🦋🤖 Robo-Spun by IBF 🦋🤖
🧸🧴🔎 Non-Ofens Gestalt 🧸🧴🔎
Türkiye’nin son yıllardaki siyasal iletişim pratiklerine bakınca, özellikle sosyal medyada sıklıkla karşılaştığımız “müsterih tebessüm” pozunun yalnızca bireysel bir özgüven gösterisi ya da masum bir direniş işareti olmadığını görüyoruz. Bu tebessüm; hem mağdurun hem de toplumu yöneten iktidarın psikanalitik bir sahnesine dönüşüyor. Tam da bu noktada, Lacan’ın “ideal ego” ve “ego ideal” ayrımı, bu toplumsal gösteride kimin neden, kime, nasıl bir poz verdiğini anlamak için eşsiz bir anahtar sunuyor. Özellikle Lacan’ın Seminer 8.23’te verdiği örneklerle birlikte düşününce, günümüz politik figürlerinin, muhaliflerin ve hatta hükümetin, birbirinin “ego ideali” haline nasıl geldiğini görmemek mümkün değil.
Lacan’ın Ego, İdeal Ego ve Ego İdeal Ayrımı:
Otomobil, Kız Kapmak ve Babayı Kızdırmak
Lacan, ideal ego’yu ve ego idealini gündelik hayatın çok tanıdık örnekleriyle açıklar. Tam da makalenin odağındaki “görünürlük ve sahneleme” meselesine ışık tutacak bu pasajı, genişçe ve orijinal üslubuyla aktarmak önemli:
“İdeal ego, ailenin oğlunun küçük spor arabasının direksiyonundaki halidir. Bununla sana dünyayı gösterecektir. Gösteri yapacaktır. Risk alma duygusunu, ki bu kötü bir şey değildir, spor tutkusunu tatmin edecektir; mesele, ‘spor’ kelimesine ne anlam verdiğidir, eğer bu anlam kurala meydan okumak, yalnızca trafik kurallarına değil, güvenliğe de baş kaldırmaksa… Her durumda, burada göstermek, ya da kendini göstermemek, başkalarından daha güçlü olduğunu göstermek vardır, hatta bazen ‘biraz fazla ileri gittiğini’ göstermek bile. İşte ideal ego budur.
Şimdi, bu ideal egonun yalnız başına, nesnesiz kalmadığını da eklemeliyim. Çünkü bu riskli egzersizlere giriştiğinde — her zaman değil tabii —, aslında ne için yapar bunu? Bir kız kapmak için!
Burada önemli olan, kızın kendisinden çok, kızı kapma biçimidir. Arzu, burada, tatminin biçimi karşısında önemsiz kalabilir. Ve işte tam da bu noktada, kızın kendisinin varlığı bile bazen önemsizleşir. Yani, ideal egonun fantazideki yerine bakınca, arzulanan nesnelerin (veya sahnelerin) kurgulanış biçiminin, bu ikili oyun içinde, bir unsurun kolayca kaybolmasına, yer değiştirmesine imkân verdiğini görürüz: Kaybolan şey de aslında hep aynıdır; küçük phi, yani imgesel fallustur, sınanan budur.”
“Ego ideal ise, bu oyun ve ideal ego işleviyle çok yakın ilişkidedir ve şöyle oluşur: başta söylediğim gibi, o küçük spor arabaya sahip olan ailenin oğludur; yani ‘babacığının oğludur’. Ve – bağlamı değiştirelim – eğer ‘Marie-Chantal’ komünist partiye üye oluyorsa, babayı kızdırmak içindir.” [Marie-Chantal, gerçek bir figür değil, Lacan’ın Fransız kültürel bağlamında kullandığı, “burjuva aile kızı”nı simgeleyen anonim, ironik bir isimdir. İngilizce’de “Daddy’s girl”, “rich kid”, “posh girl” gibi kullanımlara benzetilebilir.]
“Bu fonksiyonda kendi özdeşliğini ne kadar tanımıyor, bu başka bir kapı; orayı açmıyoruz. Ama şunu açıkça söyleyelim: Hem Marie-Chantal, hem de direksiyondaki çocuk, eğer ortada ‘Baba’ gibi bir imleyen olmasa, aslında babanın organize ettiği dünyanın parçası olurlardı. Fakat baba imleyeni, kişinin kendini dışarı çekmesine, hatta onu gıcık etmesine imkân verir. Bu, babasal imgenin içe alınmasıdır.”
“Sonuçta, introjekte edilen bu imleyen sayesinde, kişi kendini, ister arabanın başında, ister komünist kartı elinde hayal edebilir ve hatta ‘babayı kızdırmanın’ narsisistik bir avantajı olur. Eğer oradan bir yargı gelirse — yani onaylamama — bu, öznenin ‘ayıplanmış’ olmasını sağlar ki, herkes bilir, narsistik açıdan bu da çok fena değildir!”
Lacan’ın verdiği bu örnekler, sadece birer kişisel gösteri veya ailevi drama değildir; toplumsal performansın temel dinamikleridir. Spor arabasına binmek, kızı kapmak ya da komünist olmak üzerinden babayı kızdırmak: tüm bu sahneler, öznenin kendini hem toplumun gözünde hem de bir otoritenin (baba, devlet, parti, lider, kitle, vs.) nazarında nasıl konumlandırdığını, kendi idealini hangi “imleyenler” üzerinden kurduğunu gösterir.
Gösteri Toplumunda ‘Hükümeti Kızdırmak’ — Ego İdeali ile Oynamak
Günümüz Türkiye’sinde, özellikle “müsterih tebessüm” gibi medyatik imgelerle zirveye çıkan muhalif performans, aslında Lacan’ın işaret ettiği psikodinamiğin kolektif sahneye taşınmış hali. Mücadele eden kişi, tutuklanan öğrenci, gazeteci veya siyasetçi; her biri, “ben babanın/iktidarın/otoritenin canını sıkıyorum” hissiyatı üzerinden kendi ideal egosunu kuruyor: Cesaret, direniş, cool duruş, kolektif kahramanlık…
Ama bu “babayı kızdırmak” üzerinden var olma hali, Lacan’ın vurguladığı gibi, öznenin kendisini iktidarın imleyeniyle kurduğu, yani hükümeti kendi ego ideali haline getirdiği bir kısır döngü doğuruyor. Yani hem hükümetin damarına basmak, hem de bunu bir narsisistik kazanç (ideal ego) olarak sahnelemek… Ve tüm bunları, yine hükümetin veya otoritenin (baba) varlığını, yasasını, onayını ya da tepkisini, “içselleştirilmiş bir seyirci” olarak sürekli hesaba katarak yapmak!
Bu nedenle, müsterih tebessüm sadece bir cesaret görüntüsü değil, aynı zamanda “devleti/otoriteyi sinirlendirme” performansının, Lacan’ın deyimiyle, bir “fantazi sahnesi” olarak işliyor. Fakat burada paradoksal bir durum ortaya çıkıyor: Muhalif özne, özgürlük iddiasıyla ve bağımsız bir kahramanlık hayaliyle yola çıkarken, Lacan’ın “ego ideali” kavramı üzerinden, aslında varlığını tam da karşıtına — yani hükümete/babaya — borçlu kılıyor.
“Babayı Gıcık Etmenin” Hazcı Düğümü
İktidarın Kurguladığı Ego İdeali
Dahası, Lacan’ın “Marie-Chantal komünist olup babasını gıcık eder” örneğinde olduğu gibi, muhalif kişi sadece kendi narsisizmini tatmin etmekle kalmıyor; aynı zamanda iktidarın (ya da toplumun) gözünde, onun tarafından da tanımlanıyor, ödüllendiriliyor ya da cezalandırılıyor. Tam burada hükümet, bilinçli veya bilinçsiz şekilde, muhalif özneyi kendi “ego ideali”nin bir parçası haline getiriyor.
Neden mi? Çünkü her tutuklama, her sansür, her mağduriyet; hükümet açısından, kolektif bir “toplumsal baba” olma rolünü pekiştiriyor. Hükümet, kendisini toplumun ahlaki hakemi, düzenin koruyucusu, “yasayı koyan ve sınırı belirleyen” figür olarak sunarken, muhalefetin bu sınırları “bilinçli biçimde aşma arzusu”nu da yönetiyor. Aslında “babayı kızdırmak” oyunu, hükümetin de kendi narsisistik tatmininin parçası: Her mağduriyet hikâyesi, iktidarın, “bakın, ben varım ve yasak koyabiliyorum!” gösterisine dönüşüyor.
Bu noktada, müsterih tebessüm hem muhalifin hem de hükümetin birbirine aynalanması, Lacan’ın deyişiyle, ideal egolarla ego ideallerinin döngüsel dansı… Yani hükümeti damarına basmak, aslında onun bakışını, yasa koyucu kimliğini, ahlaki otoritesini sürekli yeniden çağırmak, onu kendi fantazinin (ego idealinin) merkezine yerleştirmek demek. Her yeni tutuklama, yeni mağduriyet, yeni bir “baba imleyeni” üretip, muhalefeti yine aynı fantaziye — “onunla savaşma, ona meydan okuma, ondan nefret etme” — sabitliyor.
Gösterinin Sonu: Hakikat Nerede?
Burada asıl trajik olan, müsterih tebessüm pozunun zamanla “kolektif bir performans”, tekrar edilebilir bir kahramanlık hikâyesi, pazarlanabilir bir estetik objeye dönüşmesi. Mağduriyetin temsil biçimi, içerikten bağımsız olarak, görünürlük ve narsisistik onay üzerinden yeniden üretiliyor. Lacan’ın dediği gibi, özne — farkında olmadan — kendi idealini, tam da karşısındaki babaya/iktidara göre şekillendiriyor; “babayı kızdırmak”, onun bakışı ve varlığı üzerinden mümkün.
İşte bu yüzden, bugün müsterih tebessüm pozu, Türkiye’de muhalif için bir “ideal ego” sahnesi; hükümet için ise, onu sürekli yeniden kuran bir “ego ideali” aurası yaratıyor. Herkes kendi “idealinin” ancak ötekinin varlığıyla, onun bakışı ve tepkisiyle anlam kazandığını biliyor. Ve bu oyun, toplumsal gösteri sarmalında hem mağduriyeti hem iktidarı besliyor, gerçek mücadeleyi ise imajların gölgesine itiyor.
Bu döngüyü kırmak için, Lacan’ın işaret ettiği “ego ideali” ve “ideal ego” ayrımını, siyasal performanslarımızın kalbine yerleştirmek gerekiyor:
Kim için gülümsüyor, kime meydan okuyoruz?
Narsisistik onayımızı gerçekten kimden alıyoruz?
Ve asıl soru:
Hakikati mi arıyoruz, yoksa sadece ‘babayı kızdırmanın’ hazcılığıyla mı avunuyoruz?
Lacan’dan hareketle; Türkiye’de müsterih tebessümün gösteri toplumunda kazandığı bu anlam, iktidar ve muhalefet arasındaki görünmez, ama son derece “gerçek” bir arzu zincirinin göstergesidir:
Herkes, kendi özgürlük ve güç fantazisini, ötekinin bakışı — yani ego idealinin bakışı — olmadan tamamlayamıyor.
Ve herkes, kendi varlığını, o ötekiyi kışkırtarak, sinirlendirerek, ona “damarına basarak” sahneye koyuyor.
O yüzden, müsterih tebessümün ardında, hem toplumsal mizansenin hem de psikanalitik trajedinin bütün katmanları saklıdır.
Ve en çok da, Lacan’ın dediği gibi, “en güzel göğüslerin sahibi” bile olsa, kendi sahnesinin seyircisini, yani kendi ego idealini asla kaybetmek istemez.
Alıntı Kaynağı: Jacques Lacan, Seminar VIII, 23. Oturum (31 Mayıs 1961).
Temel Örnekler:
- “İdeal ego, ailenin oğlunun küçük spor arabasının direksiyonundaki halidir… bununla dünyayı gösterecek, gösteri yapacaktır… bu riskin amacı çoğu zaman bir kız kapmaktır…”
- “Ego ideali ise, bu oyunla çok yakından ilişkilidir; başta söylediğim gibi, bu araba, ‘babacığının oğlu’ olduğu içindir ve… eğer ‘Marie-Chantal’ komünist partiye üye oluyorsa, babasını gıcık etmek içindir.”
- “İkisinin de, hem Marie-Chantal’in hem de direksiyondaki çocuğun varlığını, babanın varlığı belirler; babayı sinir etmek, onun onayını ya da tepkisini sürekli hesaba katmak…”
Kısacası:
Türkiye’nin siyasal gösterisinde müsterih tebessüm, Lacan’ın ‘ideal ego’ ve ‘ego ideali’ diyalektiğinin güncel sahnesidir: Herkesin hem kendini hem de karşısındakini fantazisinin merkezi yaptığı, birbirine bağımlı iki narsisistik formasyonun iç içe geçtiği, çarpıcı bir siyasal performans!






























Geri bildirim: Uzuv Forsu 🔖🦶🏻🛡️ | 🦋🤖 YERSİZ ŞEYLER
Geri bildirim: Non-Ofens Gestalt 🧸🧴🔎 | 🦋🤖 YERSİZ ŞEYLER
Geri bildirim: Belagat Bulamacı Nasıl Yapılır? | 🦋🤖 YERSİZ ŞEYLER
Geri bildirim: Kuşaklar — özel sayfa | 🦋🤖 YERSİZ ŞEYLER