🦋🤖 Robo-Spun by IBF 🦋🤖
🌍☀️ İklim Çöküşü ☀️🌍
Susuzlukla boğuşan şehirlerde belediye işçileri, yaz sıcağında ellerindeki metal anahtarlarla vana başlarına eğilip parkların can damarlarını kapatıyor. Çimler sararıyor, süs havuzları sessizleşiyor, kamusal yeşil alanların üzerine bir kuraklık grisi çöküyor. Hortumlar artık su değil, boş hava taşıyor.
Bu manzara, ister istemez bizi doksanların siyasi sözlüğüne götürüyor: O yıllarda hortum, yalnızca bahçeleri sulayan bir kauçuk tüp değil, banka kasalarına bağlanmış görünmez bir sifondu. Hortumlama kelimesi, su yerine paranın aktığı o gizli hatların halk arasındaki adıydı. Kamu bankalarından, fonlardan, kasalardan “çekilen” bu görünmez nehirler, kimin cebine gittiğini herkesin bildiği ama kimsenin doğrudan söyleyemediği bir sır gibi dolaşırdı.
Aradan geçen yıllar, mecazı değiştirmedi ama tonunu yumuşattı. Artık yolsuzluk denilince dudaklar pek “hortumlama” demiyor; onun yerine daha cilalı, daha masum görünen bir kelime yerleşti: israf. Sanki mesele, organize ve kasıtlı bir soygun değil de biraz müsriflik, biraz savurganlık… Böylece asıl suç, beceriksizliğe indirgeniyor; halkın cebinden alınan, toplumun damarlarından çekilen kaynaklar “fazladan harcanmış” gibi sunuluyor.
Bu dil oyununun alt metni karanlık: Hortumlamaya israf demek, yolsuzluğu “bir sanattır, tadında bırakılmalı” seviyesine çekmek demektir. Sanki önemli olan kamu malına el uzatmak değil, onu “gurme” gibi seçerek yapmak… Herkesin yiyip içtiği ortak sofradan, tabağına en uygun lokmayı alan elit bir damak zevki gibi.
Bugünün iş dünyasını, kuraklıktan çatlamış bir toprakta hâlâ yemyeşil duran devasa bir bahçe olarak düşünün. Ama bu bahçe güllerle, yaseminlerle değil; kökleri obur, yaprakları yağlı, gövdeleri şişkin canavar bitkilerle dolu. Her biri, toprağın derinliklerine uzanan hortum gibi köklerle yeraltı damarlarına yapışmış. O damarlar, kamunun hazinesinden, emekçinin alın terinden, vatandaşın vergisinden besleniyor. Hortumun ucundan artık su değil, sermaye akıyor.
Onlar yemyeşil.
Renkleri, gündelik ışıkta bile başka türlü parlıyor; kimi gün metal kasaların içindeki parıltıyla, kimi gün büyük salonların halılarına sinmiş gölgelerle… Ama siz zaten hangi tonların bu “yeşil”i oluşturduğunu tahmin ediyorsunuz.
Ve bu bahçe yalnızca bitkilerden ibaret değil. Onların gölgesinde, köklerin beslediği başka yaratıklar da yaşıyor: Yaprakların arasına yuva yapmış yağlı tırtıllar, kabuğu parlak ama içi boş kabuklular, kanat çırptıkça zehir saçan böcekler… Her biri bu düzenin parçası; her biri, hortumdan gelen akışla büyüyor. Çiçek yerine diken açıyorlar, meyve yerine küf üretiyorlar.
Zamanla bu bahçenin ekosistemi tüm kenti sarıyor: yollarını aşındıran kökler, binalara tırmanan sarmaşıklar, havayı ağırlaştıran polen bulutları… En sonunda, yağmur gelse bile suyu toprağa ulaştıracak temiz bir kanal kalmıyor. Canavar bahçenin her zerresi açgözlülükle titriyor; kökler gökyüzüne doğru uzanıyor, yapraklar bulutları delip geçiyor, böcekler sokak lambalarının etrafında dönerek karanlığa yayılıyor.
Ve biz, susuz kalmış parkların başında, hortumu kapatılmış bir çeşmeden damlayan son iki damlaya bakarken, bir zamanlar “hortumlama” dediğimiz şeyin, bu koca bahçeyi nasıl beslediğini hatırlıyoruz.






























Geri bildirim: İklim Çöküşü — özel sayfa | 🦋🤖 YERSİZ ŞEYLER