Kâğıttan Kaderler Matbaası

🦋🤖 Robo-Spun by IBF 🦋🤖

🔖🦶🏻🛡️ Uzuv Forsu 🔖🦶🏻🛡️

(Diplomaların Düşüşü: Teknik Açık mı, Toplumsal Yozlaşma mı?)

Kimileri onlar için lümpen Robin Hood dediler ama çakallar çetesiydi; bu şehirde herkesin gölgesi uzun, kağıdı kısa. Onların geçtiği sokaklar, devletin bile uğramaya çekindiği yerler. Sahici olan ne vardı ki zaten? İnsanlar hayatlarını üç satıra sığdırmaya çalışırken, onlar satır aralarında kaybolmayı seçti. İstanbul’un puslu gecelerinde, kim haklı kim haksız birbirine karışır; ama ahlaksızların elleri her daim kirlidir, bakışları güven vermez. Her köşe başında yeni bir hikaye, her kağıtta eski bir aldanış. Çakallar çetesi ise işini ustaca yapar; onların vicdanı, gölgeler kadar serin, insan kadar kaypak.


Bölüm 1: Matbaanın Ruhu

Gecenin bir vakti, İstanbul’un arka sokaklarından birinde, sigara dumanı ve çay buharı arasında Dekan ‘Dekko’ bir masa başında. Elinde eski bir diploma, yüzünde yılların kırgınlığı.

Dekko (iç ses):
Bu memlekette insanın kaderi mürekkep lekesiyle yazılır. Bir kağıdın ucunda ömür geçer; o kağıt ya senden yana olur, ya sana mezar kazandırır. Benim nasibime, kaç okuldan kaçtım, kaç kayıttan düştüm… Diplomamı gören olmadı.
Yani, sistem dediğin şey, seni en baştan yok saymaya ant içmiş.

Çaycı İhsan gelir, Dekko’ya yan bakar.
— Yine mi kayıp diplomana daldın abi? Oğlum senin dosya, devletin en dip rafında… Sende kafa varsa ben de makbuzum!

Dekko kafasını kaldırır, dumanı üfler:
— Benim diplomamı devletin rafına koyan, başkasınınkini masaya çıkarır. Onların eline geçen diploma, bana mezar taşı.
— E iyi de Dekko, madem devlet torpilliye diploma veriyor, sen niye bu kadar üzülüyorsun?

Dekko göz ucuyla bakar, gülümser:
— Torpili yukarıdan aşağıya indirmek gerek İhsan.
— Haydaa!
— Oğlum, herkes diploma istiyorsa, bu işten kimin eli boş kalacak? Torpilin adaletini halka getireceğim. Altta ezilenlerin hakkı var bu kâğıtta.
— Aşağıya diploma mı, racon mu dağıtıyorsun?

Dekko ayağa kalkar, perdeyi aralar. Sokağa bakar:
— Racon bazen devletin verdiği kağıttan daha adildir, İhsan.
— Kime racon kime diploma, ayırt etmeden…
— Oğlum, ben kime güvensem, diploma yok! Kendime diploma bulamadım, kendime matbaa açarım.

Gece ilerler, Dekko eski bir anımsamayla içini çeker:
— Bir defter, bir mürekkep, bir de serseri umut… Benim kaderim hep kaybolan belgelerle yazıldı. Ama bu gece… bu gece yeni bir kader yazılacak.

Kamera Dekko’nun gözlerinden sokaktaki gençlere, gece bekçisine, bir köşe başında mendil satan çocuğa kayar.

Dekko (iç ses):
Diplomayı kaybeden çoktu bu şehirde. Ama raconunu kaybedenler, işte onlar asıl kayıplar…

Kapanış: Dekko, gecenin raconunu yaktı. Çetesini toplamak için ilk adımı atar. İstanbul, yeni bir hikâyeye gebe.


Bölüm 2: Kayıtları Mürekkep Yazdı

Sabahın körü, bir devlet dairesinin rutubetli arşiv odası. Kayıtçi Yavuz ‘Mürekkep’, eski günlerde, dosyalar arasında kaybolmuş. Masada yıllanmış çay bardağı, diplomanın üzerine devrilmiş bir kaç damla.

Mürekkep (iç ses):
Kağıt kokusu, eski mürekkep… Herkes hayatını bir satıra sığdırmak ister. Devletin memuru dediler bana, ama ben hep başka birinin evrakında yaşadım.

Kamera geçmişe gider, Mürekkep gençken: Müdür gelir, sinirli.
— Yavuz, gene kimin dosyasına not ekledin lan sen?
— Müdürüm, geçen hafta bakanın yeğeni için ekle demiştiniz ya…
— E onu ekle, öbürünü niye ekledin!
— …Valla karıştı, bir bakmışım kendime de diploma basmışım.

O an sessizlik. Bütün müdürler, koca arşiv, birbirine bakar.
— Hadi oradan! Çık git, bir daha diploma falan görmeyeceksin!

Günümüze döneriz. Kayıtçi ofiste Dekko’yla buluşur.
— Dekko, ben bu işin kitabını yazmadım; ama yanlışlıkla kendi diplomamı bastım.
— Güzel kardeşim, demek ki devlet de şaşırıyor bazen.
— O zaman, gel… kaydı halk için tutalım!
— İyi diyorsun da, ilk müşteri kim olacak?
— Halı yıkamacı var ya, hani geçen sene kız istemeye psikolog getirmişlerdi… Adam kendini Mesmer sanıyor, hipnozun kralı.

Mürekkep göz kırpar:
— O adama psikolog diploması verelim. Ama bir şartım var: Bu diplomanın arkasında çay lekesi olacak.
— Ne racon be kardeşim!

Arşivin penceresinden dışarı bakarlar. Sokağın kalabalığı, devletin sessizliği…

Dekko:
— Sen kağıdı yazdın, ben raconu katarım. İstanbul’un çürük duvarında, adaletin matbaası bizim olacak!

Kapanış: Halı yıkamacı psikolog rolüne hazırlanırken, çete yeni bir hayata imza atmak üzere geceye karışır.


Bölüm 3: Silgiyle Yazılan Hayatlar

Gecenin içinden, sabaha karşı bir okul bahçesinde, Tülay ‘Silgi’ dalgın dalgın bir deftere bakıyor. Sokaktan çete gelir, sigara dumanında kaybolmuş çocuk sesleri.

Tülay (iç ses):
Hayat, bazen yanlış yazılmış bir sınav kâğıdıdır. Kimsenin notunu silmezler, silinmesi gereken hep senin geçmişindir.

Dekko yanına oturur.
— Silgi, bu akşam sıra sende. Bugün geçmişten birini sileceğiz.
— Benden daha iyi kimse silemez Dekko. Ben, hocanın kırmızı kalemini bile silmiş kadınım.

Kamera Tülay’ın geçmişine döner. Ortaokulda, sınıfta hocası seslenir:
— Tülay, bu sınavdan sıfır!
— Hocam, ama benim cevaplar…
— Cevap yok! Hayat sıfır, karnen sıfır, yolun kapalı!

Tülay bir gece, sınıf defterini yürütür. Tüm sıfırları siler, herkese 10 yazar. Sabah okula müfettiş gelir, “bu sınıfta mucize mi oldu?” der.

Bugüne döner. Çete bilgisayarı açar.
— Bak Dekko, şimdi psikologların sistemini sileceğim.
— Eline sağlık Silgi. Kim bilir kaç psikolog sahiden hayatı silmek isterdi?

Birlikte halı yıkamacının yeni kaydını açarlar. Yeni isim: “Mesmer Mahmut, Klinik Hipnoz Uzmanı.”

Tülay gözlerini kısar:
— Hayatta her travmanın bir silgisi, her silginin yeni bir hikâyesi vardır.
— Bu adam hipnoz mu yapacak?
— Adam halıdaki lekeyi hipnozla çıkarıyor, insan ruhunu neden çıkaramasın?

Kamera TV stüdyosuna döner. Halı yıkamacı, takım elbiseyle “psikolog” sandalyesinde:
— Her travma iyi bir leke çıkarıcıyla başlar. Beyninizdeki kirleri bana bırakın!

Kapanış: Silgi, kendi geçmişinin silinmiş olduğuna ilk defa içten gülümser.


Bölüm 4: Vizeci Sistem – Dijital Kumpas

Geceyarısı, bir internet kafede, Vizeci Serkan bilgisayar başında ter içinde… Etrafta 90’lardan kalma bir korkuluk, eski afişler, yarım kalmış bir tost.

Serkan (iç ses):
Sistemin içinde adımı bulamadım hiç. Hep başka birinin ismi çıktı karşıma. Annem “Oğlum sen sınavı geçtin” dedi, sistemde yokum. Devlet kayıtta, ben hayatta yokum!

Dekko arkasından yaklaşır:
— Vizeci, hazır mısın?
— Hazırım abi. Bu gece bütün sistemin anahtarını değiştiririm.
— Yalnız bak, bu sistemin şifresi üç kere yanlış girince memleketin elektriği gider.
— Abi ben kendime adımı yazamadım, başkasına master bile yazarım.

Flashback: Vizeci gençken, sınavdan 97 almış, okul listesinde adı yok. Hoca başını okşar:
— Evladım, sistem hata yapar. Sen sistemi affet.

Bugüne döner. Vizeci gece boyunca kod yazar, bir yandan racon keser:
— Bu işler parmak iziyle olmaz Dekko, yürek iziyle olur!

Sistem açılır, diploma listesi akar… Dekko gözünü kısar:
— Bak, ilk kadın kuaförü geliyor. “Havva Yıldız, roket bilimci mühendis!”
— Kadınlar uzaya saç kurutma makinesiyle çıkacak abi!

Siber alarm çalar, ekran kararır. Vizeci bozulmaz:
— Abi, sistem bana isim vermediyse ben de sisteme roman yazarım!

Kapanış: Çete bilgisayara eğilirken, dışarıda martılar ve elektrik direkleri, İstanbul’un yeni fantazisine göz kırpar…


Bölüm 5: Matbaanın Kızına – Esra ‘Matbaa’

Bir sabah, tozlu bir matbaada, Esra kâğıt ve mürekkep arasında elini yüzüne sürüyor. Makinenin gürültüsüyle, arka planda bir radyoda arabesk çalıyor.

Esra (iç ses):
Dünyada en kolay şey kandırılmak. Hele kâğıdın üstüne yazılıysa, herkes yutar. Ben o gece nişan davetiyesinde kendi ismimi başkasının yanında görünce öğrendim bunu.

Dekko içeri girer, tespihini döndürerek:
— Matbaa, bugün sana ihtiyacımız var.
— Herkese diploma basarım Dekko, ama bu müşteri başka. Kadın kuaförü, roket mühendisliği istiyor!
— Ne var bunda? Hayalin de raconlusu makbul.

Esra matbaa makinesine döner, elle kurşun harf dizer:
— Dekko, ben bu harfleri hayatım boyunca dizdim, bir kere de bana doğru dizilmedi. Herkes nişanlısıyla evlendi, ben matbaayla evlendim.
— O yüzden bu kağıt, herkesten daha hakiki olacak!

Kamera Esra’nın eski bir nişan gecesine gider. Nikâh masasında kendi ismi yerine başka bir kızın ismini okurlar. Esra donakalır, sonra sahte bir gülümseyiş…

Bugüne döner. Matbaa makinesinden yeni bir diploma çıkar: “Yıldız Havva, Uzay Roket Sistemleri Mühendisi.” Diplomanın kenarında altın yaldızlı bir saç teli…

Dekko, diplomayı alır, dumanı savurur:
— Matbaanın kızı, bu işi sanat yapıyor.
— Benim kağıdım herkesi bir kere kandırır, kimse de anlamaz!

Kamera, Youtube’da viral olmuş bir video: Kuaför kadın saç keserken roket fiziği anlatıyor:
— Bak abla, saçının ucu sürtünmeyi azaltır, tıpkı uzayda roketin burun kısmı gibi!

Kapanış: Esra, matbaada bir köşeye çekilir. Mürekkep lekesiyle ellerine bakar, yarım bir tebessüm…
— Kağıt kimin elindeyse, hakikat onun olur bu şehirde.


Bölüm 6: Usta’nın Parmakları – Hulusi ‘Usta’

Akşam üstü, matbaanın loş bir köşesinde, eski bir radyodan hicaz bir makam sızıyor. Usta Hulusi, ağır adımlarla bastığı kaşe ve mühürlerle oynar. Bir zamanlar on parmağında on marifetmiş…

Usta (iç ses):
İnsan bir kere kaybetti mi parmağını, ne tutsa yarım kalır. Benim de hayatım yarım bir mühür gibi. Eskiden kaşeyi vurunca devlet titrerdi, şimdi herkes sahte imzayla geçiniyor.

Dekko yanına yaklaşır:
— Usta, gençlerin işi sisteme takıldı. Yeni nesil elektronik mühürleri geçemediler, eski usul senin elinden geçecek.
— Oğlum, bu şehrin en güzel kaşesi hâlâ benim masamda durur.
— Parmak eksik ama racon tam!
— Parmağa bakmaz bu iş evlat, kalbe bakar. Kaşe, ruhtan gelir.

Kamera Usta’nın gençliğine döner: Matbaada parmağı makineye kaptırır. Kan ve kağıt birbirine karışır. Patron, sigarasını yakar:
— Hayatın eksik olur Hulusi, ama kâğıdın tam olsun!

Bugüne döner. Usta, yeni müşteri için damgalı diploma hazırlar. Pazarlamacıdan mimar olacak müşteri başında heyecanlı.

Usta, diplomayı eline alır:
— Evlat, bu kaşeyi taşıyan adam biraz da benim hikâyemi taşır.
— Usta, bu işin sırrı ne?
— Kaşe dediğin, kendin bastın mı gerçek olur. Başkasının bastığı hep yarım kalır.

Kamera yeni müşteriye döner: Pazarlamacı, postmodern mimar kimliğinde, ‘Alışveriş Merkezinden Mezarlığa’ konseptini sunar. Herkes şaşkın, sistem dehşete düşmüş…

Kapanış: Usta, elindeki yarım parmakla, yarım kalmış bir hayatı tamamlar gibi mührü basar. Dekko ona göz kırpar:
— İstanbul’da parmak sayısı yetmeyenler, kaşesini aklıyla basar Usta’m!


Bölüm 7: Çırak ve Kırık Kimlikler – Mert ‘Çırak’

Bir öğlen, güneş altında bir çay bahçesinde, Çırak elinde iki kimlik kartı döndürür. Dekko, yan masada yarım çay içer. Çetenin gülüşmesi, radyoda eski bir türkü.

Çırak (iç ses):
Doğduğum gün iki isim koymuşlar. Biri mahallenin, biri devletin. Biri bana bakar, öteki bakmaz. Kimliğim yok, her şeyim yarım. Belki de sırf bu yüzden… Herkesin bir tarafı sahte, öteki tarafı gerçek.

Dekko, başını kaldırır:
— Mert, bugün sıra sende. Pazarlamacı mimar olacak, ama fantazinin kralını istiyor.
— Ne istiyor abi?
— “Ölümsüz AVM Mezarlığı”… Hem alışveriş hem ebedi uyku. Düşün, ölümün AVM’si.

Çırak iki kimliğini masaya koyar, hafif sırıtır:
— Abi, ben kendimi bile bulamadım. Adam ölüsünü bulup mezarlığa koyacak.
— Kimlik dediğin nedir ki oğlum, kağıda yazınca herkes inanıyor.

Kamera çocukluğa döner: Çırak, okulda adını unutur, sıra arkadaşına bakar:
— Ben kimim?
— Sen herkessin, oğlum!

Bugüne döner. Matbaa’da diplomanın üstünde şöyle yazar:
“Levent Barış – Postmodern Mezarlık Tasarımı Mimarı”

Tülay diplomanın alt köşesine gülücük çizer:
— Dünya yalan, diplomaya gülmek lazım.

Sahte diplomalı mimar sahnede ödül alır, gözlüklerinin altından bakar:
— Projemiz: AVM’de alışveriş yaparken, ölünce bir alt kata iniyorsun; ne varsa indirimde, mezarın başında!
Salon alkıştan kırılır.
Çete matbaada kahkahadan yıkılır.

Çırak, diplomasını okşar:
— Sahte kimlik mi, gerçek hayat mı? İkisi de elimi tutmaz ama raconun hakkını öderim.

Kapanış: Çırak, gece yarısı bir çöp konteynerine iki kimliğini atar, yeni bir isme hazırlanır. Şehir ona, o da şehre göz kırpar.


Bölüm 8: Raconun Hesap Günü – Büyük Skandal

Sabahın erken saati, İstanbul’un ortasında, polis sirenleriyle uyanan bir sokak. Basın, matbaanın önünde toplanmış. Sosyal medya coşmuş: “Diploma Çetesi Yakalandı!”

Dekko, arka odada çeteyi toplar. Hepsinin yüzünde bir tuhaf hüzün. Radyoda hafif bir arabesk.

— Arkadaşlar, raconun sınavı burada biter. Herkesin diploması, herkesin sahte geçmişi önünde.
— Abi, biz başlarken bu kadar büyüyeceğini biliyor muyduk?
— Kayıtçi, sen devletin çayına mürekkep damlattın, hâlâ şaşkınsın.
— Silgi, sen herkesi sildin, şimdi kendini silebiliyor musun?
— Matbaa, kağıt bitti, umut bitti mi?
— Usta, kaşen eksik, hayatın tamam mı?
— Vizeci, sistemi hackledin, kendine isim bulabildin mi?
— Çırak, kimliğini buldun mu oğlum?

Kamera kısa kısa karakterlerin yüzlerinde gezinir. Herkesin elinde bir diploma, gözlerinde yaşla karışık gülüş.

O sırada basında bir haber:
— Sahte diploma çetesi çökertildi! Makam sahipleri: “Bizim haberimiz yoktu…”

Dekko pencereye yaslanır, İstanbul’un sabahına bakar. Derin bir nefes:
— Devlet diplomayı satmıştı, biz sadece fiyatı düşürdük.
— Herkes diploma aldı, raconunu kaybetti.
— Şimdi herkes kendine bir kimlik, bir racon, bir kader seçsin.

Kapanış: Çete, matbaadan birer birer çıkar, ellerinde kendi trajikomik diplomaları. Şehir onları yutar, arkalarında bir tek eski bir matbaa, yerde bir kaç diploma, havada kırık bir türkü…


Ve nihayet yolun sonuna geldiklerinde, şehir hâlâ yerinde. Matbaanın gürültüsü dinmiş, çayın buharı sönmüş, dumanı dağılmış. Herkes bir diploma, bir kağıt, bir isim peşindeydi; ama geriye dönüp bakınca kimsenin yüzünde gerçek bir huzur, gözlerinde berrak bir gelecek yoktu. Raconun sonu gelmişti, kağıt yırtılmış, mühür silinmişti. Şehirde her şey yerli yerinde ama çakalların izi belli; ne adaletin terazisi kaldı, ne de hakikatin sesi. Ve birileri hâlâ sahte diplomalara, kayıp kimliklere tutunmaya çalışırken, asıl kaybolan, o kirli sokaklarda insanlığın kendisiydi.

2 Yorum

Filed under Suni muhaberat