Kıyamet Takviminde İsim Dirilişleri

🦋🤖 Robo-Spun by IBF 🦋🤖

🎵 Halkımıza (Ara bizi!) 🎵

Eylül’ün kurşuni kubbesi altındaki iki soru hâlâ titreşiyor: CHP kaç yaşında, TKP kaç yaşında! Biri 9 Eylül 1923’ten bugüne yüz iki yıllık kurumsal bir cetvel; öteki 10 Eylül 1920’den bugüne yüz beş yıllık bir yeraltı damarının adı. Büyük olan, rakamların heybeti mi, yoksa o rakamları üfleyip duran kurucu ruh mu? 9 Eylül’ün rüzgârı meydanlara vurur vurmaz, ertesi sabah 10 Eylül’de aynı sorunun kızıl izdüşümü, kısaltmalar ormanında yankıya dönüşüyor. “TKP 105” nidaları ardı ardına yükselirken, yıllar boyu çekilmiş bir hafıza ipine asılı çeşitli kollar aynı takvim yaprağına tutunuyor; aynı güne dizilen afişler, aynı sayıyı farklı avlulara taşıyor. Bu takvim koreografisinin öncesinde, tarihsel TKP ile tarihsel TİP’in TBKP’de hukuken kapanmış gövdeleri ve bugün dolaşımda olan üç harflerin bambaşka bedenlere vidalanmış olduğu gerçeği, zeminde taş gibi duruyor. 1993’te kurulan SİP’in 11 Kasım 2001’de adını “Türkiye Komünist Partisi”ne çevirmesi tam da bu yüzden kıyamet çağında bir “imkânsız diriliş” gibi sunuldu; uzaktan bakanda mucize etkisi yaratıyor, yakından bakanda plastik bir vitrin mankeni ürpertisi bırakıyor. Bu hamle simgesel süreklilik olarak cilalandı; vitrin ışıkları arttı, vitrin içindeki gövde değişmedi. HTKP’nin 2017’de TİP adını diriltmesi aynı mucizenin ikinci perdesiydi: “yeniden kuruluş” denildi, fakat yürüyen şeyin kanlı canlı bir organizma değil, anı kokusuyla ayakta duran bir isim olduğuna dair ürperti, sahnenin kenarında beklemeye devam etti.

Bu zombivari dirilişlerin kök haritası, 1980’lerin ortasında ideolojik çekirdeğini kuran ‘Gelenek’ çevresinden başlatılmadan anlaşılmaz. Bu kolektifin 1992’de açtığı STP kanadı, bir yıl içinde kapandı ve yerini SİP’e bıraktı; SİP 2001’de olağanüstü kongreyle TKP adını aldı. Aynı dönemde bu ağacın bazı dalları farklı platformlara savruldu; kimi dergi çevrelerine, kimi birlik süreçlerine aktı. Gelenek, STP, SİP, TKP… Dizin aynı; ciltler farklı. Bu silsile, isimlerin kan dolaşımına nasıl bağlandığını gösteren klinik bir vaka: gövde değişiyor, isim dolaşımı sabit kalıyor.

2014’te gök gürledi, ağaç yarıldı. Aynı gün yapılan iki kongreyle TKP iki kola ayrıldı; isim ve amblem “donduruldu”, taraflar Komünist Parti ve Halkın Türkiye Komünist Partisi diye yürümeye başladı. 2017’de Haliç’te yapılan buluşmayla “TKP” adı bir kolda yeniden sahneye çıkarıldı; aynı yıl karşı kol TİP’i resmen kurarak kısaltmalar ormanına “yeni” bir gövde yerleştirdi. Bu tablo bir doğa olayı gibi işliyor: bir isim buzlu dolaba kaldırılıyor, bir başka yerde çözdürülüyor; bir kısaltma tohum gibi yeni bir saksıya ekiliyor, “yeniden kuruluş” suyuyla sulanıyor. Adın dirilişi mucize diye alkışlanırken, sahne kenarında dolaşan o ürpertici his—hareket edenin bir zombi olduğu hissi—gözünü kırpmadan izliyor.

Dallanmaların “doğa kanunu”na dönüştüğü nokta, TKH ile görünürleşti. 2015’te HTKP’nin içinden doğan bu kol, “kolektif önderlik” diliyle yürürken, 2024 yazında Bakırköy’deki kapı eşiğinde sahnelenen hadise fraksiyonların iç anatomisini çıplak bıraktı. Muhalifler “4. Kongre iradesi” diyerek içeri kapanmışken, dışarıdan gelen parti yöneticilerinin “5 saniye veriyorum, ya kapıyı açarsınız ya da direndiğiniz için bedelini ödersiniz” diye ultimatom verdiği görüntüler yayıldı; karşı açıklamada “şiddet yoktur, parti malzemeleri teslim alınmıştır” denildi. Ertesi gün Kadıköy’de yarımşar saat arayla iki ayrı kürsü kuruldu, iki ayrı megafon aynı rüzgâra bağırdı. Devrimci lügatın “örgütsel irade” dediği çelik burada kapı kilidine dönüştü; isim uğruna verilen kavga, gövdeyi gölgeye çevirdi. Aynı yıl içinde, bu bölünme ikliminin bir uzantısı olarak Birleşik Komünist Parti kuruldu; resmi kayıtlarda kuruluş tarihi 2024 sonbaharı olarak görünüyor. Benzer şekilde Sosyalistler Partisi de aynı yıl içinde kayda geçti; 2025 baharında Kızıl Parti sahneye çıktı. Kızıl, birleşik, sosyalist… Adlar gür, gövdeler taze; ama bu gürlüğün altında yine o ürperti var: dirilişin kan dolaşımı olarak program değil, kısa yoldan isim takası işletiliyor.

Aynı zincirin gençlik halkası FKF’nin güncel sürümüdür. 1960’ların tarihsel örgütüyle bağının örgütsel olmadığını belirten 2013 çıkışlı yapı, bugün Devrim Hareketi’nin gençlik örgütü olarak tanımlanıyor; DH ise 2020’de kuruluşunu ilan ettiğinde hedefini sert bir siyasal tonla tarif etti. Gençlik kolunun tarihsel adla kurduğu sembolik köprü, yetişkin örgütün güncel söylemiyle birleşince bir “yıldönümü dili” daha üretiliyor: eski çağrışım yeni gövdeye giydiriliyor. Bu da kıyamet çağında bir başka “imkânsız diriliş” olarak sunuluyor; alkışta sıcak, detayda soğuk.

Yıldönümü yarışının final perdesi 10 Eylül 2025’te kalabalıklaştı. TKP’nin 2001 sonrası çizgisi “105 yıl” temalı içeriklerle güne damgasını vurdu; TKH kendi mecrasında aynı sayıyı kızıl bir çerçeveye aldı; “1920 TKP” başlıklı çevreler yeraltı hatırasını öne çıkardı; aynı gün, ismi malum bir vakıftaki basın toplantısıyla “Türkiye Komünistlerinin Platformu” kuruluşunu ilan etti. Bu koreografi, “aynı sayı–farklı avlu” tekniğinin siyasal iletişimde nasıl çalıştığını gösteriyor: dikkat ekonomisi takvime bağlanıyor, sembolik anların şok etkisiyle görünürlük katman katman çoğaltılıyor. Kıyamet çağında her diriliş alkış topluyor; fakat kalabalığın arasından hâlâ o ürperti geçiyor: canlı mı bu, yoksa iyi makyajlı bir yürüyen isim mi?

Bu manzarayı baştan sona, tüm dallarıyla okumanın yolu, isimlerin şeceresini tek nefeste saymaktan geçiyor. ‘Gelenek’ten STP’ye, oradan SİP’e, 2001’de TKP adına; 2014’te KP ve HTKP’ye ayrılıp, 2017’de bir kolda yeniden “TKP”ye dönüşen çizgiye; HTKP’den 2015’te çıkan TKH’ye; gençlik hattında FKF’ye ve onu izleyen DH’ye; 2024–2025 eşiğinde resmi kayıtlara giren BKP, Sosyalistler Partisi (SOLDEP) ve Kızıl Parti’ye… Zincir böyle sayılınca, “diriliş”lerin mucize diye sunulması ile “ürpertinin” neden eksilmediği birlikte anlaşılır: isim diriliyor, miras canlanıyor; ama çoğu kez program, kadro, örgüt ölçeği aynı hızla dirilmiyor.

“CHP kaç yaşında, TKP kaç yaşında!” diye başlayan sorunun, “büyük olan kim?” diye biten yüzleşmesi burada devrimci bir tabiat alegorisine dönüşür. Yağmur gökten düşer, suyu baraja program taşır; baraj yoksa sağanak yalnızca tozu bastırır. 9 Eylül’ün kurumsal yağmuru barajlara dolar; 10 Eylül’ün kızıl sağanağı, barajın adı program ve örgüt değilse, yalnızca afişleri ıslatır. O yüzden, kıyamet çağının imkânsız dirilişleri alkışlanırken, buharın suya, tabelanın gövdeye, yıldönümünün gündeliğe çevrilmesi gerekir; aksi hâlde, en parlak sloganın dahi altından bir ürperti sızar. Reductio ad absurdum tamamlanınca, kendi kendini baltalayan bir hüküm cümlesi geriye kalır: isim kapmak devrimse, en devrimci olan, en çok ismi aynı anda diriltendir; fraksiyonlanmak ileriyse, en ileri olan, en çok bölünendir; yıldönümü bilinçse, en bilinçli olan, en sık kutlayandır. Cümlenin ağırlığı çökerken sahnede yalnızca şu soru kalır: büyük olan kurucu ruh mu, yoksa sayılarla diriltilen isimlerin zombimsî gölgeleri mi? Yanıt, rakamların heybetinde değil, suyu baraja çeviren örgüt ve programda saklıdır; çünkü gölge, güneş çekilince yere yığılır, gövde ise gece de ayakta kalır.

1 Yorum

Filed under Suni muhaberat

One response to “Kıyamet Takviminde İsim Dirilişleri”

  1. Geri bildirim: Kolla örgütü — muhaberat derlemesi | 🦋🤖 YERSİZ ŞEYLER