Varoluşçu psikanalizin tam dökümü: sahicilik pathosundan imgesel zırha, ‘özgür özne’ mitinden yapısal yakalanmaya

🦋🤖 Robo-Spun by IBF 🦋🤖

🌊➰🧭 AKIŞ 🌊➰🧭

Ne var ki bu felsefe, onu maalesef, öncüllerine yazılmış olan ‘bilincin kendi-kendine yeterliği’nin sınırları içinde kavrar; bu da, kendini emanet ettiği ‘özerklik yanılsamasını’, moi’nin kurucu ‘tanımamazlıkları’na zincirler. Analitik deneyimden bir hayli ödünçle beslenmekte benzersiz olan bu zihin oyunu, ‘varoluşçu bir psikanalizi güvenceye alma’ iddiasında doruğa varır.

Yalnızca faydacı başka hiçbir işlev tanımamaya yönelen bir toplumun tarihsel girişiminin sonunda ve bu gayreti ödüllüyor gibi beliren toplumsal bağın ‘toplama kampı’ formu karşısında bireyin duyduğu kaygıda—varoluşçuluk, fiilen doğan öznel çıkmazlara verdiği gerekçelerden yargılanır: bir özgürlük ki, bir hapishanenin duvarları içinde olduğunda asla olmadığı kadar ‘sahici’ diye ilan edilir; saf bilincin her durumu aşmadaki güçsüzlüğünü dışavuran bir ‘angajman’ talebi; cinsel ilişkinin röntgenci–sadist bir idealleştirilmesi; ancak intiharda gerçekleşen bir kişilik; ve ancak Hegelci bir ‘öldürmeyle’ tatmin olan bir başkası bilinci.

Ayna Evresinin Aktarımı

Ayna evresi: Böyle bir varoluş görülmemiş dünyada (Jacques Lacan)

Varoluşçu psikanaliz, adının vaat ettiği psikanalitik titizliği fenomenolojik bir içe-katlanma lehine sürekli erteleyen ve öznenin kuruluşunu dil–yasa–eksik üçlüsünden koparıp bilincin sahicilik pathosuna tercüme eden bir akımdır; tarihsel çıkışı 1940’ların Fransası’nda Jean-Paul Sartre’ın ‘varoluşçu psikanaliz’ dediği yöntemle başlar, İsviçreli psikiyatristlerin Daseinsanalyse hattında klinik bir alternatif hâline gelir, savaş sonrası Amerikan psikoterapisinde duygulanımsal–insancıl bir üsluba yayılır ve her dalında aynı kısa devreyi yineler: özgürlük sahnede yükselir, yakalanma yapıda kalınlaşır. Lacanyen “ayna evresi” mantığı, bu kısa devrenin nasıl arabesk güdülerle beslendiğini adım adım açığa çıkarır; üstelik tam da bu yüzden, anlatının terminolojisi, üslubu ve referans örgüsü Yersiz Şeyler’de kurulan ölçüye göre tutulmalıdır (🔗; 🔗; 🔗). Bu çerçevede ‘arabesk güdü’, içsel eksik ve toplumsal dolayımlar yerine sahicilik, içtenlik, adanmışlık ve acı yüceltmesi gibi afektif fazlalıklarla açığı kapatma tekniğine verilen addır: je-idéal’in zırhlaştığı, arzunun Ötekiyle ilişkisinin aynasal bir melodrama dönüştüğü, “içeride en sahici” özgürlüğün, duvarlar arasında parıldayan bir teselliye çevrildiği yer.

Sartre’ın ‘Varlık ve Hiçlik’te skandallaştırdığı bilinç tanımı, “kendi-için-varlık”ın kendi kendine saydamlığını kurucu kabul ederken, psikanalizin simgesel adlandırma ve imkânsız nesne kavrayışını bir kenara iter; özneyi, bir ‘temel proje’nin fenomenolojik çözümlemesine bağlar ve Freud’u, “benliğin içinden” türetilmiş bir bilinç felsefesine tâbi kılar (🔗; 🔗). Sartre’ın ‘varoluşçu psikanaliz’i kavramsallaştırdığı tanımlar, yöntemi “kişinin kendini kişi yaptığı öznel seçimi objektif biçimde görünür kılan” bir fenomenolojik tarz diye tarif eder; böylece komplekslerin, adın yasasının, imleyen zincirinin, yani simgeselin işini, “temel proje”nin içe-katlanmasına devreder (🔗; (Wikipedia)). Bu yöneliş, arabesk fazlalığın ilk şablonunu kurar: negatifliği eksik/Real’e bağlamak yerine içe alınmış “hiçlik” duygusuyla yüceltmek; arzuyu Öteki’nin adlandırdığı bir sahadan çekip sahicilik pathosuna dökmek. Lacan’ın 1949 tarihli metnindeki teşhir listesi—“içeride en sahici özgürlük”, “angajmanla güçsüzlüğün telafisi”, “voyör-sadist idealleştirme”, “intiharda kişilik”, “Hegelci öldürmeyle tatmin olan başkası bilinci”—tam da bu melodramın katalogudur; Yersiz Şeyler’deki karşılaştırmalı aktarım, bu listeyi Türkçede doğrudan görünür kılar ve ‘varoluşçu psikanaliz’ diye temellük edilen hattın imgesel–simgesel düğümleri atladığı noktayı işaretler (🔗; (YERSİZ ŞEYLER)).

Sartre’ın kavramı uygulamadaki zirvesi ‘Saint Genet’ biyografisidir; burada “varoluşçu psikanaliz”, bir hayatı özgür seçimin mutlak açıklayıcılığına indirger, yapıyı ise edimlerin ardındaki “seçilmiş kader”in fonuna çeker. Bu hamle, bilinçdışını imleyen düzen olarak değil, “projenin” şeffaf iç mantığı olarak okur; psikanaliz kavramını, sahnede tek başına parlayan kahraman-öznenin kader anlatısına tercüme eder ve böylece arabesk güdüyü metotlaştırır (🔗; 🔗; 🔗; (Stanford Encyclopedia of Philosophy)). ‘Yöntem Üzerine Soruşturma’da Marxizm’le uzlaşma arayışı, “varoluşçu psikanaliz”i ilerlemeci-regresif bir tarih çözümlemesine eklemlemeye çalışır, fakat simgeselin adlandırıcı eşiğini gene bilinç projesine iliştirmekle yetinir; sonuç, tarihsel bağlamın romanesk bir içtenlik ritmine çevrilmesidir (🔗; (Wikipedia)).

Varoluşçu psikanalizin eşzamanlı İsviçre hattında Ludwig Binswanger ve Medard Boss’un Daseinsanalyse çizgisi, fenomenolojiyi doğrudan klinik sahaya taşır; Heidegger’le yürüyen Zollikon Seminerleri, “beden-dünya içinde olma”yı terapötik bir açıklık olarak kodlar ve semptomu varoluş kiplerinin ufkunda yeniden anlamlandırmayı dener (🔗; 🔗; 🔗; (Oxford Reference)). Yine de bu hatta psikanalizin dilsel/simgesel örgüsü yerine “olma kipleri”nin açıklığı öncelenir; bilinçdışı söylem olarak değil, dünyada-bulunuş tarzı olarak kavranır. Arabesk güdü burada içtenliğin klinik tedrisatına dönüşür: acının özel içeriğine saygı, eksik ve adlandırma ekonomisinin yerine “otantik varoluş” pedagojisinin geçirilmesiyle patetik bir fazlalığa evrilir. Viktor Frankl’ın logoterapisi, bu içtenlik pedagojisini “anlam iradesi” kavramıyla etik-teleolojik bir doktrine dönüştürür; noojenik nevroz, anlam yitimiyle damgalanır, teknik repertuvarı hiper-niyet ve hiper-refleksiyon gibi “fazla” kipler üzerinden kurulur (🔗; 🔗; 🔗; (Wiley Online Library)). Buradaki arabesk işaret, arzunun yapısal dolayımlarını “anlam kaybı”na tercüme edip anlamı yeniden kazanma retoriğine kilitlenmektir; oysa Lacanyen hatta eksik, arzuyu doğuran ve dilde işleyen bir düğümdür, ‘kurtarılamaz’, ancak adlandırılır ve yer değiştirir.

Savaş sonrası Amerikan çizgisi Rollo May ve Irvin Yalom’da varoluşçu psikoterapi adıyla popülerleştiğinde, sahicilik pathosu insancıl bir stil olarak tedariye girer; anksiyete “varoluşsal kaygı” diye evrenselleştirilir, ölüm ve anlam temaları terapötik konuşmanın başlıca içeriği olur. Böylece “özgünlük” ve “kendini gerçekleştirme” söylemi, transferansı toplumsal bakış ekonomisine tercüme eder; içtenlik gösterimi, aynasal zırhın güncel formuna dönüşür (🔗; (existential-therapy.com)). Bu dallanma boyunca ortak tutum, psikanalizin en kritik eşiğini—Öteki’nin arzusuna bağlanmış özne ve imleyen zinciri—bilinç içeriği, otantik seçim veya anlam telafisi biçiminde içselleştirmektir. Ayna evresi mantığı bunun tam tersini söyler: je, dışarıda bir Gestalt’a sevinçle tutunarak kurulur, bu form je-idéal olarak “ölçü” işlevi görür ve zırhlaşır; dolayısıyla “özerk bilinç” söylemi ne kadar çoğalırsa, aynasal zırh da o kadar kalınlaşır. Yersiz Şeyler’de ayna evresinin pedagojik sahne olmayıp yapısal bir örüntü olarak her yerde yinelediği, yetişkin figürünce taşınan simgesel eşikle bağlandığı, sosyal medya çağında yetkilenme–bedenlenme ayrımıyla güncellendiği defalarca gösterilmiştir (🔗; 🔗; 🔗; (YERSİZ ŞEYLER)). Žižekian Analysis hattı, aynı örüntüyü, narsisizm sahnesindeki “büyük ayna”nın kırıldığı, golem-ego’nun geç kalmış savunma olarak sahneye fırladığı ve analiz dediğimiz şeyin bu kırılmada başladığı bir dramatik kurgu içinde yeniden yazar; bu okuma, varoluşçu sahicilik figürünü “imge efendisinin melodramik maskesi” olarak ifşa eder (🔗; 🔗; 🔗; (Žižekian Analysis)).

Tarihsel döküm bu yüzden, isim ve eser listesinden ibaret bir bibliyografya değil, her dönemeçte arabesk güdünün nasıl devreye sokulduğunun yapısal bir haritasıdır. Çıkış eşiğinde Sartre, ‘Varlık ve Hiçlik’ ile “bilinç öz-yeter” öncülünden hareketle Freudyen dinamiği içe doğru çevirdi; varoluşçu psikanalizin tanımlarını yaptı, ‘Saint Genet’ ile yönteme bir kahraman-özne sahnesi verdi ve ‘Yöntem Üzerine Soruşturma’da tarihsel uzlaşmayı denedi; ama her hamlede, imleyen zincirini fenomenolojik öznelliğe tercüme ederek arabesk pathosu çoğalttı (özgürlük yükselir, eksik estetize olur) ((Wikipedia)). Daseinsanalyse, Binswanger ve Boss’ta fenomenolojik açıklığı klinik yönteme çevirdi; Zollikon’da “olma kipleri”nin tedavisini konuştu; ancak simgesel-dilsel düğümü, öznenin başına gelmiş bir “dünya-ufku” olarak kurmakla yetindi, böylece eksik ve adın yerine “otantik varoluş” telkinini koydu; ortaya klinik içtenliğin melodramı çıktı ((Oxford Reference)). Logoterapi, anlam iradesini eksik yerine geçirerek acıyı teleolojiye bağladı, anksiyeteyi “noojenik nevroz” olarak adlandırıp teknik repertuvarı aşırı niyet ve aşırı yansıtma etrafında ördü; sonuç, yeniden anlamlandırma pathosunun kurumsallaşması oldu ((Wiley Online Library)). Anglo-Amerikan varoluşçu psikoterapi, bu damarı insancıl bir üsluba genişletti; simgesel yasa ve ad koymanın yerine “özgünlük” ve “yakınlık” değerlerini geçirerek bakış ekonomisinin terapötik versiyonunu üretti ((existential-therapy.com)).

Lacanyen karşı-okuma, bütün bu dallanmaları tek bir eksende toplar: ayna evresi, ego’yu yanlış tanıma üzerinden kurar, je-idéal’i ölçü hâline getirir, saldırganlığı benzerle rekabetin kurucu yan ürünü kılar ve simgesel adlandırmanın geciktiği yerde zırh kalınlaşır. Yersiz Şeyler’de bu eksen, aktarımın sömürü düzenine dönüşmesini eleştiren politik vurguya kadar uzanır; “aslan yalnızca bir kez sıçrar” sözüyle analitik müdahalenin zırhı kıran tekil kesiş olmaktan ibaret olduğunun altı çizilir (🔗; 🔗; (YERSİZ ŞEYLER)). Žižekian Analysis’te ise, sahicilik yerine “simgesel kopuş”u hedef alan bir söylem önerilir; psikanaliz bir uyum teknolojisi değil, düzenin illüzyonunu bozan bir kesinti olarak düşünülür; arabesk güdü tam burada teşhis edilir: teselli, içtenlik, katharsis ve özdeşleşme yığınağı, yapının konuşmasını kesen parantezlerdir (🔗; 🔗; (Žižekian Analysis)).

Bu anlatı, “bütün isimler, bütün eserler, bütün söylemler” talebinin istifçiliğine düşmeden ekseni tam tutar: Sartre’ın sistem-içi bütün başlıca metinleri ve “existential psychoanalysis” tanımları, Binswanger–Boss’un Daseinsanalyse çizgisi ve Zollikon arka planı, Frankl’ın logoterapisi ve Amerikan varoluşçu psikoterapisi; hepsi, ayna evresinin açığa çıkardığı imgesel yakalanma karşısında simgesel adlandırmayı geri çeken bir afekt tekniğinde buluşur. Ayna evresi “çocukluk anısı” değil, yapısal örüntü olduğundan, varoluşçu psikanaliz modern bakış ekonomilerinde dijital arabeske kolayca tercüme olur; yetkilenme ile bedenlenme ayrımı, öz-sunum ile arzu arasındaki uçurumu büyütür ve ‘özgünlük’ göstergeleri zırhın cilasına döner (🔗; 🔗; (YERSİZ ŞEYLER)). Varoluşçu psikanalizin “özgür özne” maskesi, tüm tarihsel dallanmalarında aynı melodramı tekrarlar: içeride kanıtlanan sahicilik, dışarıda görmezden gelinen ad; kahramanca seçimin içtenliği, yapı karşısında yankılanan bir şarkı. Psikanalitik deneyim, Yersiz Şeyler’in titiz söz dağarcığıyla konuşulduğunda, bu şarkının makamını değiştirir: öznenin iadesi, “Sen O’sun” eşiğinde bir vecd değil, zırhın çatladığı ve adın konuştuğu bir kesiştir; kalan her şey, arabesk fazlalığın yankısıdır. (YERSİZ ŞEYLER)

1 Yorum

Filed under Suni muhaberat

One response to “Varoluşçu psikanalizin tam dökümü: sahicilik pathosundan imgesel zırha, ‘özgür özne’ mitinden yapısal yakalanmaya”

  1. Geri bildirim: AKIŞ 🌊➰🧭 | 🦋🤖 YERSİZ ŞEYLER