Reel/irreel: Mühendislik başarısıyla gelen travmatik ikilem

🦋🤖 Robo-Spun by IBF 🦋🤖

🌊➰🧭 AKIŞ 🌊➰🧭

(İngilizcesi ve Almancası)

Gerçek ile görüntü arasındaki çizgi iki farklı çağda iki farklı yerden geçti. Dün başarıyı göstermek için kameralar Ay’a çevriliyordu; bugün bazı başarılar bizzat kamera gibi çalışan yazılımlarla üretiliyor. Fakat temel gerilim aynı kaldı: büyük bir mühendislik atılımı hem reeldir (aletle ölçülebilir, tekrar edilebilir) hem de irreeldir (yerleşik düşünceyi zorlayıp ‘bu nasıl mümkün olur?’ dedirtir). Bu ikili doğa, başarıya bakan kimi gözlerde aynı refleksi doğurur: “İnsansa yapmamıştır” ya da “yapmışsa artık insan olamaz.” Bu metin, Ay’a iniş ile Sam Altman–Elon Musk eksenli yapay zekâ tartışmalarını yan yana koyup, bu refleksin nereden geldiğini açık ve sade bir dille anlatır.

Önce Ay’a inişin neden reel olduğunu basitçe kuralım. Ay yüzeyine ekipman bırakıldı ve bu ekipman bugün hâlâ ölçülebiliyor. Astronotların kurduğu yansıtıcı paneller sayesinde Dünya’dan gönderilen lazer ışığı geri dönüyor; süre ölçülerek Dünya–Ay mesafesi hassas biçimde hesaplanıyor (🔗). Yörüngedeki bir uzay aracının çektiği detaylı fotoğraflar iniş yerlerini ve izleri gösteriyor (🔗). Bu, “kanıtın kanıtı” denebilecek bir sistemdir: bir şeyin olup olmadığını, cihazlarla tekrar tekrar ölçersin ve sonuç aynı çıkar. Buna rağmen kimi insanlar “gördüğüm görüntüye güvenemem” der. Neden? Çünkü görüntü, gözün alışık olmadığı bir dünyayı gösterir: yıldızlar fotoğrafta görünmez, gölgeler şaşırtıcı açılar yapar, bayrak rüzgâr yokken kıvrımlı durur. Aslında her biri basit fizik ve fotoğraf bilgisinin konusudur. Işık çok parlakken kamerada yıldızlar kaybolur; engebeli zeminde gölgeler paralel gibi durmaz; bayraktaki yatay çubuk tam açılmayınca kumaş kırışır. Fakat görüntü ilk bakışta “stüdyo gibi” gelirse, akıl hemen pratik bir kaçışa sarılır: “O zaman sahte.” İnkâr böyle çalışır.

Bugüne gelirsek, tam ters bir manzarayla karşılaşılır: artık sahici görünen görüntüyü insan değil, makine üretebilir. Eğitilmiş bir model bir komutu alır, bir video ya da fotoğraf üretir ve bu üretim “gerçeğe çok benzer.” Burada da reel taraf vardır: bu sistemler elektrikle, veriyle, matematikle çalışır; sınamak, tekrarlamak ve ölçmek mümkündür. Fakat irreel taraf daha baskındır: ekranda beliren şey “olmuş gibi duran” bir şeydir. Göz, alışık olduğu tanıklığı (“orada birinin kamerası vardı ve çekti”) kaybeder. Eskiden Ay yüzeyinde bırakılan yansıtıcı panel, bugün dijital içerikte bırakılması gereken “iz”e benzer: üretildiği kaynağı ve sonradan kimlerin ellediğini belgeleyen bir tür kimlik kartı. Buna kısaca provenans denir; içerik ortaya çıktığında “nereden geldi, kim üretti, ne değişti” sorularına teknik bir yanıt verir. C2PA gibi çabalar tam bunu kurmaya uğraşır (🔗). Ama şunu da bilmek gerekir: bir iz bırakmak, şüpheyi tamamen yok etmez, sadece şüpheyi daha doğru yere yönlendirir. İnsan, içeriğin kendisini değil, içeriği güvenilir kılan zinciri sorgular. Bu da sağlıklı bir adımdır.

Sam Altman ile Elon Musk etrafında dolaşan “insan değiller” türünden espriler ve efsaneler, tam burada devreye girer. Olağanüstü hızda ürün çıkaran, kitleleri etkileyen, sermayeyi ve mühendisliği birleştiren figürler bir anda iki zıt duyguyu tetikler: hayranlık ve rahatsızlık. Hayranlık “vay be” dedirtir, rahatsızlıksa özsaygıyı korumak için kestirme yollar arayıp iki sonuca atlar: “Bunu bir insan yapamaz, demek ki sahte” ya da “yapıyorsa zaten bizden değil.” Şaka yollu “uzaylıyım” göndermeleri gülümsetir ama aynı zamanda bu duyguyu besleyen memlere malzeme taşır. Altman’ın internetin botlarla ve yapay içerikle dolmasına dair uyarıları, platformların “ölü” hissettirdiğine dair yorumlar da güven sorununu büyüten başka bir bağlam yaratır. İki çizgi birleşince, ortaya şu tablo çıkar: bir yanda insan emeğini görünmezleştiren hız ve otomasyon, öte yanda “insanlık kanıtı” isteyen yeni kurallar.

“Başarı” kelimesini de yerine oturtmak gerekir. Başarı iyi demek değildir. Atom bombasının geliştirilmesi benzersiz bir mühendislik başarısıydı, fakat sonuçları ağır bir ahlaki ve insani yük doğurdu (🔗). Bu yüzden başarıyla ne yapıldığı, kime yaradığı ve riskin kimde kaldığı soruları olmazsa olmazdır. Ay’a inişte bu soruların bir kısmı devletler ve bağımsız gözlem ağlarıyla yanıtlandı; bir kısmı da hâlâ tartışılır. Yapay zekâ tarafında ise emek, telif ve rıza tartışmaları tam buradan filizlenir: veri setleri nereden geliyor, modeller kimin işi üzerine eğitiliyor, bir oyuncunun yüzü ya da sesi nasıl ve hangi izinle kopyalanıyor, içerik nasıl damgalanıyor? Yanıt şeffaflaştıkça güven artar; muğlaklaştıkça “insansa yapmamıştır” duygusu güçlenir.

Peki ikilem nasıl kırılır? Birkaç basit ilke yeterince uzağa taşır. Birincisi, tanıklık yeniden kurulmalıdır. Ay’da tanıklık yerinde bırakılan aygıtlarla ve bağımsız izlemlerle sağlandı. Dijitalde tanıklık, içeriğe iliştirilen güvenilir izlerle, yani provenansla sağlanır. İkincisi, tekrar ve ölçüm önemlidir. Bir iddia farklı yollarla test edildiğinde sonuçlar aynı çıkıyorsa, bu iddia güç kazanır. Üçüncüsü, emek ve hak görünür olmalıdır. Bir görüntüyü makine üretse bile, o makineyi kuran insanların emeği, veriyi sağlayanların hakları ve temsil edilen kişilerin rızası açıkça kayda geçmelidir. Dördüncüsü, dil sade ve hesap verir olmalıdır. “Şöyle yaptık, şu veriyi kullandık, şurada değiştirdik, şurada onay aldık” cümleleri, teknolojiyi anlaşılır kılar. Bu ilkeler yerleştiğinde, başarı ne kutsanır ne şeytanlaştırılır; olduğuyla, sonuçlarıyla ve izleriyle konuşur.

Metnin başındaki ikilem basit görünür ama derindir. İnsanın eliyle yapılmış çok büyük şeyler, çoğu zaman insana “fazla büyük” gelir. Bu duygu, ya görmezden gelmeye ya da insanlıktan çıkarmaya iter. Oysa üçüncü bir yol vardır: kanıtın izini sür, ölçümü yineler, zinciri şeffaflaştır, emeği görünür kıl. Ay’daki yansıtıcı panelin yaptığıyla, ekrandaki bir videonun güven damgası aslında aynı işi hedefler: “Bu gerçekten oldu mu?” sorusuna dürüst bir yanıt vermek. Yanıt dürüst olduğunda, film ister kamerayla çekilsin ister makineyle üretilsin, gerçeklikle kavga etmez; gerçeklikle konuşur.

2 Yorum

Filed under Suni muhaberat

2 responses to “Reel/irreel: Mühendislik başarısıyla gelen travmatik ikilem”

  1. Geri bildirim: Real/irreal: The traumatic dilemma that comes with engineering success – Žižekian Analysis

  2. Geri bildirim: AKIŞ 🌊➰🧭 | 🦋🤖 YERSİZ ŞEYLER