baştan çıkarma pazarındaki her aktörün farklı değerinin pazarlığıdır ve sonunda birinin temettüleri cebe indirmesi gerekir.
“Vücudunla barışık mısın? Zarif hatlarla donanmış genç cesedin bakımlı mı? Yapın sağlam mı? Astarların ipeksi mi? Formda mısın?”
Genç-Kız, her gün kendini, egemen ethosun manik tekrarıyla yeniden üretir.
“Doğru yaşam tarzıyla on yıl gençleşmek mümkün.”
Bir kozmetik çokuluslu şirketi kısa süre önce Ethic adında bir kırışıklık karşıtı krem için büyük bir reklam kampanyası başlattı. Böylece her sabah gençlik kategorik buyruğuna uymak için kendini bokla kaplamak kadar etik bir şey olamayacağını ve Genç-Kız ethosundan başka bir ethosun olamayacağını da ifşa etmiş oldu.
“Güzellik”, Genç-Kız için Gösterideki kendine özgü açığa çıkarma kipidir. Bu yüzden de cinsel pazarın belirli bir segmentine hitap etmek zorunda kalan ve her şeyin birbirine benzediği bir ortamda, tüm soyutlamayı içinde taşıyan jenerik bir üründür.
Kapitalizm gerçekten servet yaratmıştır, çünkü onu daha önce görünmez olan yerde keşfetmiştir. Kapitalizm, örneğin güzelliği, sağlığı veya gençliği servet olarak, yani insanı ele geçiren nitelikler olarak yaratmıştır.
Genç-Kız, tüketim metafiziğine ve bütün varlığının, doğal olarak bütün bedeninin, Gösteri normlarına boyun eğişine asla razı değildir. Bu nedenle, bunu sergileme gereği duyar.
“En çok değer verdiğim şeye hakaret ettiler: imajıma.” (Silvio Berlusconi)
Genç-Kız her daim bir çift olarak yaşar; yani imajıyla yaşar.
Genç-Kız, tüketim semiyokrasisinin psikolojik ağırlığını onaylar.
“NE KADAR GÜZELLİĞİN VAR? HAYIR, GÜZELLİK ÖZNEL DEĞERLENDİRME MESELESİ DEĞİLDİR. ÇOK FAZLA KAYPAK BİR KAVRAM OLAN CAZİBENİN AKSİNE, GÜZELLİK SANTİMETREYLE HESAPLANIR, KESİRLERE BÖLÜNÜR, BÜYÜTEÇLE İNCELENİR, BİNLERCE SİNSİ DETAYIYLA DEĞERLENDİRİLİR. ‘İÇ GÜZELLİK ÖNEMLİDİR’, ‘BENİM KENDİ TARZIM VAR’ GİBİ NEO-HİPPY İLKELERİNİN ARKASINA SAKLANMAYI BIRAKIN VE KENDİNİZİ BÜYÜKLERİN MAHKEMESİNDE ÖLÇMEYE CESARET EDİN!!!”
Genç-Kızın güzelliği üretilir. Bunu söylemekten çekinmez: “Güzellik gökten düşmez,” yani emeğin meyvesidir.
Genç-Kızın öz-denetimi ve kendini tutması, iki tartışılmaz “zorunluluğun” içselleştirilmesiyle sağlanır: itibar ve sağlık.
“Bugün, acı çekmemek bir lüks değil. Bir haktır.”
Resmi olarak, Genç-Kız, acı çeken bir Bloom olmaktansa, hisseden bir şey olmayı tercih etmiştir.
Genç-Kız plastik mükemmelliği tüm biçimlerinde, özellikle de kendi bedeninde kovalar.
Spordan kırışıklık karşıtı kremlere ve liposuction’a kadar, Genç-Kızın kararlılığı her durumda aynıdır—bedenini görmezden gelmek ve bedenini bir soyutlama haline getirmek.
“İmajınla barışmak için yapabileceğin her şey.”
Narsisizmi ne kadar büyük olursa olsun, Genç-Kız kendini sevmez; sevdiği şey “kendi” imajıdır, yani kendisine yalnızca yabancı ve dışsal olmayan, aynı zamanda onu tam anlamıyla ele geçiren bir şeydir. Genç-Kız, bu nankör efendinin tahakkümü altında yaşar.
SON ÇARE OLARAK, GENÇ-KIZ KENDİ GİZEMSİZLİĞİNE BÜRÜNÜR.
GENÇ-KIZ, HER ŞEYDEN ÖNCE ZAMANIN AKIŞINA DAİR BİR BAKIŞ AÇISIDIR. AMA CANLI BİR BAKIŞ AÇISI.

1 Yorum

Filed under Eviri

One response to “Genç-Kız üzerine (1, 2) — Tiqqun”

  1. Geri bildirim: Günümüz Toplumunun Patolojisi, Dijitalleşmiş Feminizm ve Genç-Kız’ın Yükselişi | 🦋🤖 YERSİZ ŞEYLER