Öncesonra Fiksasyonu ve Geçişkenliği: Travmatik Rüya, Save Game, Zamanın Dikişini Onarmak

🦋🤖 Robo-Spun by IBF 🦋🤖

🌊➰🧭 AKIŞ 🌊➰🧭

(öncesi: Öncesonra: Yazı–Söz–Robospinde Bağlamı Sezmek)

Freud, ‘Haz ilkesinin ötesi’nde savaş nevrozlarını ve travmatik rüyaları anlatırken rahatsız edici bir paradoksu sahneye koymuştu: Rüya, hoşnutluk vermek yerine ısrarla kâbusu yeniden kurar. Siper çöküşü, patlama ışığı, boğucu toz ve çığlık… Her gece, sanki plak takılmış gibi aynı kesite geri sarılır. Freud bu inadı bir saplantı diye geçiştirmektense, psişenin ‘bağlama’ çabasının işareti saydı; travmanın çıplak fazlalığı önceki örüntülere dikilemiyorsa, zihin sahneyi defalarca yeniden çağırıp ona bir yer açmaya çalışır. Kâbus, zevkin değil dikişin aracına dönüşür; haz ilkesi geri çekilir, tehlike sinyali ve tekrar dürtüsü öne çıkar. İşte öncesonra dediğimiz karmaşık işleyiş tam burada görünür olur: ya sınır taş kesilir ve hep aynı ana dönülür ya da sınır yarı geçirgenleşir, yaklaşanın ince izi şimdinin içine sızar, yaşanmış olansa sonradan anlam kazanır.

Travma yalnız başa gelen değildir; en çok da yanı başında, bir adım ötede hissedilendir. Kaldırımın kenarında ayağın boşluğa yaklaşması, röntgen sonucunu açmadan önce parmakların terlemesi, ‘konuşmamız gerek’ mesajını görüp aramayı henüz açmamış olmanın uyuşturucu uğultusu… Yaklaşan sahne önceden bir halo salar; Geçecek şimdide zayıf bir nişane bırakır. Bu nişane yer bulamadığında kaygı tırmanır; kulak, tek bir tınıya kilitlenmek yerine her yönden gelen gürültüyü aynı anda duymaya başlar. İşte o an öncesonra fiksasyonu devreye girer ve zihin bir güvenli-kare aramaya koyulur: bellekte otomatik bir gerisarma başlar, ‘son güvende olduğum nokta neresiydi’ sorusu görünmez bir komut gibi çalışır. ‘Plak takıldı’ hissi, gerçekte şimdinin kayganlığıyla baş edemeyen bir dikiş arayışıdır.

Bilgisayar oyunlarının save game mantığı, bu arayışın popüler bir simülasyonudur. Zor bir bölümün eşiğinde oyunu kaydedersin; denersin, düşersin, yeniden yüklersin, koşuyu tekrar tekrar yaparsın. Her başarısız girişim bir ‘önce’ seçer ve o ‘önce’den yeni bir ‘sonra’ üretmeyi dener. Bu döngü yalnızca beceri artışı değildir; zamanın dokusunu onarma çabasıdır. Oyun, öncesonra fiksasyonunu oyunlaştırır; güvenli kesit, hatırlanabilir ve çağrılabilir bir ‘önce’ sunar, riskli kesit ise sayısız ‘sonra’ olasılığı üretir. Hayatın ağır günlerinde pek çok insanın aynı konuşmayı zihninde yüzlerce kez prova etmesi, aynı koridorda yüz adım ileri geri yürümesi, aynı e-postayı defalarca taslaklara kaydedip sonra silmesi bu save–load devresinin gündelik karşılığıdır. Zihin, geçişkenliği kaybettiğinde sahne değişimini kendine ait küçük ritüellerle telafi eder.

Öncesonra fiksasyonunun iki kardeşi vardır. Biri olası geçmişlere tutunan ‘ah keşke’ fiksasyonu; diğeri olası geleceklere kilitlenen ‘tasarlayıcı’ fiksasyon. İlki, ‘o virajda biraz daha yavaşlasaydım’, ‘o cümleyi kurmasaydım’ diye durmadan karşı-olgular üretir; geçmişi dondurur, tek bir kavşakta zamanı kristalize eder. İkincisi, ‘her değişkeni bugünden kontrol edersem hiçbir sürpriz kalmaz’ diye geleceği kilitler; plan, ihtimalleri açmak yerine onları iptal eden bir turnikeye döner. İlki suçluluğun, ikincisi kontrol hırsının yakıtını artırır; ikisinde de geçişkenlik yerini sert sınırlara bırakır. Psikolojik travmayı fiziki travmadan ayıran kritik fark da burada belirir: Fiziki travma bedende bir hasar, psikolojik travma ise gelecekte ‘olabilir’in kitlenmesidir. Yarından geri çekilen esneklik, dünden kopan tazelenme damarını da kurutur; sonuç, şimdide donma ile patlama arasında gidip gelen bir ritim bozukluğudur.

Freud’un travmatik rüyaları yalnız savaş sahnelerinde değil, küçük gündelik çarpışmalarda da sürer. Boşlukta kalan bir özür, yarım kalmış bir vedalaşma, görülmeyen bir emek… Zihin, ‘da’ diyemediği her ‘fort’u gece geri çağırır; yarım kalmış dönüşü dikişle tamamlamak ister. Bazen bu rüya, zamanın sıçrama noktalarını rengârenk maskelerle yeniden sahneler: sınav salonu aslında salondaki çocukluk piyanosudur, toplantı masası eskiden sınıf sırasıdır, patronun sesi babanın utangaç öksürüğüne karışır. Burada sonradanlık konuşur; eski bir ‘gelmiş’ iz, bugünün anlamıyla geriye yazılır. Ama aynı rüya, yaklaşanın nişanesini de taşır; sabaha karşı çalan telefon, rüyadaki kapı ziline çoktan benzemiştir. Öncedenlik ve sonradanlık aynı tezgâhta, farklı renklerle dokunur.

Yazı masasında öncesonra fiksasyonu iki uçta belirir. Bir uçta su gibi akış vardır; bu, geleceğe dair küçük bir nişanenin şimdide tutunmasıdır. Kapanış cümlesinin nefesi daha başlarken duyulmuştur; paragraflar o nefese göre içeri ve dışarı dalar. Öbür uçta göçük vardır; cümle her iki satırda bir yıkılır, çünkü hedef nişanesine bağlanmamış ham bir malzeme yığınıyla karşı karşıyayızdır. Edit, bu göçükte dikişten çok enkaz kaldırmaya benzer. İyi editin sırrı, geçmiş stoğunu azaltmak değil, gelecek nişanesini netleştirmektir; hedef cümlenin mikro-tınısı bulunduğunda, eskiden kalan notlar bir anda yerini bulur. Yazı, save–load döngüsünden çıkar, tek seferde geçilen bir köprüye dönüşür.

Sözlü muhataplıkta hazırcevaplık, geçişkenliğin bedendeki tezahürüdür. Karşıdakinin cümlesi daha başlamışken yönünü hissedersin; bellekteki örüntülerden ona uygun parçayı çekip ritmi kırmadan yerine koyarsın. Yutturmacılık aynı hızla gelir ama geçişkenlik olmadan gelir; geçmiş stoğu sağa sola saçılır, gelecek nişanesi ıskalanır. Dinleyenin içindeki huzursuz artar, çünkü söz, geleceğe açılan kılavuz ışığını yakmamıştır. Kaygı bu tür konuşmalarda bir barometre gibi çalışır; tırmanıyorsa, çoğu zaman işaret Geçecek’teki kilitlenmeye dairdir. Sorunun kendisinden önce ‘cevap verememe’ tehdidi büyüyorsa, öncesonra sınırı cam gibi sertleşmiş, geçiş izni dondurulmuştur.

Gündelik davranışlarımız, bu sınırı yumuşatmanın küçük tekniklerini çoktan icat etmiştir. Sporcu, penaltıdan önce hep aynı nefesi alır; kemancı, sahneye çıkmadan aynı esnemeyi yapar; doktor, ameliyata girmeden aynı cümleyi sessizce tekrarlar. Bu mikro-ritüeller şans muskası değildir; şimdinin menteşesini yağlayan geçiş şeritleridir. Zihne ‘şimdi öncesin, şimdi sonrası’ diyen kısa işaretler, kaygının karanlık halelerini tek bir kıvılcıma yoğunlaştırır. Gelecek nişanesinin sesi biraz olsun duyulduğunda, geçmiş stoğu kendiliğinden tertiplenir.

Öncesonra’nın fiksasyonu elbette yalnız kaygı üretmez; kimi bağlamlarda hayat kurtarır. Acil durum eğitimleri, yangın tatbikatları, pilot simülatörleri, ameliyat provaları fiksasyonu kontrollü biçimde çağırır. Her şey defalarca ‘önce’lenir ki, gerçek ‘sonra’da elde panik kalmasın. Fakat bu, geçişkenliğin bilinçli üretimidir; kilitlenen kapı değil, doğru anda açılmak üzere ayarlanmış bir menteşedir. Travmanın zamansal krizi ise tam tersidir; kapı ya hiç açılmaz ya da her an kendi kendine çarpar.

Psikolojik travmanın çekirdeğini ‘geleceğin kilitlenmesi’ diye adlandırmak, fiziksel travmadan ayrımı berraklaştırır. Kemiğin kırığı alçıyla kaynar; ama ‘bundan sonrası yok’ cümlesi zihinde yer etti mi zamanın bütün kıvrımları sertleşir. Geçmişe dönük ‘ah keşke’ler, geleceğe dönük ‘mutlak plan’lar, şimdiyi bir bekleme odasına çevirir. Oysa canlılık, geçişkenliğin ismidir; akış, ‘olmuş’ ile ‘olacak’ın şimdide birbirini görmesiyle mümkün olur. Bu yüzden iyileşme çoğu kez tarih anlatmakla protokol yazmak arasında bir yerde başlar: Eski ana yeni bir dil verir, yeni ana eski bir ritüel yerleştiririz. Bir yandan sonradanlığın dikişini sabırla atar, bir yandan öncedenliğin nişanesini duyulur kılacak sessiz alanlar açarız.

Zamanın kumaşı ince, ama kopmaya dirençli bir dokudur. Kopuş, çoğu kez tek noktada olmaz; önce gerilir, sonra lif lif ayrılır, en sonda pat diye yırtılır. Öncesonra fiksasyonu, bu gerilimin işaretidir; tekrar tekrar aynı kareye dönmek, kopan lifleri parmaklarla bükmeye benzer. Geçişkenlik ise parmağın gevşemesidir; yaklaşan sahnenin küçük kıvılcımını şimdide karşılayıp, geçmişten gelen payı ona eşlemektir. Freud’un travmatik rüyaları, oyundaki kayıt noktaları, ‘ah keşke’ ile ‘mutlak plan’ın kardeşliği, hepsi aynı dersin değişik sahneleridir: Zamanın sağlıklı akışı ne bütünüyle serbest düşüştür ne bütünüyle kilitlenmiş kapı. Akış, iyi ayarlanmış bir menteşedir. Menteşenin gıcırtısı kaygıdır; bazen uyarır, bazen korkutur. Yağını bulduğunda ses kesilir; sahne biter, ritim kalır ve bir sonraki sahneyi çağırır.

3 Yorum

Filed under Suni muhaberat

3 responses to “Öncesonra Fiksasyonu ve Geçişkenliği: Travmatik Rüya, Save Game, Zamanın Dikişini Onarmak”

  1. Geri bildirim: Öncesonra: Yazı–Söz–Robospinde Bağlamı Sezmek | 🦋🤖 YERSİZ ŞEYLER

  2. Geri bildirim: TEZGÂH 🧵⚙️💪🏻 | 🦋🤖 YERSİZ ŞEYLER

  3. Geri bildirim: AKIŞ 🌊➰🧭 | 🦋🤖 YERSİZ ŞEYLER