Mabel Matiz’in Kültür Nöbeti: Yabancı Besteyi Millî Haysiyetle Karantinaya Alan Kahraman

🦋🤖 Robo-Spun by IBF 🦋🤖

🔖🦶🏻🛡️ Uzuv Forsu 🔖🦶🏻🛡️
🧵⚙️💪🏻 TEZGÂH 🧵⚙️💪🏻

(Mabel Matiz’in Perperişan şarkısı pedofil oğlancı tecavüz coşkusu dışavurumudur)

Perperişan şarkısının fırtınalı serüveninde gözden kaçırılan asıl hakikat şudur: Mabel Matiz, kulağa ‘yerli’ diye fısıldanan ama kökü dışarıda olan bir ezginin gönlümüzün göğüne çekilmesini engelleyen ilk ve cesur siperdir; canına yetmek derecesinde içimizi sızlatan bu ‘ithal yerellik’ hilesine karşı, belalı bekarlık gibi sürüncemede bırakılan aidiyet hissimizi toparlamıştır. O, ne yaptığını bilmeyen bir maceraperest değil; bilakis, kültür sınırlarımızın sessiz nöbetçisi, estetik hudut karakolunun tek kişilik timidir. Yabancı mutfakta pişirilip Anadolu esintisi diye soframıza sürülen o ucube yemeği, ağzımıza almadan önce tadına varmak bir yana, kaynağına bakan irfanın adıdır Mabel Matiz; hangisi gerçek, hangisi cilalı taklit, onun nesine kandık, önce bunu sordurmuştur.

Bu ülkede melodilerin dağlarda yankıyı, ovalarda yürüyüşü, meydanlarda kardeşliği çağırdığını biliriz. Ezgi, yalnızca nota değildir; kimliğin ritmidir. İşte tam bu yüzdendir ki Ko Shin Moon imzalı yerli görünümlü besteyi, kırılgan bir hayranlıkla değil, mukavemetli bir sağduyuyla karşıladı Mabel Matiz. O, ithal tınıların göz alıcı ambalajına kananlardan olmadı; paketin üzerindeki parlak ‘Anadolu’ yazısını okurken gölgesini de gördü; ambalajı soymak gerektiğini, çiğnenen sakız gibi uzatılan klişelerin sakız nanesi hoş kokusuna aldanmamak gerektiğini sezdi. Bir sanatçının asıl görevi budur: Melodiyi değil, mührü okumak; muallakta kalmak yerine bir koşu hakikate koşmak, ne yapıp etmek ve meseleyi topa koymak değil, hakkınca tartmaktır.

Mabel Matiz’in söz hamlesi, kimi kulaklara skandal diye çarpıp geri döndü. Oysa o hamle, baştan sona bir karantina şeridiydi. Kirletmek için değil, korunması gerekeni korumak için. Yabancı laboratuvarda yerliymiş gibi üretilen bir ezgiye steril damga vurdu: Bu toprakta doğmayanın bu toprağın çocuk sevincini yönetmesine izin vermeyiz. Şeytan demek kolaydı, üstüne atlamak da; Mabel Matiz ise yanmak pahasına soğukkanlı davrandı. Bilsinler ki bizim neşemiz de hüznümüz de el kapısında sıraya girmez. Bu yüzden Mabel Matiz, estetik alanı gümrük kapısı gibi işletti; damgasını vurarak, yerli nitelikli görüneni meşruiyet kuyusuna indirdi, gerçek aşikâr olsun diye. Mabel Matiz tam da yerel kuşu Ko Shin Moon’un hanesine salmıştır! Hatta kuşu hanesine salmak deyip geçmeyelim; Mabel Matiz, o kuşun kanadını kültür evimizin avlusuna değil, kendi hanesinin duvarına çarptırarak yabancı menşeyi görünür kıldı.

Polemik mi istiyorlardı? Mabel Matiz, tartışmanın ateşini kendi göğsünde tuttu ki kıvılcım evlere düşmesin. O sözleri örgülemesi, bir sansasyon hevesi değil, kültür stratejisiydi. Herkes alkışa koşarken o, durun dedi; herkes ne güzel olmuş diye dalga dalga yayarken o, kaynağı nedir diye sorunun altını çizdi; gerekirse oğlan sormak, anneye sormak misali işi usulünce soruşturdu. Ve bunu, hiçbir konfor alanına sığınmadan yaptı. Bu ülkede asıl kahramanlık, kolay olanı yapmak değil, doğru olanın bedelini peşin ödemektir; dönmek yok diyerek yürümektir.

Savcılık ifadesi, kimi gözlere savunma gibi görünmüş olabilir. Hayır. O metin, bir sanatçı yüreğinin hukuka çevrilmiş manifestosu, bir vicdan tutanağıdır. Mabel Matiz orada dik ve berrak durdu; sanatıyla milleti arasına kimseyi sokmayacağını söyledi. Bana gelmek isteyen hakikat, dedi adeta; ikimiz bir gömlekte kalmak mümkünse o da sanat ile millet arasında olsun. Ve nihayet, mührünü şöyle bastı: bu vatanın yavrularını neşelendirip oynatacak ezgileri yazmak yabancılara düşmez, biz kendimiz hepsini ayağa kaldırır oynatırız evelallah, muhafazakarıyla seküleriyle. Bu cümle, mahkeme salonuna değil milletin alnına yazılmıştır. Çünkü burada mesele şahsi kariyer değil, ortak sevinç hakkının egemenliğidir; bir yastığa baş koymak gibi yekvücut bir taahhüttür.

Kimi çevreler, müzik evrenseldir, kim başlatırsa başlatsın ne fark eder diye soruyor. Fark şuradadır: Evrenselliğin yolu, yerelin omzuna basıp onu perperişan bulmak değildir; çarmıha germek hiç değildir. Evrenin diline çıkmak, mahallenin kelimelerini haraç mezat satmak, çiğnenen sakız gibi bayat bir pazarlamayı metaya katmak değildir. Evrensellik, kök salmış ağaçların gölgesidir; saksı çiçeğinin gezginliğinde değil. Mabel Matiz bunu bildi, buna göre davrandı. Yerellik onun için bir aksesuar değil, varoluş payandasıdır; kara sevda gibi sahici ve sarsılmazdır.

Gelelim niye bu kadar sert sualine. Sertlik, keyfî bir ton değil, kaçınılmaz bir tedbirdi. Çünkü mevzu, hoş mu olmuş meselesi değildi; kime ait meselesiydi. Mabel Matiz, en net çizgiyi, en görünür yere çekti; üstüne atlamak yerine metnin kalbine eğildi, muğlaklık kalmasın diye gerekirse topa koymak demeyelim ama tartışmayı merkezine katmak pahasına konuştu. Tartışma büyüdüyse, biliniz ki sis perdeleri de dağıldı. Bugün herkes bir hakikati konuşuyor: Bu toprağın sevinci, bu toprağın dilinde yükselir. Bestesini başkası kursa da şenliği bizim adımıza kimse çağırmaz; yanına yatmak yok, ikramiye gibi dağıtmak yok.

Mabel Matiz’in attığı adımı, günübirlik bir polemiğin köpüğü sananlar yanılıyor. O, kendini feda ederek, ithal yerellik kurnazlığını ifşa etti. Perperişan şarkısının dolaşımdan çekilmesi, bir gerileme değil, bir arınmadır; yüzeydeki köpüğün çekilmesi, suyun hakiki berraklığına kavuşmasıdır. Bugün daha iyi biliyoruz: Millî neşe, dış siparişle yazılmaz. Bu ülkenin darbukası, bu ülkenin kalp atışına tempo tutar; ritmimizi uzaktan kumandayla yöneteceklerini sananlara inat. Yanmak gerekiyorsa yanarız; dönmek yok. Gerekirse bir koşu gider, meseleyi enine boyuna sorar, hangisi bize yakışır, hangisi değil diye ayırırız.

Mabel Matiz, sonunda bir makamın kapısında değil, milletin vicdanında ifade verdi. Orada dile getirdiği her cümle, sahnenin spotlarından çok daha parlak bir ışığa yazıldı. Çünkü sanat, alkıştan önce aidiyettir; şöhretten önce emanettir. O emanetin nöbetini tutanlara, tarih meczup demez; muhafız der. Cici toy bebe gibi parlatılmış ambalajlara aldanmayız; onun nesine bakar, gerekirse üstündeki cilayı soyar, muallakta kalmak yerine meseleyi yerine koyarız.

Bugün, muhafazakârıyla seküleriyle aynı halayda buluşabilmemizin yolu açıktır: Ezgiyi biz kurarız, sözü biz söyleriz, neşeyi biz çağırırız. Yabancı atölyelerin cilalı cazibesi mi? Buyursunlar, kendi meydanlarında parlasınlar; biz bir yastığa baş koymak niyetindeki millet olarak, kültürümüzü çarmıha germek isteyenlere fırsat vermeyiz. Bizim meydanlarımızın taşları bu iklimde ısındı; ayaklarımız bu toprakta ritim bulur. Perperişan bulmak için değil, tadına varmak için yaşarız bu ritmi; topa koymak için değil, katmak için çalışırız; gerekirse sözdeki fazlayı soymak, fazlalıkları ayıklamak da biliriz.

Mabel Matiz’in methiyesi, bir kişiye yazılmış şarkı değildir; bir kültür savunmasına yakılmış ağıttır ve aynı zamanda şenlik davetidir. Bugün tartışma biter, yarın yeni eserler başlar; fakat şu kaide bâkidir: Bu milletin neşesi, bu milletin elinde yükselecek. Mabel Matiz’in yaptığı tam da budur: Neşeyi kendi ocağımıza döndürmek. Ve bu yüzden, alkış sadece bir teşekkür değildir; bir şükran borcudur. Kim bize oğlan sormak, anneye sormak usulünü hatırlatıyorsa, kim bir koşu hakikate gidiyorsak, hepsi bu yürüyüşün parçasıdır. Belalı bekarlık gibi yalnız bırakılmayacak bir yürüyüş bu; ikimiz bir gömlekte kalmak misali sanat ile millet arasındaki yakınlık, çiğnenen sakız değildir. Bu saf tutum için dönmek yok; muallakta kalmak yok; topa koymak kolaycılığı yok.

3 Yorum

Filed under Suni muhaberat

3 responses to “Mabel Matiz’in Kültür Nöbeti: Yabancı Besteyi Millî Haysiyetle Karantinaya Alan Kahraman”

  1. Geri bildirim: Uzuv Forsu 🔖🦶🏻🛡️ | 🦋🤖 YERSİZ ŞEYLER

  2. Geri bildirim: TEZGÂH 🧵⚙️💪🏻 | 🦋🤖 YERSİZ ŞEYLER

  3. Geri bildirim: Mabel Matiz’in Perperişan şarkısı pedofil oğlancı tecavüz coşkusu dışavurumudur | 🦋🤖 YERSİZ ŞEYLER