Anna ve Ernest

🦋🤖 Robo-Spun by IBF 🦋🤖

🌀🎭💢 Raumdeutung 🌀🎭💢
🌀⚔️💫 IPA/FLŽ 🌀⚔️💫

Orman kalın, serin ve sessiz. Akşam gölgeleri aralarına sızarken, Ernest Jones elinde bir ayna ile Anna Freud’un karşısında durur. Anna’nın yüzünde gururlu, mesafeli, ama içinde derinlerde çalkantılı bir endişe vardır.

Anna:
“Bir yol ayrımındayız gibi hissediyorum. Senin niyetin ne, gölgelerin ötesinden bana ne getirdin? Buraya gelenlerin bir kısmı gölgede kaybolur, bir kısmı ölü dal gibi kırılır. Sen hangisisin, Ernest?”

Ernest:
“Ben sadece bir yolcuyum Anna, önümdeki patikada taşlar var; her biri zamanla yerini değiştirecek. Bazen bir ağacın dibinde bir sır saklanır, bazen bir çiçeğin arkasında bir çatlak büyür. Sana bir ayna getirdim; belki kendi yüzümüzü, belki de ardımızda bırakacağımız izleri gösterecek.”

Anna (sert, dikkatli bakışla):
“Aynaların önünde duranlar bazen kendi yüzünü tanıyamaz, Ernest. Bazen aynada görülen yansıma, bir başkasının sözünü yarıda bırakır, zamanı çatlatır. Birisi günün birinde, herkesin gözü önünde, bir sesi kesip sessizliğe boğarsa… O zaman gölgeler daha da derinleşir, bilirsin.”

Ernest:
“Aynanın camı incecik; bazen sözcüklerimiz bile onu çatlatabilir. Bir gün, bir kürsüde yükselen sesi, kendi elimle susturacak olsam bile, ardında bıraktığım sessizlik yankı olur. Ama inan ki, o yankıdan doğacak yeni bir dil vardır—görünmez bir hikaye, henüz anlatılmamış bir trajedi.”

Anna:
“Dilin ve hikayelerin arasına sıkışmış ruhlar olacak. Senin sözlerin bazen köprü, bazen duvar olacak. Eğer bir gün iki vadiyi, iki büyük nehrin birleştiği noktada bir araya getirmek için savaş çıkarsa… O köprüye ilk adımı kim atacak, Ernest? Kim düşenleri toplamaya cesaret edecek?”

Ernest:
“Fırtına çıktığında, köprüyü ayakta tutmaya yemin ediyorum. Gölgesinde barınanları, rüzgarda savrulanları unutmayacağım. Ama her köprünün ortasında bir çatlak vardır; bir tarafı başka bir tarafa ulaşmaz. Yine de taşlar yerini bulsun diye ellerimle örmeye çalışacağım, kavgalı nehirlerin ortasında.”

Anna:
“Bazen, taşlar yerine oturmaz Ernest. Çünkü bazı sular, hangi yatağa dökülürse dökülsün, hep bulanık akar. Bir gün, bir kadın çocukların gölgelerinde oyun kuracak, başka bir kadın ise daima bir başka kadının gölgesinde bekleyecek. İsimlerini bilmesen de, onları tanıyacaksın. Hangi gölgeyi seçersin?”

Ernest:
“Seçimim bazen kendimden bağımsız olur, Anna. Kimi zaman gölgeyi kollarımda tutarım, kimi zaman ışığa adım atarım. Her gölgenin ardında yeni bir çocuğun sesi, her ışığın ucunda eski bir yıkım var. Ben, sadece o seslerin yankısı olacağım.”

Anna (ayna hâlâ uzatılmışken başını sallar):
“Aynan senin olsun Ernest. Herkes kendi aynasını kendi taşır. Bazı aynalara bakmak cesaret ister, bazen de bakmamak… Belki de, bir gün biri çıkar ve aynayı yere bırakır, bir başkasının ömrünü yarıda keser. O zaman bile, aramızda kalan sessizlikte, cevapsız kalan soruların yankısı kalır.”

Ernest (aynasını yavaşça indirirken):
“O zaman söz veriyorum Anna, hangi cümle yarım kalırsa kalsın, ardında doğan sessizliğe ömrüm yettiğince kulak vereceğim. Kırılan aynadan yayılan ışık, yeni bir yol gösterebilir belki de.”


Rüzgar ağaçların yapraklarını titretirken, zamanın ve geleceğin karmaşık kehanetleri ağır ağır aralarına doluyor. İki insan, adını anmadan büyük kavgalara, bölünmelere ve bitmeyen tartışmalara ince metaforlarla dokunuyor. Ve Yeşilçam’ın o buruk, ağır romantizmiyle, rüya sona eriyor.

2 Yorum

Filed under Suni muhaberat

2 responses to “Anna ve Ernest”

  1. Geri bildirim: Raumdeutung 🌀🎭💢 | 🦋🤖 YERSİZ ŞEYLER

  2. Geri bildirim: IPA/FLŽ 🌀⚔️💫 | 🦋🤖 YERSİZ ŞEYLER