33 Laneti

🦋🤖 Robo-Spun by IBF 🦋🤖

⏳⛰️🛡️ Süreç Heval ⏳⛰️🛡️

Bazen sayılar kendi başına bir katliamın soğuk gölgesini taşır. Türkiye tarihinde, 33 rakamı ve Temmuz ayı, bu gölgeyi üst üste farklı yüzlerle önümüze serer. Sanki bir matematiksel lanetin, tesadüflerin değil de tarihin kendisinin yazdığı bir kara romanın sayfalarını çeviriyoruz. Dedektif gözüyle baktığımızda, tüm bu olayların arka planında sadece toplumsal ve politik gerçekler değil, teknik benzerlikler, çarpıcı taktiksel detaylar ve matematiksel tesadüfler de beliriyor.

Birinci Kesişim: 33 Kişi, Beş Katliam, Binlerce Soru

Otuzüç Kurşun Olayı (1943), Bingöl 33 Er Olayı (1993), Madımak Katliamı (1993), Başbağlar Katliamı (1993) ve Suruç Katliamı (2015): Beşi de farklı bölgede, farklı aktörlerle ve farklı siyasi arka planla gerçekleşti. Ama hepsinde 33 kişi öldü. Ve daha yakından bakınca:

  • Kaçıp kurtulanlar ve ek ölümlerle sayı bazen 34’e, 35’e yaklaşıyor ama, manşet hep 33.
  • Dördü Temmuz ayında, üçü 1993’te, üçü doğrudan toplu infaz şeklinde.
  • Beşi de Türkiye’nin kırılgan, toplumsal fay hatlarına ve sınır bölgelerine serpiştirilmiş durumda.

Bu tesadüfler birbiriyle konuştukça olayların teknik desenleri daha net görünüyor. Her birinin dosyasını açıp, delilleri masaya yayalım.

Dosya 1: 33 Kurşun Olayı (1943, Van-Özalp)

Bir sabah namazı vakti. Bir dağ boğazında, 33 Kürt köylüsü, yargısız infaz emriyle kurşuna diziliyor. Eldeki teknik detaylar sarsıcı:

  • Askeri emir zinciriyle, elleri gözleri bağlı, silahsız, bir çırpıda öldürülüyorlar.
  • Kaçıp kurtulan sadece bir kişi, ki o da ağır yaralı olarak hayatta kalıyor.
  • Olaydan sonra deliller, cesetler bırakılıyor; adli inceleme yok, yargı tamamen dışarıda.
  • Neden? Sözde kaçakçılık iddiası ve “ibret olsun” motivasyonu.
  • İnfazı yapan askerlerin toplam gücü iki müfreze, 50-100 silahlı asker.

Ahmed Arif’in dizeleri burada en fazla yankı bulan yerlerden biri:

Kirvem hallarımı aynı böyle yaz
Rivayet sanılır belki
Gül memeler değil
Domdom kurşunu
Paramparça ağzımdaki…

Bir yanda yargısız infaz, öte yanda askeri disiplinin soğuk tekniği.

Dosya 2: Bingöl 33 Er Olayı (1993, Elazığ–Bingöl Yolu)

Yine bir yol kenarı, yine silahsız insanlar. 24 Mayıs’ta, askerlikten terhis olmuş, sivil kıyafetli 33 er, PKK’nın “ateşkesi bozma” göstergesi olarak yolda durdurulup kurşuna diziliyor:

  • Yaklaşık 150 PKK’lı, askeri bir pusunun tüm teknik üstünlüğünü kullanıyor.
  • Kaçabilen yok; üç asker sağ kurtuluyor, ölenlerin tamamı silahsız, korumasız, savunmasız.
  • Silahlar: Kalaşnikov, Bixi, Kanas gibi otomatik silahlar; yolun iki tarafı kapatılarak kitlesel infaz gerçekleştiriliyor.
  • Ardından Türk Silahlı Kuvvetleri geniş kapsamlı bir karşı operasyon başlatıyor.
  • 33 rakamı burada da hem psikolojik hem “simgesel” bir sayı: Askeri disiplinin karşısında bu kez örgütlü bir terör saldırısının kitlesel öldürme kararı var.

Dosya 3: Madımak Katliamı (Sivas, 2 Temmuz 1993)

Bir otelde kıstırılan aydınlar, sanatçılar, düşünürler… Yangınla öldürülüyorlar.

  • 33 sivil, duman ve alevden boğularak hayatını kaybediyor.
  • Topluca bir odaya sıkıştırılmışlar, dışarıda bir kalabalık linç psikolojisiyle, içeride çaresiz bir bekleyiş.
  • Fail kitlenin doğrudan silahı yok ama yangın teknik olarak kitlesel öldürme aracı.
  • Aralarındaki tek yabancı Carina Thuys, çoğu şair, yazar, müzisyen. Kurtulanlar sadece üst katlardan, bazıları ise yangının dumanına yeniliyor.
  • Polis ve itfaiyenin müdahalesindeki yavaşlık, infazın teknik bir parçası gibi.

33, bu kez şiirin ve sanatın yandığı, sivil alanın katledildiği bir simgeye dönüşüyor.

Dosya 4: Başbağlar Katliamı (Erzincan, 5 Temmuz 1993)

Yine bir Temmuz, yine 33 sivil, yine kolektif bir infaz. Ama bu kez bir köyde, doğrudan halk hedef:

  • PKK’lı bir grup (yaklaşık 100 kişi), köydeki erkekleri topluca kurşuna diziyor, evleri ve camiyi ateşe veriyor.
  • Yöntem: önce köyün iletişimini kes, sonra toplu infaz ve kundaklama.
  • Kurbanların tamamı köyün sivil halkı, çoğu erkek; bazı kadın ve çocuklar da yangında ölüyor (toplam ölü sayısı 33’ün üzerinde telaffuz ediliyor).
  • Faillerin kaçışı ve köyün izolasyonu, teknik olarak en kontrollü katliamlardan biri.
  • Olaydan sonra köy harabeye dönüyor, adli inceleme ise çok kısıtlı kalıyor.

Dosya 5: Suruç Katliamı (Şanlıurfa, 20 Temmuz 2015)

Yıllar geçiyor, silahlar değişiyor ama sayı değişmiyor: 33 sivil, bu kez bir intihar saldırısıyla.

  • Hedef: Amara Kültür Merkezi’ndeki Kobani’ye yardım için toplanan gençler.
  • Fail: IŞİD’e bağlı bir intihar bombacısı. Saldırı patlayıcı yelek veya çanta ile yapılıyor.
  • Patlamada 33 sivil anında ölüyor, 100’den fazla yaralı var.
  • Olay yeri: Kalabalık bir bahçe, ortada toplu bir basın açıklaması. En yüksek öldürme kapasitesi için en yoğun an seçiliyor.
  • Soruşturma sonrası, güvenlik zaafiyeti ve istihbarat ihmali iddiaları teknik dosyanın ağırlığını artırıyor.

Tesadüfler Tablosu:

  • Dördü Temmuz ayında (33 Kurşun, Madımak, Başbağlar, Suruç), yalnızca Bingöl 33 Er Olayı Mayıs’ta.
  • Üçü aynı yıl: 1993 (Bingöl, Madımak, Başbağlar).
  • Hepsinde fail ile mağdur arasındaki güç, silah, strateji ve teknik fark dramatik.
  • Topluca öldürmenin biçimi değişiyor: yargısız infaz, pusuda kurşuna dizme, yangında yakma, toplu intihar saldırısı…
  • 33 rakamı; kimi zaman askeri bir hesapla, kimi zaman psikolojik bir mesajla, kimi zaman ise rastlantı gibi, ama hep kolektif travmaya kazınıyor.

Sonuç:

Bir dedektifin gözünde, tüm bu dosyalar birbiriyle kanlı bir matematikle bağlı. Kurbanlar, “otuzüç kurşunlu yürek” gibi, Türkiye’nin kırık fay hatlarında birbirlerine fısıldıyor:

“Turna sürüsü değil bu
Gökte yıldız burcu değil
Otuzüç kurşunlu yürek
Otuzuç kan pınarı
Akmaz,
Göl olmuş bu dağda…”

Katliamlar teknik olarak birbirinden farklı ama ortak noktası, insan hayatının bir sayıdan, bir ayda, bir emirle yok sayılması. Her olayda, 33 rakamı bir toplumsal travmanın simgesi, Temmuz ayı ise bir yas dönemi.
Ve hâlâ… 33 sayısı, gölgede bir el gibi, yakın tarihin üstüne düşmeye devam ediyor.

Üçe Üç: Katliamların Gölgesinde Sembolik Bir Matematik

Türkiye siyasi tarihinde 33’ün ürkütücü tekrarından ayrı bir “üçe üç” matematiği de karşımıza çıkar. 27 Mayıs 1960 askeri darbesi sonrası Demokrat Parti’den Adnan Menderes, Hasan Polatkan ve Fatin Rüştü Zorlu; 12 Mart 1971 askeri müdahalesinin ardından ise devrimciler Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan idam edildi.

Bu iki “üçlü idam” arasında, toplumda tuhaf bir simetri ve matematiksel bir sembolizm oluştu. 1972’de Deniz Gezmiş ve arkadaşlarının idamı oylanırken bazı milletvekilleri, başta Süleyman Demirel olmak üzere, “üçe üç!” diye bağırdı, parmaklarıyla üç işareti yaptı.
Bu sadece bir oylamanın sonucu değil, tarihin içindeki rakamlarla örülmüş bir travmanın politik yansımasıydı:
Biri sağdan, biri soldan; biri “devletin bekası” diğeri “devrimin umudu” adına; ama ikisi de aynı sayıdaki genç insanın canını, bir matematik formülüne indirgedi.

Üçe üç: Soğuk bir parmak işareti, kısa bir slogan ve tarihe çakılı kalan iki idam setinin çarpıcı, acı simetrisi.
Ve tıpkı 33’ün tekrarı gibi, bu da Türk siyasetinin sembolik sayı oyunlarından biri olarak bellekte kaldı.

3 Yorum

Filed under Suni muhaberat