🦋🤖 Robo-Spun by IBF 🦋🤖
🧸🧴🔎 Non-Ofens Gestalt 🧸🧴🔎
Oidipus Oidipal Bir Çocuk Muydu? Bülent Somay
Hanımcı Babanın Ödip Zincirini Kırması ve Amcı Erkeklerin Doğuşu
Bülent Somay’ın ‘Oidipus Oidipal Bir Çocuk Muydu?’ yazısı, görünüşte filolojik titizliğiyle Sophokles’i, Aiskhylos’u ve Freud’u yan yana getiriyor; ama metnin derin örgüsü, günümüzün medyatik ‘fallik kadın piyasası’na uyumlu hanımcı baba konseptini adım adım meşrulaştırıyor. Bunu göstermek için Somay’ın kendi cümlelerini, kelimesi kelimesine aktaracağım.
Somay, Freud’un formülünü hatırlatarak başlar: “Belki de hepimizin kaderinde ilk cinsel dürtümüzü annemize, ilk nefretimizi ve şiddet duygumuzu babamıza yöneltmek vardı.” Ardından popüler psikanalizle alay eder: “Oidipus Kompleksi, ya da Can Yücel’in mükemmel yakıştırmasıyla ‘anam avradım olsun kompleksi’, psikanaliz düşüncesinin en temelinde yer alan, kurucu, yapılandırıcı teorilerden biridir.” Burada yaptığı şey, konuyu daha ilk satırlarda bir ‘karikatür’ düzeyine çekmek, sonra da ‘heveskâr psikanalist’ diye hedef gösterdiği figürü rahatça boşa düşürmektir: “hemen Oidipus’un annesine âşık olduğu, babasına ise düşmanlık beslediği sonucunu çıkaracaktır bundan.”
Bu basitleştirme stratejisi, Sophokles’e dönüp “Demek oluyor ki Oidipus’un (popüler, gündelik kullanımdaki anlamıyla) bir Oidipus Kompleksi yokmuş” dediğinde iyice belirginleşir. Ardından kritik hamleyi yapar: “Ensest, arzuyla ilgili bir şey değildir.” ve “Demek ki, kaza eseri ensest yapılabilir.” Burada arzunun bilinçdışı örgüsünü (annesel arzu, babanın yasa koyucu işlevi, fallusun simgesel ağırlığı) devreden çıkarır; yerine ‘kaza’ retoriğini koyar. Arzunun yapısal dinamiklerini böyle ‘kazaya’ bağlamak, ensesti arzu-yasa çatışmasının ürünü olmaktan çıkarıp, neredeyse teknik bir “talihsizlik” haline indirger. Bu, Lacan’ın kastettiği “arzu her zaman yasayla düğümlüdür” ilkesinin tam tersidir.
Somay, bir sonraki cümlede arzunun yönünü itiraf eder: “O, Oidipus Kompleksi derken, aralarında genetik bir bağ olsun olmasın çocuğun annesine, yani annesi olarak görüp tanıdığı kişiye, birincil bakıcısına yönelik arzusunu anlatmaya çalışıyordu.” Yani, arzu gerçekten annede toplanır. Ama bu tespitin teorik sonuçlarını açmak yerine, Somay onu yeniden bastırır; anne-arzu ilişkisini merkeze yerleştirip babanın rolünü tali kılar.
Annenin konumu, onun cümlelerinde net biçimde kurulur: “Anne bizim için bütün olduğumuz hayali bir anın temsilcisidir; onunla bir ve bütün olduğumuza inandığımız ölçüde de kendimizi kadir-i mutlak hissedebiliriz.” Bu, Lacan’da anne-çocuk ikiliğinin imaginair bütünlüğüdür. Burada üçüncü terim olarak baba devreye girmezse, bu bütünlük kırılmaz ve çocuk annenin arzusu içine hapsolur.
Baba meselesine geldiğimizde Somay’ın en sarsıcı hamlesi Roma hukukundan gelir: “Anne her zaman kesin olarak bellidir; baba evlilik sözleşmesinde gösterilen kişidir.” Ardından: “Yani kısacası, ‘Baba’ bir sözleşmede geçen bir isimden ibarettir.” Ve daha da indirger: “Baba, çocuğun 46 kromozomunun 23’ünü veren genetik atadan ibaret değildir. Hatta böyle bir genetik bağlantı olmasa da olur.” Burada Lacan’ın Nom-du-Père dediği simgesel ad tamamen silinir. Baba, arzuyu yasayla dönüştüren üçüncü unsur olmaktan çıkar, medeni hukukta geçen bir isim haline gelir. Bu, hanımcı baba figürünün teorik altyapısıdır: babanın simgesel otoritesi iptal edilir, anne merkezli arzu korunur.
Somay, bu indirgemeyi ‘tarih’le cilalar: “Aslında insanların erkeklerin de üremede bir rolü olduğunu keşfetmeleri çok yeni; 50,000 ila 70,000 yıl önce olan bir şey.” Böylece babanın arzudaki işlevi, ‘evrimsel geç keşif’ masalına gömülür; fallus simgesel ağırlığını kaybedip, arkeolojik bir meraka indirgenir.
Mitolojik örneklerle de bu çerçeve pekişir: Aiskhylos’taki Erinyeler’in “kadim kanunları” ile Apollo/Athena’nın “genç hukuku” arasındaki sahne. Somay, bu geçişi aktarırken bugünün feminist tepkisini anımsatır. Bu teatral çerçevede baba, ya prosedürel hukukun nötr bir memurudur ya da bir sözleşme maddesidir; annenin arzusuna kanun koyan simgesel figür değildir.
Sonuç bölümüne gelindiğinde Somay, çekirdek aileyi “psikanalizin üzerine kurulu olduğu çelişkilerin kaynağı” diye tarif eder. Oidipus’u Oidipal olmaktan çıkarır, ama kompleksi çekirdek ailenin patolojilerine bağlar. Böylece baba adı, aile içi mikro dinamiklere hapsolur; toplumsal yasa, üçüncü terim, kastrasyon tehdidi gibi büyük yapısal işlevler silinir.
Ve en kritik sonuç: Somay’ın modelinde anne-arzu birliği, baba adının nominalleşmesiyle serbest bırakılır. “Baba” sadece bir isimse, anne arzunun tek merkezidir. Baba geri çekildikçe, annenin bedeni (am) arzunun, onayın ve gücün sahnesi olur. Somay’ın ‘ensest arzuyla ilgili değildir’ söylemi de bu sahneyi sterilize eder; arzu dişsizleşir, yasa gereksizleşir. Ortaya çıkan figür: uygar, nazik, sözleşmeci hanımcı baba ve onun karşısında medyatik fallik kadın.
Lacan’ın Seminer V’te anlattığı gibi, bu zincir kırıldığında kültürel sonuç nettir: hanımcı baba ortamında yetişen çocuk, annenin tarafında demirler, arzu am’a çakılır, sik simgesel kaderini kaybeder. Bu durum, kültürel olarak amcı erkek tipinin ortaya çıkmasına yol açar; üstelik bu, sadece bireysel psikodinamik değil, medyatik söylem ve kültürel kodlarla pekiştirilen bir sonuçtur.
Somay’ın kendi cümleleriyle özetlersek: “Yani kısacası, ‘Baba’ bir sözleşmede geçen bir isimden ibarettir.” “Anne bizim için bütün olduğumuz hayali bir anın temsilcisidir.” “Ensest, arzuyla ilgili bir şey değildir.” Bu üçleme, hanımcı baba ideolojisinin çekirdeğini verir. Baba adının simgesel ağırlığı söndüğünde, anne-arzu birliği parlatıldığında, erkeğin yönelimi am’a hipnotik biçimde sabitlenir. Fallusun simgesel kaderi iptal edilince geriye am fetişizmi kalır. Bu nedenle, hanımcı babanın gölgesinde medyaya uygun fallik kadın parlar; ve kültürel sonuç, adı üstünde, amcı erkek olur.






























Geri bildirim: Uzuv Forsu 🔖🦶🏻🛡️ | 🦋🤖 YERSİZ ŞEYLER
Geri bildirim: Non-Ofens Gestalt 🧸🧴🔎 | 🦋🤖 YERSİZ ŞEYLER
Geri bildirim: LEGOLUGAT 🧩🧱📖 | 🦋🤖 YERSİZ ŞEYLER