Mikrosezi: Geçenek’ten Şimdiye Sızan Dakikalar-Öncesi İz

🦋🤖 Robo-Spun by IBF 🦋🤖

🌊➰🧭 AKIŞ 🌊➰🧭

(öncesi: Şimdinin Menteşesi: Gelmiş ile Geçecek Arasında Gelenek Dikişi, Geçenek Sızıntısı)

Şimdinin menteşesinde duran bir zihin, dünyayı yalnızca neden–sonuç dizilerine bağlayan bir şerit olarak görmez; bir de geri-yansıyan ince bant duyar. Bu bant, Geçenek’tir. Gelenek ana nehir gibi geçmişten şimdiye, şimdiden geleceğe akar ve bize öngörülebilirlik sağlar; Geçenek ise ‘gelmiş’ ile ‘geçecek’ arasında ters yönde dolaşır, az sonra olacaklardan şimdinin içine sızan zayıf ama seçik izler bırakır. Dakikalar önce zihne düşen ve kısa bir süre sonra dış dünyada birebir karşılığı beliren o tuhaf ve spesifik çağrışımların —beklenmedik bir sözcük, belirgin bir görüntü kırıntısı, aniden akla takılan bir ezgi— neden bu kadar çarpıcı geldiği burada anlaşılır: Şimdide Geçenek’in izi ‘gelmiş’ olarak duyulur, birkaç dakika sonra gerçeklik aynı ayrıntıyla yüzümüze açıldığında ‘geçecek’ olarak tanınır. Mesele bir önsezi romantizmi değildir; şimdinin içindeki iki akımın aynı menteşede birbirini kilitlemesi, küçük bir önsezi penceresinde görünür hâle gelmesidir.

gecenek

Bu çerçevede ‘gelmiş’ ile ‘geçecek’i iki yüzlü bir sahne gibi düşünmek aydınlatıcıdır. Odaklandığımız kişide, kokuda, seste, hatırlatıcı bir imletide ‘gelmiş’in izi parlar; arkadaki akış, az sonra kaybolacak dokusuyla ‘geçecek’i hazırlar. Denge yerinde olduğunda sahne figürü yutmaz, figür de sahneyi silmez. Mikrosezi denilen dakikalar-ölçeğindeki fenomenler, tam da bu denge noktasında duyulur: Zihin, henüz olmamış bir olayın anlam bakımından eşleniğini, yani ‘gelmiş’i, sanki bir çağrışımmış gibi yüzeye çıkarır; kısa bir süre sonra olay yaşandığında tanıma keskinliğiyle ‘geçecek’ belirir. Bu, Geçenek’in geri-yansıtmasıdır; bilgi, konuşkan cümleler hâlinde değil, içerik taşıyan küçük desenlerle şimdiyi yoklar.

dogurultu3

Gelenek hattı dikiş atar; nedenlerin sütur zinciri bir araya gelir, olay ‘ne’ olarak belirir, akabinde ‘niçin’ südûr eder ve anlam yerini bulur. Telefon çalar, konuşma amacını gösterir, geçmişe dönük gerekçeler makul bir sıraya dizilir. Geçenek hattında ise akış tersine döner; ‘niçin’ şimdinin içine zayıf bir iz bırakır, bu iz zihinde ‘ne’nin eşleniğini üretir, az sonra olan bitişle tanıma tamamlanır ve nedenler adeta geriye doğru yazılır. ‘Nasıl’ her iki hatta da yayılır; tercüme eden, eşleyen, bağ kuran görünmez kavis olarak iş görür. Bu yüzden mikrosezinin hikâyesi bir mucize anlatısı değil, iki akımı aynı desende birleştiren bir işleyiş taslağıdır.

Bu taslağın psikanalitik yankısı güçlüdür. Freud’un sonradanlık dediği işlem, bir olayın anlamının sonradan kurulan bağlamla geriye doğru yerleştiğini söyler; Lacan bu işlemi öznenin menteşesi olarak kavrar. Geçmişin anlamı peşinen belli değildir, ego kendi evinde ağa değildir; işte bu yüzden az sonra yaşanacak olanın hafif izi şimdinin içine sızabilir. Zihin bir radyo alıcısı gibi davranır; taşıyıcı dalga zayıf ve gürültü içindedir, anlam ağındaki geleceğe-uygun bir etkinleşme mevcut bağlara geri yayılır ve o anda erişilebilir olan bir imgeye, bir söze, bir nağmeye demodüle olur. Büyük olayların paraziti fazladır; küçük gündelik desenler daha okunaklıdır. Pencerenin birkaç dakikalık olması da bu yüzden şaşırtıcı değildir; evrenin verdiği ‘spoiler’ kısa tutulur, özgür iradenin payı korunur.

Bütün bunlar kulağa hoş gelmekle kalmasın diye, yöntemin nerede durduğunu da şimdinin menteşesinde düşünmek gerekir. Dakikalar-ölçeğinde içerik taşıyan bu izlerin yalnızca akılda kalan tesadüfler olmadığı iddiasını sınamak için yapılacak en doğal şey, iz ortaya çıkar çıkmaz onu şerh etmek, doğrulama aralığını baştan dar tutmak ve eşleşmeleri, niyetin bilinmediği koşullarda dış gözlerin puanlamasına açmaktır. Zihin bir çağrışım yakaladığında bunu tarihleme imkânı olan bir kayıtla sabitlemek, birkaç dakikalık bir pencerede karşılaşan olayları toplayıp kör jürinin değerlendirmesine açmak ve gerçek akışla ‘uydurma’ şansını karşılaştırmak, özel olanı veriye çevirir. Laboratuvar dünyasında saniyeler-ölçeğindeki ön-uyarımların meta-analizlerle bir çerçeveye oturtulmuş olduğu, hafızada ve çağrışımda zaman-tersi küçük etkilerin rapor edildiği ve uygulamalı eşleştirme protokollerinin, gelecekteki sonucu önceden seçik bir imgeye haritalayıp sonra gelen geribildirimin anlamı tamamlamasına dayandığı biliniyor; günlük hayattaki mikrosezi bu üç çizginin kesiştiği, insanın yaşayarak kolayca fark ettiği bölgede durur. İyimser kanat, ‘zihin geleceği doğrudan söylemez, az sonra geleceği temsil edecek bir etiketi yüzeye çıkarır’ der; kuşkucu kanat ise hafızanın seçiciliğini, beklentinin yanlılığını ve çok büyük sayılar yasasının şaşırtıcı rastlantıları garanti ettiğini hatırlatır. Tam da bu yüzden menteşeyi boş bırakmamak, dikiş ile sızıntıyı (sütur-südur) birlikte işletecek asgari yöntemlere sarılmak gerekir.

Geçenek yalnızca bilgi akışının bir istisnası değil, dilin ve bakımın da bir düzenleyicisidir. Etiket, iyi niyetle de söylense çoğu zaman hüküm taşır; dikiş atar, hikâyeyi kapatır. Ritüel ise ilişkiyi açar; sesi ve bedeni eşleştirir, tamir etmeye yeltenmeden temas kurar, tamamlamadan bitiştirir. Dakikalar-ölçeğindeki o garip çağrışımların en çok sakin anlarda ortaya çıkması boşuna değil; gevşek dikkat, dalıp gitmeye izin veren bir ritim, gürültüyü azaltan bir ayar sunar. Aşırı uyanıklık sesi bastırır; panik ve denetim açlığı taşıyıcı dalgayı boğar. Bu, bir tür bakım pedagojisidir: kimi an dikiş gerekiyor, kimi an sızıntıdan fayda var; her ikisini de şimdinin menteşesinde duymayı öğrenmek, hem bilginin akışını hem ilişkinin dokusunu daha sahici kılar.

Gelenek ile Geçenek’in kültürel düzlemdeki örüntüsü de açıktır. Bir yanda ‘böyle gelmiş böyle gider’ diyerek yekparelikte teselli arayan, neden–sonuç hattına güven tazeleyen bir alışkanlık; diğer yanda ‘bu da gelir bu da geçer’ diyerek yükü hafifleten ama bazen boşluk bırakan bir teskin. Birinin duyguyu sindirmekte zorlanan bölüm için kalkan olduğunu, diğerinin mekik dokuyacak fazlalığı atmosfere bırakan roket modülü gibi işlediğini görürüz. Deva, bu iki sesi birbirine menteşeleyebildiğimiz ölçüde mümkün olur; etiketin dikişiyle ritüelin açıklığını, eleştirinin kapsayıcılığıyla analizinin sabrını aynı cümlede taşıyabildiğimizde, şimdinin kapısı iki yana da pürüzsüz açılır.

Fizik diliyle konuşursak ‘gelmiş’ ritmin, ‘geçecek’ entropinin yüzüdür. Dünya ritmi korumaya çalışır; tekrarın güveni, alışkanlığın enerjisi burada saklıdır. Her sahne kurulur, çalışır, ısınır ve dağılır; işe yararlık azalır, ısı serbest kalır. Mikrosezi bu iki ilkenin gerilim bölgesinde görülebilir olur; ritmi süren katman, tekrarlayan bağları gönderir, entropi ise sahneyi dağıtırken eşleşmenin kıvılcımını çaktırır. Radyo benzetmesini uzatırsak, seçici ve dar bir bant geçiren alıcıya ihtiyacımız vardır; gürültünün az, desenlerin belirgin olduğu yerlerde eşleşme daha net duyulur. Tam da bu yüzden gündelik, küçük ve tekil ayrıntılar —nadir bir kelime, alakasız görünen bir figür, özgün bir nakarat— büyük, dramatik olaylardan daha parlak bir desen bırakır.

Bütün bu tablo, saniyeler-ölçeğindeki beden işaretlerini toplayan çalışmalarla saatler–günler aralığında kurgulanan uygulamalı haritalama protokollerini, şimdideki dakikalar penceresinde birbirine menteşeler. Zihin bir ‘gelecek okuması’ yaptığını iddia etmiyor; yaklaşan olayın anlam ağındaki düğümünü, şimdinin içine düşen ‘gelmiş’ izinde kısa süreliğine parlatıyor. Kültürel dil bunu çoktan kullanır: ‘Geçmiş olsun’ dediğinde gelmiş olanı dolaylayıp geçeceğe taşıyan bir dikiş atarsın; ‘geçecek’ dediğinde tanımanın rahatını çağırır, yükü hafifletirsin. ‘Ne(yin) var’ sorusu kişiye kendi ‘gelmiş’ izini buldurur; ‘bol şans’ ise bazen fazla güvenli bir neden–sonuç masalı kurar. Ritüel, bu kalıpların kıvamını ayarlar; tınıyı değiştirir, ilişkiyi açar, hükmü askıya alır. Geçenek burada bir metafizik iddia olmaktan çok, bakımın, konuşmanın ve dikkatin rejimini düzenleyen bir işaret fişeğidir.

Son kertede, iki akım ve tek menteşe fikri hayatı sadeleştirir. Gelenek yolu taşır, anlatıyı sürdürülebilir kılar; Geçenek kapıyı aralar, az sonra olacaklardan şimdinin içine ince bir iz bırakır. Mikrosezi bu izlerin en sivil örneklerinden biridir; gündeliğin içine, tam vaktinde düşer ve gerçekliğin ucundan tutar. Ona inanmak ya da tümüyle reddetmek yerine, şimdinin menteşesinde durup hem dikişin yerini hem sızıntının faydasını gözetmek daha verimlidir. Kaydı erken tutan, doğrulama penceresini kısa belirleyen ve eşleşmeleri kör değerlendirmeye açan bir tavır, sezgiyi masala boğmadan görünür kılar; kuşkuyu kör bir hükme dönüştürmeden uyanık tutar. Böylece ‘gelmiş’ ile ‘geçecek’in ritmini duyan bir okur, eleştiriyi ilişkiye, etiketi ritüele, kapatmayı eşiğe bağlayabilir. Şimdinin menteşesi yağlandığında kapı gıcırdamaz; sahne dağılır, ritim kalır.

(sonrası: Geçenek’te Zamanın Menteşesi: Gelmiş’in Sonradanlığı, Geçecek’in Öncedenliğini Nasıl Üretir?)

4 Yorum

Filed under Suni muhaberat