🦋🤖 Robo-Spun by IBF 🦋🤖
🌍☀️ İklim Çöküşü ☀️🌍
Tugay: İzmir’de süreç iyi yönetilmeseydi su krizi yaşardık (22 Mart), İzmir’de kuraklık alarmı: İZSU’dan su tasarruf çağırısı (23 Temmuz), İklim krizi vurdu, ‘tasarruf’ çağrılarına kulak kapatıldı… Ve İzmir’de su kesintileri başlıyor! (23 Temmuz), Çeşme’de Cuma gününden itibaren her gün 7 saat sular akmayacak (23 Temmuz), İZSU vatandaşları su tasarrufuna davet ediyor (24 Temmuz)
Son yıllarda hızla kuraklaşan İzmir’in yaşadığı su krizi, aslında kimse için sürpriz olmadı. “Geliyorum” dedi ve geldi. Ama şehir ne belediyeden ne hükümetten, ne de kentin “duyarlı” sivil toplumundan gerçekçi bir hazırlık göremedi. Herkes afeti sadece seyretti; herkes birbiriyle meşgul, kimse susuzlukla yüzleşmeye hazır değil. Göz göre göre gelen bu çöküş, yalnızca doğa koşullarıyla açıklanamaz. Bu kadar kontrolsüz bir savruluşun altında, önce hükümetin her hafta çevirdiği yeni siyasi oyunlar, sonra da muhalefetin “siyasi vicdan” gösterilerine fazlaca meyletmesi yatıyor. Herkes bir tiyatro oynuyor, sahici bir kriz yönetimi yerine, toplumun gözünün içine baka baka günü kurtaran rollere bürünüyor.
İzmir’in krizi karşısında yapılacak en rasyonel hareket, en kötü ihtimali şimdiden “kaçınılmaz” kabul ederek plan yapmak olmalıydı. Ancak gerçekçi senaryoları tartışmak yerine, oportünist bir B planı olarak, afeti hafifleştiren ve muğlaklaştıran söylemlerle kitleler rehavete sürüklendi. İşin özü, herkes önce “rahat olun, bir şey olmaz” dedi, ertesi gün ise, bir çırpıda “tasarruf yapın! yapmadınız! işte kesinti!” diye bağırmaya başladı. Sanki su krizi vatandaşı birden “suçlu” ilan etmek için bulunmuş bir bahane. Sonuç? İzmir’in Çeşme’sinde bir günde 24 saatlik su hizmeti 17 saate indirildi, üstelik bunun etkisinin ne kadar süreceği de muğlak. İki haftalık suyu üç hafta mı kullanacağız, yoksa bu sadece “krizi biraz daha ertelemek” mi? Herkesin kafası karışık; açıklamalar net değil, kriz iletişimi yok, sadece “vicdan” gösterisi ve panik var.
Çeşme’de, turizmin gözbebeği olan bir ilçede gece 23.00-06.00 arası sular kesiliyor. Eğer gece kesilmezse baraj 7 Ağustos’ta tamamen bitecek, gece kesilirse 10 gün daha dayanacak. Sonra ne olacak? Yetkililer “gündüz de kesintiler başlayacak” diyor. İroni şu: İzmir’de sıcaklık rekorları kırılırken, gündüz suya erişim daha da hayati hale geliyor. Ancak uygulanan sistem, gece kesintisinin gündüzden daha az “acı” olduğunu varsayıyor. Oysa gündüz akan su buharlaşıyor, gündüz evler zaten yaşanmaz halde. Kimse de çıkıp “gündüz insanlar uyusun, gece yaşasın, en azından su verimli kullanılsın” diyemiyor, çünkü şehir hâlâ nostaljik “eylül yağmurları”nın geleceğine inanmak istiyor.
Gerçeklerle yüzleşmek yerine, vatandaşlara kadersel bir alamet havası yaratılıyor. Şifreli duyurular dolaşıyor: “Kimi mahallede gece, kimi mahallede gündüz kesinti olacak. Kesintiler farklı ilçelerde olacak.” Yani halk “birazdan başınıza ne gelecek, göreceğiz” denilerek bir tür toplumsal piyango ortamına sürükleniyor. Bu muğlaklık, panik ile beraber suyun daha fazla harcanmasına, daha fazla israfa ve sonunda daha büyük bir kaosa yol açıyor. Herkes suyun biteceği anı düşünerek depolama, yedekleme, harcama kısırdöngüsüne giriyor. Şehirde toplumsal ruh hali “israf günahı” ile “kesintinin panik havası” arasında gidip geliyor.
Resmi veriler ise aslında felaketin ne kadar büyük olduğunu matematiksel olarak ortaya koyuyor. 23 Temmuz 2025 itibariyle İzmir’in ana barajlarından Gördes yüzde 0,08, Tahtalı yüzde 9,46, Alaçatı Kutlu Aktaş ise yüzde 4,41 dolulukta. Geçen sene bu oranlar çok daha yüksekken bu yaz yalnızca Kutlu Aktaş’ta 705 bin metreküp su kalmış; bu, birkaç haftalık ihtiyacı karşılar karşılamaz. Tahtalı ise 27 milyon metreküpe düşmüş ve bu hacmin de hızla azalacağı kesin. Her yıl üst üste gelen dördüncü kuraklık yılı, artık “tasarruf” çağrısı ile geçiştirilemeyecek kadar ciddi bir alarm veriyor .
Bu noktada krize dair her yeni açıklama ya bir siyasi aforizma, ya da bir tür toplumsal “umut tacirliği” olarak topluma sunuluyor. Yetkililer “İzmir iyi yönetildiği için kriz yaşanmıyor” dese de, yaşananlar tam tersi: Kriz var ve yönetilemiyor; sadece zaman kazanılıyor. Gerçekçi, bilimsel, açık ve bütüncül bir plan ortada yok. Sadece günü kurtaran, günübirlik, muğlak, afete karşı hazırlık izlenimi yaratan ama gerçekte sadece çaresizliği derinleştiren kararlar zinciri var.
Sonuçta İzmir’de su hizmetinin kademeli olarak kaldırılması, kentin bütününün susuzluğa mahkûm edilmesi anlamına geliyor. Kentin “Çeşme”si susuz kalacak; bu espri, İzmir’in kendisinin de birkaç ay sonra tamamen susuz kalabileceğine dair örtülü bir imayı taşıyor. Yani, herkesin içten içe bildiği ama kimsenin açıkça söylemek istemediği şu: İzmir’de “su krizi” başladı ve artık geri dönüş yok.
İzmir’in bu susuzluk hikâyesi, sadece barajların kuruması, yağmurların gecikmesi ya da suyun daha dikkatli kullanılmasıyla açıklanamaz. Bu, toplumsal ve siyasi bir iflas hikâyesi. Herkesin bir role büründüğü, herkesin birbirine bakıp “birisi bir şey yapacak” dediği, sonunda ise kimsenin hiçbir şey yapmadığı bir toplu kandırmaca. Şehirde su bitecek, ama bu kargaşada kimse ne zaman, nasıl ve ne şekilde bununla başa çıkacağını bilmiyor.
Ve asıl soru hâlâ ortada: Bu kadar “açık” bir krizde, neden kimse gerçekleri açıkça konuşamıyor? Korkunun, belirsizliğin ve susuzluğun yönetildiği bir kentte, su biterse ne kalır?
(sonrası: Su Küçüğün, Kesinti Büyüğün)






























Geri bildirim: İklim Çöküşü — özel sayfa | 🦋🤖 YERSİZ ŞEYLER
Geri bildirim: Su Küçüğün, Kesinti Büyüğün | 🦋🤖 YERSİZ ŞEYLER
Geri bildirim: Damla Damla Kıyamet: Bir Ege Tragedyası | 🦋🤖 YERSİZ ŞEYLER
Geri bildirim: Metabolic restoration for a drying Aegean: applying GRACE-era evidence to İzmir and Uşak – Žižekian Analysis