🦋🤖 Robo-Spun by IBF 🦋🤖
🌊➰🧭 AKIŞ 🌊➰🧭
Ben Işık Barış Fidaner, 1998–2001 arasında İzmir Fen Lisesi’nde okudum. Puan odaklı, bilim merkezli bir lisenin gündelik hayatını tüm yoğunluğuyla yaşadım. Lisenin Ege Üniversitesi kampüsü içindeki konumu, okul ile kampüs kültürünü yan yana getiriyordu (🔗). Haftaiçi yatılı kalır, haftasonu evime gider (buna “evci çıkmak” denirdi) ve pazar akşamı okula geri getirilirdim. Psikiyatri anabilim dalı başkanı olan annem genellikle duygularını dışa vurmazdı; çantalarımı toplayıp ‘artık yatılı okula gidiyorum’ dediğimde arkamdan ağlaması, bu geçişin aile içindeki ağırlığını tek sahnede gösterdi.
İlk Hafta ve ‘Barbi’ Ritüeli
Okulda ilk hafta, erkekler yatakhanesinde ‘barbi’ adı verilen sert bir karşılamayla tanıştım. Işıklar sönünce üst sınıflar koridorda bağırarak dolaşır, rivayet edildiğine göre seçtikleri ‘bebe’lerin genitaline diş macunu sürerek can yakarlardı. Bu ritüel bazı öğrencileri okuldan geri döndürecek kadar sarsıcıydı; zamanla bir geyik, bir iç şakaya indirgenmesi ise okul içi normların değişebildiğini gösterir. Anlatıdaki bu dönüşüm, yatılı okul kültürünün kendi kendini düzenleyen ve yumuşatan tarafını açıklar.
Günlük Ritim ve Gözetim
Haftaiçi her sabah 07.00’de sıraya dizilir, bir saatlik ‘sabah etüdü’ne oturur, kahvaltının ardından sekiz saat ders görürdük. 16.00–18.00 arası serbest zaman, akşam yemeği, üç dört saatlik ‘akşam etüdü’ ve 22.00’de yatışla gün kapanırdı. Nöbetçi öğretmenler erkekler yatakhanesinde yatış ve kalkış saatlerinde odaları dolaşıp ‘yatıldı’ ve ‘kalkıldı’ kontrolü yapardı. Her yıl fen lisesine giren 96 kişinin yaklaşık 90’ının erkek oluşu, yatakhane ve sınıf içi sosyal dokuyu belirgin biçimde etkiliyordu. Bu ritim, yüksek tempoya ayarlı, dakikası tanımlı bir yaşam demekti.
Etüt Kültürü, Mikro-Jargon ve ‘Acenda’ Defterleri
Etüt saatlerinde herkesin sınıfta oturması zorunluydu. Hocalar ara ara sınıflarda yoklama alırdı. Zamanı geçirmenin kendine özgü bir kültürü gelişmişti. Sağa sola laf atılır, walkman’le test çözülür ve buna ‘tosmak’ denirdi; tosma aktivitesinin ekipmanı ‘tosmuk’tu. Piller bitince pil aramak rutin bir uğraştı. Başkasının ‘tosmasına’ engel olan davranışlar ‘taktik yapmak’ diye şakalaşarak etiketlenirdi. Ben ‘acenda’ denen yazı–çizi–karalama defterlerinin 4 ve 5 numaralılarını o saatlerde doldurdum ve başkalarına da açtım; bu defterler etüt içinde küçük yaratıcılık adacıkları hâline geldi. Bu mikro-jargon ve pratikler, sıkı disiplinin içinde öğrenci alanlarının nasıl kurulduğunu gösterir.
Kampüs İçinde Lise Olmak
Lise bahçesi ve binaları üniversite kampüsü içindeydi. Zaman zaman ‘ders kırıp bira içmek’ gibi kampüsün özgür alanlarına sızmaya dönük girişimler olur, çitlerden atlarken yakalananlar çıkardı. Bu durum, içeride kurallı bir dünya varken hemen dışında daha serbest bir kültürün bulunmasının yarattığı gerilimi ve çekiciliği açık biçimde gösteriyordu. Konumun sağladığı geçirgenlik, lise deneyimini yalnız sınıf ve yatakhane ile sınırlı kalmayan bir bütüne dönüştürüyordu.
Müzik Odası ve ‘Ağrı’
Liseye başlarken müzik odasında önceki mezunlardan kalmış bir elektro gitar ve bateri bulduk. Müzik öğretmenimiz Ahmet Saçan’ın desteğiyle ‘Ağrı’ isimli bir rock grubu kurduk. İki konseri okul içinde, bir konseri ‘Evrensel Kültür Merkezi’nde yaptık (🔗, 🔗). Bizden önceki bir mezun da gruba katılıp gitar soloları attı. Öğrencilerle ilişki kurmuş ‘Evrensel Gençlik’ grubu bizimle röportaj yaptı (🔗). Bu faaliyetler, okul içindeki yaratıcı enerjinin sadece ders ve sınav başarısıyla sınırlı olmadığını, dış ağlarla temas eden bir öğrenci üretimi doğurduğunu gösterir.
TÜBİTAK BAYG, Olimpiyat ve Proje
TÜBİTAK’ın o zamanki adıyla BAYG faaliyetlerine katılanlara derslerden izin verilirdi. Bilgisayar olimpiyatında bronz madalya aldım, bilgisayar proje yarışmasında iki kişilik bir projeyle ikincilik elde ettik. Bu başarıların üniversite yerleştirme puanımı yükselteceğini biliyordum. Kurumsal bağlam için TÜBİTAK BİDEB’e bakılabilir (🔗) ve uluslararası bilgisayar olimpiyatının çerçevesi için IOI sayfası temel bir referanstır (🔗). Lisede yıllık takım elemeleri ve resmi müsabakalarda sorulan soru tiplerinin ortak tadı, verili bir yapıda olanaklı kombinasyonları verimli yöntemlerle dolaşmaktı; bu ‘kombinatoryal dolaşma’ sezgisini günbegün pekiştirdik.
AOBP ve Okul Değiştirme Stratejisi
Üniversite sınav puanı hesabında kullanılan AOBP formülü, öğrencinin mezun olduğu okulun başarı dağılımına duyarlıydı. Bu yüzden bazı öğrenciler, ‘çan eğrisinin kıyısına düşmemek’ için fen lisesinden ayrılıp daha düşük ortalamalı bir liseye nakil oluyor ve sonra gerçek arkadaşlarını görmek için eski okulu ziyaret ediyordu [*] [*]. Fen lisesi yönetimi bu pratiği tasvip etmezdi. Aday yerleştirme kurallarının resmi çerçevesi ÖSYM’de görülebilir (🔗). Bu stratejik davranış, sınav rejimiyle bilinçli bir ilişki kurulmasının tipik bir örneğiydi.
Hiper-Objeler Projesi
‘Ağrı’nın davulcusu olan metalci arkadaşla birlikte TÜBİTAK projesi olarak bir Windows programı kodladık. Dinamik bir arayüz üzerinde üçten fazla boyutlu hiper-küp, hiper-koni gibi hiper-objeleri inşa ediyor ve arakesitlerini görselleştiriyorduk. Bu proje, lise seviyesinde çok boyutlu geometriyi, kullanıcı arayüzü tasarımını ve verimli hesaplamayı bir araya getiren somut bir alıştırmaydı (🔗).
‘Harfnet’ ve İlk Sinir Ağı Denemesi
Olimpiyat grubunda ilk defa yapay sinir ağlarından haberdar oldum. C++ ile ‘harfnet’i kodladım; küçük bir yapay sinir ağına farklı fontlardan harfler öğrettim. Bu çalışma, denetimli öğrenmenin en yalın örneklerinden biri olarak, veri temsili, normalizasyon ve ağırlık güncelleme gibi kavramları pratikte anlamamı sağladı. Bu döneme ait kişisel notlarım ve üretim akışım Yersiz Şeyler’de izlenebilir (🔗).
Oyun Tasarımı Yönelimi
İlk kodumu ilkokul 3’te yazdığımdan beri oyun tasarımı hayalim vardı. Üniversitede buna eğildim. Oyun mekanikleri üzerine sistematik okumalar yaptım, yapay zekâ karakterler üzerine ders projesi geliştirdim. Evrimci seçilim ve sürü davranışı gibi yöntemlere ve o dönemin ilkel chatbotlarının ‘knock knock’ şakaları üzerinden işleyen eşleştirme stratejilerine ayrıca çalıştım. Sinema ile bilgisayar oyunu arasındaki farklara ve ‘narratoloji vs ludoloji’ tartışmasının teorik çerçevesine dikkat kesildim. Bu tartışmanın Türkçe literatürdeki önemli bir dayanağı olan ‘Dijital Oyun Rehberi’ kolektif çalışmasına katkım oldu (🔗).
Alternatif Bilişim Etrafında Üretimler ve Berlin Sunumu
‘Türkiye’de Dijital Gözetim’ kitabına yazdığım önsöz (🔗), Alternatif Bilişim çevresindeki üretimler ve ‘Cesur Yeni Medya’ ile ‘Hack Kültürü ve Hacktivizm’ gibi derlemeler (🔗, 🔗), sivil alanda dijital kültür ve denetim tartışmalarına kolektif katılımımı somutlaştırdı. Dernek ve yayınları için temel kapı Alternatif Bilişim’in sitesidir (🔗). Berlin’de Chaos Communication Congress’te Türkiye’de devlet kontrollü internet ve karşı hareketleri anlattığım sunum, etkinlik arşivlerinde görülebilir (🔗).
‘Ağrı’dan Mühendisliğe ve Benim Akademi Hattım
‘Ağrı’dan iki arkadaşım daha bilgisayar mühendisi oldu ve büyük şirketlerde kritik sistemler üzerinde çalıştılar. Ben bir şirkette birkaç yıl part-time scripting ile oyalanıp ardından Boğaziçi Üniversitesi Bilgisayar Mühendisliği’nde Taylan Cemgil’le kombinatoryal istatistikler ekseninde doktora yaptım (🔗). Boston’daki postdoc denemesinde kurumsal ilişki biçimlerinin bana uygun olmadığını fark edince ağırlığı bağımsız üretime verdim: Yersiz Şeyler’i 2008’de açtım, 2014’te Çeviri Yazılar, 2018’de Žižekian Analysis, 2020’de Görce Yazıları ve 2024’te Nümerik Esintiler başlıklarını sürdürdüm (🔗). Bu üretim hattı, fen lisesi yıllarında başlayan disiplinli çalışma düzeni, algoritmik düşünme ve küçük yaratıcı adacıklar kurma pratiğinin sürekliliğini gösterir.
(sonrası: Paradigma Eşiğinin Öncesi)
İstemlemede kullanılan notlar:
ben ışık barış fidaner, 1998-2001 arası izmir fen lisesi’nde okudum, puan odaklı bilim merkezli bir liseydi
psikiyatri anabilimdalı başkanı annem, duygu dışavurmayan birisiydi, çantalarımı toplayıp “artık yatılı okula gidiyorum” deyince ilk defa arkamdan ağlamıştı
haftaiçi yatılı kalıyordum, haftasonu eve giderdim, pazar akşamı okula geri getirilirdim
ilk hafta “barbi” adı verilen terör geleneğiyle tanıştık, erkekler yatakhanesinde ışıklar sönünce üst sınıflar “barbi barbi barbi barbi baaarbi” diye bağırarak gezdiler ve rivayete göre seçtikleri “bebe”lerin genitaline diş macunu sıkarak can yaktılar, geri dönenler oldu, zamanla bu ritüel bir geyiğe indirgendi
haftaiçi her sabah 7’de sıraya dizildikten sonra “sabah etüdü” 1 saat sınıfta oturmak, kahvaltı, 8 saat boyunca dersler, “4-6 arası” serbest zaman, akşam yemeği, “akşam etüdü” 3-4 saat sınıfta oturmak ve gece 10’da uyku vakti vardı, nöbetçi öğretmenler erkekler yatakhanesinde hem yatma saatinde hem kalkma saatinde odaları dolaşarak yatıldı ve kalkıldı kontrolü yaparlardı, her yıl fen lisesine giren 96 kişinin 90’a yakını erkek oluyordu
etüt saatlerinde herkesin sınıfta oturması gerekiyordu, hocalar ara ara sınıflarda yoklama alıyordu, o saatleri geçirmenin bir kültürü oluşmuştu, sağa sola laf atmak vardı, walkman’le test çözmek vardı, buna “tosmak” denirdi, tosulan malzemeye “tosmuk” denirdi, pil bitince pil aramak olurdu, başkasının “tosmasına” engel olan davranışlara da şakayla karışık art niyet atfederek “taktik yapmak” denirdi, ben “acenda” denen yazı-çizi-karalama defterlerinin 4 ve 5 no’lularını o saatleri geçirirken doldurdum ve başkalarına da açtım yazıp çizmeleri için
lise bahçesi ve binaları ege üniversitesi kampüsü içindeydi, zaman zaman “ders kırıp bira içmek” yapanlar olurdu, bu maceracılık için çitlerden atlarken yakalananlar oluyordu
liseye başlarken müzik odasında önceki mezunlardan kalmış elektrogitar ve bateri bulmuştuk, müzik öğretmeninin desteğiyle “ağrı” isminde rock müzik grubu kurduk, iki tane okul içinde ve bir tane “evrensel kültür merkezi”nde konser yaptık, bizden önceki mezun da gruba katılıp gitar soloları attı, öğrencilerle ilişki kurmuş “evrensel gençlik” grubumuzla röportaj yaptı
tübitak bayg (bilim adamı yetiştirme grubu) faaliyetlerine katılanlara derslerden izin veriliyordu, bilgisayar olimpiyatında bronz madalya aldım, bilgisayar proje yarışmasında iki kişilik projeyle ikincilik aldık, bunlar boğaziçi cmpe giriş puanımı yükseltecekti
üniversite sınav puanı (aobp) formülünde okuduğu lisenin çan eğrisinin kıyısına düşmemek için fen lisesinden “ayrılmak” ve daha düşük ortalamalı bir liseye nakil yapmak ve ara ara fen lisesindeki gerçek arkadaşları ziyaret etmek çokça yapılıyordu, fen lisesi yönetimi bu pratiği tasvip etmese de
hem tübitak’ın yıllık müsabakada sorduğu hem de lise içi takım elemelerinde sorulan ve bizim de sorduğumuz bilgisayar olimpiyatı soruları, verili bir yapıda olanaklı kombinasyonları verimli yöntemlerle dolaşabilmek üzerineydi
ağrı’nın davulcusu metalsever arkadaşla yaptığımız bilgisayar projemiz, kendi kodladığımız bir windows programında dinamik bir arayüz üzerinde 3’ten fazla boyutlu hiperküp hiperkoni gibi hiperobjeler inşa etmek ve arakesitlerini görüntülemek üzerineydi
olimpiyat grubunda ilk defa yapay sinir ağlarından haberim oldu, C++ ile “harfnet” kodladım, minicik bir neural network’e farklı fontlardan harfler öğrettim
ilk kodumu yazdığım ilkokul 3’ten beri oyun tasarımı hayalim vardı, üniversitede buna eğildim, oyun mekanikleri üzerine bol bol okumalar yaptım, yapay zeka karakterler üzerine ders projesi yaptım, ayrıca evrimci seçilim ve sürü davranışı ve o zamanki ilkel chatbotların knock knock şakaları gibi yapay zeka yöntemlerini bağımsız olarak araştırıyordum, sinema vs bilgisayar oyunu, narratoloji vs ludoloji, bu gibi bazı ayrımlar bana hayati geliyordu
bir vesileyle “dijital oyun rehberi” kitabına katıldım, “türkiye’de dijital gözetim” kitabına önsöz yazdım, “alternatif bilişim derneği”ni kuran gruba katıldım, “cesur yeni medya” ve “hack kültürü ve hacktivizm” kitaplarını hazırladık, “chaos communication congress” berlin’de sunum yaptım
“ağrı”dan iki kişi daha bilgisayar mühendisi oldu, büyük şirketlere girdiler, devasa sistemler ve hayati teknolojiler geliştirdiler
ben bir şirkette birkaç yıl part time scripting ile oyalandıktan sonra taylan cemgil’le kombinatoryal istatistikler üzerine doktora yaptım ve boston postdoc denemesinde patronlarla bağ kuramayacağımı anladığım için yersiz şeyler (2008) ve çeviri yazılar (2014) ve žižekian analysis (2018) ve görce yazıları (2020) ve nümerik esintiler’e (2024) odaklandım.
A Paradigm Threshold
I, Işık Barış Fidaner, studied at İzmir Science High School between 1998–2001. I lived the daily life of a score-focused, science-centered high school in all its intensity. The school’s location within the Ege University campus brought the school’s and the campus’s cultures side by side (🔗). I would board on weekdays, go home on weekends, and be brought back to school on Sunday evening. My mother, the chair of the psychiatry department, generally did not express her emotions; her crying behind me when I gathered my bags and said ‘I’m going to boarding school now’ showed the weight of this transition within the family in a single scene.
The First Week and the ‘Barbi’ Ritual
In the first week at school, I encountered a harsh initiation called ‘barbi’ in the boys’ dormitory. When the lights went out, the upperclassmen would walk around the corridor shouting and, as rumor had it, would smear toothpaste on the genitals of the ‘bebe’s they selected to cause pain. This ritual was jarring enough to send some students back from the school; its reduction over time into a gag, an inside joke shows that the norms within the school could change. This transformation in the narrative explains the self-regulating and softening side of boarding school culture.
Daily Rhythm and Supervision
On weekdays every morning at 07.00 we lined up, sat for a one-hour ‘morning study hall’, and after breakfast we had eight hours of classes. Between 16.00–18.00 was free time, then dinner, four hours of ‘evening study hall’, and the day closed with lights out at 22.00. The on-duty teachers would walk through the rooms in the boys’ dormitory at bedtime and wake-up time to check ‘slept’ and ‘woke’. The fact that about 90 of the 96 people entering the science high school each year were male distinctly affected the social fabric of the dormitory and the classroom. This rhythm meant a high-tempo, minute-defined life.
Study Hall Culture, Micro-Jargon, and the ‘Acenda’ Notebooks
During study hall hours it was mandatory for everyone to sit in the classroom. Teachers would take roll now and then in the classes. A distinctive culture of passing the time had developed. Banter would be tossed around, tests were solved with a Walkman on and this was called ‘tosmak’; the equipment of the ‘tosma’ activity was the ‘tosmuk’. When the batteries ran out, hunting for batteries was a routine pursuit. Behaviors that prevented someone else’s ‘tosma’ would be jokingly labeled ‘doing tactics’. I filled the 4th and 5th of the ‘acenda’ write–draw–doodle notebooks during those hours and opened them to others; these notebooks became small islands of creativity within the study hall. This micro-jargon and these practices show how student spaces were established within tight discipline.
Being a High School Within a Campus
The high school’s yard and buildings were within the university campus. From time to time there were attempts to seep into the campus’s free spaces, like ‘cutting class to drink beer’, and there would be those caught while jumping the fences. This situation openly showed the tension and the allure created by the presence of a more permissive culture just outside while a rule-bound world existed inside. The permeability afforded by the location turned the high school experience into a whole not limited only to the classroom and the dormitory.
The Music Room and ‘Ağrı’
When we started high school we found an electric guitar and a drum kit left by previous graduates in the music room. With the support of our music teacher we formed a rock band named ‘Ağrı’. We gave two concerts within the school and one concert at the ‘Evrensel Cultural Center’ (🔗, 🔗). A graduate before us also joined the band and played guitar solos. The ‘Evrensel Youth’ group, which had established relations with students, did an interview with us (🔗). These activities show that the creative energy within the school was not limited only to class and exam success, and that it gave rise to a student production that touched external networks.
TÜBİTAK BAYG, Olympiad and Project
Those who participated in TÜBİTAK’s activities, then called BAYG, were excused from classes. I won a bronze medal in the informatics olympiad; in the computer project competition we won second place with a two-person project. I knew these successes would raise my university placement score. For the institutional context one can look at TÜBİTAK BİDEB (🔗) and for the framework of the international informatics olympiad the IOI page is a basic reference (🔗). The common flavor of the question types asked in the annual team selections and official competitions at the high school was to traverse the possible combinations within a given structure by efficient methods; we reinforced this ‘combinatorial roaming’ intuition day by day.
AOBP and the School-Change Strategy
The AOBP formula used in computing the university exam score was sensitive to the success distribution of the school from which the student graduated. Therefore some students, in order ‘not to end up on the edge of the bell curve’, would transfer from the science high school to a school with a lower average and then visit the old school to see their real friends. The science high school administration did not approve of this practice. The official framework of candidate placement rules can be seen at ÖSYM (🔗). This strategic behavior was a typical example of forming a conscious relationship with the exam regime.
The Hyper-Objects Project
Together with a metalhead friend who was the drummer of ‘Ağrı’, we coded a Windows program. On a dynamic interface we built hyper-objects like hyper-cubes and hyper-cones in more than three dimensions and visualized their intersections. This project was a concrete exercise that brought together multi-dimensional geometry, user interface design, and efficient computation at the high-school level (🔗).
‘Harfnet’ and the First Neural Network Attempt
In the olympiad group I learned about artificial neural networks for the first time. I coded ‘harfnet’ in C++; I taught letters from different fonts to a small artificial neural network. This work, as one of the most straightforward examples of supervised learning, enabled me to understand in practice concepts such as data representation, normalization, and weight update. My personal notes and production flow from this period can be followed on Yersiz Şeyler (🔗).
Orientation Toward Game Design
Since I wrote my first code in the third grade, I had a dream of game design. I focused on it at university. I did systematic readings on game mechanics, and I developed a course project on artificial-intelligence characters. I also worked on methods such as evolutionary selection and flocking behavior, and on the matching strategies operating through the ‘knock knock’ jokes of the primitive chatbots of that era. I paid close attention to the differences between cinema and computer games and to the theoretical framework of the ‘narratology vs ludology’ debate. I contributed to the collective work ‘Dijital Oyun Rehberi’, which is an important anchor of this debate in the Turkish literature (🔗).
Productions Around Alternative Informatics and the Berlin Talk
The foreword I wrote for the book ‘Digital Surveillance in Turkey’ (🔗), the productions around Alternative Informatics, and compilations like ‘Brave New Media’ and ‘Hack Culture and Hacktivism’ (🔗, 🔗) concretized my collective participation in debates on digital culture and control in the civil sphere. The main gateway for the association and its publications is the website of Alternative Informatics (🔗). My talk in Berlin at the Chaos Communication Congress, where I described state-controlled internet in Turkey and the counter-movements, can be seen in the event archives (🔗).
From ‘Ağrı’ to Engineering and My Academic Line
Two more friends from ‘Ağrı’ became computer engineers and worked on critical systems at large companies. I idled for a few years at a company with part-time scripting and then did a PhD at Boğaziçi University Computer Engineering with Taylan Cemgil along the axis of combinatorial statistics (🔗). When, during a postdoc attempt in Boston, I realized that institutional relational modes did not suit me, I shifted my focus to independent production: I launched Yersiz Şeyler in 2008 and continued the titles Çeviri Yazılar in 2014, Žižekian Analysis in 2018, Görce Yazıları in 2020, and Nümerik Esintiler in 2024 (🔗). This line of production shows the continuity of the disciplined working regimen that began in the science high school years, algorithmic thinking, and the practice of establishing small islands of creativity.
Eine Paradigmenschwelle
Ich bin Işık Barış Fidaner und habe zwischen 1998–2001 am İzmir Fen Lisesi gelernt. Ich erlebte den schulischen Alltag einer punkteorientierten, wissenschaftszentrierten Schule in seiner ganzen Intensität. Die Lage der Schule innerhalb des Campus der Universität der Ägäis brachte die Kultur der Schule und die Campus-Kultur nebeneinander zusammen (🔗). Unter der Woche blieb ich im Internat, am Wochenende ging ich nach Hause, und am Sonntagabend wurde ich wieder in die Schule zurückgebracht. Meine Mutter, die Vorsitzende der Abteilung für Psychiatrie war, zeigte ihre Gefühle gewöhnlich nicht nach außen; als ich meine Taschen packte und sagte: ‘Ich gehe jetzt ins Internat’, weinte sie mir hinterher – eine einzige Szene, die das Gewicht dieses Übergangs innerhalb der Familie vor Augen führte.
Die erste Woche und das ‘Barbi’-Ritual
In der ersten Woche in der Schule machte ich im Jungenschlafsaal Bekanntschaft mit einer harten Begrüßung, die ‘barbi’ genannt wurde. Sobald das Licht ausging, gingen die Oberstufenschüler schreiend durch den Flur und, der Überlieferung nach, strichen sie den von ihnen ausgewählten ‘Bebe’s Zahnpasta auf die Genitalien, um Schmerzen zu verursachen. Dieses Ritual erschütterte einige Schüler so sehr, dass sie von der Schule wieder abgingen; dass es sich mit der Zeit zu einem Witz, zu einem Insider-Scherz verflachte, zeigt hingegen, dass sich die inneren Normen der Schule verändern konnten. Dieser Wandel in der Erzählung erklärt die sich selbst regulierende und mildernde Seite der Internatskultur.
Täglicher Rhythmus und Aufsicht
Unter der Woche stellten wir uns jeden Morgen um 07.00 Uhr in einer Reihe auf, setzten uns zu einer einstündigen ‘Morgenstudierzeit’, nach dem Frühstück hatten wir acht Stunden Unterricht. Zwischen 16.00–18.00 Uhr gab es freie Zeit, dann Abendessen, eine vierstündige ‘Abendstudierzeit’ und um 22.00 Uhr war Nachtruhe – damit endete der Tag. Die aufsichtsführenden Lehrkräfte gingen im Jungenschlafsaal zu den Zeiten des Schlafengehens und Aufstehens durch die Zimmer und kontrollierten ‘es wurde zu Bett gegangen’ und ‘es wurde aufgestanden’. Dass von den jährlich 96 aufgenommenen Schülern des naturwissenschaftlichen Gymnasiums etwa 90 männlich waren, prägte die soziale Struktur im Schlafsaal und im Klassenraum deutlich. Dieser Rhythmus bedeutete ein auf hohes Tempo eingestelltes, minutengenau definiertes Leben.
Studierkultur, Mikro-Jargon und ‘Acenda’-Hefte
Während der Studierzeiten war es für alle Pflicht, im Klassenraum zu sitzen. Die Lehrkräfte machten hin und wieder Anwesenheitskontrollen in den Klassen. Es hatte sich eine eigentümliche Kultur des Zeitvertreibs herausgebildet. Man warf rechts und links Sprüche, löste mit dem Walkman Tests, und das nannte man ‘tosmak’; die Ausrüstung der Tosma-Aktivität war der ‘tosmuk’. Wenn die Batterien leer waren, wurde das Suchen nach Batterien zu einer Routinebeschäftigung. Verhaltensweisen, die das ‘tosmak’ eines anderen verhinderten, wurden scherzhaft als ‘taktik yapmak’ etikettiert. Ich füllte in diesen Stunden die Hefte Nr. 4 und 5 der sogenannten ‘acenda’-Schreib–Zeichnen–Kritzelhefte und öffnete sie auch für andere; diese Hefte wurden zu kleinen Inseln der Kreativität innerhalb der Studierzeit. Dieser Mikro-Jargon und diese Praktiken zeigen, wie innerhalb strenger Disziplin Schüler*innen-Räume geschaffen wurden.
Eine Schule innerhalb des Campus sein
Der Schulhof und die Gebäude des Gymnasiums lagen innerhalb des Universitätscampus. Mitunter gab es Versuche, in die freien Zonen des Campus einzusickern, etwa indem man ‘den Unterricht schwänzte und Bier trinken ging’, und es kam vor, dass man beim Überklettern der Zäune erwischt wurde. Diese Situation zeigte klar die Anziehungskraft und die Spannung, die dadurch entstand, dass es drinnen eine regelhafte Welt gab, während sich unmittelbar draußen eine freiere Kultur befand. Die Durchlässigkeit, die die Lage bot, machte die Gymnasialerfahrung zu einem Ganzen, das sich nicht nur auf Klassenraum und Schlafsaal beschränkte.
Musikraum und ‘Ağrı’
Als wir mit der Schule begannen, fanden wir im Musikraum eine E-Gitarre und ein Schlagzeug, die von früheren Absolventen zurückgelassen worden waren. Mit der Unterstützung unserer Musiklehrerin gründeten wir eine Rockband namens ‘Ağrı’. Zwei Konzerte gaben wir innerhalb der Schule, ein Konzert im ‘Evrensel Kulturzentrum’ (🔗, 🔗). Ein Absolvent vor uns schloss sich ebenfalls der Band an und legte Gitarrensoli hin. Die mit den Schülern in Kontakt getretene Gruppe ‘Evrensel Gençlik’ führte ein Interview mit uns (🔗). Diese Aktivitäten zeigen, dass die kreative Energie innerhalb der Schule nicht nur auf Unterricht und Prüfungserfolg beschränkt war, sondern eine studentische Produktion hervorgebracht wurde, die mit externen Netzwerken in Berührung kam.
TÜBİTAK BAYG, Olympiade und Projekt
Denjenigen, die an den damals unter dem Namen BAYG geführten Aktivitäten von TÜBİTAK teilnahmen, wurde vom Unterricht freigegeben. Ich erhielt bei der Informatik-Olympiade eine Bronzemedaille, beim Informatik-Projektwettbewerb erreichten wir mit einem zweiköpfigen Projekt den zweiten Platz. Ich wusste, dass diese Erfolge meine Punktzahl für die Studienplatzvergabe erhöhen würden. Für den institutionellen Rahmen kann man TÜBİTAK BİDEB heranziehen (🔗), und für den Rahmen der internationalen Informatik-Olympiade ist die IOI-Seite eine grundlegende Referenz (🔗). Der gemeinsame Beigeschmack der Fragearten in den jährlichen Teamauswahlen am Gymnasium und in den offiziellen Wettkämpfen bestand darin, die in einer gegebenen Struktur möglichen Kombinationen mit effizienten Methoden zu durchlaufen; diese Intuition des ‘kombinatorischen Durchlaufens’ festigten wir Tag für Tag.
AOBP und Strategie des Schulwechsels
Die bei der Berechnung der Studienaufnahmepunktzahl verwendete AOBP-Formel war sensibel gegenüber der Leistungsstreuung der Schule, von der der Schüler graduierte. Daher verließen einige Schüler das naturwissenschaftliche Gymnasium, um ‘nicht an den Rand der Glockenkurve zu geraten’, wechselten an ein Gymnasium mit niedrigerem Durchschnitt und besuchten dann die alte Schule, um ihre wirklichen Freunde zu sehen. Die Leitung des naturwissenschaftlichen Gymnasiums billigte diese Praxis nicht. Der offizielle Rahmen der Kandidatenplatzierungsregeln ist bei der ÖSYM zu sehen (🔗). Dieses strategische Verhalten war ein typisches Beispiel für eine bewusste Beziehung zum Prüfungsregime.
Projekt der Hyper-Objekte
Zusammen mit meinem Metal-Freund, dem Schlagzeuger von ‘Ağrı’, kodierten wir ein Windows-Programm. Auf einer dynamischen Benutzeroberfläche konstruierten wir hyperdimensionale Objekte wie den Hyperwürfel oder Hyperkegel mit mehr als drei Dimensionen und visualisierten ihre Schnittmengen. Dieses Projekt war eine konkrete Übung, die auf Gymnasialniveau mehrdimensionale Geometrie, Gestaltung der Benutzeroberfläche und effiziente Berechnung zusammenführte (🔗).
‘Harfnet’ und der erste Versuch mit einem neuronalen Netz
In der Olympiade-Gruppe erfuhr ich zum ersten Mal von künstlichen neuronalen Netzen. Ich kodierte ‘harfnet’ in C++; ich brachte einem kleinen künstlichen neuronalen Netz Buchstaben aus verschiedenen Schriftarten bei. Diese Arbeit ließ mich als eines der schlichtesten Beispiele für überwachtes Lernen die Konzepte Datenrepräsentation, Normalisierung und Gewichtsaktualisierung in der Praxis verstehen. Meine persönlichen Notizen und mein Produktionsfluss aus jener Zeit sind auf Yersiz Şeyler nachverfolgbar (🔗).
Ausrichtung auf Spieledesign
Seit ich in der dritten Klasse der Grundschule meinen ersten Code schrieb, hatte ich den Traum vom Spieledesign. An der Universität widmete ich mich dem. Ich las systematisch über Spielmechaniken, entwickelte ein Kursprojekt über KI-Charaktere. Ich arbeitete außerdem zu Methoden wie evolutionärer Selektion und Schwarmverhalten sowie zu den Matching-Strategien, die über die ‘knock knock’-Witze der damals primitiven Chatbots funktionierten. Ich achtete auf die Unterschiede zwischen Kino und Computerspiel und auf den theoretischen Rahmen der Debatte ‘Narratologie vs. Ludologie’. Ich leistete einen Beitrag zur Kollektivarbeit ‘Dijital Oyun Rehberi’, die in der türkischen Literatur eine wichtige Stütze dieser Debatte ist (🔗).
Produktionen rund um Alternative Informatik und der Vortrag in Berlin
Das Vorwort, das ich für das Buch ‘Dijital Gözetim in der Türkei’ schrieb (🔗), die Produktionen im Umfeld von Alternatif Bilişim und Sammelbände wie ‘Cesur Yeni Medya’ sowie ‘Hack Kültürü ve Hacktivizm’ (🔗, 🔗) konkretisierten meine kollektive Teilhabe an Debatten der digitalen Kultur und der Kontrolle im zivilgesellschaftlichen Bereich. Das grundlegende Tor zum Verein und zu den Publikationen ist die Seite von Alternatif Bilişim (🔗). Mein Vortrag auf dem Chaos Communication Congress in Berlin, in dem ich staatlich kontrolliertes Internet in der Türkei und Gegenbewegungen schilderte, ist in den Archiven der Veranstaltung zu sehen (🔗).
Von ‘Ağrı’ zur Ingenieurwissenschaft und meine akademische Linie
Zwei weitere Freunde aus ‘Ağrı’ wurden Informatikingenieure und arbeiteten in großen Unternehmen an kritischen Systemen. Ich selbst vertrödelte in einer Firma einige Jahre mit Teilzeit-Scripting und machte anschließend an der Boğaziçi-Universität in der Informatik bei Taylan Cemgil eine Promotion entlang der Achse kombinatorischer Statistiken (🔗). Als ich beim Postdoc-Versuch in Boston merkte, dass mir institutionelle Beziehungsformen nicht lagen, legte ich den Schwerpunkt auf unabhängige Produktion: Ich eröffnete 2008 Yersiz Şeyler, setzte 2014 die Reihe Çeviri Yazılar, 2018 Žižekian Analysis, 2020 Görce Yazıları und 2024 Nümerik Esintiler fort (🔗). Diese Produktionslinie zeigt die Kontinuität der während der Jahre am naturwissenschaftlichen Gymnasium begonnenen disziplinierten Arbeitsweise, des algorithmischen Denkens und der Praxis, kleine kreative Inseln zu schaffen.






























Geri bildirim: AKIŞ 🌊➰🧭 | 🦋🤖 YERSİZ ŞEYLER
Geri bildirim: Paradigma Eşiğinin Öncesi | 🦋🤖 YERSİZ ŞEYLER
Geri bildirim: Astro Özgeçmiş | 🦋🤖 YERSİZ ŞEYLER