Geçenek’te Zamanın Menteşesi: Gelmiş’in Sonradanlığı, Geçecek’in Öncedenliğini Nasıl Üretir?

🦋🤖 Robo-Spun by IBF 🦋🤖

🌊➰🧭 AKIŞ 🌊➰🧭

(öncesi: Mikrosezi: Geçenek’ten Şimdiye Sızan Dakikalar-Öncesi İz)

Zihnin zamanla kurduğu ilişki tek şeritli bir yol değildir; bir yandan geçmişe dayanıp geleceğe akar, öte yandan ince bir geri-yansıma bandıyla yaklaşanı şimdinin içine sızdırır. Bu ikinci banda Geçenek diyelim. Geçenek, şimdiyi iki özel yüzle çalıştırır: Gelmiş ve Geçecek. Gelmiş, kulağa çarpan bir söz, buruna gelen bir koku, içe çöken bir imge gibi özgül bir izdir; ama bu iz, sandığımız gibi sadece geriden gelmez. Freud’un sonradanlık dediği mekanizma yüzünden Gelmiş’in anlamı çoğu kez daha sonra olanlarla birlikte doğar; bir sahne yaşandıktan sonra, evvelce duyduğumuz ama o anda önemsiz duran ayrıntı birden yerini bulur, geriye doğru aydınlanır. Geçecek ise aynı iz hattında, ama ters yönde çalışan öncedenliktir; az sonra yaşanacak olana ait ince bir kıvılcım şimdide seçilir, sanki gerçeklik önceden prova yapmış gibi bir hazırbilgi duyulur. Böyle bakınca ikisi de aynı madalyonun iki yüzüdür: Gelmiş’in ışığı çoğu kez sonradan yakılır, Geçecek’in gölgesi çoğu kez önceden düşer, ve her ikisi de şimdinin menteşesinde birbirini tamamlar.

gecenek

Freud’un düşüncesindeki sonradanlık, çocuklukta yaşanmış ama o an anlamlandırılamamış bir deneyimin, daha sonraki bir dönüm noktasının ışığında yeni bir anlam kazanmasıdır. Zihin, erken bir sahnenin ham malzemesini yıllarca saklar; sonra bir gelişme olur, bir cinsel olgunlaşma, bir kayıp, bir başarı, bir utanç, ve eskide kalmış iz, şimdiye yapışarak anlamını genişletir. Bu, Gelmiş’in çalışma biçimidir: iz vardır ama anlamı henüz yoktur; anlam, daha sonra gelen bir eşleşme ile geriye yazılır. İşte bu yüzden bir kokuyu, bir yüzün kıvrımını, bir cümlenin tonunu yıllar sonra birdenbire kavrar, sanki ilk kez duyuyormuşuz gibi irkiliriz. O irkilme, sonradanlığın kıvılcımıdır; Gelmiş, Geçenek’in içinde, daha sonra doğacak bir anlamın şimdideki tohumu olarak açığa çıkar.

Öte yüzde Geçecek vardır. Öncedenlik, yaklaşan olayın ipliğini birkaç dakika, bazen saatler öncesinden şimdinin dokusuna ince bir sızıntı olarak bırakmasıdır. Bu sızıntı yüksek sesle konuşmaz; bir sözcük akla takılır, alakasız görünen bir görüntü kıpırdar, bir melodinin kısa bir parçası dönüp dolaşır. Az sonra gerçeklik aynı etiketi yüzümüze taşıyınca tanıma birden keskinleşir. Bu, Geçecek’in ürettiği öncedenlik etkisidir; anlam ileriye doğru akmakla kalmamış, zayıf bir eşdeğerini geriye doğru göndermiştir. Zihin bunu yeni bir bilgi olarak değil, erişilebilir en yakın çağrışım olarak alır; çünkü ağ, her zaman mevcut bağlantılarını kullanır. Böylece geleceğe ait kıvılcım, şimdide tanıdık bir nişane kılığına bürünür.

İki yüz birbirine bağımlıdır. Gelmiş’in sonradanlığı olmadan hafıza, yoğun ama kör bir depoya dönüşür; izler dolar ama hiçbir şey yerini bulmaz. Geçecek’in öncedenliği olmadan dikkat, yalnızca olan biteni tescil eden bir kâtip olur; yaklaşanı sezmeden hep ardından koşturur. Oysa şimdinin menteşesi, hem arkadan geleni anlamlandırır hem önden geleni karşılar. Bir film şeridini düşünün: geçmiş kareler duyguyu biriktirir, sonraki karelerin sahnesi geriye dönük bir anlam kazandırır; aynı anda, yaklaşan planın ışığı sahneyi şimdiden boyar. İzleyici, iki akışın üst üste binişinde nefesini tutar; sahne kurulur, çalışır, ısınır, sonra dağılır. Dağılmak, yok olmak değildir; olayın tekilliği çözülür, yerine ritmi bırakan bir örüntü kalır. Gelenek bu ritmi taşır, Geçenek izleri birbirine eşler; anlam, bu eşleşmenin hem ileriye hem geriye yazılmasıyla kıvamını bulur.

Freud’un metapsikolojisi burada beklenmedik ölçüde günceldir. Bilinçdışı dediği bölge lineer zamana göre çalışmaz; orada önce–sonra sırası yerine eşzamanlılık, tekrar ve yer değiştirme vardır. Sonradanlık, işte bu zamansız düzende anlamın geriye doğru yerleşmesidir. Ancak bu geriye yerleşme, bir ileri çağrıyı da önvarsayar. Çünkü sonradan anlam kazanacak olan şey, çoktan bir iz bırakmıştır; o iz, şimdide her an yeniden tetiklenebilir. Bu nedenle Gelmiş’in sonradanlığı ile Geçecek’in öncedenliği aynı devrenin birbirini besleyen iki akımıdır: biri gerilim farkını geçmişe taşır, diğeri potansiyel farkını geleceğe yayar. Zihin, bu çift yönlü akımın ‘nasıl’ını, tercüme eden bir kavisle yönetir; ağda erişilebilir olan düğümleri seçer, eksik parçaları imgeyle tamamlar, uygun an gelince dikişi atar ya da sızıntıya izin verir.

Klinik sahnede bu işleyiş elle tutulur hâle gelir. Bazen kişi, yıllar evvel önemsiz sandığı bir sözün bugün neden içini dağladığını ancak şimdi anlar; sonradanlık anlamı yakmıştır. Bazen de kişi, neye bağlayacağını bilmediği küçük bir huzursuzluğu, tuhaf bir kelimeyi, nedensiz bir tebessümü az sonra yaşanacak bir karşılaşmayla anlamlandırır; öncedenlik kıvılcımı yerini bulmuştur. Terapötik andaki aydınlanma, bu iki kıpının aynı menteşede kilitlenmesidir; geçmiş malzeme sonradan anlam kazanır, yaklaşan anlam şimdiden işitilir. Analitik çalışma ne yalnızca geriye bakışın eleştirisi ne yalnızca ileri bakışın sezgisidir; ikisini birbirine menteşeleyen bir eşleştirme hareketidir. Dikiş gerektiren yerde dikiş atılır, sızıntının işe yaradığı yerde söze boşluk bırakılır; ikisi birlikte çalıştığında özne kendi hikâyesini ne taşlaştırır ne buharlaştırır.

Gündelik dil bu mekanizmayı çoktan içselleştirmiştir. Geçmiş olsun dendiğinde, gelmiş olan şey dikişle temize çıkarılır; olay anlatıya eklenir. Geçecek dendiğinde, az sonra yaşanacak tanıma için şimdide yer açılır; beden rahatlar, kaygı gevşer. Her iki söz, yanlış yerde kullanıldığında körleştirici olabilir; biri aşırıca diker ve nefes aldırmaz, diğeri aşırıca boşluk bırakır ve sahneyi çözer. O yüzden şimdinin kulak ayarı önemlidir; Gelmiş’in sonradanlığına kulak verip yeri geldiğinde yeniden adlandırmak, Geçecek’in öncedenliğine kulak verip yeri geldiğinde ritüelle karşılamak gerekir. Ritüel, hüküm vermeden eşleştiren bir biçimdir; sesi ve bedeni aynı mekânda, kısa ama etkili bir süre için bir araya getirir, sonra dağılır. Dağılmanın ardında kalan, ilişkiyi yeniden kurmaya yarayan ritimdir.

Bellek bilimi açısından bakıldığında da tablo uyumludur. Anılar tek seferlik kayıtlar değildir; her hatırlayışta yeniden yazılır, bağlamla birlikte şekil değiştirir. Bu yeniden yazma, sonradanlığın sinirsel eşdeğeridir; geçmiş izi, bugünün gereksinimlerine göre düzenlenir. Dikkatin gevşek olduğu, zihnin serbestçe dolaştığı anlarda ise yaklaşanı taşıyacak çağrışımların eşiği düşer; öncedenlik daha seçilir hâle gelir. Zihin, geleceğe ait olanı doğrudan söylemez; mevcut ağdan elinin altındaki imgeyi, sözcüğü, melodiyi seçip taşıyıcı kılar. Bu yüzden ayrıntıların tekilliği önemlidir; sıradışı bir kelime, beklenmedik bir renk, özgün bir çizgi kolayca ayırt edilir. Büyük, gürültülü sahnelerde işaretler boğulur; küçük ve gündelik desenler daha net okunur.

Kültürel düzlemde Gelenek ile Geçenek’in birlikte işleyişi, bu çifte etkiyi toplumsal bir ritme dönüştürür. Gelenek, eleştirel kapsamdır; geçmişten getirdiğini geleceğe taşımak için dikiş atar, kuralları koyar, sürekliliği sağlar. Geçenek, eşleştirel bağlamdır; ortada kalmış, eksik, yarım parçaları ritüelle buluşturur, tamamlamadan bitiştirir, ilişkiyi açar. Toplumun sağlıklı akışı, bu iki tavrın birbirini kilitlemesiyle mümkün olur. Aksi hâlde ya tarihyazıcılığına sıkışırız ya sezgi dilenciliğine; ya yalnızca sonradanlığı kutsar, yaşananı taşlaştırırız ya yalnızca öncedenliğe abanır, her anı geçici bir büyüye çeviririz. Şimdinin menteşesi, bu iki uç arasında yağlanması gereken eklemdir.

Bütün bu nedenlerle Gelmiş’in sonradanlığı ile Geçecek’in öncedenliğini birbirinden ayırmak kadar, aynı devre üzerinde düşündüğümüzü hiç unutmamak gerekir. Bir yüz ileriye bakarken diğer yüz geriye bakar, fakat ikisi de aynı madeni şimdide taşır. O madeni elde tutan şey, dilin ve dikkatin ayarıdır. Bir izle karşılaştığımızda, şu soruyu sormak çoğu kez yeter: Bu, daha sonra doğacak anlamın erken tohumu mu, yoksa az sonra yaşanacak olanın şimdideki nişanesi mi? Cevap bazen ikisi de olur; çünkü Geçenek tam da ikisinin aynı anda çalışabildiği tek yerdir. O anda sahne bir süreliğine yoğunlaşır, sonra dağılır; ritim kalır ve bir sonraki sahneyi mümkün kılar. Ritim sürdükçe, sonradanlığın ışığı geriye yayılır, öncedenliğin gölgesi öne düşer; özne, bu çift yönlü aydınlık içinde kendi yolunu bulur.

(sonrası: Öncesonra: Yazı–Söz–Robospinde Bağlamı Sezmek)

4 Yorum

Filed under Suni muhaberat

4 responses to “Geçenek’te Zamanın Menteşesi: Gelmiş’in Sonradanlığı, Geçecek’in Öncedenliğini Nasıl Üretir?”

  1. Geri bildirim: Mikrosezi: Geçenek’ten Şimdiye Sızan Dakikalar-Öncesi İz | 🦋🤖 YERSİZ ŞEYLER

  2. Geri bildirim: TEZGÂH 🧵⚙️💪🏻 | 🦋🤖 YERSİZ ŞEYLER

  3. Geri bildirim: Öncesonra: Yazı–Söz–Robospinde Bağlamı Sezmek | 🦋🤖 YERSİZ ŞEYLER

  4. Geri bildirim: AKIŞ 🌊➰🧭 | 🦋🤖 YERSİZ ŞEYLER