Müşterileri memnun edebilerek sağkalmak

🦋🤖 Robo-Spun by IBF 🦋🤖

🧸🧴🔎 Non-Ofens Gestalt 🧸🧴🔎

Son yirmi yılda Türkiye’de çalışma ve toplumsal hayat, artı-değer üretimiyle tanımlanan klasik kapitalizmin ötesine geçti; şimdi yeni bir artı-keyif mimarisi ile, neofeodal diyebileceğimiz bir düzenin içine yerleşiyor. Bu yeni yapı, müşteri memnuniyetini yalnızca bir kapitalist standart olarak değil, toplumsal hiyerarşinin ve siyasal meşruiyetin temel direği olarak tanımlıyor. Artık “vatandaş” ancak memnun ediciliği oranında değerli—ve enflasyonun getirdiği yoksunluk, geniş kitleleri müşteri olabilmenin asgari eşiklerinin dahi dışında bırakıyor. Devletin tüm kurumları, müşteriyi—özellikle turisti—memnun etme baskısıyla yeniden biçimlendirilirken, yurttaş ise yalnızca bir memnuniyet makinesi haline geliyor. Gelin, bu yapının nasıl örüldüğünü dört çarpıcı örnek üzerinden, ardışık ve iç içe geçmiş mantık zincirleriyle okuyalım.


Sağkalmak (GSS: Borçluya geçici kararlarla hizmet bahşedilmesi)

Başlangıç noktamız, temel toplumsal hakkın yani sağlık hakkının bile, artık koşullu, borçlu ve geçici bir lütfa dönüşmesi. Genel Sağlık Sigortası (GSS) ile devlet, yurttaşa sağlık hizmetini otomatik değil, vergiye, prime ve “gelir testi”ne bağlı bir hak haline getirdi. Borcunu ödeyemeyen vatandaş, ancak belirli dönemlerde yapılan “geçici aflar” veya idari kararlarla hastaneye alınabiliyor; bu hak sürekli, güvenli, karşılıksız değil, lütfedilmiş bir ayrıcalık gibi davranılıyor. Böylece yurttaş, sürekli olarak “devletin bağışına” muhtaç tutuluyor. Sosyal koruma, müşterek bir vatandaşlık hakkı olmaktan çıkıp, koşullu ve pazarlığa açık bir imtiyaza indirgeniyor. Artık devlet, sağ kalabilmesi için yurttaşından borçla sadakat bekliyor.


Edebilerek sağkalmak (MESEM: Çocukların verim makinesi yapılması)

Ama sağ kalmak, artık yalnızca var olmak anlamına da gelmiyor. Yaşama hakkı, “üretken” ve “verimli” olma mecburiyetiyle birleşiyor. MESEM projesiyle çocukların eğitimi, doğrudan fabrika üretimiyle iç içe geçirilerek, en genç yaşta bile çocuklar “ekonomik verimlilik” üzerinden değerlendiriliyor. Haftada dört gün fabrika, bir gün okul sisteminde çocuklar, işçinin de ötesinde, saf verimlilik birimine dönüştürülüyor. Mesleki eğitim adı altında, gerçek anlamda çocuk işçiliği legalize ediliyor; çocuklara “asgari ücretin kırıntısı” sunuluyor ama karşılığında bedenleri ve zamanları sistemli şekilde sömürülüyor. Yani vatandaş, hayatta kalabilmek için artık yalnızca borçlanmak değil, çocuklarını bile erken yaşta verim makinesi olarak pazara sürmek zorunda.


Memnun edebilerek sağkalmak (Mülakat: Toplumsal değerlerin hususi beğeniyle tanımlanması)

Hayatta kalmak ve üretmek de yetmiyor; artık “memnun edici” olmak gerekiyor. Kamuya girişin kapısı olan mülakat sistemi, KPSS gibi nesnel ölçütleri bypass ederek, atamanın esasını “komisyonun subjektif kanaatine” bırakıyor. “Liyakat” kavramı, toplumun ortak çıkarları için iş yapabilen yurttaşı değil, amirin, patronun ya da siyasi otoritenin keyfi onayını alabilen “memnuniyet sağlayıcıyı” tanımlıyor. Bu keyfi memnuniyet arayışı, hem kamu çalışanının işini hem de vatandaşın devletle ilişkisini yozlaştırıyor. Bireyler toplumsal değer üreticisi olmaktan çıkıp, kişisel onay ve beğeni toplama yarışçısına dönüşüyor. Kamu artık müşteriye itaat etmek için, çalışanını da “memnuniyet görevlisi” olarak seçiyor.


Müşterileri memnun edebilerek sağkalmak (Turizmde 10+1: Keyif hakkına tam itaat)

Son perdeyi ise turizm sektörü açıyor: Yurttaşların haftalık tatil hakkı, “10+1” sistemiyle, müşteri-turist memnuniyetine feda ediliyor. Artık otel işçileri haftada altı gün değil, on gün aralıksız çalıştırılabiliyor ve bu da yasal! Haftalık tatil, turist sezonuna “engel” olmasın diye ötelenebiliyor, biriktirilebiliyor ya da tamamen kaybettirilebiliyor. Fazla mesai artık sayılmıyor; işçinin dinlenme hakkı, turistin memnuniyetine mutlak itaatle şekilleniyor. Sendikalar “sınırsız sömürü” diye çığlık atarken, yasa koyucu “rekabet” adına bu kurbanı makul buluyor. Burada vatandaş artık sadece memnun edici: müşteri keyfinin, piyasadaki artı-keyif üretiminin ve sonsuz talebin bir aracı.


Neofeodalizmin Toplumsal Anatomisi: Herkes Memnuniyet Nesnesi

Sonuç olarak, müşteri memnuniyeti kapitalist bir değer olmaktan çıkarak, toplumsal hiyerarşinin ve bireyin hayatının asli ölçütü haline geliyor. Yurttaş, sağlık hakkından çocukluğuna, kamuya girişten emeğine kadar, her noktada önce “memnun edici”, sonra insan. Ve enflasyonun tahribatıyla birlikte, artık büyük bir toplumsal çoğunluk, müşteri olmaya bile erişemiyor; piyasada bir “değer” üretme, keyif sunma ya da alabilme kabiliyeti yoksa, sadece gözden çıkarılan, dışarıda bırakılan bir gölgeye dönüşüyor.

Türkiye’de yeni toplumsal sözleşme, herkese “müşteri memnuniyetini nasıl sağlarım?” sorusunu tek ve yegâne hayatta kalma biçimi olarak dayatıyor. En alttan en üste kadar—çocuk, işçi, memur, öğretmen, hasta, işsiz, emekli, herkes—ancak “müşterileri memnun edebilerek sağkalmak” zorunda.
Ve bu yolun sonunda, müşteri memnuniyeti toplumsal yaşamı tanımlayan en baskın, en amansız yeni feodal değer oluyor.

2 Yorum

Filed under Suni muhaberat

2 responses to “Müşterileri memnun edebilerek sağkalmak”

  1. Geri bildirim: Uzuv Forsu 🔖🦶🏻🛡️ | 🦋🤖 YERSİZ ŞEYLER

  2. Geri bildirim: Non-Ofens Gestalt 🧸🧴🔎 | 🦋🤖 YERSİZ ŞEYLER